Türk-Yunan İlişkilerinde Realizm Seçeneği

Onur ADA
25 Kasım 2011
A- A A+

Türkiye-Yunanistan ilişkileri Ege’de ana hatlarıyla kıta sahanlığı, kara suları, hava sahası, Uçuş Bildirim Bölgesi [Flight Information Region (FIR)], Doğu Ege adalarının Yunanistan tarafından silahlandırılması ve Ege’deki ada, adacık ve kayalıklar sorunlarına sahne olmaktadır.


Yunanistan’ın Ege adalarının kendi kıta sahanlıklarının olduğunu iddia ederek Anadolu anakarasına çok yakın bir sahada Türkiye’nin aleyhine ekonomik ve askeri faaliyetler yürütme çabası Türkiye tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Türkiye, Yunanistan’ın Uçuş Bildirim Bölgesi hattını egemenlik hakkı olarak sunmasının ve Ege Denizi’ndeki 6 millik kara sularını 12 mile ve hava sahasını 10 mile genişletme talebinin kabul edilemez olduğunun da altını çizmektedir. Yunanistan’ın Türkiye’nin savunmasını tehdit eden ve Ege hava sahası üzerinde askeri uçuş düzenlemesini imkânsız kılacak bu talep ve iddiaları uygulamaya teşebbüs etmesi, Türkiye tarafından bir ‘casus belli’, yani savaş nedeni olarak değerlendirilmektedir.


Türkiye ve Yunanistan’ın Ege’de muhtemel bir siyasi, askeri ve ekonomik müdahale konusunda sürekli olarak tetikte olmaları ve çıkar ve amaçlarının birbirine taban tabana zıt olması aşılamayan bir krize yol açmıştır. 1999’a kadar Ege’de, devletlerin kendi menfaatleri ve emellerini esas kabul eden bir politika izlediklerini savunan ve askeri güce merkezi önem atfeden realist paradigmanın açıklayıcılığı yüksektir. Ancak bir dönüm noktası olarak nitelendirilen bu yıldan itibaren devletlerin birbirlerine karşı güvensizliğini temel eksen kabul eden bu paradigma, Ege sorunları bağlamında zayıflamıştır. Bunun üzerine onun yerine işbirliği, dayanışma, diyalog ve güveni temel alan liberal paradigma yeni dönemin tahlilinde ön plana çıkmıştır.(1) Bu bağlamda güven arttırıcı önlemler gündeme gelmiştir. Ancak 2001 sonrasında Türkiye’de kapsamlı bir siyasi reform ve dönüşüm süreci başlamış ve Türk ekonomisi hızla büyümüştür. Ayrıca tek parti hükümetinin sürekliliği bir siyasi istikrar getirmiştir. Bununla birlikte, eşzamanlı olarak Yunanistan’ın ciddi bir ekonomik ve siyasi krizle karşı karşıya olduğu, Yunan ekonomisinin çöküş noktasına geldiği bilinmektedir. Bu analizde 20. yüzyılın önemli bir bölümünde Türkiye’yle ilişkilerine rekabet ve güvensizliğin damgasını vurduğu Yunanistan’ın, Türkiye’nin aksine hızla kan kaybetmesinin Türkiye’ye realist politika açısından fırsat verip vermediği incelenecektir. Böyle bir fırsat olsa dahi Türk dış politikasının yeni döneminde bu fırsatı nasıl değerlendirmesi gerektiğine dair fikirler öne sürülecektir.


Türkiye-Yunanistan İlişkilerinin Tarihsel Arka Planı

1830’da Osmanlı Devleti’nden ayrılarak bağımsızlığını kazanan Yunanistan, 1947 yılına kadar önce Osmanlı Devleti, sonra da Türkiye Cumhuriyeti aleyhine genişlemeye devam etmiştir. 1919-1922 yılları arasında Anadolu’yu işgal eden Yunanistan, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nda Batı Cephesi’nde pek çok muharebede karşı karşıya geldiği bir ülkeydi. Bunun yanı sıra ‘Megali İdea’ ya da ‘Megalo İdea’ olarak adlandırılan ve ‘Büyük Fikir’ olarak Türkçeye çevrilen Yunanistan’ın ulusal hedefi, İstanbul’un başkent olacağı ve Türkiye’nin sahip olduğu toprakların önemli bir bölümünü de kapsayan bir Helen İmparatorluğu kurmaktı.(2) Türkiye’nin sırasıyla ilk ve ikinci cumhurbaşkanları olan Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerinde nispeten ılımlı bir dönem yaşanmasına rağmen, yukarıda özetlenen tarihsel arka plan Türk-Yunan ilişkilerine işbirliği, diyalog ve dayanışmadan ziyade gerilim, çatışma ve savaş olasılığının damga vurmasına yol açmıştır.


