Kürt Sorunu

A- A A+

Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda en çetin sınavı Kürt meselesi olmaya devam edecektir. Yıllardan beri sorunun etrafında dönülmüş, gerçekçi bir teşhis konulmasından kaçınılmış, tek problemin geniş ölçüde dışarıdan tahrik edilen ve desteklenen PKK terörü olduğu yolundaki politik algılama sürdürülmüştür. Bugün Kürt sorunu karmaşık siyasal, soyso-ekonomik ve uluslar arası dinamikler ile kapsamlı bir sorun haline gelmiştir.Bu önemli soruna, kapsamlı bir çözüm hayata geçirilemediği takdirde ülkemizin birlik, güvenlik ve istikrarı tehdit altında kalmaya devam edecektir.


Türkiye Kürt sorununu “Türkiye içerisinde” çözmeyi başarmalıdır. Aksi takdirde, önümüzdeki dönemde ülke-içi etnik bir sorundan çok sınır-ötesi bir aidiyet sorunuyla karşı karşıya kalınabilir. Vakit kaybetmeden sorunu bir asayiş mevzuuna indirgeyen perspektiften vazgeçilerek siyasi bir vizyon çerçevesinde sorunun çeşitli veçhelerini karşılayacak ekonomik, sosyal ve kültürel tedbirler ve reformlar manzumesinin saptanması ve uygulanmaya konması gerekmektedir.


 


Kürt sorununun güvenlikçi perspektife emanet edilerek asayiş sorununa indirgenmemesi ve terörü etkisiz kılmaya yönelik güvenlik stratejilerinin netice alıcı olabilmesi için terörle mücadelede güvenlik bürokrasisinin Hükümetin etkin yönetiminde yeniden yapılandırılması gerekir.


 


Terör konusunda sonuç alabilen, hem planlama, hem operasyonel olarak hizmet üretebilen bir teşkilatlanma ancak en üst seviyede Başbakanın Başkanlığında ilgili sivil ve asker en üst düzey yetkilerden oluşmalı, yurt içi ve yurt dışı her türlü planlama ile istihbaratın koordinasyonu burada üretilerek yapılan operasyonların takibi ve yönlendirmesi burada kararlaştırılmalıdır. Daha alt düzeydeki kurumların başarılı olmadığını olaylar göstermiştir.


 


Sorunun çözümü için benimsenmesi gereken siyasi vizyona gelince: Bunun içeriğinde en temel unsur kuşkusuz üniter devlet kavramıdır. Bilindiği gibi, üniter devlet ülkenin her tarafında aynı kanunların geçerli olduğu bir sistem olup Federasyon veya bölgesel otonomi sistemleri ile bağdaşması mümkün değildir. Siyasi vizyon çerçevesinde ve üniter devlet temelinde Kürt kültürel kimliğinin tanınması, Türkiye’nin bütün vatandaşlarını herhangi bir ayrım gözetilmeksizin farklılıklara saygı temelinde hepsini kucaklayacak, birlikte ve beraber yaşam kültürüne ağırlık veren demokratik ve özgürlükçü bir ortamın hayata geçirilmesi gerekecektir. Etnik siyasi partilere karşı daha toleranslı davranılmasının, bu partilerin anayasal düzen içinde mevcudiyetlerini sürdürmelerinin bizatihi terörün süregitmesine önemli bir engel oluşturacağının göz önünde bulundurulması uygun olacaktır. Bu çerçevede, Kürtçenin yazılı ve sözlü olarak kullanılmasını yasaklayan mevzuatın değiştirilmesi, TRT’nin tam gün Kürtçe yayını başlatması memnuniyetle karşılanmış ise de bu yayınların sadece Türkiye’de değil bütün bölgede rahatça izlenebilir hale getirilmesi, ayrıca özel kanallara da bu hakkın verilmesinin, talep olan yerlerde Kürtçenin seçmeli ders olarak öğretilmesinin, bazı Üniversitelerde Kürdoloji enstitüleri ve Kürt dili ve edebiyatı bölümleri kurulması projesi faydalı olabilecektir. Türkçenin resmi dil statüsünün muhafaza edildiği bir düzenleme çerçevesinde Türkiye’deki bütün vatandaşların farklı dilleri öğrenmelerini ülkemizin kültürel zenginliğine bir katkı olarak görmek gerekmektedir.


