AB’nin Orta Afrika Cumhuriyeti’ne Müdahalesi

A- A A+

Afrika kıtasının orta bölümünde yer alan ve denize kıyısı bulunmayan Orta Afrika Cumhuriyeti (OAC), yüzölçümü bakımından Almanya’nın iki katı büyüklüğünde olmasına rağmen nüfusu yaklaşık 5 milyondur. %50’si Hristiyan, %20’si Müslüman olan nüfusun büyük kısmı ülkenin batısında ve başkent Bangi’de yaşamaktadır. Elmas, altın, uranyum ve kereste gibi kaynakların varlığına rağmen 3,3 milyar dolarlık GSMH ile OAC dünyanın en yoksul ülkelerinden biridir.(1) Başlıca ihracat malları elmas, kereste, pamuk, kahve ve tütün olan ülke, 139 milyon dolar değerindeki ihracatının büyük kısmını Belçika, Çin ve Fransa’ya yapmaktadır. 219 milyon dolar civarındaki ithalatını ise Hollanda, Fransa ve Güney Kore’den gerçekleştirmektedir.(2)

 

Fransa’dan bağımsızlığını kazandığı 1960 yılından itibaren darbe ve iç çatışmalarla mücadele eden OAC’nin yıllardır içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik kriz, silahlı grupların ciddi bir güvenlik tehdidi olarak ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Siyasi krizin Aralık 2013’ten itibaren sosyal krize dönüşmesi ve artan şiddet olaylarının dış müdahaleler ile sonuçlanmasına rağmen ülkede hâlâ güvenlik ve istikrar sağlanamamıştır. Bu çalışmanın amacı, OAC’deki krizin ortaya çıkışına ve bugün geldiği duruma değindikten sonra Fransa’nın ve AB’nin askeri müdahalesini gerekçeleri, kapsamı ve karşılaştıkları sorunlar bağlamında ortaya koymaktır.

 

Siyasi Krizden Sosyal Krize

 

1910’da Fransız hâkimiyeti altına giren OAC, 1960 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. Ancak uzun süre monarşiyle yönetilmiş, darbelere ve etnik çatışmalara sahne olmuştur. İlk çok partili seçimler 1993’te gerçekleştirilmiş ve Ange-Félix Patassé devlet başkanı seçilmiştir. Yaklaşık 10 yıl iktidarda kalan Patassé, 2003 yılında bir askeri darbe ile görevden uzaklaştırılmış ve yerine Çad’ın desteğiyle darbeyi örgütleyen cuntanın lideri François Bozizé geçmiştir. Aynı yıl yapılan anayasa değişikliğiyle birlikte yarı başkanlık sistemine geçilmiş, cumhurbaşkanının bazı alanlarda görev ve yetkileri kısıtlanmıştır. 2004-2007 yılları arasında hükümetin yolsuzluk ve baskılarına tepki gösteren Müslüman Seleka örgütü ile hükümet arasında yoğun çatışma yaşanmıştır. 2007’de Gabon’da tarafların anlaşmaları sonucu ateşkes ilan edilmiş ve 2011 yılı sonlarına kadar çatışma görülmemiştir. Çad askerlerini geri gönderip ülkeye Güney Afrikalı birlikleri getiren Bozizé’nin Mart 2011’de gerçekleştirilen seçimleri kazanmasının ardından çatışmalar yeniden başlamış ve ülkede bugüne kadar gelen yeni bir şiddet ortamı hâkim olmuştur.

 

Orta Afrika Cumhuriyeti’nin Coğrafi Konumu

 

 

 

Bozizé hükümetinin baskıcı rejimine karşı ayaklanan Seleka, öncelikle bazı stratejik kentlerin kontrolünü ele geçirmiş, akabinde Güney Afrikalı ve Ugandalı askerlerin ülkeyi terk etmesi ve isyancıların orduya katılması talebiyle başkent Bangi’ye ilerlemiştir.  Mart 2013’te Seleka’nın başkenti ele geçirnesi sonucu görevden ayrılmak zorunda kalan Bozizé’nin yerine Müslüman lider Michel Cotodiya geçmiş ve hem Hristiyan hem Müslümanlardan oluşan bir geçiş hükümeti kurmuştur. Ancak Seleka’nın bazı üyelerinin isimlerinin adi suçlara karışması üzerine Cotodiya Eylül 2013’te Seleka’nın tasfiye edildiğini duyurmuştur. Bu karar pek çok Seleka üyesi tarafından reddedilmiş ve Cotodiya örgüt üzerindeki etkisini büyük oranda yitirmiştir.

