Nükleer İran

A- A A+

Eskiden, insanlığın geleceğinin su veya gıda kaynaklarının bitmesi ile tehlikeye düşeceği düşüncesi hâkimdi. Günümüzde ise uzmanlara göre, insanlığın geleceğinin enerji krizinin tehdit ettiği düşüncesi hakim olmaya başlamıştır. Son yıllarda, uluslararası kamuoyu yoğun bir şekilde İran İslam Cumhuriyeti nükleer programıyla ilgilenmektedir. Bu ilgi, Batılı ülkelerin İran rejimiyle bölgesel sorunlar konusunda farklı düşünce ve yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır. 1979 İslam Devriminden sonra, Batı eksenindeki monarşiye dayalı Şah rejimin aksine, Devrim Hükümetleri, Batı karşıtı, bağımsız bir politika izlemeye başlamışlardır. Monarşi döneminde İran’ın nükleer projelerine destek veren hatta içinde yer almak için birbirleriyle yarışan Batılı Devletler, günümüzde bu faaliyetleriden dolayı İran’a karşı çok sert tavır takınmışlardır. İranlı yetkililer nükleer faaliyetlerin barışçıl amaçlı ve hedeflerinin günden güne artan enerji ihtiyaçlarının karşılamak olduğunu vurgulamaktadırlar. İranlı yöneticiler her fırsata NPT (1) antlaşmasına bağlı olduklarını vurgulamaktadırlar. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail olmak üzere Batılı Devletler İran’ın nükleer faaliyetlerinden kuşku duydukların Uluslararası kuruluşlar aracılığıyla ve kendilerine bağlı medya organlarıyla dile getirmektedirler. İran’ın zengin enerji kaynaklarına sahip olduğunu ve bu faaliyetlerin nükleer silah üretime yönelik olduğunu vurgulamaktadırlar.


Bu suçlamaları karşın, İranlılar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı IAEA’nın (2) bütün kural ve isteklerini yerine getirdiklerini ve kendilerine karşı çifte standart uygulandığını söylemektedirler. IAEA’nın Başkanı ve sözcüleri, uluslararası denklemler ve dengelere göre kimi zaman İran’ı haklı bulurken genel olarak ABD ekseninde tavır almaktadırlar.


Öte yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve 5+1 (3) gurubunun girişimleri de krizin çözümünde pek mesafe aldıkları söylenemez. Bilindiği gibi kısa süre önce İran İslam Cumhuriyeti 10 dönem Cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçekleştirmiş, muhalefetin yoğun itirazlarına rağmen Anayasayı Koruma Şurası, Rehberlik Makamı ve son olarak İslami Şura Meclisinin onayını alan Mahmut Ahmedinejad, bu koltuğa oturmuştur. Bazı dini otoritelerin, muhalefetin ve reformcu kanadın seçim sonuçlarına yönelik itirazları devam etmektedir. Hatta hükümetin meşruluğu sorgulanmaktadır. Seçim sonucunda ülke içindeki olumsuz gelişmeler ve istikrarın sağlanamaması dış politikadaki etkilerini göstermeye başlamıştır. İran’ı doğrudan ilgilendiren Hazar Denizinin statüsünün ele alındığı Aktav konferansına davet edilmemesi bu olumsuz gelişmelerin başlangıcı sayılabilir. Kazakistan’ın Aktav kentinde Hazar’a kıyısı bulunan Rusya Federasyonu, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan’ın katılımıyla gerçekleşen bu oturuma İran’ın çağrılmaması, uluslar arası arenada bu ülkenin izole edilmesine yönelik girişimlerinin sonucu olarak değerlendirilebilir. Tam da bu ortamda İran Devleti nükleer programıyla ilgili yeni bir paketi 5+1 gurubuna teslim ederek, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu öncesinde U.A.E.A. nezdinde yeni öneri paketiyle girişimlerini yapmıştır. Önümüzdeki aylarda ve hatta yıllarda bu konu Dünya kamuoyu gündeminde önemini artırarak devam edecektir. Ben araştırma yazımda bu tartışmalara girmeden konunun hassasiyetine binaen,  İran’ın resmi verilerini kaynak alarak bu ülkenin nükleer programını ve gelişim aşamalarını okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Konuyu araştırmaya başladığımda İran’ın nükleer kurum, müessese ve faaliyetlerini herkesin erişebileceği ve rahatlıkla görebileceğini gördüm. Bu bilgilerin internet, kitap ve yazılı basın ortamında sergilendiğine şahit odum. 


