KKTC’nin Üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu

Aslıhan P. TURAN
22 Nisan 2010
A- A A+

18 Nisan’da KKTC’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini, %50,3’lük oy oranıyla Ulusal Birlik Partisi’nden Derviş Eroğlu kazanmıştır. Seçimlerin temel propagandası, GKRY ile sürdürülen müzakerelerin devam etmesi ve müzakerelerin gidişatının değiştirilmesi gerektiği üzerine kurulmuştur. 2004 yılında, GKRY’nin tüm Ada’yı temsilen Avrupa Birliği’ne üye olmasının ve KKTC ile GKRY arasında sürdürülen müzakerelerin kalıcı ve barışçı bir çözüme ulaşamamasının, Talat’ın oy kaybetmesinde etkili olduğu öne sürülmektedir. Adadaki Türkler’in milli konulara duyarlı, fakat aynı zamanda uzlaşmaya açık bir lider arayışında oldukları için Eroğlu’na oy verdikleri yorumu yapılmaktadır. Seçim sonuçlarının, KKTC’nin çözüm için çaba harcamasına karşılık, GKRY’nin aksi yönde hareket etmesine bir tepki ve GKRY’ne, Yunanistan’a ve AB’ye mesaj niteliğinde olduğu değerlendirilmektedir. KKTC’nin yeni döneminde, Derviş Eroğlu’nun nasıl bir politika izleyeceği, AB’nin ve Rumlar’ın seçim sonuçları hakkındaki yorumları ve KKTC ile GKRY arasındaki müzakerelerde gelinen son durum aşağıda incelenecektir.


Eroğlu’nun Politikası Ne Olacak?
Derviş Eroğlu, Kıbrıs’ta iki egemen ve bağımsız devlet kurulması yönünde bir çözümü benimsemektedir. Derviş Eroğlu, seçim sonrasında yaptığı açıklamada, GKRY ile müzakerelerin sürdürüleceğini, ancak varılacak antlaşmanın “yaşayabilir” nitelikte olması gerektiğini belirtmiştir. "Anavatan Türkiye'yle işbirliği halinde, yaşayabilir onurlu bir anlaşma için çaba harcayacağım" açıklamasını yapan Eroğlu, KKTC’ye yönelik olarak uygulanan ambargoların kaldırılması için de çağrıda bulunmuştur.


Müzakere masasından ilk kalkanın kendisi olmayacağını açıklayan Eroğlu, görüşmelerin farklı bir anlayışla seyredeceği mesajını vermiştir. 2008 yılından beri süren müzakerelerin, şeffaf olmadığını savunan Eroğlu, “Rum tarafında oldukça aktif olan “Ulusal Konsey” benzeri bir yapılanmanın getirilmesi ve hükümetin dâhil edileceği bu süreçte “tek adam” zihniyetinden sıyrılıp ekip çalışmasına odaklanılması” gerektiğini açıklamalarında vurgulamıştır. Eroğlu’nun müzakerelerden almak istediği sonuç, Talat’ın eşit iki toplumlu, iki kesimli federasyon politikasının aksine, iki eşit ve egemen devletin oluşturacağı konfederal bir yapıdır.


Derviş Eroğlu, seçim programını açıklarken, hedeflerini, “Her alanda Avrupa Birliği standartlarını egemen kılacağız. AB’ye uyum yasalarının tamamlanmasına ağırlık vereceğiz. Kıbrıs konusunda, eşitliğimizi ve güvenliğimizi, gerçekçi bir antlaşmanın temeli olarak görüyoruz. Yapay umutlar yerine, gerçekçi ve adil bir antlaşma için mücadele etmeye devam edeceğiz. Adaletin sağlandığı, AB standartlarını yakalayan, hizmet kalitesini yükselten, ekonomik sektörleri canlı, örnek bir ülke yaratacağız.  KKTC’yi uluslararası alanda onurlu ve hak ettiği yere birlikte getireceğiz. Vatandaşlarımızın temiz bir çevrede, refah, güven ve barış içinde yaşaması temel hedeflerimizdendir.” şeklinde beyan etmiştir.


Seçim sonuçlarının ardından yapılan yorumlardan biri de, Avrupa’nın KKTC’nin Türkiye’ye bağımlı olduğu algısına karşı, Türk hükümetinin, Talat’a açık desteğine rağmen, Derviş Eroğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesinin, Kıbrıs Türk halkının kendi iradesiyle hareket etme kabiliyetini kanıtladığı yönündedir.

