Pasifik Sularındaki Bermuda Şeytan Üçgeni: ABD-Çin-Hindistan

Ömer ATAGENÇ
22 Ocak 2012
A- A A+

21. yüzyılda deniz yollarının güvenliği oldukça ön plana çıkmaya başlamıştır. Hemen hemen tamamı deniz ve okyanus kıyısında bulunan Asya-Pasifik ülkeleri açısından bu durum daha çok önem kazanmaktadır. Tarih boyunca Batılı güçlerin deniz kuvvetleri ve ticaret gemileri ile etkili olduğu bu bölgede başta Çin ve Hindistan olmak üzere pek çok yeni deniz gücü ortaya çıkmıştır.

2000’li yıllar ile birlikte bölgede yaşanan dönüşümün bir sonucu olarak Asya-Pasifik ülkeleri, denizlerin ve deniz yollarının güvenliğine özel bir önem vermekte ve yeni “Mahanyan Vizyon” çerçevesinde dış politika stratejilerini geliştirmektedir. Bu durum bölgede rekabetin artmasını da beraberinde getirmektedir. Bölgenin sessiz ve sakin görüntüsü yerini rekabete ve krizlere bırakmaya başlamıştır.

 

Güney Çin Denizi'nde Çin-Vietnam-Filipinler Gerginliği

2011 yılının Mayıs ayında Güney Çin Denizi’nde Vietnam petrol şirketi PetroVietnam’a ait gemilerinin taciz edilmesi üzerine Çin-Vietnam ilişkileri ciddi şekilde gerilmştir.(1) Bu olaydan önce de Filipinler ve Çin arasında bir gergilik yaşanması da Pekin’i bölgede yaşanan gerginliklerin merkezine oturmuştur. Vietnam ile Çin arasındaki krizin ve Vietnam’ın çıkışını bu noktadan harekâtla analiz edilmesi gerekmektedir.

 

Vietnam, bilindiği gibi Soğuk Savaş dönemi boyunca Amerikan karşıtı bir görüntü sergilemiş ve ABD’nin o dönemdeki en büyük yenilgisine de neden olmuştur. Ancak, Soğuk Savaş sonrası dönem bölgedeki dengelerin büyük ölçüde değişmesini de beraberinde getirmiştir. Vietnam da bu değişime sahne olan ülkelerden birisidir. Ayrıca zengin hidrokarbon kaynakları olmasından dolayı uluslararası şirketlerin bu ülkeye olan ilgisini büyük ölçüde artırmıştır. Aynı zamanda Çin’in son yıllarda bölgede giderek yükselen profiline karşılık denge arayışına giren Batılı ülkeler için Vietnam önemli bir ülkedir. Çünkü Çin’in yakın coğrafyasında yaşadığı sorunlar her ne kadar çok fazla gündemde olmasa da Pekin yönetimini ciddi ölçüde rahatsız etmektedir. Güney Çin Denizi üzerinde pek çok kıyıdaş devletin hak iddia etmesi bu problemlerin başını çekmektedir. Çin’in kara suları ve kıta sahanlığı ile ilgili iddiaları Vietnam tarafından kabul edilmemekle birlikte, Çin’in çeşitli girişimlerine karşlılık Vietnam sınırlarının işgal edildiğini savunmaktadır. Sınırlarla ilgili meydana gelen krizin arkasında ise Çin’in bölgede daha etkin bir konuma gelebilmesi için deniz yollarına hakim olma ve Spartly ve Paracel adalarının zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip olma ihtiyacı bulunmaktadır.(2) Çin bu konuda yalnızca Vietnam ile değil, Filipinler, Tayvan ve hatta Brunei Sultanlığı ile dahi ihtilaf halindedir. Tüm bu devletler Güney Çin Denizi’nde ve adalar üzerinde hak iddia etmektedirler. Çin ile komşuları arasında yaşanan bu kriz, Batı’nın Pekin’e karşı kullandığı kozlardan bir tanesidir. İşte Vietnam bu noktada Batılı ülkeler bakımından oldukça jeostratejik önem taşımaktadır. Bu krizi takip eden süreçte Vietnam’ın tepkisi söz konusu olayla ilgili sınırlı kalmamış, Hanoi sokaklarında pek çok Çin karşıtı gösteri gerçekleştirilmiştir. Göstericiler, Çin’in işgalci tutumuna bir an önce son verilmesini istemektedirler.(3)