Bildiğimiz gibi atom çekirdeği nötron ve protonlardan oluşmaktadır. Nötronlar elektrik yükünden yoksundurlar. Buna karşılık protonlar pozitif yük taşımaktadırlar. Bunlar arasında güçlü elektrik çekimi söz konusudur. Meydana gelen elektronik hareketlilik sırasında atom molekülleri parçalanmaz ve doğal atomları meydana getirirler. Bu moleküllerin yan yana gelmesi Atom Enerjisi diye adlandırdığımız gücün temelidir. Bu işlemin uygulama sahası çok küçük olmasına karşın içinde büyük bir enerji miktarı barındırır. İnsanoğlu her zaman çok enerji üreten ve çevreye daha az zarar veren enerji kaynakları peşinde olmuştur. Bu düşünce doğrultusunda atom molekülleri içinde var olan enerjiyi açığa çıkararak gündelik yaşamında kullanmak istemektedir.


Kuşkusuz çağımızda insanlığın hizmetinde bulunan en önemli enerji kaynaklarından biri elektrik enerjisidir. Elektrik üretimi için farklı ve birbirinden değişik yöntemler kullanılmaktadır. Bunların başında hidroelektrik santralleri, rüzgar enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerji, termik santraller ve son olarak nükleer enerjiyi sayabiliriz. Termik santrallerde fosil kaynaklı yakıtlar yani;  kömür, petrol ve doğal gaz kullanılarak ısı üretiliyor ve üretilen hararet buhar kazanlardaki suyu buhara dönüştürerek elektrik tribününün çalışmasını sağlıyor. Nükleer enerjiyle çalışan santrallerdeyse; atom çekirdeği yarılarak içindeki enerji ısı olarak serbest bırakılıyor. Isı kullanılarak elektrik üretimi gerçekleştiriliyor. Aslında nükleer santraller fosil yakıtlı santraller gibi çalışıyor, bir tek fark kömür yerine atomun yarılmasından meydana gelen enerji kullanılıyor. Dünyada farklı nükleer santral sistemleri mevcuttur. En gelişmişlerinden biri basınçlı suyla çalışan reaktörlerdir. Uranyumun nükleer santrallerdeki fonksiyonuna gelince; atom çekirdeğinin proton ve nötronlardan oluştuğunu, bu ağır unsurların barındırdığı birleşik enerjinin atomun yarılmasıyla serbest kaldığını biliyoruz. Serbest kalan enerji çok yüksektir ve nükleer reaktörde yakıt olarak kullanılmaktadır. 12 gramlık bir Uranyum hapının kullanımı bir ton taş kömüre veya 17 bin ton metre küp gaza eşittir. İran’da Fars Körfezi kıyısındaki Buşehr Nükleer santralinde kullanılan 80 ton uranyum enerjisi 17 milyon varil ham petrole eşittir. (4)


Nükleer yakıt dönüşümlü reaktörlerin en temel ihtiyacı uranyumdur. Uranyum doğal bir madendir. Orasil adındaki maden taşından uranyumun %99,7 sinin izotopu 238’dir ki onun da çözülme imkanı bulunmamaktadır. Kalan %1 den az hafif kısmı ise; Uranyum 225 diye adlandırılır. Bu izotop doğal uranyumda 3 nötron az olduğundan çözülebilirlik özelliğe sahiptir. Böylece madenden çıkarılan uranyumun yalnız %1 gibisi zenginleştirilerek sanayide kullanılabilir. Bu işleme yakıt dönüşümü denmektedir. Uranyum 235 ve 238 aynı kimyasal özelliklere sahip olduklarından dolayı normal yollardan zenginleştirilmemektedir. Kimyasal yöntemler yerine fiziksel uygulamalar yolu yani santrifüjleşmekle (çok yüksek hızla çevirmek) gerçekleştiriliyor. Bu işlemle bu 2 izotop (ağırlıkları farklı olan) birbirinden ayrıştırılıyor. İran’da bu işlemler güvenli bir ortamda geçekleşiyor.(5)


İran’da nükleer enerji üretimine yönelik faaliyetler çeşitli aşamalarla oluşmaktadır. Birinci aşama Uranyum madenini yer altından çıkarmaktır. Teknik aletlerle yer altındaki Uranyum tespit edildikten sonra, miktarı ve kalitesine göre çıkarılıp çıkarılmayacağına karar veriliyor. İran’daki en zengin Uranyum madenleri, çöl kıyısındaki Yezd eyaletinde bulunuyor. Buradan çıkarılan maden Oksit uranyumdan  (U308)  oluşuyor. İkinci aşamada eşit boyutlarda parçalanmış olan maden taşları teknik değirmenlere gönderiliyor. Bu işlem aynı eyaletteki Erdekan tesislerinde yapılmaktadır. Üçüncü aşamada sülfürik asit (H2SO4) kullanılarak Uranyum yabancı maddelerden ayrıştırıyor ve tasfiye edilmiş kuru uranyum ortaya çıkıyor. Elde edilen madde katı uranyumdur ki; buna da Sarı Kek denilmektedir. Bu işlemler Yezd eyaletindeki Netenz tesislerinde gerçekleştirilmektedir. U.A.E.A.nın denetçileri bu tesiste denetim yapmakta, kapalı devre görüntü cihazlarıyla gözlemlerini sürdürmektedirler.  İran’ın İsna haber ajansının verdiği habere göre: Netenz tesislerinde var olan 3000 santifürüjün yanı sıra 6000 santifürüj daha faaliyete geçecektir.(6)


