Alman Dış Politikası ve Batı Balkanlar

Selim VATANDAŞ
07 Eylül 2013
A- A A+

“Futbol, 22 kişinin 90 dakika boyunca oynadığı ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur.” Gary Lineker’in 1990 Dünya Kupası sonrasında sarf ettiği bu söz aslında birçok alanda karşılaştığımız Alman hakimiyetinin ya da Alman manipülasyonunun bir ölçüde yansımasıdır.Günümüzde Avrupa’nın en güçlü devletlerden biri olan Almanya, yumuşak güç temelli dış politika araçlarıyla “Sivil güç”, “jeo-ekonomik güç”, “(gönülsüz) hegemon güç” gibi kavramlarla tanımlanmaktadır. Tarihsel süreçten günümüze, bu çok boyutlu Alman etkisinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir.


Bu analizde Almanya’nın Batı Balkan devletleri ile olan ilişkilerine askeri ve ekonomik düzlemde yaklaşılmış ve bölgenin Almanya için önemine dair incelemelerde bulunulmuştur. İlk bölümde Alman dış politikasına ilişkin temel kodlar; ikinci bölümde tarihsel perspektifte Almanya’nın Batı Balkan coğrafyasıyla ilişkisi gözden geçirilmiştir. Üçüncü bölümde Almanya’nın bölgeye olan askeri operasyonları ve nedenleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise Almanya’nın Batı Balkanlar’daki ekonomik ilişkisi aslî olarak doğrudan yabancı yatırımlar, tali olarak ise bölge ile olan ekonomik hacmi üzerinden incelenmiştir. Avrupa Birliği’nin çoğunlukla “Güneydoğu Avrupa”, nadiren “Batı Balkanlar” olarak adlandırdığı coğrafya bu metinde; Hırvatistan, Sırbistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ ve Kosova’dan oluşan yedi devlet üzerinden okunmuştur.


Alman Dış Politikası Üzerine


Almanya’nın dış politika eğilimlerini anlayabilmek için tarihsel kodlara bakıldığında Alman tarihi içinde öne çıkan en çarpıcı hususun, “Devlet ve Alman halkları”nın birleşme sürecinin, son derece problemli gel-gitleri olduğu görülmektedir. Alman coğrafyasında yüzyıllardır süregelen “savaş ve barış” spiral döngüsü, aynı zamanda devletin ve halkın birbirini arayışının bir hikayesidir. Alman halklarının farklı devletler içindeki parçalanmış yapısı; Alman devlet geleneğini, Alman iç ve dış politikasını şekillendiren en önemli faktörlerden biridir. Bu bağlamda Alman parçalanmışlığına ilişkin şu örneklem bize ilginç bir manzara sunmaktadır: 1348 yılında kurulan ve günümüzde Çek Cumhuriyeti sınırlarında bulunan Prag Üniversitesi ilk Alman üniversitesidir. 1365’te kurulan ve şu an Avusturya sınırları içinde bulunan Viyana Üniversitesi ise tarihteki ikinci Alman üniversitesidir. (1) Her iki üniversitenin de farklı ülkelerin başkentlerinde bir kültürel zenginlik unsuru olarak varlık gösterdikleri düşünüldüğünde, Almanların hep birlikte yaşama dürtüsü,  “Alman bütünleşmesi”nin motivasyonu üzerinde temellendirmelerde bize önemli bir girdi sağlamaktadır.


İtalya’dan Hollanda ve Danimarka’ya, Güneydoğu Avrupa’dan orta Avrupa içlerinde kadar uzanan topraklar tarih boyunca sürekli olarak Alman kültürü ve politikasından çokça etkilenmiştir. Bu topraklardaki devletlerin iç ve dış politikaları ortodoks/hâkim konumdaki Alman Devleti’nin dış politikasınca keza çokça manipüle edilmiştir. Bu bağlamda bugünkü Alman kültürü ve toplum özbilinci bile Alman dış politikasının parametrelerine ilişkin önemli ipuçları vermektedir.