 

Daha önce Sudan’da diplomatik görevde bulunmuş olan Cotodiya, ülkenin ilk Müslüman devlet başkanıdır. OAC’de ülke nüfusunun %50’sini Hristiyanların, %20’sini ise Müslümanların oluşturduğu göz önüne alındığında söz konusu durumun Hristiyanlar arasında hoşnutsuzluğa neden olması şaşırtıcı değildir. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki söz konusu hoşnutsuzluk salt dinsel kaynaklı değildir. Tarihi ve sosyal sebeplerle, OAC’de ticaret daha çok Müslümanların kontrolünde gelişmiş, ancak siyasi yaşamda Hristiyanların hâkimiyeti söz konusu olmuştur. Müslümanların komşu ülkelerdeki bağlantıları sayesinde finansal açıdan güçlenmelerine Hristiyanlar kuşkuyla yaklaşmıştır.(3) Dolayısıyla taraflar arasındaki anlaşmazlığın sebebi dinsel olmaktan çok ekonomik kaynaklıdır. Din iç siyasette kitleleri harekete geçirmek için bir araç olarak kullanılmaktadır.(4)

 

Bu hoşnutsuzluktan hareket eden devrik devlet başkanı Bozizé, sahip olduğu ekonomik güçle hükümete karşı atağa geçerek Hristiyanlardan oluşan Anti-Balaka silahlı örgütünün kurulmasına ön ayak olmuştur. Ağustos 2013’te kurulan Anti-Balaka, Müslüman köylerini ve Seleka üyelerinin evlerini basarak infazlar gerçekleştirmiştir. Seleka ile Anti-Balaka arasında süren çatışmalar kısa sürede başkent sınırlarını aşarak ülkeye yayılmıştır.

 

Fransa’nın Askeri Müdahalesi

 

Söz konusu çatışmalar, Aralık 2013’te BM Güvenlik Konseyi’nde oy birliği ile alınan karar neticesinde Afrika Birliği görev gücünün (MISCA) istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla ülkeye gönderilmesine yol açmıştır. 3500 askerden oluşan görev gücünün bir yıl OAC’de kalması ve bu sürenin sonunda MISCA’nın daha geniş kapsamlı bir BM barış koruma görev gücüne dönüştürülmesi planlanmıştır. Aynı karar kapsamında Güvenlik Konseyi Fransa’ya da MISCA’yı desteklemek için gerekli tüm tedbirleri alma izni vermiştir. Bu çerçevede Fransa, OAC’ye gönderilen Afrika Birliği askerini desteklemek ve sivil halkı korumak adına askeri müdahale gerçekleştirmiştir. Ancak müdahale alanı başkent ile sınırlanmıştır.1600 askerden oluşan Fransız birliği şiddeti sona erdirmek için öncelikli olarak silahsızlandırma çalışmalarına başlamıştır. Fakat Fransa’nın sadece Seleka üyelerine yönelik silahsızlandırma girişimi Anti-Balaka örgütünün güç ve cesaret kazanmasına neden olmuştur. Nanterre Üniversitesi öğretim üyesi Marielle Debos, Fransız hükümetinin güç dengesini bu şekilde bozmanın sonuçlarını öngörememesinin çatışmanın şiddetini artırdığını savunmaktadır.(5) Öte yandan bu tek taraflı uygulama Müslümanların Fransa’ya cephe almasına ve Paris’in tarafsızlığını sorgulamasına sebebiyet vermiştir.

 

Eski sömürgesi olması sebebiyle OAC ile önemli siyasi ilişkileri bulunan Fransa aynı zamanda OAC’nin sosyo-kültürel yapısını en iyi bilen Batılı ülkedir. Ticari açıdan Fransa ile OAC arasındaki ilişki oldukça düşük boyuttadır. (2012’de iki ülke arasındaki ticaret hacmi 52 milyon avro idi.) (6) Ancak Fransız şirketleri ülkede oldukça aktif konumdadır. Nitekim Kahire Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Bedir Hasan Şafii, devrik lider Bozizé’nin Çin ve Güney Afrika şirketleriyle yaptığı anlaşmalar nedeniyle durumları zora giren Fransız şirketlerinin yönetime yönelik tepkisine vurgu yapmaktadır.(7) Dolayısıyla söz konusu çatışma ortamına ilk müdahalede bulunan ülkenin Fransa olması şaşırtıcı değildir. Ayrıca Nicolas Sarkozy’nin Libya ve Fildişi Sahili operasyonları ile François Hollande’ın Mali müdahalesinin gösterdiği üzere, Fransa’da iç politikada popülaritesi düşen lider dış politikadaki başarılarla halkın desteğini kazanma çabası içine girmektedir. OAC’ye müdahale de Fransız dış politikasında trend haline gelen bu çaba göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.