1960 senesinden sonra gayrı-askeri statüdeki Doğu Ege adalarının Yunanistan tarafından Lozan ve Paris Barış Antlaşmaları’na aykırı şekilde silahlandırılması, söz konusu ılımlı dönemin sona ermesine yol açmış ve bunu izleyen yıllarda da gerilim sürekli olarak tırmanmıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Türkiye ve Yunanistan, Ege’de de karşı karşıya gelmişler ve taraflar arasında daimi bir savaş olasılığı ortaya çıkmıştır. Yunanistan, sorunları ikili görüşmelerle çözmeyi denemek yerine, 1976 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Adalet Divanı’na taşımıştır. Tarafların 1976’da İsviçre’nin Bern şehrinde kıta sahanlığı meselesinde tek taraflı hareket etmemek hususunda mutabakata varmaları, gerilimin bir nebze de olsa kontrol edilebilmesini sağlamıştır. Bu dönemde Türkiye ve Yunanistan uluslararası platformda giderek yalnızlaşmıştır. Ancak Yunanistan’ın 1976’da Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) yaptığı başvuru 1981’de tam üyelikle sonuçlanırken, Türkiye’de 12 Eylül 1980’de bir askeri darbe gerçekleşmiş ve bu darbeyi izleyen ekonomik ve siyasi istikrarsızlık, uzun bir süre etkili olmuştur. Zaman zaman krizlerle sarsılan bu dönemde, Türkiye’nin 1987’de Avrupa Topluluğu’na (AT) yaptığı tam üyelik başvurusu hala beklenen neticeye ulaşamamıştır. 1996’da Kardak Krizi’nin patlak vermesi, çatışma ve savaş olasılığının zirveye ulaşmasına neden olmuştur. Türkiye Kardak Kayalıkları’nın Yunanistan’a ait olmadığını belirterek, Doğu Ege’de statüsü belirsiz ada, adacık ve kayalıklar sorununa işaret ettiyse de krizin kısa sürede sona ermesi mümkün olmamıştır.


Yunanistan’ın Ekonomik ve Siyasi Krizi ve Türkiye’nin Yükselişi

Yunanistan’ın had safhaya ulaşmış olan ve artık ödeyemez duruma geldiği borçları, Yunan ekonomisini bir çıkmaza sürüklemektedir. Ancak Yunanistan, krizini yatıştırabilmek için daha fazla borçlanmak zorunda kalmıştır. Bununla birlikte kamu harcamalarının çok yüksek olması, bütçesinin büyük bir bölümünü uzun bir süre boyunca silahlanmaya tahsis etmiş olması ve vergi kaçakçılığı gibi sorunlar da Yunanistan’ın mali darboğazının anlaşılmasını kolaylaştıran etkenlerdir. Yunanistan’ın esas olarak borçlarından kaynaklanan ve son iki seneye yayılan ekonomik krizi, aslında İrlanda Cumhuriyeti ve Portekiz gibi Avro Bölgesi’nin diğer ülkelerinde de etkili olan küresel krizin izdüşümüdür. Ancak söz konusu kriz, Yunanistan’da diğer ülkelerde olduğundan daha etkili olup giderek derinleşmektedir; ekonomik krizi bir nebze olsun azaltabilmek için alınan sert kemer sıkma tedbirleri Yunanistan’da çok büyük bir direnişle karşılaşmakta ve vahim toplumsal olaylara yol açmaktadır. New York merkezli uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu Standard & Poor’s’un (S&P) kısa süre önce 13 Haziran 2011 tarihinde Yunanistan’ın kredi notunu küresel düzlemde mümkün olan en düşük seviyeye düşürmesi de Yunan ekonomisinin çöktüğü iddialarını güçlendirmekte ve bir bakıma, hala çökmemiş olsa dahi muhtemel bir çöküşe zemin hazırlamaktadır. Görüldüğü üzere Yunanistan’daki kriz sıradan bir kriz olmayıp ekonomisinin artık işleyemez hale gelmesine neden olmuştur ve mevcut hükümet de bu krize çözüm üretememektedir. Dolayısıyla krizin siyasi boyutu da ortaya çıkmıştır. Başbakan Papandreu’nun geniş tabanlı bir ulusal birlik ya da ulusal kurtuluş hükümeti kurarak siyasi uzlaşmayı sağlaması ve böylelikle de daha fazla borç para alarak AB ve IMF’nin taleplerini yerine getirmesi mümkün görünmemektedir. Papandreu’nun muhalefetin direnişini kırıp desteğini kazanmayı hedefleyen bu önerisi, muhalefet lideri Andonis Samaras tarafından kabul edilmediği gibi, kendi partisi PASOK’tan ve diğer sol partilerden de aradığı desteği bulamamıştır. Bu ve benzeri gelişmelere sahne olan ekonomik ve siyasi kriz Yunanistan’ı giderek daha da zayıflatmakta ve savunmasız hale getirmektedir.

