Bosna-Hersek: Sürdürülebilir İstikrar Arayışı

Şeyma ADIYAMAN
29 Temmuz 2011
A- A A+

Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nde 3 Ekim 2010’da yapılan seçimlerden bu yana geçen süre zarfında gösterilen bütün iyi niyetli çalışmalara rağmen hala merkezi hükümet kurulamamıştır. Ülkeyi oluşturan iki entiteden birisi olan Bosna-Hersek Federasyonu’nda bile hükümet ancak seçimden 5 ay sonra kurulabilmiştir.

Merkezi hükümetin kurulması için yapılan görüşmelerde özellikle iç kamuoyuna yönelik politik kaygıların etkisiyle bugüne dek kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır. Ülkeyi oluşturan ikinci entite olan Sırp Cumhuriyeti’nde seçimleri kazanan Bağımsız Sosyal Demokratlar Birliği (SNSD) Boşnak-Hırvat Federasyonu’nda seçimleri kazanan Sosyal Demokrat Parti (SDP) ile merkezi hükümet kurmaya yanaşmamaktadır. Her iki parti de farklı gerekçelerle ülkedeki anayasal reform süreçlerine karşı çıkmaktadır. 2008-2009 döneminde Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin girişimiyle hazırlanan anayasa reform paketine SNSD çok merkezi bulduğu, SDP ise yeterince merkezi bulmadığı için karşı çıkmaktadır. Bunun yanı sıra bakanlıkların paylaşımı ve başkanlığın ülkeyi oluşturan etnik unsurlar arasında dönüşümlü olarak icra edilmesi gibi konulardaki görüş farklılıkları merkezi hükümetin kurulmasını geciktirmeye devam etmektedir.


Bu süreç ülkede dengelerin ne kadar hassas çizgiler üzerinde ilerlediğini ve istikrarın bölge için ne kadar önemli olduğunu işaret etmesi bakımından kayda değerdir. 1990’larda ülkede meydana gelen olayların tekrarlanmaması için özellikle Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci çerçevesinde bütün Balkanlar bölgesinde yürütülen işbirliği ve istikrarı koruma çalışmaları oldukça önemlidir.


Bosna-Hersek Savaşı

Eski Yugoslav Cumhuriyetleri’nden biri olan Bosna-Hersek, özellikle Soğuk Savaş’ın son döneminde Sırp ve Hırvat çekişmesinin ortasında kalmıştır. Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlık kararı almasından sonra Sırbistan denetimindeki bir Yugoslavya’da yaşamak istemeyen Boşnak halkı içinde bağımsızlık hareketleri güçlenmeye başlamıştır. 1990 Eylül’ünde 250.000 Boşnak protesto gösterileri gerçekleştirmiş, 15 Ekim 1991’de Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etmiştir. Ancak %32’lik Sırp nüfus bu ayrılışa karşı çıkarak bu durumu savaş sebebi sayacağını beyan etmiştir.(1) Sırplar, çoğunluğu Sırplardan oluşan Federal ordunun desteği ile de 1992 yılının Mart ayında başkent olarak duyurdukları Pale’de Sırp Cumhuriyeti’ni ilan etmişlerdir.(2)


6 Nisan’da BM ve AB’nin, 7 Nisan’da ise ABD’nin Bosna-Hersek’i resmi olarak tanımasının ardından; Boşnakların ayrı bir ulus olmadığını savunan Sırplar savaş başlatmıştır. Savaş, Sırbistan ordusunca desteklenen Bosnalı Sırplar, savunmada kalan Boşnaklar ve ülkenin Batı kesimini Hırvatistan ile birleştirmek isteyen Hırvatlar arasında yaklaşık dört yıl sürmüştür.(3) “Büyük Sırbistan”ı oluşturma politikası çerçevesinde Sırplar, Bosna topraklarının %70’ini ele geçirmiş ve savaş sonunda Müslümanlara yönelik Sırp saldırılarıyla 150 bin Boşnak yaşamını yitirmiştir. Çatışmalar boyunca iki milyona yakın Boşnak da göç etmek zorunda bırakılmıştır.(4)


