ABD ve Çin Arasında Denge Arayışındaki Filipinler

A- A A+

Filipinler’in ABD ile birlikte 16-22 Nisan tarihleri arasında Güney Çin Denizi’nde gerçekleştirdiği yıllık ortak askeri tatbikatın Çin tarafından hoşnutsuzlukla karşılanması ve Pekin hükümetinin bu tatbikatın Güney Çin Denizi'ndeki tartışmalı bölgelerde silahlı çatışma riskinin daha da artıracağı uyarısı, uluslararası toplumun dikkatini yeniden bu bölgeye çekmiştir. 20. yüzyılın ortalarına kadar uluslararası gündemi fazla meşgul etmeyen bu bölge son dönemde ekonomik, ticari ve güvenlik bağlamında büyük önem arz eder hale gelmiştir. Bölgede rekabet halindeki ABD ve Çin, bölge ülkeleri ile kurdukları ilişkiler ve ittifaklar aracılığıyla etki alanlarını genişleterek daha avantajlı bir konum elde etme amacındadır. Bu çalışmada, Çin’in güneydoğusunda yer alan bir ada ülkesi olan ve bölgede deniz ticareti ve güvenlik açısından stratejik konumda bulunan Filipinler’in Çin ve ABD arasındaki denge politikasına değinilecektir.


Filipinler-ABD-Çin İlişkileri

Üç yüzyılı aşkın süre İspanyol hâkimiyetinde kalan Filipinler, 1898’deki İspanyol-Amerikan Savaşı sonucunda kısa süreliğine ABD yönetimi altına girmiş, 1934 yılında da tam bağımsız olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya tarafından işgal edilen ada devleti, savaşın bitimiyle yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Soğuk Savaş döneminde ABD ile iyi ilişkiler kuran Filipinler, 1947’de imzalanan anlaşma ile Clark hava üssünü ve Subic deniz üssünü ABD’nin kullanımına sunmuş, 1952 de Ortak Savunma Anlaşması’nı, 1998’de Ziyaretçi Güç Anlaşması’nı imzalamıştır. Ticari alanda Washington uzun süre Manila’nın en önde gelen ortağı olmuştur. 1949 yılında Filipinler, ticaretinin % 80’ini ABD ile gerçekleştirmekteydi.(1) Bu oran zamanla önce Japonya daha sonra Çin, Tayvan ve Güney Kore ile gelişen ilişkilerle azaldıysa da ABD hala Filipinler’in önde gelen ticaret ortaklarından biridir. ABD Filipinler’de, Japonya ve Tayvan’dan sonra üçüncü doğrudan yabancı yatırımcıdır.(2)


İki ülke arasındaki askeri, ekonomik ve ticari ilişkiler 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren daha da artmış, ABD terörle mücadele kapsamında Filipinlere askeri araç ve mühimmat yardımında bulunmuş, askeri eğitim programları ve ortak askeri tatbikatlar düzenlenmiştir. Bunlardan en önemlisi ilki 1991’de gerçekleştirilen Balikatan (Omuz omuza) adlı askeri tatbikattır. Özellikle 2001’den sonra bu tatbikat doğrudan Filipin ordusunun Abu Sayyaf ve Jemaah Islamiyah terörist gruplarıyla mücadelesini desteklemeye yönelik olarak gerçekleştirilmiştir.


Manila hükümeti, ABD’nin terörle savaşını desteklemek için Irak’a Haziran 2003’te insani yardım amacıyla 60 sağlık görevlisi, 25 polis, 50 asker ve 39 işçi göndermiştir.(3)  Ekim 2003 yılında Filipinler, ABD tarafından “NATO üyesi olmayan önemli müttefik” olarak nitelendirilmiştir. Ancak Filipinli bir tır şoförünün Iraklı direnişçilerle kaçırılması Filipinler ve ABD arasında ciddi bir krize neden olmuştur. Manila hükümetinin, Iraklı direnişçilerin şoförü serbest bırakmak için Filipinlerin Irak’tan çekilmesi talebini Amerika’nın tepkisine rağmen kabul etmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin zarar görmesine neden olmuştur. Bu durum, aynı yıllarda ASEAN ülkeleri ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirme eğilimindeki Çin ile Filipinlerin yakınlaşmasına yol açmıştır.