Sarı Kek, Yellowcake veya (Urannia) olarak da adlandırılmaktadır. Sarı Kek’i oluşturan maddeler:
a- Uranyum oksitleri (U 308)
b- Hidraksid U02(OH)² ve ya (U02)² (OH)²
c- Sülfat Uranyum (U02504)
d- Praksit Uranyum U04’NH2


Sarı Kek genel olarak nükleer reaktörlerde yakıt olarak kullanılmaktadır. Dünyada her yıl ortalama 64 bin ton üretilmektedir. Kanada ve Kazakistan dünyanın en büyük üreticileridir.  Kilosu ortalama 25 dolar civarında satılmaktadır. (7) Dördüncü aşamada ise Sarı kek santirifürüjlerde zenginleştirilmek için önce gaz haline getiriliyor. Bu işlemde kimyasal bir ortamda katı konsantre oksit Uranyum (UCF) Hegrafolarayd (UF6) haline getiriliyor. Bu madde oda sıcaklığında katı haldedir. Biraz sıcakta ise gaza dönüşmektedir. Buraya kadar olan kısımda uranyum üzerinde yapılan işlemler kimyasaldı. İzotop 235 in yoğunluğunda bir değişiklilik meydana gelmemiştir. Bu işlemler İran da İsfahan Tesisleri’nde yapılmaktadır. Hap üretme nükleer yakıtın en hassas aşamalarından biridir. Bu fabrikalarda ve diğer fabrikalarda uranyum ürünlerini (UCF) ve Zirkonoyom (ZPP) nin yanı sıra İsfahan nükleer tesislerinde faaliyet göstermektedirler. Bu fabrikaların yapımı 2000 yılında başlamıştır. İranlı uzmanlarca yapılmış ve faaliyete geçirilmiştir. Burada Dioksit hapı doğal ve zenginleştirilmiş olarak %5 zenginleşmiş olarak diğer tesislerinde ihtiyacı için hazırlanıyor. Bu aşamada WWER-1000 yakıtı üretilmektedir. Bu üretilenler 40 megavatlık Erak nükleer tesislerinde kullanılmaktadır. Erak tesisinde: Dioksit Uranyum Dioksit hapları, yakıt çubuklarının montajı, yakıt üreticisinin yapımı gerçekleştirilmektedir. Bu fabrikanın kapasitesi yıllık 40 ton olup 140 tona çıkarılabilir büyüklüktedir. (8) 


Beşinci aşamada elde edilen Uranyum ki henüz UF6 şeklindedir Dioksit Uranyum pudrası (U02) na dönüştürülmektedir. Elde edilen bu mamul nükleer yakıt olarak kullanılmaktadır. Bu işlemler İsfahan nükleer tesislerinde gerçekleştirilmektedir. Altıncı aşama: Ağır suyla çalışan bir reaktör yakıtı için %5 zenginleşmiş uranyum 225 gereklidir. Oysaki bir Uranyum Bombası yapmak için en az %90 zenginleştirilmiş Uranyum gereklidir. Zenginleştirme işleminde birkaç yöntem kullanılarak ağır ve hafif izotoplar ayrıştırılmaktadır. Sanayi ihtiyacı için gaz yayılması ve santirifürüz gaz yöntemleri kullanılmaktadır. İran’da Netenz tesislerinde UF6 gazı silindir mahzenlerde hızlı eritilerek merkez kaç gücü kullanılarak UF6 235 ki, UF6 238 den hafiftir, molekülünden ayırarak koparılmaktadır. Böylece zenginleştirilmiş Uranyum elde edilmektedir.(9) Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Menije Rehbere göre: Ağır suyun kaynama derecesi normal suyun kaynama derecesinden yüksektir. Bu suyu elde etmek için damıtma ve buharlama yöntemleri kullanılmaktadır. İran’ın Erak tesislerinde karmaşık işlemlerden sonra ağır su elde ediliyor. Dünyada bu işlemi yapabilen yalnız 8 ülke var, İran bu teknolojiye sahip 9. ülke konumuna gelmiştir. Atom fiziği uzmanı Tahran Emir Kebir Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hüseyin Aferide ise : “İran çok zengin doğal uranyum kaynakları sahiptir. Bu kaynaklarımızı kullanarak üretim yapmaktayız.  Üretilen ağır suyu ağır su reaktörleride kullanabiliriz, uranyum zenginleştirmek için buraları kullanabiliriz, Erak’taki tesislerimizde yılda 16 ton ağır su üretiyoruz, bunu elektrik ve tıp alanında kullanmaktayız, “demiştir. (10)