Savaşın gidişatını ABD’nin girişimiyle Boşnak ve Hırvatların savaşmaktan vazgeçerek Mart 1994’te federasyon kurmaları değiştirmiştir. 1995 yazında yaşanan Srebrenica katliamından sonra ise ABD öncülüğünde NATO’nun 30 Ağustos-14 Eylül 1995 tarihleri arasında “Kararlı Güç Harekâtı” adı verilen müdahalesi gerçekleştirmiştir. ABD’nin hava saldırılarının ardından ambargo nedeniyle zayıflamış olan Sırplar gerilemiş ve savaş sona ermiştir.(5)


1995 yılının ortalarına kadar uluslararası arabulucular askeri güç kullanımı konusunda isteksiz davranmıştır. Fakat silahlı çatışmanın sonunu getiren NATO’nun müdahalesi olmuştur. Bu durum Sırp lider Miloseviç tarafından da o dönem NATO’nun bombardımanının kendilerini yenilgiye uğrattığını ve karşılarında bir şansları dahi olmadığını kabul etmesi şeklinde dile getirilmiştir.(6) Fakat AB ve ABD askeri güç kullanımı ile barışın inşa edilmesinin mümkün olamayacağı düşüncesiyle 12 Eylül 1995’te resmi olarak ateşkes ilan ederek Temas Grubu ile birlikte Bosna’daki barışı görüşme sürecine başlamıştır.(7)


Barış İnşa Çalışmaları ve Yeni Federasyonun Yapısı

Bosna-Hersek Savaşı, Soğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası toplumun çatışmayı çözmede verdiği en büyük sınav olmuştur. Başka bir deyişle Bosna’daki operasyon, Soğuk Savaş sonrası barış inşa amaçlı ilk insani müdahale operasyonudur.(8) Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Butros B. Ghali, 1992’de hazırladığı “Bir Barış Gündemi” başlıklı raporunda Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan güvenlik sorunlarıyla başa çıkmak için bir takım yöntemler öne sürmüştür. Yugoslavya’daki gelişmeler üzerine ise ikinci bir belge hazırlayarak çatışma önlenemediğinde şiddet sonrası süreçte neler yapılabileceğini incelemiştir. Bu belge ile birlikte barış inşası (peace-making) ve barışın korunması (peace-keeping) kavramları önem kazanmıştır.(9)


Barış inşa süreci; insani yardım sağlanmasından, uygulanabilir politik ve sivil yapıların oluşturulmasına ve çatışmanın asıl sebeplerine yönelik uzlaşma çabalarına kadar birçok uygulamayı içermektedir. Bu nedenle de bu durum hedef alınan ülke için bütün toplumsal ve idari oluşumların tekrar yapılandırılması; müdahale eden devletler için de uzun ve tartışmalı bir operasyon anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla barış inşa süreci uzun vadeli bir yöntem ve uzun bir süreci, zamanı gerektirmektedir. Askeri, siyasi ve mali kaynakların uzun vadede çatışma durumundan barışa ve uzlaşma haline geçişe yönlendirilmesini içermektedir.(10)


Bosna-Hersek Savaşı’nda şiddet sona erdikten sonra barış inşası Dayton Barış Antlaşması ile gerçekleştirilmiştir. ABD’nin girişimiyle 21 Kasım 1995’te imzalanan Dayton Barış Antlaşması’nda; Boşnaklar Aliya İzzetbegoviç, Hırvatlar Franco Tudjman, Sırplar ise Slobodan Miloseviç tarafından temsil edilmiştir. Antlaşma, Bosna’da barışı sağlamışsa da dünyanın en karmaşık hukuki ve siyasi sistemini de beraberinde getirmiştir.(11) Bu antlaşma ile Bosna- Hersek’in egemenlik ve bütünlüğü resmen tanınmıştır. Toprakların bölüşümü ise %51 Boşnak-Hırvat Federasyonu,  %49 Bosna’daki Sırp Cumhuriyeti şeklinde gerçekleşmiştir.