Soğuk Savaş döneminde diğer ASEAN ülkeleri gibi Filipinler de Çin’i ideolojik düşman olarak görmüştür. Pekin’in bu ülkelerdeki komünist hareketlere verdiği destek, Çin’e yönelik olumsuz algıyı körüklemiştir. Dolayısıyla Çin-Filipinler ilişkileri resmi olarak ancak 1975 yılında başlayabilmiştir. 1997’de Pekin’in finansal krize rağmen Asya’nın kalkınmasına katkı için parasını devalüe etmeyi reddetmesi ASEAN ülkelerinin Çin’e bakışını olumlu yönde değiştirmiştir.(4) Nitekim Filipinler-Çin ilişkileri 2000’li yıllara kadar yükselen bir ivme göstermiş, pek çok alanda işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır. Çin’in 2001 yılında itibaren ASEAN ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye başlaması, serbest ticaret anlaşması imzalama önerisi ve bu kapsamda 2002’de taraflar arasında Ekonomik İşbirliği İçin Çerçeve Anlaşma’nın imzalanması iki ülke arasındaki ilişkileri daha da geliştirmiştir. 1998 yılında 2 milyar dolar olan ticaret hacmi 2007’de 30 milyar dolara ulaşmış, böylece Çin; ABD ve Japonya’nın ardından Filipinler’in üçüncü ticari ortağı haline gelmiştir.(5) Bu dönemde iki ülke arasında ekonomik işbirliği alanında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. 2007 yılında Çin 3,8 milyar dolarlık tarım projesi üstlenmiş, Manila’nın kuzeyindeki bir demiryolu hattının yapımına finansman sağlama kararı almıştır.(6) 2011 yılında Filipinler’in Çin ile olan (Hong Kong dâhil) ticaret hacmi bu ülkenin Japonya ve ABD ile sahip olduğu ticaret hacimlerini geçmiştir. Filipinler-Çin arasında askeri ve diplomatik ilişkilerde de önemli ilerlemeler gerçekleşmiştir.


Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen Filipinler-Çin ilişkilerinin sorunsuz yürüdüğünü söylemek mümkün değildir. Günümüzde iki ülke ilişkilerini etkileyen ve gelecekte de etkilemesi muhtemel iki temel husus bulunmaktadır: Tayvan meselesi ve Güney Çin Denizi anlaşmazlığı. Tayvan meselesi konusunda Filipinler resmi olarak “tek Çin” politikasını benimsemiş olsa da Tayvan ile ekonomik ilişkilerini devam ettirmektedir. 1975 yılında Çin ile ilişkilerin resmi olarak başlamasıyla birlikte Tayvan ile ilişkiler arka plana itilmiş, ancak hiçbir zaman tamamen koparılmamıştır. Taipei’deki Filipinler Büyükelçiliği, Manila Ekonomik ve Kültürel Ofisi’ne dönüştürülmüştür. İki ülkenin hükümet yetkilileri arasında gayrıresmi ziyaretler ve görüşmelerin sürdüğü bilinmektedir. Öte yandan Filipinler Senatosu’nda etkin bir grup, gerek ideolojik gerekse ekonomik gerekçelerle Tayvan ile ilişkilerin geliştirilmesi konusunda girişimlerde bulunmaktadır.(7) Filipinleri ziyaret eden Tayvanlı turist ve Tayvan’a işçi olarak giden Filipinli sayısı ile ithalat ve ihracat oranları dikkate alındığında özellikle 2001 yılından itibaren iki ülke ilişkilerinin önemli gelişme kaydettiği görünmektedir.(8) 2010 yılında Tayvan, Filipinler’in en çok ithalat yaptığı beşinci ülke haline gelmiştir.(9) Hatta gelecekte bir serbest ticaret anlaşması imzalanması dahi gündemdedir. Konuyla ilgili olarak Tayvan Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü Başkanı David Hong, her iki ülke de Dünya Ticaret Örgütü üyesi olduğundan bir serbest ticaret anlaşması imzalamak için resmi diplomatik ilişkiler kurulmasına gerek olmadığını ve bu anlaşmanın iki ülkenin de yararına olacağını ifade etmektedir.(10) Ayrıca iki ülkenin de güvenlik ve savunma alanında ABD ile özel bağlarının bulunması yine Tayvan ve Filipinleri birbirine yakınlaştıran bir unsurdur.