 

ASEAN Bölgesel Forumu Toplantısı ve ABD

Temmuz 2011’de Endonezya’nın Bali adasında gerçekleştirilen ASEAN Bölgesel Forumu toplantısına deyim yerindeyse ABD damga vurmuştur.(4) Toplantıda bölgede yaşanan gelişmelerin tamamı masaya yatırılırken, Çin’in Vietnam ve Filipinler ile yaşadığı krizin üzerinde önemli ölçüde durulmuştur. ABD, bu krizin aşılabilmesi için elinden geleni yapacağını ve bölge devletlerinin arkasında olduğunu açık bir şekilde dile getirmiştir. Bu durumun tıpkı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bir güvenlik yapılanmasına gidilerek çözülmesi de bu toplantının gizli ve önemli gündem maddelerinden birisidir. Güneydoğu Asya’ya yeni bir “SEATO” (Southeast Asia Treaty Organization- Güneydoğu Asya İttifak Örgütü)  kurulması fikri bölgede pekçok ülke tarafından dile getirilen bir konudur.

 

2000’li Yıllarda Asya-Pasifik Bölgesi'nde Deniz Yollarının Önemi

1990’lı yıllardan itibaren bölge ülkelerinin deniz yollarının artan önemi bağlamında deniz kuvvetlerinin kapasitesini artırma yoluna gittikleri görülmektedir. Bu konuda Çin, Hindistan, Japonya ve dünyanın en büyük deniz gücüne sahip olmuş bir İngiliz imparatorluğunun varisi Avustralya’nın ön plana çıktığını söylemek mümkündür. Özellikle 2005 yılı sonrası bölgede donanma tatbikatlarının yoğun olarak yaşandığı bir dönem olmuştur. Çin, gerek Güney Çin Denizi’nde gerek Hint Okyanusu’nda çok sayıda tatbikat gerçekleştirmiştir. Buna karşılık olarak da Hindistan, Japonya, Avustralya ve ABD’nin dâhil olduğu çok sayıda ortak tatbikat yapılmıştır. Bu hususta şunu da belirtmek gerekir ki, Çin bölgede askeri gücünü ön plana çıkaran bir devlettir. Sadece kendi ulusal sınırlarında değil, Gvadar Limanı’nın güvenliği, Myanmar’daki askeri cuntaya verdiği destek bağlamında da ordu gücünü hem ekonomik hem de siyasal alanda hissettirmektedir.

 

Enerji kaynaklarının ve enerji nakil hatlarının fiziksel güvenliği son dönemdeki gelişmelerin merkezinde bulunmaktadır. Enerji kaynaklarına gün geçtikçe artan ihtiyaç devletlerin bu konuda daha sıkı önlemler almasını beraberinde getirmektedir. Devletlerin bu konuda aldıkları önlemlerin içinde enerji güvenliğinin sağlanmasında bir “militarizasyon” sürecinin başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Rekabetin giderek artması Asya-Pasifik coğrafyasında suların her geçen gün ciddi bir şekilde ısınmasına sebep olmaktadır. Bölgede enerji ihtiyacı yüksek olan devletlerin kaynakları temin edebilmek için kullandığı güzergâh büyük ölçüde deniz yollarıdır. Deniz yollarına olan bağımlılığın gün geçtikçe artması ve devletlerin daha tatmin edici alternatif çözümler üretememeleri deniz yolları üzerinde bir rekabet yaşanmasını da yol açmaktadır.