Tarihsel süreçte Alman birliğinin kurulma girişimlerinde kıta Avrupası; Prusya İmparatorluğu, Weimar Cumhuriyeti ve Hitler Almanyasına sahne olmuştur. II. Dünya Savaşı sonrasında ise, 1949 yılında Doğu Almanya (Demokratik Almanya Cumhuriyeti)  ve Batı Almanya (Federal Almanya Cumhuriyeti) olarak parçalanan “Üçüncü Reich”, kırk yıldan fazla sürecek bir bölünmüşlük içine girmiştir. Bu süreçte Batı Almanya, AB’nin kurucu üyelerinden olmuş;  Doğu Almanya ise Sovyet hâkimiyeti altında kalmıştır. Soğuk Savaş’ın sonunda ise Doğu ve Batı Almanya tekrar birleşmiştir.


Soğuk Savaş ve sonrasında Alman dış politikasının temel dinamiklerinin süreklilik gösterdiğini görmekteyiz. Soğuk Savaş sonrasında da Alman dış politikasını yönlendiren bu temel dinamikler; (i) Avrupa Birliği, (ii) Atlantik ötesi ilişkilerde denge,  (iii) yurtdışı operasyonları, (iv) ticaretin dış politika da bir araç olarak kullanılması ve (v) yurtdışı kültür politikası olmuştur. (2) Almanya’nın, dış politikasında bu beş ana hattın işleyişi üzerine Soğuk Savaş sonrasında; eski “güç politikası”na (Machtpolitik) ne kadar yöneldiği, ya da ana akım dış politika hattı olarak adlandırılan “sivil güç” (Zivilmacht) konseptini ne kadar sürdürdüğü hususunda dış politika okumaları yapan yazarlarca da değerlendirilmiştir. (3) Fakat bu metnin yazarı Almanya’nın dış politika eylemlerini gerçekleştirirken “güç politikası” olarak okunan eylemlerin, “Sivil Güç”ün devamlılığını sağlamak amacıyla atılan adımlar olduğu kanaatindedir. (4)


Tarihsel Perspektifte Almanya Batı Balkan ilişkileri


Almanya’nın Batı Balkan coğrafyası ile ilişkisine tarihsel olarak baktığımızda; Alman İmparatorluğu döneminde diğer güçlerden farklı olarak, bölgede bir hegemonya oluşturmaya çalışmadığını görmekteyiz. Alman imparatorluğu, Balkanlar’da kendisi için stratejik bir çıkar algılamamıştır. Bu dönemde bölgeye yönelik temel Alman stratejisi; Osmanlı’nın Balkan topraklarının, Avrupa’nın büyük güçleri arasında bu topraklar nedeni ile bir savaş çıkmasını engellemeye çalışmak olarak belirlenmiştir. (5)


Nazi Almanyası döneminde de keza, Balkanlar ikincil önemini sürdürmeye devam etmiştir. Fakat bu dönemde Almanya’nın bölge ile olan ticari ilişkisine, büyük bir yükseliş gözlemlenmektedir. Berlin yönetiminin toplam dış ticaretinin yaklaşık dörtte biri Balkan ülkeleri ile gerçekleştirilmiştir. (6)


II. Dünya Savaşı süresince ise Almanya’nın Yugoslavya, Yunanistan ve Arnavutluk’u işgalini; bölgedeki hâkimiyetin Müttefik devletlerin eline geçmesi durumunda, bölgeyle olan ticari ilişkilerin bozulma ihtimali sebebiyle gerçekleştirdiği düşünülmektedir.

1949’da kurulan Federal Almanya’nın dış politika doktrininde ise Balkanlar’ın Almanya için öncelikli bölgeler arasında yer almadığını görmekteyiz. Hallstein doktrini (Batı Almanya’nın, Doğu Almanya’yı tanıyan tüm devletlerle diplomatik ilişkileri kesmesi) ortaya çıkan bu tabloda etkili olmuştur. (7)


1960’ların sonunda Willy Bradnt ve Gerhard Schröder’in girşimleriyle başlatılan “yeni-doğu politikası” (“Ostpolitik”) Hallstein doktrinini yumuşatmış, Doğu Almanya’yı tanıyan ülkelerle ilişkilerin kesilmesine yönelik uygulamaya son verilmiştir. (8) Bu bağlamda 1973’te Bulgaristan ile diplomatik ilişkiler kurulmuş Yugoslavya ile üst düzey ziyaretler gerçekleştirilmiştir. Doğu politikası ile Alman dış politikasında yumuşama, diyalog, uyum ve eşitliğin önü açılmıştır. Keskin hatları ile Almanya’yı dış politikada kısıtlayan Hallstein doktrini yerine “Yeni-Doğu Politikası” Almanya’nın dış politika alanını özgürleştirmiş; Hallstein’daki tehtidler, “Yeni-Doğu Politikası”nda fırsat olarak okunmuştur. Doğu politikasındaki esneklik Helmut Schmit döneminde de (1974-1982)  dış politikada hareket alanı sağlamıştır. Helmut Kohl döneminde ise iç politikaya yoğunlaşan odak noktasına rağmen dış politika (“primat der Aussenpolitik”) ile ilişkiler özellikle ticari düzlemde ihmal edilmemiştir.