Başkenti Saraybosna ilan edilen yeni devletin, tek bir para birimine ve merkez bankasına sahip olması kararlaştırılmış, dış politika, dış ticaret, gümrük, para politikaları, ulaşım, iletişim, hava kontrolü gibi konular merkezi yönetimin yetkisine bırakılmıştır. Antlaşmaya göre Bosna-Hersek’in yönetim şekli başkanlık sistemi ve iki meclisli yasama olarak öngörülmüştür. Ayrıca yürütmenin, üç üyeli Başkanlık Konseyi tarafından sağlanacağı ve iki oyla karar alınabileceği bir yapı oluşturulmuştur.(12) AB Yüksek Temsilcisi ise antlaşmanın sivil yönlerini koordine etme ve izleme ile görevlendirilmiştir. Yüksek Temsilci, yerlerinden olmuş kişiler, mülteciler, insani yardım ve seçim süreci ile ilgili en yetkili otorite olmuştur. Ayrıca Dayton Barış Antlaşması’na uymayan kamu personellerini de işten çıkarma yetkisini elinde bulundurmuştur.(13)


Tüm uygulamalar göz önüne alındığında Bosna-Hersek’te barışın inşa uygulamalarının yanı sıra uluslararası aktörlerin çabaları ile bir devlet inşası (state-building)  sürecinin de olduğu söylenebilir. Fakat Bosna-Hersek gibi çok etnili yapılarda bu tür inşa süreçleri her zaman riskli ve istikrarsız bir şekilde ilerlemiştir.(14) Ayrıca antlaşma, savaşa bir an önce son vermeye çalışan uluslararası toplumun ileride sorunlara yol açabilecek birtakım içerik hatalarını da göz ardı etmelerine neden olmuştur.


Dayton Barış Antlaşması ile ülkenin yeniden bütünleşmesine engel olacak bir yapı oluşturulmuştur. Milliyetçilik unsurlarıyla oluşturulan federasyon; Bosna-Hersek’in yeni dış politikasının belirlenmesini de olumsuz etkilemiştir. Antlaşma, iki ülkenin de birbirinden tamamen farklı iktisadi sistemleri, komşu ülkelerle özel ilişki kurmasına (15)  ve hem federasyonun hem de cumhuriyetin kendi ordularına sahip olmasına izin veren bir sistemi getirmiştir.(16) Bosna-Hersek bu nedenle NATO’nun Barış İçin Ortaklık programının dışında kalmıştır.


Dayton Barış Antlaşması ile silah kullanma yetkisine sahip olan ve ABD’nin 60 bin askerle katıldığı Uygulama Gücü’nün (IFOR) kurulması kararlaştırılmıştır. Daha sonra bu güç İstikrar Gücü’ne  (SFOR) dönüştürülmüştür. 2 Aralık 2005’te görevini tamamlayan SFOR’un yerini 7000 kişilik Avrupa Birliği Uluslararası Barış Gücü (EUFOR) almıştır.(17) Ayrıca 2002’ye kadar BM Uluslararası Polis Gücü Bosna’daki polis güçlerini eğitmiş ve desteklemiştir. 2002’den sonra ise görevi AB Polis Misyonu (EUPM) devralmıştır.(18)


Çatışma sonrası seçimler AGİT’in gözetiminde 1996’dan 2000’e kadar başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. 1996’da yapılan ilk seçimlerde milliyetçi partiler büyük bir zafer elde etmiştir. Daha sonraki süreçlerde de gücünü etnik sorunların devamından alan milliyetçi partilerin iktidara gelmesi ile ülkede sağlam bir istikrar sağlanamamıştır.(19) Ayrıca ülkenin, altyapı ve sanayisi de büyük zarar görmüştür. Ekonomisi bu nedenle AB ve Uluslararası Donörler Konferansı tarafından sağlanan fonlara dayanmaktadır.(20)


