Lübnan Siyasetinde Canbulat Ailesi

Yasin ATLIOĞLU
14 Eylül 2009
A- A A+

Lübnan’da mezhepsel gruplara ve zuama denen feodal ailelere dayalı konfesyonel (confessional) sistemin en önemli aktörlerinden biri Dürzîler ve Dürzî feodal ailelerdir. Son yıllarda Lübnan siyasetinde ön plana çıkan Dürzî siyasetçi, Canbulat Ailesi’nin lideri Velid Canbulat’tır. Lübnan eski başbakanı Refik Hariri suikastı sonrası oluşan siyasi atmosferde Suriye karşıtı (Batı yanlısı) 14 Martçı koalisyonun sözcüsü gibi hareket eden ve her seferinde Suriye’yi Lübnan siyasetine müdahale etmekle suçlayan Velid Canbulat, Haziran 2009’daki son parlamento seçimleri sonrası daha farklı bir siyasi duruş sergilemeye başladı. Canbulat, 2 Ağustos’ta gerçekleşen İlerici Sosyalist Partisi’nin kongresinde, 14 Martçılarla ittifakın bazı zorunluluklar sonucu gerçekleştiğini ve siyasi konjoktürdeki değişime uygun yeni stratejiler ve Suriye ile iyi ilişkiler geliştirilmesi gerektiğini ifade etmişti.

 

Velid Canbulat’ın 14 Marçı koalisyonla arasına mesafe koyma çabası, doğrudan 8 Mart Koalisyonu’yla ittifak yapacağı anlamına gelmese de Canbulat’ın siyasi duruşundaki değişim, aşırı çıkarcı ve gayri etik bulundu, Canbulat’ın bölgesel gelişmeler karşısında kafasının karışık olduğu iddia edildi. Hatta birçok kişinin aklına Dürzî toplumunu tarih boyunca suçlamak ve güvenilir olmadıklarını iddia etmek için kullanılan “takiyye” kavramını getirdi. Oysaki Canbulat’ın siyasi algılayışını ve tavrını, onun kişiliği veya “takiyye” gibi kavramlar yanında Dürzîlerin tarihsel deneyimlerinde ve Lübnan’a özgü siyasal sistemde aramak gerekmektedir.

 

Canbulatlar kimdir?

19.yy. ın ortalarından beri Lübnan siyasi yaşamında en etkin aktörlerden biri olan Canbulat Ailesi, aynı zamanda rakipleri Yazbaki Klanı (özellikle Aslan Ailesi) ile Dürzî toplumunun liderliği için mücadele etmiştir. Aslen Halepli olan Canbulatlar, Dürzî lider Fahreddin’in davetiyle Lübnan’a göç etmiş ve Mukhtara bölgesine yerleşmiştir.(1) Osmanlı Devleti idaresindeki Lübnan’da önceleri Dürzî Aileler güçlü ve egemendi. Osmanlı Devleti tarafından Müslümanlığın içinde sayılan Dürzîler, Lübnan Dağları’nda devletin dolaylı egemenliğini sağlayacak yegâne güçtü. Diğer yandan Dürzî toplumu arasında bir birlik yoktu ve önde gelen 6 feodal aile (Canbulat, Şihab, Aslan, Talhuk, Abullam ve Abdulmalik) arasında iç çekişmeler vardı. Önceleri Şihablar, en güçlü Dürzî aileydi ve Lübnan’ın iç yönetiminden sorumlu olan “Emirlik” müessesesine bu aileden kişiler atanıyordu. 18.yy. dan itibaren Şihab ve Abullam ailelerinin iç bünyesindeki kopmalar, bazı üyelerinin Hıristiyanlığa geçmesi ve Avrupalı güçlerin bölgeye müdahalelerinin artması Dürzi toplumunun Lübnan’daki geleneksel egemenliğini azaltmakla birlikte Canbulat Ailesi’nin 19.yy.ın ortasında iki önemli Dürzi aileden biri haline gelmesini sağladı.(2)

 