Yedinci aşamada, Atom yarılınca hafif çekirdekler alfa ışını ve nötron enerjiyi ortaya çıkarır. Ortaya çıkan enerji (E= MCZ) hareketli enerjiye dönüşür. Ortaya çıkan sıcaklık rektörün kalbindeki sistemle nötron ve atomun çekirdeğini kontrol eder. Rektörler işlem bakımından ikiye ayrılırlar:

a-Hafif suyla çalışan reaktörler. Bunların sureti azdır ve yarılmalarıyla ısı üretimi yavaşça gerçekleştirilir. Bu tip reaktörlerin kullanımı barışçıldır. İran’ın Fars Körfezi kıyısındaki Buşehr nükleer santral bu tip bir reaktördür.
b- Ağır suyla çalışan reaktörler. Bu reaktörler enerjinin yanı sıra tıp ve tarımsal araştırmalarda kullanılan yakıtı da üretmektedir. Plütonyum ve Uranyum 235 bu reaktörlerin ürünleridir. İran’da tahran yakınlarında ki Erak Nükleer santral bu tip reaktörlerdendir.(11)


Sekizinci aşama: Nükleer ürünler enerji üretiminin yanı sıra tıpta, tarımda ve başka alanlarda ve bilim araştırma sahalarında da kullanılmaktadır. İran’da Tahran Üniversitesi araştırma reaktörü (12) , Türkiye sınırındaki Doğu Azerbaycan eyaleti merkezi Tebriz’in yakınlarındaki Binab Nükleer Araştırma Merkezi ve Tahranın kuzeyindeki Kereç’deki Heştgerd Nükleer Tıp ve Tarım Araştırmalar Merkezi en önemli nükleer bilimsel ve araştırmalar merkezleridir. Nükleer reaktörlerde ortaya çıkan nükleer atıklar radyo aktif özellikleri ve başka zararlarından dolayı belli yasalar ve kurallar çerçevesinde çok teknik ayrıştırmalara tabi tutulduktan sonra ülkenin ortasındaki Yezd eyaletinde Enarek de muhafıza edilmektedir. Her hangi bir sızıntı olmaması ve çevreye zarar vermemesi için gerekli bütün tedbirler alınmıştır.


İran atom enerjisi kurumu 1974 yılında kuruldu. 1979 İslam Devrimi’nden sonra ülkenin ihtiyaçları, enerji dar boğazı ve meydana gelen yeni siyasal gelişmeler çerçevesinde yeni hedef ve amaçlarla faaliyetlerini hızlandırmıştır. Devrimden sonra iktidara gelen bütün hükümetler bu kurumun gelişmesi için gerekli destekleri bir Devlet Politikası gereği olarak vermişlerdir. Kurumun hedefleri:


I. Nükleer bilimin gelişmesini ve alt yapısını sağlamak
II. Tarım, tıp ve hizmet sektörlerinde nükleer teknoloji ve biliminden faydalanmak
III. Ülkenin elektrik ihtiyacının bir kısmını karşılamak doğrultusunda nükleer santrallerden faydalanmak
IV. 20 bin megavatlık nükleer reaktör ve araştırma reaktörleri için uzun vadeli hazırlıklar yapmak ve yakıt tedarik etmek
V. Nükleer atıkların toplanması, saklanması işlemini gerçekleştirmek
VI. Uluslararası kurallar çerçevesinde halk ve çevreyi radyo aktif ışınlardan korumak
VII. Nükleer enerji konusunda güncel bilim ve teknolojiyi takip etmek.


İran Atom Enerjisi Kurumuna bağlı kurumlar:
a- Nükleer güvenlik sistemi
b- Uluslararası, parlamento ile ilişkilerden sorumlu ve planlama yardımcılıkları
c- Araştırma ve bilim yardımcılıkları
d- Mali ve idari yardımcılıklar


Araştırma merkezleri:
1- Eğitim bölümü
2- Araştırma bölümü:
a: Tarımsal, Tıp ve Sanayi Araştırma Merkezi (1984 yılında Tahran’ın batısında Kerec kentinde 100 hektarlık alanda faaliyet geçmiştir)
b: Nükleer reaktörler araştırma merkezleri ( İsfahan, Tahran)
c: Nükleer Yakıt Araştırma Merkezi
d: Nükleer bilim
e: Plazma fizik (13)


Nükleer bilim ve teknolojik ihtiyaçlara yönelik eleman yetiştirmek amacıyla İran Atom Enerjisi Kurumu Nükleer Bilim ve Araştırma Merkezi kurmuştur. Dr Muhemet Gennadi başkanlığındaki kurumunun hedefleri:
1- Nükleer bilim ve teknolojiyi geliştirmek ve yaygınlaştırmak
2- Nükleer faaliyetlerin seviyesini yükseltmek için alt yapıyı oluşturmak

 

Kurumun görev ve sorumlulukları:

1-   Nükleer enerji ve ona bağlı sahalarda örneğin: Plazma, lazer, tıp, tarım, enerji gibi alanlarda araştırma yapma
2-   Temel, işlevsel ve geliştirme alanlarda projeler hazırlamak
3-   Araştırma merkezi faaliyetleriyle ilgili imkanlar yaratmak
4-   Ülkede ve yut dışındaki nükleer araştırma merkezleriyle iş birliği yapmak
5-   Özel ve tüzel kişilere bu konularda danışmanlık yapmak
6-   Nükleer eğitim sahasında kitaplar, büroşürler, dergiler ve bilgisayar programları hazırlamak
7- Bilimsel toplantılar ve eğitim seminerleri düzenlemek
 