 

Rum Kesiminin Yorumları
GKRY Cumhurbaşkanı Hristofyas, Eroğlu’nun seçilmesini olumsuz karşılamış ve müzakerelerin devam edeceğinden kuşku duyduğunu belirtmiştir. KKTC eski cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la, 2010 yılında Ada’da kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik çalıştıklarını belirten Hristofyas, BM Güvenlik Konseyi’nden destek almak için, beş daimi üyenin temsilcilerinden randevu almıştır. Ayrıca  Kıbrıs Rum yönetimi liderliğinin, 26, 27, 28 Nisan'da yapılacak ulusal konsey toplantısında yeni durumu değerlendireceği duyurulmuştur.


Rum gazetelerinden Fileleftheros, "Eroğlu'nun kazanmasının ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yenilgisinin ardından, Kıbrıs sorununa ilişkin siyaseti, müzakerelerde sunulan tezleri Ankara'nın belirlemesine karşın, söylemin ve de muhtemelen müzakerelerdeki taktiğin değişeceğinin açık olduğunu" öne sürmüştür.


Bir diğer Rum gazetesi olan Politis ise "BM ve Kıbrıs sorununa ilişkin muhtemel arabulucuların, Eroğlu'nun seçimleri kazanmasının ardından, Kıbrıs sorununa ilişkin uluslararası bir konferansın yapılmasının kaçınılmaz olduğunu düşündüğünü" yazmıştır. Gazete, "BM ve arabulucuların, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıs sorununa ilişkin yoğun istişarelere katılımı ve mevcudiyetiyle, milliyetçi Kıbrıs Türk liderin kontrol edilebilmesi için uluslararası konferansın tek yol olduğuna inandıklarını" iddia etmiştir. Habere göre Kıbrıs konusunda ileriki adımlara ilişkin karar, New York'ta, bu ay sonunda, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Genel Sekreterin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile Genel Sekreterin Yardımcısı Lynn Pascoe arasındaki toplantıda alınacaktır.


Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Grigoris Delavekuras, KKTC'deki Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) adayı ve “Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden Eroğlu'nun zaman zaman ifade ettiği tezleri bilinmektedir ve doğal olarak hiçbir iyimserliğe yol açmamaktadır demiştir. ''Söz konusu tezlerin, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın müzakereler karşısındaki yapıcı tutumuyla bağdaşmadığını'' savunan Sözcü, ''Eroğlu'nun müzakere masasına yapıcı niyet ve çözüm için net bir istekle gelme yükümlülüğü olduğunu'' söylemiştir.  Delavekuras, Hristofyas’ın “yapıcı” yaklaşımına karşılık, müzakerelerde gerileme olması durumunda Eroğlu’nun sorumlu olacağını savunmuştur.


Kıbrıs meselesinin çözümü konusunda Türkiye'nin rolüne de değinen Sözcü, ''Türkiye'nin Kıbrıs Türk tarafını müzakerelerde yapıcı tutum izlemesi yolunda cesaretlendirmesinin beklendiğini'' söylemiştir. Delavekuras, ''Ada'da BM gözetiminde gerçekleştirilen çözüm arama müzakerelerinin Hristofyas'ın çaba ve inisyatifleri sayesinde geliştiğini'' iddia etmiştir. ''Kıbrıs'ta çözümün, BM kararlarınca da öngörüldüğü şekilde, iki bölgeli, siyasi eşitliğe sahip iki toplumlu federasyon, tek uyruk ve tek uluslararası kimlik çerçevesinde olması gerektiğini'' belirtmiştir. Atina'nın, ''Hristofyas'ın çözüm çabalarına ve müzakere sürecine Kıbrıs Türk toplumunun yeni lideri ile devam etme kararını desteklediğini'' belirten Sözcü, bugüne kadar görüşmelerde istenen derecede olmasa bile belirli bir ilerleme kaydedildiğini ve bu ilerlemenin muhafaza edilmesi gerektiğini sözlerine eklemiştir.


Yunanistan gazetelerinden Apoyevmatini, seçim sonuçlarını “fiyasko” olarak tanımlarken, Elefteros Tipos gazetesi ise Eroğlu’nu “yeni Denktaş” olarak tanıtmıştır.