Osmanlı döneminden günümüze Lübnan ve Dürzî toplumu içerisindeki siyasi çekişmeler, Canbulatlar’ın bazı üyelerinin trajik ölümlerine yol açmıştır. Bunlardan ilki, Şeyh Beşir Canbulat’tır. 1788’de Şihab Ailesi’nden Lübnan Emirliği’ne atanan Beşir Şihab’a (Hıristiyan Marunî) karşı bir egemenlik mücadelesine giren Beşir Canbulat, 1825’te Emir’in kuvvetlerine yenildikten sonra yakalanıp idam edildi.(3) Beşir Canbulat’ın oğlu Said Beg Canbulat, Canbulatlar’ın liderliğini tekrar kurmaya çabalasa da, 1860 Dürzî-Marunî çatışmasından sorumlu olduğundan dolayı Osmanlı Devleti tarafından tutuklandı ve 1861’de cezaevinde tüberkülozdan öldü.(4)

 

Said Beg Canbulat’tan sonra liderliği eşi ve oğlu Nasib sürdürdü. Nasib Osmanlı yönetiminden “Paşa” unvanı elde edip Şuf Bölgesi’nin yöneticisi oldu. Fakat Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra İngiliz yanlısı tavırlarından dolayı Nasib’in yerine Fuad Beg (Nasib’in 34 yaşında ölen kardeşi Necib’in oğlu) getirildi. Savaşın ardından Fuad Beg, Fransızların desteğiyle aynı konumunu korumayı başardı. Fransız Mandası döneminde Fuad Beg (Velid Canbulat’ın dedesi) Fransızlarla işbirliği yaparak bağımsız bir Lübnan kurulmasına destek verdi, ailenin diğer üyesi Nasib Canbulat ve rakip aile Aslanlar ise Arap milliyetçisi ve Fransız karşıtı bir siyasi tavır ortaya koydu. Dürzî toplumundaki bu bölünme, bir siyasi suikastla sonuçlandı. Fuad Canbulat, Aslan Ailesi’nden Şekip Vahab tarafından öldürüldü.(5)

 

Yıllar sonra benzer bir suikasta kurban giden Kemal Canbulat, babası Fuad öldürüldüğünde 4 yaşındaydı. Fuad’ın ölümünden sonra aile liderliğini eşi Nizara sürdürdü. Nizara, Fransız manda yönetimi, Maruniler ve Dürziler arasında bir denge kurmaya çabaladı. Öyle ki Nizara, 1925’de Dürzî lider Sultan el-Atraş Suriye’nin Dürzî Dağı bölgesinde Fransa’ya karşı bir isyana başlattığında Şuf Dağı’ndaki Dürzîlerin bu çatışmaya müdahil olmaması konusunda büyük gayret sarfetti.(6) 1943’te Lübnan’ın tam bağımsızlığını sağlamasından sonra ise Kemal Canbulat’ın önemli bir politik figür olarak ülke siyasetinde yer almaya başladığı görülmektir.

 

Kemal Canbulat ve İlerici Sosyalist Partisi

Modern Lübnan’ın oluşmaya başladığı 1920’li yıllardan itibaren –özellikle Fransız Mandası döneminde- Osmanlı hâkimiyeti zamanındaki siyasi etkinlikleri oldukça zayıflayan Dürzîler, yeni politik konjonktürde farklı politik eğilimler içerisine girdiler. Bu dönemde iki Dürzî ailenin ön plana çıkarak iki farklı siyaset anlayışı benimsedikleri görülmektedir. Mecid Aslan liderliğindeki Aslan Ailesi, daha çok geleneksel araçlarla siyaset yaparken Canbulat Ailesi Batılı araçlarla geleneksel liderliği birleştirmeye çalıştı. 40’lı yılların sonunda tüm Arap dünyasında siyasi parti yapılarının yaygınlaşması ve siyaset yapmanın en önemli aracı haline gelmesi, Dürzî toplumunun bu konudaki ihtiyaçlarını açığa çıkardı. Kemal Canbulat, 1949’da İlerici Sosyalist Partisi (Al-Hizb Al-Taqadummi Al-Ishtiraki)’ni kurarak bu ihtiyacı karşıladı.