Araştırma Merkezinin Mütevelli Heyeti:
1- İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı
2- Bilim Bakanı ve ya Temsilcisi
3- Devlet Planlama Teşkilatı Başkanı ve ya Temsilcisi
4- Araştırma Merkezi Başkanı
5- İran Atom Enerjisi Kurumu Araştırmalardan Sorumlu Yardımcısı
6- Ülkenin Bilim Adamlarından ( 2 ile 4 arasında değişen bu üyeler Araştırma Merkezi Başka’nın önerisiyle Bilim Bakanı tarafından atanır) (14)


Özet bir şekilde, İran’ın resmi kaynakları verilerini baz alarak bu ülkenin nükleer kapasitesini ve bu sahada faaliyet gösteren kurumları aktarmaya çalıştım. Bildiğimiz gibi her hangi bir ülkenin askeri, ekonomik, bilimsel ve ya nükleer kapasitesi konusunda kesin veriler ve bilgiler ortaya koymak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Genel olarak Batılı Devletler bir ülkeyi hedef haline getirip her hangi bir emperyalist saldırı planladıkları zaman ellerinde ve denetimlerinde bulunan uluslar arası kitle iletişim araçlarını kullanarak Dünya kamuoyunu kendi hedefleri ve amaçları doğrultusunda harekete geçirip bilgi kirliliği yaratarak dehşet senaryoları yaratırlar. ABD bu yöntemi son olarak Irak’ı işgal etmeden o ülkenin sözde kimyasal, biyolojik silah kapasitesi ve terör örgütü El Kaide ile iş birliği yaptığı konusunda daha sonra tamamen yalan olduğu ortaya çıkan planla gerçekleştirmiştir. İran’ın nükleer kapasitesi ve niyeti konusunda yıllardan beri başta ABD, İsrail ve diğer Batılı Devletler tarafından pek çok senaryo ortaya atılmıştır. Bu devletlerin genelde bölgenin tamamına özelde İran’a yönelik saldırgan ve çıkara dayalı hedeflerinin olduğu herkesçe malumdur. Bu ülkelerin yanı sıra Rusya ve Çin’in de bu ortamda suyu bulandırıp kendi ekonomik ve stratejik çıkarlar doğrultusunda kimi zaman İran’ın kimi zamanda Batı’nın yanında tavır sergilemektedirler. İran’ın son öneri paketine ve ilgili devletlerin bu cevap hakkındaki yorumlarına geçmeden Mayıs ayında yayınlanan ABD ve Rus Bilim Adamlarının ortak raporuna bir göz atalım. Atom enerjisi ve nükleer fizik uzman olan bilim adamlarına göre:


- İran şu anda nükleer kapasitesi ve füze sistemleri ile Avrupa için tehdit oluşturmuyor.
- İran’ın nükleer silah üretim düşüncesinde olduğuna dair her hangi kesin bir delil söz konusu değildir.
- İran’ın nükleer başlık yapmak için en azından 6 yıl daha çalışması gerekiyor, böyle bir girişim için Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı’nın bütün denetçilerini sınır dışı etmesi gerekiyor ki bu durumda da niyeti ortaya çıkacaktır. Şu ana kadar böyle bir girişim yapmamıştır.
- ABD ve Avrupa’nın İran’ın füze saldırılarına karşı füze kalkanı yapma girişimi gerçekçi değildir. İran’ın bugünkü teknolojisiyle bu tip füzeler üretmesi mümkün görünmüyor.
- Sonuç olarak ABD ve Rusya diğer ülkelerin de desteğini alarak İran’la diplomatik girişimleri ve diyalogu geliştirmelidirler. İran ise Dünya kamuoyu karşısında daha şeffaf davranarak nükleer programının barışçıl olduğunu ispatlamalıdır.( 15)