 

Avrupa Birliği tarafından Yunanistan’ın Avro alanından ve Avrupa Para Birliği’nden çıkarılması gibi önerilerin dahi değerlendirildiği bir dönemde, bu ülkede söz konusu ekonomik ve siyasi krizin çözülebilmesinin orta vadede mümkün olmadığı savunulabilir. Yunanistan’ın daha fazla miktarda avro alabilmek için ekonomik büyüme ve kalkınma konusunda Avro alanını kasten yanlış bilgilendirmiş olması, bu ülkenin hangi gerekçeyle Avro alanından çıkarılmasının tartışıldığı sorusunu aydınlatmaktadır. Krizin diğer ülkelere yayılma eğilimi göstermesi de bu hususta bir diğer gerekçeyi teşkil etmektedir. 1999’a kadar özellikle Türkiye’yle savaş ihtimalini göz önünde bulundurarak bütçesinin çok önemli bir bölümünü silahlanmaya ayıran Yunanistan, 1999 sonrasında Türk-Yunan ilişkilerinde yaşanan yumuşama ve normalleşmeye paralel olarak askeri harcamalarını azaltmıştır. Nitekim yukarıda izah edilen ekonomik ve siyasi krizin Yunanistan’ın askeri harcamalarını arttırarak yeniden realist bir yaklaşımı benimsemesine elvermeyeceği öngörülebilir.


Yunanistan, muhtelif krizlerden dolayı gayet başarılı olduğu turizm sektöründe dahi çok ciddi bir darboğazdayken, Türkiye’nin son on yılda elde ettiği siyasi ve ekonomik kazanımlar, bölgesel bir güç olabilmesinde katalizör işlevi görmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri Türkiye’nin % 9,2’lik büyüme oranına ulaşarak büyüme hızında Avrupa’da lider ekonomi konumuna yükseldiğini ortaya koymaktadır. Aynı verilere göre kişi başına gelirin 10.079 dolara yükseldiği Türk ekonomisi, hâlihazırda 1 trilyon 105 milyar 101 lira büyüklüğündedir. (3)


Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve diplomatik dinamizmi ile muhtelif jeostratejik, jeokültürel ve jeoekonomik kaynaklarını daha iyi değerlendirme olanağının belirdiği bu dönemde Türk dış politikası da bir değişim ve dönüşüm sürecindedir. Bu değişim ve dönüşüm süreci Türkiye-Yunanistan ilişkilerini de olumlu yönde etkilemektedir. İlişkilerde bir normalleşme ve yumuşamanın ön plana çıktığı bu dönemde, liberal paradigmanın açıklayıcılık gücünün yüksek olduğu, tarafların da diyalog ve işbirliğini esas alan liberal bir yaklaşımı yeğledikleri gözlemlenmektedir. Nitekim 1999’dan itibaren başlayan bu süreç, Türk dış politikasına ‘komşularla sıfır sorun’ perspektifinin hâkim olmasıyla bir anlamda ‘Yunanistan’la sıfır sorun’ hedefine yönelmiştir. Tehdit, çatışma ve güvensizliği tamamen önlemeyi hedefleyen bu anlayışa göre Türk-Yunan ilişkilerini geliştirebilmek amacıyla güven ve işbirliğini artırmayı hedefleyen yeni önlemler alınmıştır.