 

İleri Sosyalist Partisi, modern Batılı kavramları kullanarak siyaset yapan kurumsal ve ideolojik yapısıyla 1860 Olaylarından beri politik rol ve güç kaybına uğrayan Dürzîlerin Lübnan siyasetindeki kaderini tersine çevirmeyi başardı.(7) Kemal Canbulat’ın partisinin ideolojik yapısı, sosyalizm, demokrasi, laiklik ve Arap milliyetçiliği gibi fikirlerden beslendi. 70’li yıllarda, ülkedeki din temelli siyaseti ortadan kaldırmak ve idari reformları destekleyen siyasi duruşuyla Kemal Canbulat, sadece bir feodal bey olmadığını gösterdi ve Dürzî toplumunun dışında da destek bulabilen bir siyasi ve sosyal reformcu kimliğiyle ön plana çıktı.(8) Böylece, Lübnan’daki Dürzî toplumu, -Suriye ve İsrail’deki Dürzîlerden farklı olarak- geleneksel liderliği ve kurumlarını koruyarak sosyalizm, demokrasi, laiklik ve Arap milliyetçiliği gibi modern fikirleri benimseyebildi. Kemal Canbulat, cemaatsel bölünmeler üzerine kurulu anayasanın laiklik perspektifiyle değiştirilmesi, yabancı kuruluşların Lübnanlaştırılması, dinsel cemaat düzeninin feshedilmesi gibi reform önerileriyle ülkedeki konfesyonel (confessional) sisteme ve bu sistemde ayrıcalıklı bir siyasi ve ekonomik konuma sahip olan Marunî Hıristiyanlara karşı en fazla mücadele veren liderdir.(9) Kemal Canbulat, ülkedeki Müslüman kesimin ve Filistinli mültecilerin siyasi ve sosyo-ekonomik taleplerinin karşılanması için 1969’da kurulan Lübnan Ulusal Hareketi’nin lideri olduktan sonra Canbulatlar’ın Lübnan siyasetindeki belirleyiciliği ve etkinliği en üst seviyesine ulaştı. Lübnan İç Savaşı’nın 1976–1982 dönemi ve Şuf Dağı Savaşı (1982–1983) ise İlerici Sosyalist Partisi’ni ve Canbulat’ları daha da güçlendirdi.(10)

 

16 Mart 1977’de Lübnan İç Savaşı sürerken Kemal Canbulat’ın öldürülmesinden sonra ailenin ve partinin liderliğine Velid Canbulat geçti. 1949’da doğan Velid Canbulat, eğitimini Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde ve Fransa’da tamamladı. Gençliğinde siyasette pek aktif olmayan Velid Canbulat, hızlı özel yaşamıyla ün yapmıştı, hatta Dürzî geleneklerini bir yana bırakarak Dürzî olmayan Kafkasya asıllı Ürdünlü Gervette’le(11) evlenmişti.(12) Başarı, deneyim ve karizma konusunda babasına göre dezavantajları olan Velid Canbulat, iç savaşın sürdüğü bir ortamda kısa sürede bu eksikliklerini giderip Canbulat Ailesi’nin lideri olarak babasının bıraktığı mirası ve onun politik anlayışını devam ettirmeye çalıştı. Fakat hiçbir zaman babasının sahip olduğu siyasi güce ve vizyona sahip olamadı.

 

Hariri Suikastı Sonrası Dürzî Siyaseti

Lübnan’ın siyasi yaşamında gerçekleşen belli olaylar ülkenin geleceği için önemli kırılma noktaları olabilmektedir. Siyasette mezhepsel bağlar üzerine kurulu yapı, ülkedeki demografik veya siyasi güç dengelerinin değiştiği dönemlerde (1970’lerde Filistinli mültecilerin Lübnan’a yerleşmesi veya 2005 sonrası süreç gibi) mezhepsel grupların birbirlerini tehdit olarak görmeye başlamasına, tarihsel düşmanlıkların canlanmasına ve yeni ittifaklara yol açabilmektedir. Dış müdahalelerin de katkısıyla bu süreç çoğu zaman bölünmüş ve çatışmacı bir ortamı beraberinde getirmektedir.