Almanya’nın Batı Balkanlar’a İlişkin Askeri Operasyonları


2006 yılında yayımlanan ve Almanya’nın güvenlik politikasına ilişkin stratejisinin duyurulduğu Beyaz Kitap’ta da belirtildiği üzere: “Batı Balkanlar öncelikle Avrupa’nın ve ardından Almanya’nın güvenliği için elzem bölgedir. Almanya’ya coğrafi olarak son derece yakın olan Batı Balkanlar’da, Almanya’nın hususi çıkarları bulunmaktadır. Bu hususi çıkarların işletilebilmesi için en önemli kavram olan istikrar; yoksulluk, yüksek oranlı işsizlik, organize suçlar ve yozlaşma, insan haklarının ihlali, uyuşturucu ticareti gibi tehditler nedeniyle zarar görmektedir. Bu yüzden bölgede atılacak adımların başında, demokratik ve anayasal yapıların tesisi, savaş suçlarının takibi, başarılı bir şekilde uygulanan ekonomik reformlar ve azınlıkların etkili bir şekilde korunması olacaktır.” Ayrıca Almanya Beyaz Kitap’ta, bu coğrafyada gelecekte yaşanabilecek olası çatışmaların engellenmesi için milli devlet prensipleri ve etnik çeşitlilik arasında uyumun sağlanabilmesi açısından problemli noktaların çözülmesi gerektiğini düşünmektedir. Almanya’ya göre bunları başarmanın esas yolu Güneydoğu Avrupa ülkelerinin “Batı”ya uyum ve entegrasyonundan geçmektedir. (9)

Soğuk Savaş sonrasında eski Yugoslav Cumhuriyeti’nin dağılmasıyla, Batı Balkanlar’da yükselen istikrarsızlığın çözümünde Amerika Birleşik Devletleri’nin ana aktör olarak rol alması; yani, Avrupa içindeki bir soruna, Atlantik ötesi bir devletin müdahil olması “Kıta Avrupa”sı devletlerini rahatsız etmiştir. Avrupa’nın “Bu bizim iç sorunumuzdur.” (10) dediği bölgenin istikrarına ilişkin problemlere Almanya; Bosna-Hersek ve Makedonya’daki barışı koruma operasyonlarıyla müdahil olmuş, Kosova’da ise barışı tesis etme operasyonuna katılmıştır.

Almanya’nın Batı Balkanlar’daki bu çalkantılı döneme ilişkin askeri operasyonlarını Kaiser, Layne ve Schöllgen gibi yazarlar Alman dış politikasında güç politikası (Machtpolitik) eğilimindeki artış olarak okumuştur. Almanya’nın, parçalanan Yugoslavya Cumhuriyeti’nden Slovenya ve Hırvatistan’ı (Avrupa Birliği’nden önce) tanıyarak müttefiklerinden farklı bir tavır takınması bu kanıya sebep olan bulgulardan biridir. Bu çerçevede Soğuk Savaş sonrası Alman dış politika hareketlerine ilişkin “güç politikası” algısının dışında, Batı Balkanlar’a ilişkin bu gidişatın “Sivil Güç”ün devamı olduğunu belirten yazarlar da vardır. Örneğin, Christian Hayke ve Winfried Veit’in de belirttiği gibi Almanya, Kosova konusunda “Sivil Güç” konseptine aykırı bir politika yürüttüğünü düşünmemektedir. (11) Bu bağlamda, bölgedeki istikrarın çıkarları için önemini devlet metinlerinde de vurgulayan Almanya; Sırbistan’ın Kosova’ya saldırısına karşı yürütülen NATO müdahalesinde dış politikada kuvvet kullanımına ilişkin “bir daha asla” (“nie wieder”) sloganıyla özdeşleşmiş pasifist politika yerine “Auschwitz, bir daha asla” (“nie wieder Auschwitz”) sloganı üzerinden hareket etmiştir. 1999’da NATO ile Kosova’ya müdahale eden Almanya, 2003’te ABD’nin Irak’a olan müdahalesine (bazı eleştirilere maruz kalmasına rağmen) “BM kararı olsa da Irak’a müdahaleye destek vermeyeceğini” açıklayarak dış politikasındaki pragmatik duruşunu göstermiştir. Bu noktada Soğuk Savaş sonrası Alman dış politikası okumalarında tümüyle güç politikası üzerine hareketler gözlemlenmediğini belirtmek gerekir. Almanya, çıkarları olduğu coğrafyalar üzerindeki nüfuzunu öncelikle AB meşruiyeti üzerinden, sonrasında ise ekonomik ve ticari bağlantıları üzerinden geliştirmektedir. Batı Balkanlar coğrafyasındaki barışı koruma ve barışı tesis etme operasyonlarının Almanya’nın güç politikasına geri dönüş hamlesinden ziyade, bölgede bozulan istikrarın Avrupa’nın ve kendisinin güvenliğini de tehdit edeceği algısından kaynaklandığını söylemek mümkündür. Almanya için “devletin güvenliği sınırda değil, sınırların ötesinde başlamaktadır.” (12) Almanya’nın kendi güvenliğine ilişkin tehdit algısı, Güneydoğu Avrupa’daki istikrarın hem Avrupa’nın güvenliğinin hem de bölge ile olan ticaretinin bozulacağına dair endişeler bütününden oluşmaktadır.


Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından parçalanan Yugoslavya Cumhuriyeti’nde yükselen istikrarsızlık ile Almanya’nın, bahsettiğimiz bu çerçevede Batı Balkanlar’da sonlandırdığı iki sınır ötesi operasyonu (Makedonya ve Bosna-Hersek) ve hâlihazırda devam eden bir sınır ötesi operasyonu (Kosova) bulunmaktadır.


Almanya’nın Soğuk Savaş sonrası ilk operasyonu Bosna-Hersek’e yönelik sınır ötesi müdahalesidir. İlgili operasyon bir barışı tesis etme operasyonu değil, bir barışı koruma operasyonudur. Bosna-Hersek operasyonu aynı zamanda Almanya’nın en uzun süren sınır ötesi operasyonudur. 1995 yılında başlayan ve 2012 yılına kadar devam eden operasyon süresince toplam 60.000 Alman askeri Bosna-Hersek’te görev yapmıştır. (13)


Almanya Federal Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), 2001 ve 2003 yılları arasında Makedonya’da yükselen etnik çatışmalar nedeniyle; üçü NATO (Operations Essential Harvest, Amber Fox, Allied Harmony)  ve biri AB (Concordia) görevi çerçevesinde yaklaşık 800 Alman askerinin katıldığı dört ayrı operasyonda görev almıştır. (14)


Almanya’nın Batı Balkanlar’da devam eden tek operasyonu ise NATO’nun Kosova Barış Gücü ile (KFOR) birlikte gerçekleştirdiği Kosova operasyonudur. 1999 yılından beri devam eden bu operasyon, Bundeswehr’in ilk “müttefikli barışı tesis etme” operasyonu olma niteliğini taşımaktadır.

Soğuk Savaş sonrası Bosna-Hersek, Makedonya ve Kosova’da düzenlenen bu üç operasyon; Almanya dış politika kararları açısından kendi içinde farklı anlamlar barındırmaktadır. Bosna-Hersek müdahalesi NATO müttefikleri ile gerçekleştirilmiş ve barışı koruma operasyonu çerçevesinde yürütülmüştür. Bununla birlikte, Makedonya’daki sınır ötesi katılım bünyesinde üç NATO operasyonu ve bir Avrupa Birliği görevini kapsamaktadır. Almanya’nın Makedonya’ya yönelik gerçekleştirilen sınır ötesi operasyona katılımı da bir “barışı koruma” operasyonu olarak tanımlanmaktadır. Fakat NATO müttefikleriyle gerçekleştirilen Kosova müdahalesinin bir barışı tesis etme operasyonu oluşu nedeniyle birleşik Almanya dış politika kararları için bir ilk olduğunu da belirtmek gerekir.