 

Çin, deniz yollarında bir denetim sağlayabilmek bağlamında “İnci Dizisi” stratejisini geliştirmiştir. Bölgenin kendisi açısından önemli limanlarını ve geçiş yollarını birer inciye benzeterek belirlediği güzergâhın adını “İnci Dizisi” olarak belirlemiştir. Bu güzergâh aynı zamanda Hindistan’ı da çevrelemekte ve Hindistan’ı anakarasına hapsetmektedir.(5) Bu projenin son dönemde giderek ilişkileri daha da gerilen Hindistan açısından kabullenilmesi mümkün değildir. Tam aksine Hindistan da buna karşı bir tavır sergilemektedir. “Doğuya Bakış” ismiyle geliştirilen bu proje bağlamında Hindistan, yüzünü doğu komşularına çevirerek Çin’in etkin olduğu bölgede bir denge siyaseti izlemekle beraber yükselişini frenlemek istediği görülmektedir. Önemli Hint stratejistlerin yayınladıkları çeşitli makalelerde Hint Okyanusu’nun Hindistan’ın doğal “yaşam alanı” olduğu ve Hint Okyanusu’nun geleceğinde Hindistan’ın söz sahibi olması gerektiği belirtilerek Hindistan’a bölgede emperyal bir vizyon önerilmektedir. Hindistan, “Doğuya Bakış” politikası çerçevesinde Myanmar ve Vietnam gibi Pekin açısından hayati değerde olan iki ülkeyle ilişkilerini geliştirmekte ve bu ülkelerde yaşanan dönüşüme taraf olmaktadır.(6) İki ülke deniz yollarındaki rekabet üzerinden karşılıklı bir “çevreleme” politikası uygulamaktadırlar.

 

Jeopolitik teoriler içinde “Karasal Hakimiyet” anlayışının günümüze kadar hâkim olduğu izlenmektedir. Merkezi Avrasya olan “Kalpgah”a sahip olan devletler küresel hakimiyet açısından önemli bir avantaj elde etmektedirler. Sovyetlerin dağılması ile birlikte Afganistan’dan Sincan-Uygur’a kadar olan bölgede yaşanan rekabet bunu doğrular niteliktedir. Ancak, Asya-Pasifik ülkelerinin uluslararası arenada ciddi şekilde varlık göstermeye başlaması, başta enerji kaynakları olmak üzere dünya ticaretindeki paylarının da giderek artmasına sebep olmaktadır. Doğal gazın sıvılaştırılması gibi teknolojilerin geliştirilerek enerji kaynaklarının deniz yoluyla ikmali ve gerçekleştirilen ticaretin yoğunluğuyla paralel olarak deniz haydutluğu ve korsanlık faaliyetlerinin artması güvenlik parametrelerini de değiştirmiştir. Bu değişimin bariz örneği,  “Karasal Hakimyet” teorilerinin yanında “Deniz Yollarına Hâkimiyet” tezini ortaya koyan Mahan’ın yeniden gündeme gelmesidir. Bölge ülkeleri güvenlik politikalarını oluştururken Mahancı bir vizyon kazanmaya başlamışlardır.

 