 

14 Şubat 2005’te gerçekleşen Refik Hariri suikastı, ülke tarihinde yeni bir siyasi konjonktürde yeni ittifak ve çatışmaları ortaya çıkardı. Böylesi durumlarda Lübnan siyasetindeki kutuplaşma sadece mezhepler arasında değil, aynı zamanda bir mezhebin üyeleri arasında parçalanmaya da yol açabilmektedir. Dürzî toplumu içindeki Canbulat- Aslan aileleri rekabeti, bu süreçte iki tarafın farklı bloklar içerisinde yer almasıyla somut hale geldi. Aslan Ailesi’nin lideri Talal Aslan, Hizbullah’ın liderliğindeki 8 Mart Koalisyonu içinde yer alırken Canbulatlar Sünni Saad Hariri liderliğindeki Suriye karşıtı 14 Mart Koalisyonu’nu destekledi.

 

İç Savaş yıllarında ve sonrasında Hafız Esad Suriyesi’yle işbirliği yapan Dürzî lider Velid Canbulat, 2005 sonrası Suriye karşıtı Lübnanlıların sözcüsü gibi davranarak neredeyse her suikast ve şiddet olayının ardından Suriye yönetimine yönelik sert suçlamalarda bulundu. Canbulat, Batılı medya kurumlarına verdiği röportajlarda Beşşar Esad’ı Lübnan’daki suikastlardan dolayı suçlayıp, onu Orta Doğu’daki istikrarsızlıkların nedeni olarak gösterdi.(13) Hatta uzun yıllar sonra babası Kemal Canbulat’ın öldürülmesinin sorumlusu olarak Suriye’nin adını andı. Aslında Canbulatların Suriye ile ilişkilerindeki soğumanın kökenleri, 1998 yılında Beşşar Esad’ın Lübnan’la ilgili konularla ilgilenmeye başladığı döneme kadar götürülebilir. Hafız Esad’ın ölümü ve Beşşar Esad’ın iktidara gelmesiyle Velid Canbulat, yavaş yavaş Suriye politikalarına verdiği desteği azalttı ve küresel güç ABD’ye ve bölgesel düzeyde Suudi Arabistan’a yakın politik stratejiler geliştirdi. Ekim 2004’te Lübnan’daki siyasi suikastlar sürecinin başlangıcı sayılabilecek Dürzî lider Mervan Hamade’ye yönelik suikast girişimi, Canbulatlar ile Suriye arasındaki gerilimi yükseltirken 14 Şubat 2005’teki Refik Hariri suikastı sonrası ikili ilişkilerde uzun süre kapanması zor ayrılıklara yol açtı. Kimilerine göre Velid Canbulat, Suriye’nin Lübnan’daki işgalini ve etkinliğini bitirmek için bir fırsat yakalamış ve bunu değerlendirmişti, kimilerine göreyse fırsatçılık yapıp değişen konjonktürden en fazla kazancı elde etmeye çalışmıştır. Bunu yaparken de babasının miras olarak bıraktığı parti ve fikirleri bir kenara bırakıp Batılı emperyalist devletlerle ittifak halinde hareket etmişti.

 

Tabi geçen 4 yıllık zaman ve uluslararası güç dengelerindeki dönüşüm Velid Canbulat’ın 2009 yılının başından itibaren 14 Mart Koalisyonu ile arasına mesafe koymaya başlamasına yol açtı. Yeni bir uluslararası ve bölgesel konjoktür -ABD yönetimindeki değişim ve Suriye-Suudi Arabistan arasındaki diplomatik temasların yoğunlaşması- Canbulat’ı tekrar politik fikirlerini ve ittifaklarını gözden geçirmek zorunda bırakmış gibi görünmektedir.(14) Son parlamento seçimlerinde Hizbullah liderliğindeki 8 Mart Koalisyonu beklentilerin altında bir sonuç alıp, 14 Mart Koalisyonu 2005 parlamento seçimlerinde elde ettiği milletvekili sayısını korumasına rağmen Canbulat’ın 14 Mart Koalisyonundan uzaklaşma yönündeki eğilimi, hükümet kurma çalışmaları sırasında da devam etti. 2 Ağustos’ta gerçekleşen İlerici Sosyalist Partisi’nin kongresinde, 14 Martçılarla ittifakın bazı zorunluluklar sonucu gerçekleştiğini ve siyasi konjoktürdeki değişime uygun yeni stratejiler ve Suriye ile iyi ilişkiler geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