             
İran’ın her ne pahasına olursa olsun uranyum zenginleştirme projesini askıya almayacağı ve kendi deyimleriyle barışçıl nükleer hedeflerinde sapmayacakları tezlerine karşın Uluslararası arenadan farklı tavır ve yanıtlar gelmeye devam etmektedir. Rusya Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov: biz İranlılarla devamlı temas halindeyiz, tek yol siyasi diyalogdur (16) derken, Pakistan Dışişler Araştırmalar Merkezinden Hümayun Han ise: Batının İran nükleer programı karşısındaki tutumun uluslar arası hukuk normlarına uygun olmadığını, batının kendi hedeflerine ulaşmak için İran’a baskı yaptığını ileri sürüyor. (17)  Bu ülkenin nükleer kapasitesi konusunda Batı’da hatta ABD’nin üst yönetiminde de tam bir fikir birliği söz konusu değildir. Örneğin son gelişmelerle ilgili bu ülkenin U.A.E.A. temsilcisi Gelin Davis: İran gerekli miktarda bir küçük atom bombası üretimi için uranyumu zenginleştirmiştir. Viyana’da 35 ülkenin temsilcilerine bilgi veren G. Davis; “İran Kaçış Gücüne erişmiştir. Kaçış Gücüne göre İran ajans denetçilerinin tesislerden çıkarılarak hızlı şekilde yüksek derecede uranyum zenginleştirmek kabiliyetine sahiptir.” (18) Oysaki A.B.D. Ulusal İstihbarat İdaresi Başkanı Denice Blear ise: İran hiçbir şekilde 2013’ten önce Atom Bombası yapabilecek uranyumu yeterli derecede zenginleştiremez. D. Blear A.B.D. kongresine sunduğu raporda, İran’ın Atom Bombası yapma kararında olduğuna dair her hangi bir kanıt elde edemediklerini ve İran Devlet Adamlarının bu yönde bir düşünceye sahip olmadıklarının açıklamıştır.(19)


Bu gelişmeler yaşanırken Fars Körfezi kıyısındaki Buşehr nükleer santralinin faaliyete geçme aşamasında olduğu ileri sürülmektedir. Bazı kaynaklara göre her hangi bir hava saldırısına maruz kalmamak için kimi zaman bu tip nükleer tesislerin faaliyete geçme tarihleri kamuoyundan saklı tutularak Dünya kamuoyunu bir oldubittiyle karşı karşıya getirmekte kullanılan bir yöntemdir. Nükleer yakıtla çalışan Buşehr reaktörünün saldırıya uğradığı takdirde çok yakın mesafedeki körfez kıyısındaki Arap Emirliklerinin maruz kalacağı nükleer tahribat bu küçük ülkelerin büyük bir çevre felaketi olacaktır. Yüklenici firma yetkililerinin verdiği bilgilere göre Buşeher reaktörünün üretime geçme hazırlıkları tamamlanmış ve birinci aşama olan hidrolik denemelerinin hazırlık aşamaları bitmiştir.(20) İsrail devletinin askeri ve sivil yöneticilerinin tehditkâr demeç ve beyanatlarına karşılık İran Devlet Adamları her fırsatta nükleer ve askeri tesislerinin saldırıya maruz kaldığı takdirde buna sert şekilde karşılık vereceklerini anlatmaktadırlar. Bölgenin bir sıcak çatışmayı ve savaşı kaldıramayacağını ve burada tutuşan bir alevin bütün bölgeyi saracağı kanaati sağduyu sahibi her kesin ortak düşüncesidir. Bu doğrultuda Rusya Başbakanı Vladimir Putin Fransız haber ajansına şöyle demektedir: “İran’ın 5+1 devletlerine verdiği yeni öneri paketi yetersizdir. İran’a karşı kullanılacak herhangi bir askeri yönteme kesin olarak karşıyız. Bu kabul edilmez bir konudur. Çok tehlikeli bir senaryodur. İran’a karşı gerçekleştirilen bir saldırı terörizmi genişleterek aşırı unsurları güçlendirir.” (21) Batıyla İran arasındaki nükleer restleşmede İran yönetimi her fırsatta kendilerince haklı olduklarını barışçıl nükleer teknolojiye ulaşmada ve bu doğrultuda uranyum zenginleştirme projelerinden ödün vermeyeceklerini ve bu hususta müzakere etmeyeceklerini açıklamaktadırlar. Bu ülkenin karmaşık siyasal sisteminde ve iç içe geçmiş yönetim erkinde pek çok kişi (22) ve kuruluş söz sahibidir. Ama bu güç odaklarının bir Devlet Politikası olan nükleer siyaset konusunda hemfikir oldukları aşikârdır.  