Deniz ticareti açısından stratejik önemi, zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarını barındırdığının düşünülmesi (yaklaşık 30 milyar tonluk petrol ve 16 trilyon metreküplük doğalgaz kaynağı olduğu tahmin edilmektedir) ve sualtı zenginlikleri Güney Çin Denizi’ni kıyı devletler için vazgeçilmez bir suyolu haline getirmekte ve egemenlik iddialarını körüklemektedir. Güney Çin Denizi’nde bulunan iki büyük takımadadan Paracels üzerinde Çin, Tayvan ve Vietnam, Spratlys üzerinde ise Filipinler, Brunei, Çin, Malezya, Tayvan ve Vietnam egemenlik iddialarında bulunmaktadır. Dolayısıyla Spratly adaları ve Scarborough resifi Çin ile Filipinler arasındaki başlıca anlaşmazlık konusudur. Filipinler, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’yle belirlenen 200 millik kıta sahanlığı çerçevesinde söz konusu adaların kendilerine ait olduğunu savunurken, Çin adaların eskiden beri kendi topraklarının bir parçasının olduğunu ve adalardaki egemenliğinin tartışılamayacağını ifade etmektedir.


Tarihi gerekçelere ve uluslararası hukukun farklı yorumlarına dayanan bu iddialar 1950’lerden beri süregelmektedir. Bu anlaşmazlıkların çatışmaya dahi gidebildiğine 1988 yılında tanık olunmuştur. Zira Çin ile Vietnam'ın Johnson resifinde hâkimiyet sağlama çabaları çatışmaya yol açmış ve 64 Vietnam askeri hayatını kaybetmiştir. Filipinler ise Çin ile gerginliği tırmandırmaktan kaçınmış ve diyalog yoluyla çözüm arayışına girmiştir. Ancak 1992’de Çin Ulusal Kongresi’nden Güney Çin Denizi’ndeki tüm adaların Çin’e ait olduğunu tekrarlayan yeni bir yasanın geçmesi; Çin Deniz Kuvvetleri’nin modernizasyonu kapsamında Çin donanmasının bölgedeki faaliyetlerini sıklaştırması ve petrol arama girişimleri ilişkilerin gerginleşmesine sebep olmuştur.(11) Donanma gücü açısından Çin karşısında avantajsız durumda kalmak istemeyen Filipinler, ABD’nin desteği ile bir modernizasyon programı yürürlüğe koymuş ve Amerikan askerlerinin topraklarında tatbikatlara katılmasına yasal imkân tanıyan Ziyaretçi Güç Anlaşması’nı imzalamıştır. Bu çerçevede iki ülkenin düzenlediği ortak askeri tatbikatlar ise Çin’de hoşnutsuzluğa yol açmaktadır. 


Nisan ayında Filipinler'in en büyük savaş gemisi ile iki Çin keşif gemisi, her iki ülkenin de egemenlik iddiasında bulunduğu Scarborough resifinde karşı karşıya gelmiş, Filipin donanmasının sınır ihlali gerekçesiyle bir grup Çinli balıkçıyı tutuklamaya çalışmasına Çin'in keşif gemileri engel olmuştur. Tartışmaların yaşandığı dönemde Filipinler donanmasının 16-22 Nisan 2012 tarihleri arasında tartışmalı bölgenin yakınlarında ABD ile ortak deniz tatbikatı yapması ise Çin’in tepkisine neden olmuştur. Çinli tümgeneral Luo Yuan, resmi İngilizce gazete Global Times'a yazdığı bir yazıda, egemenlik sorunlarını çözme konusunda Filipinler'in "son şansa" sahip olduğunu vurgulayarak "Filipinler'in en büyük hatası, Çin'in kendi toprak bütünlüğünü koruma gücü ve iradesi konusunda yanlış tahminde bulunmasıdır" şeklinde Çin’in tepkisini dile getirmektedir.(12) Öte yandan Çin, kendi geliştirdiği petrol sondaj platformu ile ilk sondaj çalışmasına Mayıs ayı içinde Güney Çin Denizi'nde başlayacağını açıklamıştır. Bu girişim, özellikle petrol kaynaklarına ulaşılması durumunda hem bölgedeki hem de iki ülke arasındaki gerilimi daha da tırmandırabilir.(13)