Almanya’nın Batı Balkanlar ile olan ekonomik ilişkilerine bir bakış


-Doğrudan Yabancı Yatırımlar


Doğrudan yabancı yatırım, bir ekonomideki gerçek ve/veya tüzel kişilerin, başka bir ekonomide uzun vadeli çıkarlar doğrultusunda yaptığı sınır ötesi yatırımlardır. (15) Doğrudan yabancı yatırımlar, spekülatif sermaye akımlarının tam aksine yüksek değil düşük faizlerin olduğu, üretim maliyetleri düşük olan, kârlılık oranları yüksek, büyüme dinamizmi içinde, makro dengeleri oturmuş, kural ve düzenleme tutarlılığına sahip, iç talebin canlı ve eğitilmiş iş gücünün yüksek olduğu ekonomilerde yoğunlaşmaktadır. Bu yatırımlar sadece yurtdışı tasarrufları ve finansmanı değil, buna ek olarak know-how, yönetim bilgileri, pazarlama teknikleri, yeni teknoloji, patent-lisans gibi mali olmayan faydaları da ülke ekonomisine kazandırmaktadır. (16)


Almanya’nın doğrudan yabancı yatırımları 2007 yılında, Almanya gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) %5,1’i iken 2012 yılı itibariyle bu oran GSYH’ının %2’sine düşmüştür. (17) Düşüşün ana nedeni çift dipli olarak yaşanan 2008 Küresel Finans ve 2010 Avrupa Bütçe Açığı krizleridir. Krizler, Avrupa Birliği’nin Batı Balkan ülkelerine olan dış yatırımlarını da etkilemiştir. Bölgeye yapılan yatırımlar 2002 yılında 2,1 milyar dolardan, 2008 yılında 13,3 milyar dolara yükselmişken; 2009 yılında bu miktar %35, 2010 yılında ise %45 oranında düşüşe uğramıştır. Bu dalgalanmadan Almanya’nın doğrudan yabancı yatırımları da etkilenmiş, 2011 yılında 49 milyar dolar iken 2012 yılında 6,6 milyar dolar’a gerilemiştir. (18)


Almanya’nın doğrudan yabancı yatırımlarını Makedonya, Arnavutluk, Hırvatistan, Bosna-Hersek Sırbistan ve Kosova üzerinden yüzeysel olarak incelediğimizde şu veriler karşımıza çıkmaktadır.


Makedonya’ya 2003 ve 2012 yılları arasında toplam 62,2 milyon avro doğrudan yabancı yatırım gerçekleşmiştir. Bu yatırımlar içinde Almanya menşeli; Deutsche Telecom, Logwin, Knauf, Kromberg&Schubert (Otomotiv) ve Dräxlmaier Group’un (otomotiv) şirketleri ön plandadır. (19) Yine Makedonya içinde doğrudan yabancı yatırımda önde gelen ülkeler olarak Hollanda (%20,41), Avusturya (%11,42), Slovenya (%11,12) ve Yunanistan (%10,70) yer almakta; Almanya ise, bu ülkelerin gerisinde bulunmaktadır. (20)


Arnavutluk içinde yer alan doğrudan yatırımları incelediğimizde Almanya yatırımlarının, Arnavutluk’taki tüm doğrudan dış yatımların %3’lük kısmını kapsadığını ve Yunanistan (%27), Avusturya (%15), Kanada (%14), İtalya ve Türkiye (%11)’den geride olduğunu görmekteyiz. (21)


Batı Balkan ülkeleri içinde en çok yardım alan iki ülkeden biri olan Hırvatistan’a ise Almanya, 1993’ten 2013’ün ilk çeyreğine kadar 3 milyar 116 milyon avro doğrudan yabancı yatırımda bulunmuştur. Bu rakam ülke içindeki toplam dış yatırım miktarının %11’lik kısmına denk gelmektedir. Almanya, Hırvatistan’da Avusturya ve Hollanda’dan sonra en büyük 3. yatırımcı ülke konumundadır. (22) Hırvatistan’da doğrudan yabancı yatırımda bulunan başlıca şirketler içinde Deutsche Telekom (iletişim), Allianz (Bankacılık), Metro (Perakende), Lidl Media (Perakende), RTL (Televizyon) ve Siemens (Endüstri) bulunmaktadır. (23)


Bosna-Hersek’te ise Almanya’nın, 1994-2011 yılları arasında gerçekleştirdiği, toplamda 288 milyon avro değerindeki yatırımla altıncı sırayı aldığını görmekteyiz. Bu miktar 1994-2011 yılları arasında yapılan doğrudan yabancı yatırımın %5,8’ini kapsamaktadır. Yatırımlara sektör bazında bakıldığında, özellikle otomotiv sektöründe parça üretiminde Volkswagen, MAN, Audi, Mercedes-Benz‘in önemli rol oynadığı, pazarlama ve bankacılıkta ise UNIS Holding ve LHB Inter Hand AG Frankfurt’un öne çıktığı görülmektedir. (24)


Sırbistan’da 2012 yılı içinde Almanya; doğrudan yabancı yatırımlarda Avusturya, Norveç ve Lüksemburg’dan sonra dördüncü ülke konumundadır. Kosova’da ise doğrudan dış yatırımın %25’i ile en büyük yatırımcı ülke olarak yer almaktadır.