İran’ın nükleer programı bu ülkenin iç ve dış politik başarı ve başarısızlıklarıyla doğrudan ilintilidir. Yazımın başında değindiğim Kazakistan’daki Aktav kentinde bu hafta yapılan “Hazara Kıyı Ülkeler” toplantısına İran’ın davet edilmemesi Rusya ve bölge ülkelerinde, İran’ı inzivaya sokma ve Uluslar arası arenada tecrit etmeye yönelik girişimlerin parçası haline geldiğinin bariz bir göstergesidir. Bu konu geçen sene Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üye seçimi sırasında Asya gurubunun temsilcisi olarak İran’ın adaylığı gündeme geldiğinde de tebarüz etmişti. Belki de bu sıkıntının farkında olan İran yöneticilerden OPEC daimi temsilcisi 2011 yılında İran’ın bu örgütün başkanlığına geleceğine dair meşru ve yasal haklarını şimdiden deklere etmek zorunda kalmıştır. İranlı temsilci Seyit Muhammet Hatibi düzenlediği basın toplantısında OPEC'te başkanlık alfabetik sıraya göre belirleniyor. Buna göre 2010 da Ekvator temsilcisi Başkan İran Temsilcisi Başkan Yardımcısı, 2011 de ise İran Temsilcisi Başkan Irak temsilcisi ise Başkan Yardımcılığı makamını üstleneceklerdir demiştir.(23) ) İran son öneri paketinde nükleer programından çok uluslar arası sorunlar ve problemleri gündeme getirerek bunlara çözüm aranmasını dile getirmektedir. Filistin sorunu, dünyayı tehdit eden çevre sorunları, Hint okyanusundaki deniz korsanları sorunu, açlık, yoksulluk, Birleşmiş Milletler ve ona bağlı Güvenlik Konseyi’nin yeniden yapılandırılması gibi kimi soyut ve çözümü zaman isteyen konuları ön sıralara çıkarmıştır. Öte yandan İran, Güvenlik Konseyi’nin bundan önceki ve önümüzdeki dönemde uygulamaya koyması düşünülen muhtemel ambargolara karşı girişimlerini de sürdürmektedir. Bu çerçevede son olarak Venezüella Devlet Başkanı Hugu Chavez’in Tahran ziyareti sırasında uygulanması düşünülen benzin ambargosuna karşın, günde bu ülkeden 20 bin tonluk benzin ithal edilmesi anlaşması iki dost ve müttefik ülke arasında imzalanmıştır. İranlı yetkililerin ambargoları delme ve hafifletme yöndeki diplomatik girişimleri devam etmektedir. İran Bankaları, Devrim Muhafızları gibi askeri kuruluşları, finans ve yatırım şirketleri, nükleer ve askeri her türlü teknolojiyle ilgilenen araştırma ve bilim merkezleri gibi pek çok müessese Güvenlik Konseyi’nin ilgili uzman kuruluşları tarafından mercek altına alınmış ve ambargoya tabi tutulmuşlardır. İran’a bu kapsamda nükleer ve füze sistemleri ile ilgili yüksek teknoloji, teknik araç gereç ve yedek parça satan ülkeler ve şirketler ABD ‘nin hışmına uğramakta ve cezalandırılmaktadırlar. 


Sonuç olarak nükleer İran uzun zamandan beri uluslar arası arenanın gündeminde olan karmaşık bir sorun olarak önemini korumaktadır. Bütün uluslar arası krizlerde ve sorunlarda olduğu gibi her ülke kendi uzun ve kıssa vadeli çıkarları çerçevesinde konuya yaklaşmakta ve ilgili uluslar arası kuruluşları kendi düşünceleri doğrultusunda tavır almaya ve siyaset belirlemeye zorlamaktadır. Batılı güçler, İran’ın Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırası ve sonrasında meydana gelen olumsuz gelişmeleri de fırsat bilerek istediklerini bu ülkeye dikte ettirmeye ve baskılarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. İsrail, en büyük düşmanı olarak algıladığı bu ülkeyi köşeye sıkıştırma peşinde olup her türlü kışkırtma ve provokasyonu yapmaktan çekinmemektedir. Bunun son örneği Rusya’dan İran’a mal taşıyan bir yük gemisinin İsrail ajan korsanları tarafından açık denizlerde kaçırılması ve yüküne el konulmasıdır. Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti belirgin bir tutum sergilemeyerek Batı’dan ödünler koparma peşindedirler. Bunun yanı sıra İran’la karlı ekonomik ve ticari ilişkiler kurarak fırsatı kendi lehlerinde kullanmaktadırlar. Bölgedeki baskıcı ve otoriter rejimlerle yönetilen kimi komşu devletler ise İran’ın nükleer tehdidini abartarak dikkatleri bu konuya yönlendirmekte, insan haklarından yoksun şiddete dayalı yönetimlerini sürdürmeye çalışmaktadırlar. Başta ABD olmak üzere Batılı devletler, nükleer İran’ı bahane ederek bölgeyi askeri olarak işgal etmekte ve komşu devletleri silahlandırarak silah satışından milyarlar doları ülkesine transfer etmektedirler. ABD ’in dev silah şirketleri astronomik fiyatlarla füzesavar, hava savunma sistemleri, savaş uçakları ve her türlü silahı bu ülkelere satmaktadır.  ABD körfezden Orta Asya’nın içlerine kadar askeri üstler kurmakta ve fiilen bütün bölgeyi işgal etme çabalarını attırarak sürdürme peşindedir. İran yönetimi ise içeride karşılaştığı büyük ekonomik ve toplumsal olayların çözümünde dıştan gelen bu baskıları dış düşman mitosuyla kullanmaktadır. Demokratikleşme hareketlerini ve yasal muhalefeti susturma yöntemini sorunların çözümünde yaygın bir yöntem olarak algılamaktadır. Oysaki içte zaafı olan bir yönetimin dışarıdaki krizlerde güçlü bir konuma sahip olamayacağını bilmeleri gerekiyor. Kimi uzmanlara göre ilerideki dönemlerde güvenlik garantisi ve rejimin meşruiyetinin Batılılarca kabul edilmesi karşısında bu ülkenin devlet adamları nükleer programları konusundaki katı tutumdan ödün verebilecek konuma gelebilirler. Bakalım bekleyip göreceğiz.                        