 

Dürzî Siyasetinin Belirleyicileri

Dürzîlerin politik tavırlarını açıklamak da en fazla kullanılan kavram “takiyye”dir. Takiyye, bir toplumsal grubun –aslında gerçek olmasa da- baskın bir dine veya güçlü politik gruplara taraf gibi görünmesidir. Dürzîlerin tarih boyunca kendi aralarında veya diğer komşu topluluklarla yaptıkları ittifakların ve mücadelelerin, Dürzi liderliğine konjonktür değişimlerine ayak uydurma konusunda önemli bir deneyim ve esneklik kazandırdığı, eğilim ve yönelimleri sezinleme yeteneği gelişen Dürzilerin şartlara göre anında müttefik değiştirebildikleri ve diplomatik manevralara girme becerisini gösterebildikleri iddia edilmiştir.(15) Bu bağlamda Velid Canbulat’ın siyasi fikirlerindeki son değişimin veya geçmişte diğer Dürzi liderlerin pragmatik davranışlarının “takiyye” kavramına uygun düştüğü görülmektedir.

 

Diğer yandan Kais Firro, Dürzîlerin siyasi davranışlarıyla onların inanç ve kültürü arasında bağlantı kurmaya gayret eden çalışmalarda genellikle Cebrail el-Halebî’nin Dürzî Dini Öğretisi (Ta’lim el-Diyane el-Durziye) adlı el yazmasına atıfta bulunularak Dürzî siyasi ve toplumsal liderlerinin takiyyecilikle suçlandığına dikkat çeker. Oysa Hıristiyan Cebrail el-Halebî’nin el yazmasının tarafsız bir kaynak olarak değerlendirilemeyeceğini söylemeyen Firro, tek başına takiyyeyi Dürzîlerin politik tavrını açıklamakta da yeterli bulmaz. Firro’ya göre takiyyeye ek olarak Dürzîlerin yabancılara karşı tavırları, ruhların göçü (tekamül), dindaşlarını koruma (hıfz-el ihvan), kıyametten önce gelen eziyet ve deneyim (mihnet) ve dağlarda yerleşme geleneği ile belirlenmiştir. Günümüzde bile bu unsurlar Dürzîlerin politik tavırlarını etkilemeyi sürdürmektedir.(16)

 

Lübnan’da siyasetin tarih boyunca bir dini-mezhepsel rekabetler ve çıkarlar dengesi üzerine inşa edilmiş olduğunu asla unutmamak gerekiyor. Eğer Velid Canbulat’ı veya diğer Dürzî liderleri “takiyye” ile suçlayacaksak Marunîlerin en güçlü liderlerinden biri olan Michel Aoun’un 2005 sonrası siyasal tavırlarında ve yaptığı ittifaklarda takiyyeciliğin izlerini aramak gerekmektedir. Aoun, 2005 seçimleri sonrası ülkenin en güçlü siyasi ve askeri örgütü olan Hizbullah ile işbirliğine girmeyi tercih etmişti. Bu örneğin de gösterdiği gibi Lübnan’da takiyyecilik sadece Dürzîlere özgü bir durum değildir ve sadece politik çıkar ve ihtiyaçların karşılanmasına yönelik politik manevralar gerektiğinde belirginleşir. Lübnan siyasetinde çoğu zamanda takiyyecilik, pragmatizm ve oportünizm bir aradadır ve birbirinden ayrılamaz.