Denge Politikası

2004’te yaşanan kriz sonucu bozulan ABD-Filipinler ilişkiler, Çin’in hızlı yükselişi sonucu bölgenin önem kazanması, dolayısıyla ABD’nin bölgedeki ittifaklarını güçlendirmek istemesi sonucu kısa sürede normale dönmüştür. Ancak Manila’nın bu süreçte Pekin ile bağlarını geliştirmesi ve özellikle ekonomik açıdan önemli ilişkiler kurması Filipinleri hassas bir denge gözetmek durumunda bırakmıştır. Bölgede rekabet halindeki iki güç arasında kalan Filipinler ulusal çıkarlarını korumak adına denge politikası izlemeye özen göstermektedir.


ABD ile olan ittifakı, 1946’dan beri Filipinler’in dış politikasını ve güvenlik politikasını şekillendirmektedir. Bununla birlikte Çin’in ekonomik yükselişinin kendisine ticaret ve yatırım olarak döneceğini düşünen Filipinler, Pekin ile de bağlarını kuvvetlendirme çabasındadır. Ancak iki büyük gücün bölgede çatışan çıkarları zaman zaman Filipinler’in denge politikası yürütmesini güçleştirmektedir. Örneğin, Filipinler’in Tayvan meselesi konusunda dengeyi sağlamakta zorlandığı görülmektedir. Tek Çin politikasını benimsemesine rağmen Tayvan ile ciddi ekonomik ilişkiler geliştirerek Çin’in tepkisini çekmesi bir yana, ileride bu konu nedeniyle ABD–Çin arasında kalması da muhtemeldir. Zira Tayvan meselesi nedeniyle ABD ve Çin arasında yaşanacak bir kriz durumunda Filipinler, ABD ile olan güvenlik ilişkileri ve Çin ile olan ekonomik ilişkileri arasında bir tercih yapmak zorunda kalabilir.


Ayrıca Çin’in yükselen deniz gücü, Güney Çin Denizi politikası ve Tayvan meselesi, diğer bölge ülkeleri gibi Filipinler’in de Çin’e ihtiyatlı yaklaşmasına yol açarken ABD’nin bölgedeki dengeleyici rolünü güçlendirmektedir. ABD, Güney Çin Denizi anlaşmazlığı konusuna taraf olmaktan kaçınmakla birlikte ulusal çıkarları gereği geçiş serbestîsi, bölgesel barış ve istikrarın korunması, çok taraflılık ve uluslararası hukuka riayet konuları üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda Çin’in tartışmalı bölgeleri tek taraflı olarak güç kullanma yoluyla kendine bağlamasına kayıtsız kalmayacağını söylemek yanlış olmayacaktır.  Bununla birlikte ABD ile Filipinler arasındaki Ortak Savunma Antlaşması böyle bir durum için kesin hükümler içermemektedir. Yani Çin’in Spratly adalarını güç kullanarak elde etmeye çalışmasının, ABD’yi doğrudan harekete geçirebileceği gibi anlaşmanın uygulanması için saldırının tüm Filipin topraklarına veya silahlı kuvvetlerine yönelik olması gerektiği de öne sürülebilir.