Avrupa’nın Bakışı
AB Komisyonu'ndan yapılan açıklamada ise "Kapsamlı çözüm müzakerelerinin devamı hayati önemdedir. AB Komisyonu Derviş Eroğlu'nu yapıcı ruhla çözüm ve yeniden birleşme yolunda ilerlemeye teşvik etmektedir" denilmiştir. Ayrıca "Kıbrıs sorununa çözüm bulunması noktasında Talat ile Hristofyas arasında sürdürülen federasyon temelinde iki bölgeli iki toplumlu müzakere sürecini destekliyoruz. Eroğlu'nun mevcut müzakere sürecine olumlu yaklaşmasını ve müzakereleri bu anlayışla sürdürmesini umuyoruz. Kıbrıs'taki çözüm müzakerelerinde Eroğlu'nu desteklemeye hazırız. Biz AB olarak statükonun bir alternatif olmadığını düşünüyoruz. İki liderin (Hristofyas-Eroğlu) müzakere sürecine gerekli desteği vermeye hazırız. AB Kıbrıs'ta, Ada’da yaşayan herkesin çıkarına olacak bir çözümün bir an önce bulunmasına bütünüyle bağlıdır” şeklinde açıklamada bulunmuştur.


İngiltere’de The Guardian gazetesi, seçim sonuçlarını bildirirken, müzakerelerin çökmesine neden olacağını ve Türkiye’nin AB’ye üyeliğine olumsuz etki yapacağını savunmuştur. Times da benzer şekilde, Türkiye’nin AB umutlarına gölge düştüğü yorumunu yapmıştır. Fransız Le Monde gazetesi, haberi “Kuzey Kıbrıs’ta birleşme projesinin sonu” şeklinde duyurmuştur. 2008 yılından beri sürdürülen müzakerelerin devam etmeme olasılığı olduğunu belirten gazete, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin de olumsuz etkilenebileceğini yazmıştır. Le Figaro, KKTC eski Cumhurbaşkanı Talat’ın “Adada çözüm vizyonuna sahip olmayan Eroğlu ile müzakerelerin sonuca ulaşacağına inanmıyorum” sözlerine yer vermiştir. Gazete ayrıca, “Eroğlu, her ne kadar müzakere masasından kalkmayacağını söylese de, Rumların tartışma dışı bıraktıkları konularda nasıl uzlaşmaya varılacağı belirsiz” şeklinde bir yorum yapmıştır.


Müzakerelerde gelinen son nokta
3 Eylül 2008’de KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve GKRY Cumhurbaşkanı Hristofyas arasında başlayan kapsamlı müzakere süreci Türkler açısından istenilen hedeflere ulaşmamıştır. Kapsamlı müzakerelerin en önemli konusunu mülkiyet rejimi oluşturmaktadır. Loizidu ve takip eden davalarda, AİHM tarafından Türkiye yüklü tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. 28 Nisan 2009 tarihinde Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, Orams davası için bildirdiği görüşünde GKRY mahkemelerinin kararlarının tüm üye devletlerde geçerli olduğunu kabul etmiştir. Bu kararla Rum mahkemelerinin, KKTC’de Rum malı edinmiş ya da ticaret yapmakta olan yabancılar hakkında vereceği kararların, tüm AB ülkelerinde uygulanabilmesi, bu kişilerin mallarına el konulabilmesi söz konusu olması sağlanmıştır. AİHM, 5 Mart 2010 tarihinde verdiği Demopoulos/Türkiye kararında KKTC’de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nu, etkin ve bağımsız bir iç hukuk yolu olarak resmen tanıdığını açıklamıştır. Bu kararla, Rumlar mülkiyet haklarıyla ilgili iddialarını, AİHM’ye gitmeden önce, Taşınmaz Mal Komisyonu’na götürmek zorunda kalacaklar. Bu da şimdiye kadar, Avrupa’nın GKRY’ne uzlaşma sağlanması için baskı yapmaya başladığının bir göstergesidir. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, Lizbon Antlaşması’nın sağladığı prosedür kolaylıklarından faydalanarak, KKTC ile doğrudan ticaret yapılması için görüşmelerin Parlamento’da başlamasına karar vermesi, yine adadaki çözüme destek verdiğini göstermektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top