Hindistan’ın son dönemde deniz kuvvetlerinin modernizasyonu konusunda önemli adımlar attığını da söylemek mümkündür. Hindistan donanması bir taraftan yeni savaş gemileri ve uçak gemileri satın alırken bir yandan da deniz kuvvetlerinin merkez komutanlığını batıdan doğuya kaydırmaktadır.(7) Bu gelişme Hindistan dış politikasının yörüngesindeki değişikliği de ortaya koymaktadır. Günümüze değin tehdit algılamalarını Pakistan odaklı tanımlayan bir ülke iken yüzünü batıya dönen Hindistan en büyük rakip olarak Çin Halk Cumhuriyeti’ni görmektedir. Çin, yalnızca Güney Çin Denizi’nde değil, aynı zamanda Hint Okyanusu’nda da etkin olmaya çalışmaktadır. Bunun yanısıra Hindistan’ın Hint Okyanusu’ndaki manevra kabiliyetini zayıflatmak için çaba harcamaktadır. Hindistan, “Doğuya Bakış” politikası çerçevesinde, Çin’in etki alanını daraltabilmek ve bölgedeki varlığını pekiştirebilme amacıyla deniz kuvvetlerinin merkez komutanlığını batıdan doğuya kaydırmıştır. Buna karşılık Çin ise Pakistan’da Gvadar Limanı’nı inşa ederek Ortadoğu hidrokarbonlarını temin etme kapasitesinde önemli bir avantaj elde etmiştir. Bu sayede Hindistan’ı devre dışı bırakacak bir rota çizmektedir. Hindistan ise, aynı şekilde Çin’in ihtilaflı olduğu ülkelerle enerji ilişkilerini geliştirerek bölgede mesafe almaktadır. Vietnam, Myanmar ve Filipinler gibi aktörler bölgede ortaya çıkan rekabete batı cephesi ile katılan yeni devletlerdir.

 

Öte yandan ABD’nin müdahalesiyle gerginlik giderek tırmanmıştır. Ancak Çin ve Vietnam’ın olumlu tavrı sayesinde sorun büyümeden çözülme noktasına gelmiştir. Pekin, her ne kadar deniz aşırı coğrafyalarda ciddi bir varlık gösterse de, yakın coğrafyası yumuşak karnıdır. Bu bölgede yaşanan her gerginlik Pekin yönetimini ciddi şekilde sıkıntıya sokacak niteliktedir.  Vietnam ile yaşanan gerilimin düşürülmesi ile birlikte bu ülkeye zeytin dalı uzatılması da Çin pragmatizminin bir sonucudur.(8) Pekin, aktif bir dış politika yürütmeye hız kesmeden devam etmektedir. Fakat aynı denizi ve okyanusu paylaştığı komşularıyla Çin’in ilişkilerinin çok da sağlıklı olduğunu söylemek yanlış olur. Bu nedenle Çin, yakın coğrafyasında mümkün olduğu kadar temkinli davranmaktadır. Pakistan’ın varlığı Çin açısından hayati önemde olsa dahi tek başına yeterli değildir. ASEAN kapsamında bölge devletleri batıyla uyum içinde bir dış politika izlemektedirler. Bölgedeki söz konusu bölünmüşlük denizlerdeki güç mücadelesini de doğrudan etkilemektedir. Deniz kuvvetlerinin artan etkisi bölgedeki dengelerin belirlenmesinde kilit noktayı oluşturmaktadır. Asya-Pasifik coğrafyasında deniz yolları, bir işbirliğinden öte bir çatışma alanı görüntüsünü vermektedir. Bölgede yaşanan çatışma ise, bölge dışı aktörlerin bir takım kazanımlar elde etmesini sağlayabilir. Asya’da istikrarın sağlanabilmesi için denizlerin çatışmadan ziyade bir işbirliği alanı haline getirilmesinden geçmektedir.

 

ABD’nin Asya-Pasifik Politikası ve Değişen Dengeler

Obama’nın son dönemde yaptığı açıklamalar, önümüzdeki sürece yönelik politikalarında Asya-Pasifik bölgesini merkeze koyduğuna işaret etmektedir. ABD, bu coğrafyaya ciddi bir askeri yığınak yapmaktadır. Ayrıca ABD, siyasi olarak da önemli ölçüde bu bölge üzerinde yoğunlaşmaktadır. Yukarıda da sözü edilen temel problem, Çin’in yükselen profiline karşılık ABD’nin tepkisi ve buna karşılık alınan önlemlerdir. Dolayısıyla Tayvan, Singapur, Malezya, Myanmar, Güney Kore, Japonya, Sri Lanka, Hindistan, Avustralya, Vietnam ve Filipinler gibi ülkelerin ABD’nin bölgesel politikaları açısından anahtar önemde olduğu görülecektir.