Bir başka barış inşa aracı ise sivil toplumun geliştirilmesidir. Çatışmış taraflar arasında barışı sağlamada küresel çapta sivil toplum örgütlerinin önemi büyüktür.  Fakat Bosna-Hersek’te sivil toplum zayıf olup halkın katılımı sağlanamamış, etnik gruplar arası bir uzlaşma gerçekleşememiştir. Bu da pozitif barışın ve gerçek bir barış-inşasının gerçekleşmesine engel teşkil etmektedir.


Bugün Bosna-Hersek’te askeri bir müdahale sonucunda silahlı çatışmaların durdurulması ile negatif bir barışın sağlandığı söylenebilir.  Fakat kalıcı bir barış için tarafların sorunun tanımına ulaşması gerekmektedir. Bu da ancak yine taraflar arasında “empati” yeteneğinin geliştirilmesi ile sağlanabilecektir.(21) Bölgeyi ilgilendiren en önemli konu 1995 yılında Dayton Barış Antlaşması ile oluşturulan sistemin yol açtığı sorunlardır. Üç ayrı etnik grubun yaşadığı Bosna-Hersek’te nüfusun çoğunluğunu Boşnaklar oluşturmaktadır. Ancak Boşnaklar topraklarının yarısını Hırvatlar ile paylaşmaktadır. Ayrıca özerk statüde bulunan Sırp Cumhuriyeti ayrılıkçı politikalar izleyerek bölge istikrarına tehdit oluşturmaktadır. Hırvatistan ve Sırbistan’ın demokratikleşme süreçleri de barış sürecinde büyük önem arz etmektedir. Her ne kadar bu iki ülkenin demokratikleşmesi Bosna-Hersek’te barışı garanti etmese de; bu ülkelerin demokrasiden uzaklaşmaları halinde gelecekte Bosna-Hersek’te etnik gruplar arası olası bir silahlı çatışmayı kaçınılmaz kılacaktır. (22)


Avrupa Birliği’nin bu çatışmadaki rolü ise beklenenin aksine başarısız olmuştur. 1992 yılında Batı Avrupa Birliği üyeleri insani yardım ve kurtarma operasyonları, barışın korunması, krizlerin önlenmesi için kuvvet oluşturulması ve barış inşa edilmesi ile ilgili görevleri içeren “Petersburg Görevleri” adındaki belge üzerinde anlaşmaya varmışlardır.(23) Fakat Bosna-Hersek’te yaşanan etnik çatışmalarda AB karar alma mekanizmaları çalıştırılamamış dolayısıyla müdahale edilememiştir. Avrupa, kendi kıtasındaki çatışmalara müdahale edemezken ancak NATO’nun devreye girmesi ile savaş sonlandırılabilmiştir.(24) Çünkü Avrupa’nın ortak bir güç oluşturmak için mekanizması, ortak bir ordusu ve aralarında sorunların nasıl çözüleceğine dair bir anlaşma bulunmamaktaydı. Daha sonra Petersburg Görevleri’nin 2000 yılında yapılan Nice Zirvesi ile AB tarafından yürütülmesi karara bağlanmış ve AB bu tür çatışmalarda daha etkili ve hızlı olabilmek için yeni mekanizmalar oluşturma sürecine girmiştir.


Son Dönem Gelişmeler ve Değerlendirme

2009’da AB Sırbistan vatandaşlarına serbest dolaşım hakkı tanımış, Bosnalı Sırplar da bu haktan yararlanmaya başlamıştır. Diğer yandan AB ile üyelik müzakerelerinin son aşamasındaki Hırvatistan vatandaşı olan Hırvatların da AB’nin vize kolaylığından yararlanma durumları söz konusudur. Böylece etnik gruplar arası bir eşitsizlik ortaya çıkmıştır. Bu dengesizliği gidermek amacıyla AB, Bosna-Hersek’e Haziran 2010 tarihinden itibaren vize uygulamasını kaldırma yönünde çalışmalar başlatmıştır. Son olarak AB, 1 Ocak 2011’den itibaren Bosna-Hersek’e vize uygulamasını kaldırdığını açıklamıştır.