İlişkilere Realist Döneme Dönüş İhtimali ve Realizm Seçeneği

Yunanistan’ın AT üyeliğini kısa sürede elde etmeyi başardığı, ekonomik ve siyasi olarak ise nispeten olumlu bir seyir izlediği dönemde, Türkiye, AB adaylığı aşamasında, tam üyelik için müzakere kararı alınmasında ve müzakere sürecinde Yunanistan’ın engellemeleriyle karşı karşıya kalmıştır. Yunanistan Ege sorunlarını ikili müzakerelerle çözmek yerine sürekli olarak uluslararası platforma taşımış, AB-Türkiye ilişkilerinde de Türkiye’nin aleyhine kullanmıştır. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi olarak krizlerle dolu ve istikrarsız yıllarında Yunanistan realist yaklaşıma sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Yunanistan, PKK terör örgütüne verdiği destek tamamen açığa çıktığı ve AB müzakerelerinde her halükarda sürdürdüğü Türkiye karşıtlığını daha fazla müdafaa edemeyeceği için tutumunu değiştirme eğilimi göstermiştir. Ayrıca maruz kaldığı ekonomik ve siyasi krizler, dış politikada askeri gücü esas kabul eden realist yaklaşımın fiiliyata aktarılmasına müsaade etmediği için, liberal yaklaşımın Yunanistan’a cazip geldiği savunulabilir. Bu noktada sorulması gereken soru ise şudur: ekonomik ve siyasi olarak güç kazandığı yeni dönemde liberal yaklaşım Türkiye’ye de aynı ölçüde avantaj sağlamakta mıdır?


Ekonomik, siyasi ve askeri gücünü üst seviyeye ulaştırmış, jeostratejik, jeoekonomik ve jeokültürel kaynaklarını iyi değerlendirebilen, hinterlandına hâkim ve istikrarlı bir ülke için realist yaklaşımın teorik olarak her şartta dezavantajlı olması söz konusu değildir. Buna göre, sınır güvenliğini sağlayabilen, muhtemel risk ve tehlikeleri teşhis edip, tehditlere karşı gerekli önlemleri almış bir ülke, bariz bir güvenlik açığına maruz kalan, sürekli olarak ekonomik ve siyasi krizlerle mücadele etmeye çalışan istikrarsız bir ülke karşısında realist politikaları benimseyebilir. Elbette bir ülkenin muhtelif sahalardaki gücünü muhataplarının gücüyle orantılı olarak değerlendirmek gerekir; bu nedenle bir görecelilik söz konusudur. Söz gelimi Türkiye, Yunanistan’a göre pek çok açıdan daha avantajlı bir konumda olabileceği gibi Çin’le karşılaştırıldığında aynı sonuca ulaşmak mümkün olmayabilir. Ancak Türkiye’nin hinterlandı söz konusu olduğunda, bölgesel dengelerin sürekli olarak değiştiği ve Türkiye’nin de bir bölgesel güç olma iddiasıyla diplomatik faaliyetlerini yürüttüğü bu dönemde, Türkiye’nin silahlanmaya makul ölçüde pay ayırmaya devam etmesi ve yumuşak güç uygulamasının yanı sıra muhtemel askeri senaryolara karşı hazırlıklı olması anlaşılabilir görünmektedir. Öyleyse bu süreçte Türkiye-Yunanistan ilişkileri bağlamında da realist yaklaşımın, tamamen veya kısmen, bir ihtimal ve seçenek olarak yeniden değerlendirilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır.


Ege sorunları bağlamında Türkiye ve Yunanistan’ın realist ve liberal seçenekleri nasıl ele aldıkları sorusunun nedensellik bağına göre değerlendirilmesi, Türkiye’nin güncel tutum ve seçeneklerinin aydınlatılmasında da etkili olacaktır. Daha da basitleştirmek gerekirse, Türk-Yunan ilişkilerinde Yunanistan’ın siyasi ve ekonomik olarak ‘avantajlı’ olduğu bir dönemde realist, ‘dezavantajlı’ olduğu bir dönemde ise liberal yaklaşımın ön plana çıkması arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurmak mümkün olabilir. Zira Türkiye ve Yunanistan’ın politikalarındaki bu radikal değişiklik bir tesadüf eseri değildir. Ancak, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik olarak güç kazanmasında barışçı ve uzlaşmacı bir dış politika benimsemesinin rol oynadığını da hesaba katmak gerekir. Bu ılımlı çizgi ve onun yarattığı olumlu atmosfer, Türkiye’nin yerli ve yabancı yatırımcılar için cazip ve güvenli bir ülke olarak görülmesini sağlamıştır. Savaş ihtimalinin, çatışma ve gerginliğin ön plana çıktığı bir ülkede hukuk yönetiminin hâkim olması ve girişimcilerin çıkarlarını ve sermayelerini koruyabilmesi mümkün olmayacaktır. Türkiye’nin güvenli ve istikrarlı bir ülke imajını kazanabilmesinde liberal yaklaşımın benimsenmesine paralel olarak AB çıpası ve desteği de çok etkili olmuştur.(4) Bu nedenle Türkiye’de karar alıcılar realist seçeneği değerlendirirken son on yılda liberal yaklaşımın Türkiye’nin kalkınmasında ve güçlenmesinde ne kadar etkili olduğunu da dikkate almalıdırlar.