 

Bu verilerle birlikte aşağıdaki tabloda Batı Balkan ülkelerine yapılan doğrudan yabancı yatırımlara tarihsel olarak baktığımızda; Avusturya, Hollanda ve İsviçre’nin ağırlığı gözlemlenmektedir.

Tablo1: Doğrudan Yabancı Yatırım Miktarları

Kaynak: Avrupa Komisyonu (25)

-Yakın Geçmişte Ticari Hacim

Almanya Avrupa’nın birinci, dünyanın ise beşinci büyük ekonomisidir. (26) Avrupa Birliği üretiminin beşte birini ve Avrupa Birliği ihracatının dörtte birini gerçekleştiren Almanya, (27) %5,3’lük işsizlik oranı ile Avusturya’dan sonra AB’nin işsizlik oranı en düşük ikinci ülkesidir. (28) Aynı zamanda avro bölgesinin kredi sağlayan devleti konumundadır. Ekonomisinin %71,2’sini hizmet sektörünün oluşturduğu Almanya (2012 yılı) gayri safi yurtiçi hasılası 3,25 trilyon dolardır. Türkiye’nin gayrı safi yurtiçi hasılası (1,1 trilyon dolar), Almanya’ya yaklaşan nüfusuna rağmen bu rakamın üçte biri oranında kalmaktadır.  Almanya’nın bir ticaret devleti (trading state) olarak adlandırılmasında bu güçlü ekonomik veriler bir dayanak niteliğindir. Almanya’nın en büyük ticari ortağı Fransa’yı, sırasıyla Hollanda, Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve İtalya izlemektedir.

Almanya’nın bu ekonomik verilerinde Batı Balkan ülkelerinin konumuna baktığımızda 2012 yılında Batı Balkan ülkeleri ile Almanya’nın gerçekleştirdiği toplam dış ticaret hacmi (8,7 milyar avro) Almanya’nın toplam dış ticaret hacminin (2 trilyon avro)  %0,4’üdür. Almanya’dan Batı Balkan ülkelerine ihracat 5,3 milyar avro, Batı balkan ülkelerinden Almanya’ya yapılan ihracat ise 3,4 milyar avro’dur. (29) Almanya ile gerçekleştirilen ticaret hacminde önde gelen iki devlet Hırvatistan ve Sırbistan’dır. Dış ticarette karşılıklı bağımlılık dengesine baktığımızda Almanya’nın hegemonik üstünlüğü karşımıza çıkmaktadır. Almanya’nın sadece Slovenya ile gerçekleştirdiği toplam ticaret hacmi (8,5 milyar avro) tüm Batı Balkan ülkeleri ile gerçekleştirdiği ticarete denktir. Almanya’nın; Sırbistan, Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Kosova’nın en büyük ikinci; Makedonya’nın ise birinci ticaret ortağı olması hasebiyle karşılıklı ticaret dengesinde bağımlılık, Batı Balkan ülkeleri aleyhinedir.

Grafik 1: Almanya’nın Batı Balkan Ülkeleri ile Olan Ticaret Hacmi

Kaynak: Auβenhandelsstatisik

Günümüzde Almanya ve Batı Balkan İlişkilerine Dair Bir Perspektif


Almanya’nın dış politikasında atılan her adım, ziyaretlerin hangi ülkelere gerçekleştirildiği, siyasi beyanatlar, temenniler, usul vs. ülkeler arası ikili ve çoklu ilişkilerin geleceğine dair kendisinden çok daha fazlasını anlatan bir metin niteliğindedir. Bu bağlamda Almanya’nın bölge ülkeleri ile ilişkileri bize AB genişlemesinin geleceğine ilişkin ipuçları sunmaktadır. “Bugün Avrupa Birliği, Batı Balkanlar’da kendini, öncelikle Almanya üzerinden bulmaktadır.” (30) Almanya Angela Merkel’in başbakanlığı döneminde Batı Balkanlar’da özellikle üç ülkeye odaklanmıştır: Sırbistan, Hırvatistan ve Karadağ. Bu noktada Almanya’nın Ağustos 2011’de gerçekleştirdiği Batı Balkan ülkeleri (Hırvatistan, Sırbistan ve Karadağ) ziyaretlerinin kodları bölgedeki Almanya çıkarları ve AB genişlemesi üzerine bize bazı bilgiler vermektedir.