 


Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin ekonomik koşulları ortadadır. Bölgesel geri kalmışlık, sanayiden alt yapı hizmetlerine kadar pek çok alanda görülmektedir. Bölgede uygulanacak kısa ve orta vadeli programlar, fakirlik, işsizlik ve alt yapı eksikliği sorunlarının çözümü için önemli katkılar sağlayacaktır. Kısa vadede atılacak adımlar, küçük aile ekonomilerine doğrudan yansıyacak ve işsizliğin önünü kısmen alacaktır. Terör, coğrafi şartlar ve alt yapı eksikliği yüzünden başta Devlet ve karma yatırımlar olmak üzere bölgeden uzak duran özel sektörün yatırım yapması teşvik edilmeli özel sektörün kaygıları masaya yatırılmalı, imkânlar ölçüsünde giderilmeğe çalışılmalıdır. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) gibi büyük projeler, bölge ve ülke ekonomisine önemli kazanımlar getirecektir. GAP Eylem Planı yeni bir sapmaya maruz kalmadan zamanında tamamlanmalıdır. Bölgeye verilmiş en büyük ekonomik söz olan GAP’ın hayata geçmesi için elden gelen her türlü gayret gösterilmelidir. Diğer taraftan, bölgedeki devlet personeli eksikliklerinin süratle tamamlanması, keza atanacak personelin görevin gereklerine uygun ve yeterli tecrübeye sahip olması göz önünde bulundurulmaktadır.


 


Kuzey Irak’ın ekonomik yapılanmasında Türkiye yoğun bir şekilde rol almaktadır. Kuzey Irak yatırımları Güneydoğu’yu atlayarak değil, eklemleyerek yapılmalı; bu şekilde karşılıklı bağımlılık yapısal hale getirilmeli bu amaçla sınır kapıları arttırılmalı ve giriş-çıkışlar kolaylaştırılmalı ve hizmet en üst düzeye çıkarılmalıdır. Kuzey Irak’a bölgeden ihracat yapacak firmalara gerekli teşvik ve vergi muafiyetleri sağlanmalıdır. Aynı şekilde Doğu ve Güneydoğu’nun sınır komşularından, özellikle Kuzey Irak’tan bölgeye gelecekler için Ankara’daki ODTÜ gibi yabancı dilde eğitim yapacak bir bölge Üniversitesi, keza bölge halkının sağlık ihtiyaçlarına cevap verecek bir veya birkaç uzman hastanenin altyapılarının oluşturulması yönünde YÖK ve Sağlık Bakanlığı bünyesinde bir an önce çalışmalarının başlatılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.


 


Sorun açısından Irak ve Kuzey Irak ile ilişkilerimiz konusunda çeşitli belgelerimizde (son olarak 01 Aralık 2008 tarihli ve 55 sayılı belgemizde) ayrıntılı bilgi ve öneriler sunulduğu cihetle burada bunlar tekrarlanmayarak sadece gerek Irak gerek Kuzey Irak’la ilişkiler geliştirildikçe, işbirliği sahaları genişletilip arttırıldıkça gerek sınır güvenliği gerek terör konularında daha etkili sonuçlar alınacağı hatırlatmakla yetinilecektir. Ayrıca, ABD ve AB’nin soruna bakış açılarını özetleyen 2 not ilişiktedir.


 


EK - 1


ABD’NİN KÜRT SORUNUNA BAKIŞI


 


Bölgede kurulmak istenen denklem ile ABD – Türkiye ve Kürtlerin ortak bir payda da buluşmasına neden olmuştur.