Türk-Yunan ilişkileri bağlamında karşılıklı güvenin tesis edilebilmesinin çok uzun zaman aldığı bilinmektedir ve güveni zedeleme ihtimali taşıyan en ufak bir adım dahi azami risk taşımaktadır. Nitekim kısa süre önce Yunan basınında Türkiye’de komutanların istifasının Yunanistan tarafından bir acil durum olarak değerlendirildiği haberlerine yer verilmiştir. Atina’da yayımlanan ‘Eleftheros Typos’ (Özgür Basın) gazetesinin haberine göre Türkiye Hükümeti ile TSK’nin yaşadığı gerginlik, Yunanistan Savunma ve Dışişleri Bakanlıkları’nın alarm durumuna geçmesine neden olmuştur. Gazetede Türkiye’nin askeri faaliyetlerinin Yunanistan Savunma Bakanlığı tarafından tamamen kayıt altına alındığı ifade edilmiştir.(5) Söz konusu gerginliğin Yunanistan’ı, alarm durumuna geçmesine neden olacak ölçüde etkilemesi dikkate değer bir gelişmedir ve Yunanistan’ın Türkiye’deki gelişmeleri en ince ayrıntısına kadar izlediği ve sürekli olarak tetikte olduğu, dolayısıyla askeri hassasiyetini koruduğu şeklinde yorumlanabilir. Yine de bu hassasiyetin Yunanistan’ın Türkiye politikasında realist yaklaşıma dönüş sinyali olarak değerlendirilmesi isabetli olmayacaktır. Çünkü bu hassasiyet, yukarıda belirtildiği üzere uzun süredir mevcuttur ve Yunanistan’ın mevcut ekonomik ve siyasi sorunları, askeri harcamalarını artırarak işbirliği ve diyalog sürecini baltalayacak bir adım atmasına engel teşkil etmektedir.


Türkiye’nin Yunanistan’ın aksine kıta sahanlığını, kara sularını, hava sahasını ve uçuş bildirim hattını genişletme hedefi yoktur; sadece daralmasını önlemek niyetindedir. Ayrıca Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında ve siyasi istikrara ulaşmasında liberal yaklaşımın oynadığı rol de dikkate alınırsa, realist yaklaşımın benimsenmesinin Türkiye’nin elini zayıflatması ve mevcut kazanımlarını dahi tehlikeye düşürmesinin ve liberal yaklaşımın ise her halükarda Türkiye’ye daha fazla kazandırmasının muhtemel olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bununla birlikte, nihayetinde liberal yaklaşımın sadece Türkiye veya Yunanistan tarafından esas kabul edilmesi yeterli değildir; herhangi bir ülke, muhatabının realist seçeneği nasıl değerlendirdiğini de hesaplamaya mecburdur. Bu da tehdit ve çatışma algısının ve beklentisinin dış politikaya hâkim olmasını sürekli olarak önleyerek, muhtemel realist senaryolara karşı tetikte olmayı da gerektirir. Bu nedenle Türk dış politikası, uzlaşmacı ve barışçı hattını muhafaza etmeli, Yunanistan da dâhil olmak üzere komşularının realist yaklaşımı benimseme ihtimalini de dikkate alarak güvenliğini sağlamalıdır. İhtiyatlı bir tutum izleyerek ülkenin güvenliğini sağlamayı sürdürmek ise, ortaklık perspektifinin, diyalog ve işbirliğinin önünde engel teşkil etmeyecektir. Türkiye’nin Yunanistan’la ilişkileri söz konusu olduğunda kendi menfaatlerini ön plana alarak, ulusal güvenlik konusundaki hassas ve temkinli yaklaşımını terk etmeden işbirliği, diyalog ve uzlaşma eksenli bir dış politika anlayışını devam ettirmesi mümkündür. Buna göre Türkiye’nin 1999 öncesinde realist dönemde Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki 6 millik kara sularını 12 mile ve hava sahasını 10 mile genişletme teşebbüsünü önlemeye kararlı olması, 1999 sonrası dönemde liberal yaklaşımın sonuç alıcı olmasına yardımcı olabilir. Bu açıdan Ege sorunları bağlamında realist dönemde benimsenen söz konusu politika, liberal dönemde de sürdürülebilmektedir. Hem Yunanistan hem de Türkiye Ege sorunları konusunda kırmızı çizgilerini vurgulamaya devam etmektedirler, öte yandan bu durum, liberal yaklaşım çerçevesinde karşılıklı adımların atılmasına engel olmamaktadır. Yunanistan’ın kısa vadede aşılması hayli zor görünen ekonomik ve siyasi krizi nedeniyle, bütçesinin önemli bir bölümünü silahlanmaya ayırmak zorunda kaldığı realist döneme dönüşü tercih etmesi zayıf bir ihtimaldir. Siyasi olarak istikrarlı, ekonomik olarak güçlü ve bölgesinde önemli bir rol oynayan Türkiye’yle olan ilişkilerine yeniden karşılıklı güvensizlik algısının ve savaş ve çatışma ihtimalinin damga vurması Yunanistan’ın lehine olmayacaktır. Bu nedenle caydırıcılık faktörünün de etkili olması neticesinde, realist döneme dönüş ihtimali, liberal bir anlayışla yürütülen müzakerelerde ve güven artırıcı adımlar hususunda ilerleme kaydedilmesini kolaylaştırabilir.