 

                                                                             

 


Dipnotlar:
1- NPT: Nükleer Silahların yayılmasını Önleme Antlaşması, Temmuz 1968 de Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği ve İngiltere Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nı imzalarlar. Antlaşmada bulundurdukları nükleer güçleri başka devletlere nakletmeme ve başka devletlere nükleer program gelişiminde yardım sağlamama şartını getirirler. Antlaşma 1970 yılında yürürlüğe girdi. İran 1970 yılında bu antlaşmayı imzalamıştır. 

 


2- IAEA: Uluslararası Atom Enerji Ajansı ( International Atomic Energy Agency) Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren bağımsız bilim ve teknoloji temelli bir organizasyondur. 1957 yılında kurulmuştur. Nükleer Bilim ve Teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanılması ve planlanmasında üye ülkelere destek sağlamaktadır. Nükleer güvenlik standartları hazırlamaktadır. Bünyesindeki denetim mekanizması ile ülkelerin taahhütlerini yerine getirmesini kontrol etmektedir.


3- 5+1 Gurubu: İran’ın nükleer faaliyetlerinden doğan krizin çözümü için oluşturulan bu gurup Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa, İngiltere ve Almanya’dan oluşmaktadır.


4-http://www.hamshahrionline.ir/News/?id=19845

5-http://www.hamshahrionline.ir/News/?id=50335

6- http://isna.ir/ISNA/NewsView.aspx?ID=News-1314047&Lang=P-

7-http://www.hamshahrionline.ir/News/?id=38214

8-http://isna.ir/ISNA/NewsView.aspx?ID=News-1314047&Lang=P

9-http://www.hamshahrionline.ir/News/?id=50335

10-http://www.hamshahrionline.ir/News/?id=50335

11-http://mozh.blogsky.com/print/post-234/

12- Tahran Üniversitesi Nükleer Araştırma Merkezi 1956 yılında 28 hektarlık bir arazide kurulmuştur. 1962 yılında araştırma merkezi bünyesinde eğitim ve araştırma amaçlı 5 megavatlık santral üretime geçmiştir.

13-http://www.aeoi.org.ir/Portal/Home/Default.aspx?CategoryID=fae859d6-92f2-414a-8e3c-131aec9dfd9d

14- http://www.aeoi.org.ir/Portal/Home/

15--http://www.iras.ir/Default_view.asp?@=7085&T=%20ايران%20و%20بمب%20اتمی

16-http://www.aeoi.org.ir/Portal/Home/ShowPage.aspx?Object=News&ID=0fd90ff8-16f6-4f54-b77b-8c74518e1341&LayoutID=176788bb-047d-4dbd-9aff-db1217020e99&CategoryID=abb810e6-37fa-47b2-821b-8eae0c8c1f8c

17-15-http://www.aeoi.org.ir/Portal/Home/ShowPage.aspx?Object=News&ID=cd04223d-32e3-49a5-b062-375710c28304&LayoutID=176788bb-047d-4dbd-9aff-db1217020e99&CategoryID=abb810e6-37fa-47b2-821b-8eae0c8c1f8c

18- http://www.bbc.co.uk/persian/iran/2009/09/090909_wkf-usa-iran-nuke.shtm

19-http://www.bbc.co.uk/persian/iran/2009/08/090808_ag_ma_iran_nuclear.shtml

20- www.mehrnews.com/fa/newsdetail.aspx?NewsID=897466

21-http://www.aeoi.org.ir/Portal/Home/ShowPage.aspx?Object=News&ID=c9550406-7294-4dae-a46a-9540d11fd002&LayoutID=176788bb-047d-4dbd-9aff-db1217020e99&CategoryID=abb810e6-37fa-47b2-821b-8eae0c8c1f8c

22-http://www.rfi.fr/actufa/articles/117/article_8376.asp

23- İran İslam Cumhuriyetinde ulusal güvenlik ve  nükleer siyaset  konusunda söz sahibi olan bazı Devlet adamları ; Rehber ( dini lider) Ayetullah Seyit Ali Hamaney, Cumhurbaşkanı : Mahmut Ahmedinejad, İslami Şura Meclisi Başkanı : Ali Laricanı (eski nükleer baş müzakereci), Uzmanlar Meclisi’nin (Meclisi Hübregan) başkanı: Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani,  Nükleer baş müzakereci ve İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri: Sait Celili , Ulusal Güvenlik Konseyinin üyeleri,  Devrim muhafızları komutanı : General Muhammet Ali Caferi, Dış İşleri Bakanı: Menuçeher Mütteki, Ordu komutanları, İran’ın U.A.E.A. temsilcisi : Ali Asğer Sultaniye   

24-http:// 22-http://www.mehrnews.com/fa/newsdetail.aspx?NewsID=945245

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top