Bugün Bosna-Hersek 3 Ekim 2010’da yapılan genel seçimlerin ardından devlet seviyesinde hükümetin kurulamaması nedeniyle Dayton Barış Antlaşması’ndan beri en ağır siyasi krizlerinden birini geçirmektedir. Son dönemde ayrıca Hırvatların özerk bir yapı oluşturma konusundaki istekleri ve Sırp Cumhuriyeti’nin ayrılıkçı politikaları nedeniyle de ülke sıkıntılı günler geçirmektedir.


Sırp lider Milorad Dodik’in teklifiyle 13 Nisan’da Sırp Cumhuriyeti’nin Halklar Meclisi’nde aldığı Bosna-Hersek’te “devlet seviyesindeki mahkeme ve savcılıkların yetkilerini otonom yapılara devretmeyi” öngören referandum kararı ile kurulması beklenen hükümet ile ilgili sorunlar da açmaza girmiştir. Fakat 13 Mayıs’ta uluslararası tepkilerin artması üzerine Dodik, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ile görüşmesinin ardından referandum kararını geri çektiklerini açıklamış ve kriz son bulmuştur.(25)


19 Nisan’da Hırvat Milli Kongresi, Mostar’da bir araya gelerek “üçlü entite” taleplerini dile getirmiştir. Federasyon Hükümeti’nde yer almayan iki büyük Hırvat partisinin (HDZ BİH ve HDZ 1990) öncülüğünde 10 Hırvat partisi ve 500 delegenin katılımıyla yapılan kongreye birçok uluslararası gözlemci de katılmıştır. Toplantıda Bosnalı Hırvat siyasi partilerin birleştirilmesi ve Bosna’daki Hırvat ağırlıklı bölgelerde koordinasyon sağlanması amacıyla ulusal bir yapı oluşturulmasına karar verilmiştir.(26) Hırvatların bu isteği Dayton Antlaşması’ndan beri gerçek bir istikrarın sağlanamadığı ülkede iç barışı tehdit etmektedir.


Yönetim ve güvenlik reformlarından, çatışma sonrası seçimlere, insan hakları, mültecilerin geri dönüşü ve sivil toplumun geliştirilmesine kadar bütün barış inşa araçları incelendiğinde, uluslararası toplumun Bosna-Hersek’teki barış inşa etme stratejisinin eksikleri ortaya çıkmaktadır. Örneğin yönetim reformları, uluslararası toplumun gözetimine bağlı kendi kendisine yetemeyen bir yapı oluşturmuştur. Bunun yanı sıra sivil toplumu geliştirme çabaları da eksik kalmıştır.(27)


Sonuç olarak; Hırvatların ve Sırp Cumhuriyeti’nin ayrılıkçı politikaları ile ülkede etnik ayrımcılığın güçlenmesi, merkezi otoritenin zayıflaması, ekonominin zayıf olması, ülkede savaş sonrası reformların yapılamaması gibi sorunlar bugün negatif bir barışın hüküm sürdüğü Bosna-Hersek’te istikrarsızlığa neden olan en önemli sorunlardır. Eğer sorunlar giderilemez ve kalıcı bir barış sağlanamazsa bugün ülkede yaşanan siyasi krizlerin de etkisiyle taraflar arasındaki gerginliklerin artması ve hatta bu durumun tekrar bir silahlı çatışmaya yol açması muhtemeldir.