Almanya’nın bu coğrafyaya ilişkin dış politikasına dair hassasiyet gösterdiği iki husus bulunmaktadır: (i) Almanya’nın Güneydoğu Avrupa’daki ticari ilişkiler ve (ii) buna bağlı olarak ilişkilerin sürdürülmesi için elzem olan bölge istikrarı. Almanya’nın iki hattı sürdürürken araçsallaştırdığı meşru yapı da Avrupa Birliği’dir.


Bu çerçevede Merkel’in, içinde Almanya’nın sanayici ve iş adamlarının bulunduğu uçakla bu üç ülkeyi ziyareti, yaklaşık 70 iş adamının karşılıklı ticareti geliştirmek için istişarelerde bulunması Almanya’nın bölge ile gerçekleştirdiği ticarete verdiği önemi göstermektedir.

Bu üç ülkeyi ziyaretin ardından gerçekleştirilen basın toplantısında Almanya Şansölyesi Merkel’in Sırbistan’a, Kosova meselesi konusunda makul bir çözüme gidilmesi, Bosna-Hersek’te hükümetin kurulması; Makedonya’ya ise Yunanistan ile yaşadığı isim sorunu hususunda telkinlerde bulunması ise AB perspektifine odaklanan bölgenin istikrarının sağlanmasının ehemmiyetini göstermektedir.


Bu noktada dikkati çeken bir hususun da altını çizmek gerekir. Ağustos 2011’de Almanya’nın ziyaret ettiği bu üç ülkeden Hırvatistan, ziyaretten dört ay sonra, 2011 sonunda AB’ye katılım antlaşmasını imzalamış; Karadağ, keza dört ay sonra AB müzakerelerine başlamış; Sırbistan ise yedi ay sonra AB adaylık statüsünü elde etmiştir. Bununla birlikte, 2013’te Hırvatistan’ın üyeliğe alınması, bölge ülkelerinin üyelik sürecindeki “AB inandırıcılığı” boyutu açısından bir teyit niteliğindedir. AB karar alma sürecinde Almanya önemli bir aktördür. 2011 Merkel ziyaretiyle, Batı Balkan ülkeleri, AB içindeki güçlü Almanya etkisinin tekrar farkına varmıştır.


Sonuç


Almanya ve Batı Balkan ülkeleri arasındaki bağlar birden fazla hat üzerinden işletilmektedir. Bu hatlardan biri Avrupa Birliği’dir. Batı Balkanlar, öncelikle Avrupa güvenliği ve entegrasyonu, sonrasında Almanya güvenliği ve istikrarı için önem arz etmektedir. Bu bağlamda, Almanya bölge ile ilişkilerini ticari kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütleriyle ve GTZ, KfW gibi finansal kurumlarıyla güçlendirmektedir. Bu bağları kuvvetlendiren etkenlerden biri olan doğrudan yabancı yatırımlarda, Avusturya’nın gerisinde kalan Almanya’nın yatırımlarının düşüşünde 2010 Avrupa borç açığı krizinin etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır.  Batı Balkanlar’daki üç ülkeye gerçekleştirilen askeri operasyonlar ise bahsedilen tüm diğer  “sivil” dış politika yöntemlerinin sürekliliğinin sağlanması için bir araç niteliğindedir.



DİPNOTLAR

(1)İbrahim Canbolat, Değişen Dünyada Almanya ve Türkler, (Bursa: Alfa Aktüel Yayınları, 2009), 5.

(2)Kemal İnat, “Birleşme Sonrasında Almanya’nın Dış Politikası: ‘Normalleşme’nin Son Adımları”, Bilgi Dergisi 11, no.1 (2009): 6.