 

Hint Okyanusu, ABD’nin Asya-Pasifik politikalarında daha çok ön plana çıkmaya başlamıştır. Obama, yaptığı konuşmada Hint Okyanusu’nun önemine değinerek vurgulamaktadır. Buna göre Pasifik bölgesi ABD’nin yeni dönemde dış politikasının merkezindedir. ABD için özellikle de Hint Okyanusu ve Hint Okyanusu’na kıyısı olan ülkeler özel bir konuma sahiptir. Çin’in dünyaya açıldığı en önemli nokta olan Hint Okyanusu, ABD’nin yeni dönem stratejisiyle bir “egemenlik mücadelesi alanı” olarak ilan edilmekte ve Çin’i “çevreleme” politikasının hayata geçirileceği ön görülebilir.(9) ABD’nin Hindistan ile geliştirdiği ilişkiler gerek siyasi gerek ekonomik alanda yoğun şekilde devam etmektedir. Bu ilişkilerdeki yoğunluk Çin-Hindistan rekabetinin boyutunu da genişletmektedir. Hindistan bölgede Çin’e karşı bir “demokrasi” merkezi olarak yansıtılmakta ve bölge ülkelerinde yaşanan dönüşümde bir örnek model olarak tarif edilmektedir. Myanmar’da yaşanan dönüşüm ve Çin’in desteklediği cunta yönetimine karşı Suu Kyi’nin öncülüğündeki muhalefet Hindistan tarafından açık bir şekilde desteklenmektedir.

 

Sonuç

Diğer taraftan Hindistan’ın nükleer faaliyet gerekçe gösterilerek Çin ile yakın ilişkiler kuran Pakistan ve Kuzey Kore’nin, yeni bir renkli devrime gebe “Myanmar’ın”, Aden Körfezi’ndeki kriz potansiyeline sahip Malaka Boğazı’nda bulunan Malezya, Endonezya, Singapur’un, Çin ile sınır sorunu yaşayan ve sıcak çatışma noktasına gelen Vietnam ve Filipinler’in yeni dönem Asya-Pasifik politikaları bağlamında ön plana çıkabileceğini söylememiz mümkündür. Türk kamuoyunun yeteri kadar takip edemediği ya da etmediği Asya-Pasifik bölgesi, Obama’nın son açıklamalarının ardından çizdiği yol haritasıyla birlikte daha çok ön plana çıkabilir. ABD’nin Soğuk Savaş döneminden beri bu coğrafyada ilişkilerini geliştirmeye çalışmakta ve daha etkili bir politika izlemek istemektedir. Asya-Pasifik ile ilgili stratejisini açıklaması, gerek diğer coğrafyalarda yaşadığı sıkıntılar gerek Çin gibi güçlü bir rakibin giderek yükselen profili, bu açıklamanın zamanlamasını oldukça anlamlı kılmaktadır. Dünya kamuoyunun gözünde nispeten sessiz sakin ve daha çok doğal afetleriyle ön plana çıkan bu bölgenin yeni dönemde siyasi krizlerle de yüzyüze kalabileceğini söylememiz mümkündür.

 

Dipnotlar:

(1) http://www.bbc.co.uk/news/world-asia-pacific-13723443

(2) http://www.eurasiareview.com/11082011-south-china-sea-reducing-the-china-vietnam-tension-analysis/

(3) http://www.nytimes.com/2011/06/11/world/asia/11vietnam.html

(4) http://www.eastasiaforum.org/2011/07/20/
asean-regional-forum-expected-to-take-up-vital-regional-issues/

(5) http://www.idsa.in/idsacomments/
ChinasStringofPearlsandIndiasEnduringTacticalAdvantage_irehman_080610

(6) http://www.southasiaanalysis.org/papers37/paper3662.html

(7) http://www.atimes.com/atimes/South_Asia/MH20Df02.html

(8) http://www.mb.com.ph/articles/337607/china-vietnam-sign-maritime-deal

(9) http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2012/jan/06/china-barack-obama-defence-strategy

 

Back to Top