 


Kuşkusuz bu sonuç Türkiye’nin gerek Merkezi Irak ile Gerekse bölgesel Kürt Yönetimi ile dostane ilişkilerin geliştirilmesi sonucunu doğurmuştur. Kanaatimizce ABD’nin bölge politikası Türk – Kürt işbirliğini desteklemek istikametinde geliştirilmektedir. Yapılan anlaşmada bu politikaları teyit etmektedir.


 


Merkezi Irak ile yapılan anlaşma, Irak topraklarının bölünmez bütünlüğünü pekiştirecek pek çok madde içeriyor. Merkezi yönetimin geniş yetkilerle mücehhez hale getirilmesi ve Silahlı Kuvvetlerin ülkenin bütününde görevlendirilmesi vurgusu özellikle dikkat çekiyor. Her türlü silah ve teçhizata kavuşturulan genellikle Arap subayların komuta ettiği ortak ordu, Irak topraklarının başka ülkelere “saldırı” anlamı taşıyan eylemler için kullanılmamasının da garantisi yapılıyor bu anlaşmayla,


 


ABD ile kuzeyde Kürt Yönetimi arasında savaştan önce kurulmuş ve işgalin hemen arkasından pekiştirilmiş ittifakı geçersiz kılan bir anlaşma bu, Kürtlerin beklentisi, askerlerini Irak’tan çekse bile ABD’nin büyük bir üssü kuzeyde bırakacağıydı; oysa son Amerikan askeri ülkeyi terk ederken kuzeyde büyük bir üs olmayacak anlaşmaya göre… Washington, imzalanan anlaşmayla, “Ülkenin birlik ve bütünlüğünü koruma ve kollama görevi Irak ordusuna ait” ilkesini muhataplara kabul ettirmiştir.


 


Başında Mesut Barzani’nin bulunduğu kuzeydeki Kürt Yönetimi’nin bu anlaşmanın kendilerini Türkiye ile işbirliği arayışına zorladığını anlamaması mümkün değil. Türkiye’nin böyle bir arayışa olumlu cevap vermesi ve işbirliğine yanaşmaması ön şartlardan birinin ne olduğunu herhalde belli: PKK’nın kuzeyde barınamaz hale getirilmesi..


 


EK – 2


AB’NİN KÜRT SORUNUNA BAKIŞI


 


AB’nin Kürt sorunu konusunda ortak bir politikası yoktur. Kendi beyanlarına göre; PKK terörünün tamamen bitirilmesi arzu edilmekte, sorunun politik bir vizyon ve bireysel insan hakları çerçevesinde çözülmesinin uygun olacağı ifade edilmektedir.


 


AB ülkelerinin terör konusunda Türkiye ile etkin bir işbirliğine yanaşmadığı bilinmektedir.


 


AB temsilcilerinin DTP’nin PKK ile arasına mesafe koymamasını eleştirmekle beraber AB Hükümetlerinin Avrupa’daki Kürt gruplarının faaliyetlerini önleme de isteksiz davrandıkları da görülmektedir.


 


Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslar arası Kriz Grubu’nun “Türkiye ve Avrupa: Belirleyici Yıla Girerken” başlıklı raporunda hükümetin Kürt nüfusun ağırlıklı olduğu bölgelerde ekonomik kalkınma planlarını sürdürerek, dil ve kültürel hakları daha fazla genişleterek Türkiyeli Kürtlerin sisteme dahil edilmesi siyasetini geliştirmesi gerektiği ifade edilmektedir.


 


Raporda ayrıca, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin PKK’ya verilen mali desteğe daha sıkı denetimle karşılık vermesi ve Türkiye’de terör saldırısı suçuyla arananların tutuklanması ve sınır dışı edilmesi taleplerini gereken şekilde yanıtlaması gerektiği kaydedilmektedir.


 


(*) Dış politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi(E)- Dışişleri Eski Bakanı, Bşk.Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral (E), M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral(E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Candemir Önhon Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E), Aytaç Yalman Orgeneral(E).


 


OBİV Dış politika ve Savunma Araştırmaları Grubu, No: 56, KÜRT Dosyası 1, 12 Ocak 2009.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top