 

Velid Canbulat’ın siyasi tavır değişikliği, iki kutuplu Lübnan siyasetinde Dürzîleri daha tarafsız bir noktaya çekerek kendi siyasi güç yelpazesini genişletmek ve uluslararası konjonktürle uyumlu hale getirmek yönünde taktik bir manevra olarak da yorumlanabilir. Ayrıca Canbulat, Lübnan’da Sünnilerle Şiiler arasında çıkabilecek (ki Mayıs 2008’de provası yapıldı) silahlı bir iç çatışmanın tarafı olmak istemiyor olabilir. Dürzîlerin baskın etnik veya dini gruplar karşısında tarihsel var olma mücadelesi ve onları dağlarda yaşamaya mecbur eden siyasal ve toplumsal şartlar, Dürzî liderlerin siyasi mücadelelerde kendi toplumunun bekası (buna ailesel ve kişisel beka da eklenebilir) her şeyin önüne çıkarmasına yol açmaktadır. Yoksa takiyyecilikle suçlanan Dürzîlerin, 1860 Olaylarında Marunîlere karşı şiddetli saldırılar yapması veya 1925’te Suriye’de Fransız sömürgesine karşı en büyük isyanı çıkarmaları mümkün olmazdı.

 

Son olarak şunu unutmamak gerekiyor ki: “Lübnan’da siyaset çöldeki kum tepeleri gibidir, bu kum tepelerinin her rüzgârda yerleri değişir”. Böylesi bir siyasi atmosferde rol oynayan aktörler de bireysel çıkarlarını ve bekalarını korumak için politik stratejilerini ve ittifaklarını sürekli değiştirme eğilimi içerisinde olmak zorundadır. Lübnan’daki siyasal istikrarsızlıkların nedeni, Velid Canbulat’ın (veya başka bir siyasi liderin) siyasi tavırlarındaki değişme değil ülkedeki mevcut siyasal sistemin ve kültürün yarattığı toplumsal gruplar arası güvensizlik ve şüphe duygusudur. Parlamento seçimlerinin ardından Saad Hariri’nin yeni hükümeti kurmayı başaramaması ve İsrail’in Lübnan’a tekrar bir saldırı düzenleyeceği söylentileri, ülkenin yakın geleceğinin ülke içindeki güvensizlik ve şüphelerden beslenen belirsizlikler ve çatışmaları tekrar arttıracağı aşikârdır.  Bu süreçte Canbulatlar ve onların dışındaki güçlü ailelerin yeni staratejiler ve yeni ittifaklar kurması muhtemeldir.

 

Kaynakça

(1) Gary C. Gambill-Daniel Nassif, “Walid Jumblatt”, Middle East Intelligence Bulletin, C:3, Sayı:7, Mayıs 2001
(2) İrfan Acar, Lübnan Bunalımı ve Filistin Sorunu, TTK, 1989, s. 7–8
(3) Gambill- Nassif, “Walid Jumblatt”; Kemal Salibi, The Modern History of Lebanon, Caravan Books, 1993, s.27
(4) Salibi, The Modern History of Lebanon, s.109
(5) Gambill- Nassif, “Walid Jumblatt”
(6) Gambill- Nassif, “Walid Jumblatt”
(7) Kais Firro, A History of The Druzes, E.J. Brill, 1992, s. 359–360
(8) William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, Çev: Mehmet Harmancı, Agora Kitaplığı, 2008, s. 427
(9) Faik Bulut, Ortadoğu’nun Solan Renkleri, Berfin Yayınları, 2002, s. 143
(10) Kais Firro, “Suriye, Lübnan ve İsrail’deki Dürzîler”, Der: Milton J. Esman, Itamar Rabinovich, Orta Doğu’da Etnisite, Çoğulculuk ve Devlet, Çev: Zafer Avşar, Avesta Yayınları, 2004, s. 269
(11) Kafkasya asıllı olan Gervette, Velid Canbulad’ın ilk karısı ve oğlu Timur’un annesidir. Velid Canbulad’ın ikinci karısı ise Suriye eski Savunma Bakanı Ahmet el-Sharabati’nin kızı Nora’dır. 
(12) Gambill- Nassif, “Walid Jumblatt”
(13) Bassel Oudat, “Jumblatt's shifting alliances”, Al-Ahram, 13–19 Ağustos 2009
(14) Michael Young, “The region imposes a Lebanese stalemate”, NOW Lebanon, 25 Ağustos 2009
(15) Bulut, Ortadoğu’nun Solan Renkleri, s. 129
(16) Firro, “Suriye, Lübnan ve İsrail’deki Dürzîler”, s. 258–259

Back to Top