 

 

Notlar:

(1) Miron Rezun, Europe and War in the Balkans, London, Praeger Publishers, 1995, s. 152.
(2) Osman Karatay, “Miloseviç Dönemi Yugoslav Dış Siyaseti: Başarısız Bir Mirasyedilik Olayı”, içinde Balkan Diplomasisi-Balkan Araştırmaları Dizisi 3, Der. Ömer E. Lütem-Birgül Demirtaş Çoşkun, Ankara, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, 2001, s. 134
(3) Ibid.
(4) Balkanların Dünü-Bugünü-Yarını, İkinci Baskı, İstanbul, Harp Akademileri Basımevi, 1993, s. 182
(5) İlhan Uzgel, op.cit. , s. 495.
(6) Paul R. Williams and Michael P. Scharf, Peace With Justice? War Crimes and Accountability in the Former Yugoslavia, USA, Rowman&Littlefield Publishers Inc., 2002, s.156.
(7) Paul R. Williams and Michael P. Scharf, op. cit., s. 156,157.
(8) Dilek Latif, op.cit., s.129.
(9) “An Agenda for Peace”, http://www.un.org/Docs/SG/agpeace.html, 21 Mayıs 2011 tarihinde incelenmiştir.
(10) Dilek Latif, op.cit., s.129.
(11) Amer Kapetanoviç, “Bosna-Hersek’in On Yıllık Dış Politika Tecrübesi”, Çev. Emir Türkoğlu, içinde Balkan Diplomasisi-Balkan Araştırmaları Dizisi 3, Der. Ömer E. Lütem-Birgül Demirtaş Çoşkun, Ankara, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, 2001, s.192.
(12) İlhan Uzgel, op.cit. , s. 498.
(13) Ho-Won Jeong, Peacebuilding in Postconflict Societies-Strategy&Process, USA, Lynne Rienner Publishers, 2005, s.201,202.
(14) Klaus von Beyme, “Federalism, Democracy, ans the Politics of Identity”, Ed. Mohammad-Said Darviche & William Genieys, Multinational State-Building, France, Pole Sud, 2008, s.38.
(15) Amer Kapetanoviç, op.cit., s. 193.
(16) İlhan Uzgel, op.cit. , s. 498.
(17) Bkz. http://www.nato.int/docu/update/2004/12-december/e1202a.htm.
(18) Dilek Latif, op.cit., s.130.
(19) İbid., s.131.
(20) İlhan Uzgel, op.cit. , s. 498.
(21) Gülden S. Ayman, “Uluslararası İlişkilerde Problem Çözümü Yaklaşımı”, içinde,    Uluslararası Politikada Yeni Alanlar Yeni Bakışlar, der. Faruk Sönmezoğlu, İstanbul, Der Yayınları, 1998, s. 181,182.
(22) Steven L. Bureg and Paul S. Sbup, The War in Bosnia-Herzegovina: Ethnic Conflict and International Intervention, New York, M.E. Sharpe, 1999.
(23) Emine Akçadağ, “NATO ve Avrupa Birliği:Ortaklar mı, Rakipler mi?”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=585:nato-ve-avrupa-birlii-ortaklar-m-rakipler-mi&catid=122:analizler-guvenlik&Itemid=147, 12.05.2011 tarihinde incelenmiştir.
(24) Ufuk Kantörün, “Avrupa Birliği Küresel Bir Güç mü?”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=570:avrupa-birlii-kueresel-bir-guec-mue&catid=70:ab-analizler&Itemid=134, 21.05.2011 tarihinde incelenmiştir.
(25) “Bosnalı Sırplar Referandum Kararını Geri Çekti”, http://dunya.milliyet.com.tr/bosnali-sirplar-referandum-kararini-geri-cekti/dunya/dunyadetay/02.06.2011/1397769/default.htm, 24.05.2011 tarihinde incelenmiştir.
(26) Ömer Çetres, “Bosna-Hersek’te Siyasi Kriz”, http://www.aa.com.tr/tr/bosna-hersekte-siyasi-kriz.html, 2.06.2011 tarihinde incelenmiştir.
(27) Dilek Latif, op.cit., s.132.

Back to Top