Öte yandan ABD ile yoğun askeri ilişkileri eleştiren Filipinler kamuoyunun tepkisi de göz önüne alınmalıdır. 2005 yılında Filipin Adaları’nda tatbikat için bulunan 4 ABD askeri hakkında, 22 yaşında bir Filipinli kıza tecavüz ettikleri gerekçesiyle Olongapo şehir mahkemesi tarafından bir tutuklama kararı çıkarılmıştır. Tutuklama kararının çıkarılmasının ardından Manila hükümetinin dört askerin kendilerine teslim edilmesi talebini ABD’nin reddetmesi, kamuoyunda büyük tepkiye yol açarken Amerikan karşıtlığını güçlendirmiştir. Dolayısıyla Çin kadar ABD’nin de dezavantajlı olduğu durumlar vardır. Buna ilaveten Çin'in Filipinler ile olan ticaretinin 2016'da iki katına çıkarak 60 milyar dolara ulaşması beklenmektedir.(14) Konuyla ilgili olarak, Filipinler'deki Çin Araştırmaları Merkezi Başkanı Teresita Ang See, "çıkarlarımız için yüzümüzü ABD'ye olduğu kadar Çin'e de dönmemiz gerek" değerlendirmesini yapmaktadır.(15)


Özetle son dönemde Güney Çin Denizi anlaşmazlığı nedeniyle gerilen Filipinler-Çin ilişkilerinin kopması veya çatışmaya dönüşmesi bölgesel konjonktür itibariyle beklenen bir durum değildir. Hatta bu son gerginliğin, uzun süredir aktivistlere ve sanatçılara karşı tavrı nedeniyle uluslararası toplumun eleştiri oklarına hedef olan Çin'in halkın dikkatini dağıtmaya ve yabancı ülkelere güçlü görünmek amacıyla tırmandırdığı yorumları yapılmaktadır.(16) Zira Çin, yükselişinin barışçıl olduğunu ve bölge ülkeleri tarafından tehdit olarak algılanmaması gerektiğini kanıtlamak adına anlaşmazlıklardan ve çatışmalardan kaçınmaya özen göstermektedir. Çin, bölge ülkeleri ile olan sorunlu ilişkilerinin ABD’nin bölgedeki rolünü güçlendirdiğinin farkındadır.


Sonuç olarak Filipinler için Çin de en az ABD kadar vazgeçilmez bir ortak ülke konumundadır. Manila’nın iki ülke arasında denge politikası gözetmeyi başarması durumunda, zaman zaman anlaşmazlıklara bağlı olarak gerilim yükselse de, bugünkü statükonun orta vadede değişmeyeceği öngörülebilir.

 


Dipnotlar:

1.Thomas Lum, “The Republic of the Philippines and U.S. Interests”, Congressional Research Service, April 5, 2012
2.Ibid.
3.Renato Cruz de Castro, “Balacing Gambits in Twenty-First Century Philippine Foreign Policy”, Southeast Asian Affairs, 2011, p.237
4.Joshua Kurlantzick, “China’s Charm. Implication of Chinese Soft Power”, Carnegie Institute, Policy Brief, No.47, June 2006
5. Renato Cruz de Castro, op. cit., 238
6. Noel Morada, “The Rise of China and Regional Responses: A Philippine Perspective”, The National Institute for Defence Studies, p.112
7. Carl Baker, China-Philippines Relations: Cautious Cooperation”, Asia-Pacific Center for Security Studies, October 2004,p.3
8. Rommel Banlaoi, Philippines-China Security Relations, Philippine Institute for Peace, Violence and Terrorisme Research, 2012, p.36
9. CIA-The World Factbook, https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/rp.html (erişim 10 Mayıs 2012)
10. William C. Pao, “Taiwan and Philippines to benefit from FTA, TIER president says”, The China Post,1 October 2005
11.Carl Baker, op. cit., p.4
12. Filipinler-ABD tatbikatı Çin'e mesaj mı?, BBC, 16 Nisan 2012 http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/04/120416_us_phillipines_china.shtml (erişim 10 Mayıs 2012)
13. “Çin, Güney Çin Denizi’nde Petrol Sondajına Başlıyor”, Hürriyet, 8 Mayıs 2012, http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/20507386.asp (erişim 10 Mayıs 2012)
14. “Filipinler-ABD Tatbikatı Çin’e Mesaj Mı?”, BBC, 16 Nisan 2012, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/04/120416_us_phillipines_china.shtml (erişim 12 Mayıs 2012)
15. Ibid.
16. Çin Filipinler’den Gerçekte Ne İstiyor?, BBC, 10 Mayıs 2012,  http://www.bbc.co.uk/turkce/izlenim/2012/05/120510_china_philli.shtml (erişim 12 Mayıs 2012)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top