(3)Soğuk Savaş Sonrasında Alman dış politikasının dönüşümü üzerine çalışma yapan bazı Alman yazarlar için bknz: Wichard Woyke, Werner Link, Christian Hacke, Ekkehart Krippendorff, Thomas Risse, Hanns W. Maull, Gunter Hellmann

(4)Bu hususta Alman dış politikasını anlamak/açıklayabilmek için “sivil güç” kavramı yerine “jeo-ekonomik güç” kavramının kullanıldığı da görülmektedir. Ayrıntılı bilgi için bknz: Hans Kundnani, “Germany as a Geo-economic Power”, The Washington Quarterly 34, no.3 (2011): 31-45.

(5)Birgül Demirtaş-Coşkun, “Geçmişten Günümüze Almanya’nın Balkanlar Politikasının analizi: Değişim mi, Süreklilik mi?”, Avrasya Dosyası 14, no.1 (2008): 334.

(6)L. S. Stavrianos, Balkans Since 1453 (New York: Rinehart&Company, 1958), 600.

(7)Demirtaş-Coşkun, Geçmişten Günümüze, 337-38.

(8)Canbolat, Değişen Dünyada,    150.

(9)“White Paper 2006: on German Security Policy and th Future of Bundeswehr”, Federal Ministry of Defence, e.t: 20.Ağustos.2013

http://merln.ndu.edu/whitepapers/germany_white_paper_2006.pdf

(10)Bknz: Jocques Poors’un “This is the hour of Europe” söylevi

(11)İnat, Birleşme Sonrasında, 8.

(12)İlgili ifade Almanya’ya ilişkin olmamakla birlikte Atilla Sandıklı’ya aittir.

(13)“Bundeswehr wraps up mission in Bosnia-Herzegovnia”, Deutsche Welle-English, Erişim: 22 Ağustos 2013,

27 Eylül 2012, http://www.dw.de/bundeswehr-wraps-up-mission-in-bosnia-herzegovina/a-16269798.

(14)Federal Ministry of Defence, “The Bundeswehr on Operations”, Berlin (2009): 54.

(15)ilibrary: Foreign Direct Investment, OECD, Erişim; 22 Ağustos 2013

http://www.oecd-ilibrary.org/sites/factbook-2013-en/04/02/01/index.html?contentType=&itemId=/content/chapter/factbook-2013-34-en&containerItemId=/content/serial/18147364&accessItemIds=&mimeType=text/html

(16)Bayram Kant, “Türkiye’de sermaye girişleri ve Makro Ekonomik Etkileri”, içinde “İktisat Politikası”; içinde, Der. Vildan Serin, (İstanbul Alfa/Aktüel Kitabevleri, 1998), 693

(17)“Outflows and Inflows of Foreign Direct Investment Table”, OECD, Erişim: 22 Ağustos 2013

http://www.oecd-ilibrary.org/sites/factbook-2013-en/04/02/01/index.html?contentType=&itemId=/content/chapter/factbook-2013-34-en&containerItemId=/content/serial/18147364&accessItemIds=&mimeType=text/html

(18)“World Investment Report”, UNCTAD (2013): 4

(19)Invest Macedonia danışmanı Ana Lazarova ile yazışma

(20)“Growing FDI”, Invest in Macedonia, Erişim Tarihi: 22 Ağustos 2013

http://www.investinmacedonia.com/node/37

(21) “Report on Foreign Direct Investment in Albania”, UNDP-Albania (Mayıs 2012)

(22) “Foreign Direct Investments in Croatia (by Country of Origin)”, Bank of Croatia,

http://www.hnb.hr/statistika/estatistika.htm

(23)Hamaginvest danışmanı Vjeran Jureša ile yazışma

(24)“Investment Opportunities in Bosnia and Herzegovina”, FIPA, (Sarajevo, 2012)

http://www.sarajevo.ba/ba/files/bcentar/investment-opportunities-fipa.pdf

(25)European Commission,”The Western Balkans in Transition”, Occasional Papers No:46, May 2009, s.39

(26)“the World Fact Book”, Germany, CIA

https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/gm.html

(27)The Economist, “Europe’s Reluctant Hegemon”, Special Report Germany, June 15th 2013, p.1

(28)Unemployment Statics, Eurostat, http://epp.eurostat.ec.europa.eu/statistics_explained/

index.php/Unemployment_statistics

(29)Auβenhandelsstatisik Danışmanı Anke Markert ile yazışma

(30)Orhan Dede, BİLGESAM Uluslararası İlişkiler Koordinatörü, Yazar ile görüşme

Back to Top