Sonuç

Türkiye’nin liberal yaklaşımı daha ziyade ekonomik ve siyasi kazanımlar elde edebilmek amacıyla benimsediği ve şu ana kadar başarıyla uyguladığı savunulabilir. Nitekim Türkiye, 1999 öncesi dönemde Yunanistan’ın taleplerine karşı koyabilmek amacıyla ve ekonomik ve siyasi açıdan dezavantajlı bir konumda olduğu için realist politikaları uygulamak zorunda kalmıştır. Ancak Yunanistan’ın ekonomik ve siyasi açıdan realist yaklaşımı benimsemesini zorlaştıran çalkantılı bir dönemde olması, liberal bir dış politikaya razı olmasında etkili olmuştur. Bu durumda Yunanistan açısından gönüllülükten ziyade ‘rıza’nın ağır basması, gelecekte statükonun değişmesi halinde karşılıklı güveni olumsuz etkileyebilecek kaygan bir zeminin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu ihtimal de ulusal güvenlik konusunda ihtiyatlı ve muhtelif senaryolara hazırlıklı bir politikanın liberal dönemde de izlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte, hâlihazırda Türkiye’nin ekonomik ve siyasi dinamizmini sürdürebilmek amacıyla yeniden realist yaklaşıma yönelme ihtimali zayıftır;  Yunanistan’ın krizden çıkabilmek için güven ve istikrara ihtiyaç duyması ise bu ülke için de liberal dönemin sürmesini gerektirmektedir. Realist döneme dönüş, bir seçenek olarak en azından şimdilik ne Türkiye ne de Yunanistan açısından arzu edilebilir olmaktan uzaktır.


Dipnotlar:

(1) Doç. Dr. Atilla Sandıklı. “Teoriler Işığında Türk-Yunan İlişkilerinde Ege Sorunu”. http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1055:teoriler-inda-tuerk-yunan-likilerinde-ege-sorunu&catid=133:sunular-sunular&Itemid=225
(2) Megali İdea. Vikipedi, Özgür Ansiklopedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Megali İdea
(3)  “Türkiye Avrupa’nın Büyüme Lideri”. Hazine Kontrolörleri Derneği.
http://www.hazine.org.tr/ekonomi.php
(4) Doç. Dr. Atilla Sandıklı. “Türk-Yunan İlişkilerinde Ege Sorunu”. BİLGESAM 2011 Yaz Okulu. 28.07.2011
(5) “Komutanlar İstifa Etti, Yunanistan Alarma Geçti”. Milliyet, 01.08.2011. http://dunya.milliyet.com.tr/komutanlar-istifa-etti-yunanistan-alarma-gecti/dunya/dunyadetay/01.08.2011/1421330/default.htm

Back to Top