 

Öte yandan Çin’in, Paris’in tarihi bağlantıları sebebiyle önemli ekonomik ilişkilerinin bulunduğu Afrika kıtasına verdiği önem ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmek adına attığı adımlar da Fransa’nın bu kıtaya yönelik askeri müdahalelerinde pay sahibidir. Zira Fransa Afrika’daki ekonomik çıkarlarını korumak istemektedir. 2000’lerden sonra Çin’in diğer pek çok Afrika ülkesinde olduğu gibi OAC’deki yatırım ve projeleri hız kazanmıştır: 2003’te stadyum projesi, 2005’te altyapı çalışmaları için verilen 67,4 milyon dolarlık kredi, 2007’de 13,7 milyon dolarlık borcun silinmesi, 2011’de hidroelektrik santrali projesi, vs.(8) 2010’dan sonra devlet başkanı Bozizé’nin Çin şirketleriyle yaptığı anlaşmalar da göz ardı edilmemelidir. Tüm bu hususlara Fransa’nın Mali müdahalesi kapsamında değinen BİLGESAM Afrika Uzmanı Hasan Öztürk, Mali’nin yer altı zenginliklerinin işletim hakkını Avrupalı şirketler yerine Çinli veya diğer doğulu ülkelerin şirketlerine vererek ekonomik çıkarlarını tehdit etmesi olasılığına karşı Fransa’nın bu ülkeye asker soktuğunu dile getirmektedir.(9) Özetle Fransa’nın Afrika ülkelerine askeri müdahalesinde, ekonomik anlamda Çin ile girdiği rekabetin önemli bir faktör olduğunu ifade etmek mümkündür.

 

Ülkedeki dengelerin Anti-Balaka lehine değişmesi, Ocak 2014’te devlet başkanı Cotodiya’nın düşürülmesini ve Hristiyanların sivil Müslümanları hedef alan saldırılarını artırmasını beraberinde getirmiştir. Yeni geçici devlet başkanı Catherine Samba-Panza da düzeni sağlamakta başarılı olamamış, Müslüman halkı hedef alan saldırılar artarak devam etmiştir. Hatta BM, yaşanan çatışmalar neticesinde 1 milyon kişinin evini terk etmek zorunda kaldığı ülkede Müslümanlara yönelik soykırım endişesini dile getirmeye başlamıştır.(10) BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi Direktörü John Ging, Ruanda ve Bosna’da görülen tüm şiddet unsurlarının OAC’de de mevcut olduğuna dikkat çekmiştir.(11) BM verilerine göre bugün 2,5 milyondan fazla kişi insani yardıma muhtaç haldedir ve gerekli yardımın sürdürülebilirliği de ülkedeki güvenlik ortamıyla doğru orantılıdır. Dolayısıyla OAC’de güvenliğin ivedilikle tesis edilmesi büyük önem taşımaktadır.

 

Geciken AB Müdahalesi

 

Fransa’nın sürekli artan şiddet olaylarını kontrol altına almakta yetersiz kalması ve iki Fransız askerinin hayatını kaybetmesi sonucu Fransız kamuoyunda artan tepkiler, Devlet Başkanı François Hollande’ın diğer AB üyesi ülkelerden destek talep etmesine neden olmuştur. OAC’deki personelin sayıca yetersiz olduğunu belirten Hollande, “Havaalanı gibi stratejik noktalarda varlık göstermek durumundayız. Ben siyasi olarak bu ülkede bir AB varlığı görmek istiyorum” açıklamasında bulunmuştur.(12) Belçika, İngiltere, Almanya, Polonya, İspanya ve Hollanda gibi ülkeler lojistik destek önerisinde bulunmuş, ancak asker gönderme konusuna sıcak bakmamıştır. Almanya Başbakanı Angela Merkel de operasyonun karar alma mekanizmasına değinmiş ve karar alma sürecine dâhil olmayacakları bir askeri operasyonu finanse edemeyeceklerini belirtmiştir.(13)

 

Ocak 2014’te Brüksel’de toplanan AB dışişleri bakanları OAC’ye ortak askeri güç gönderme konusunda anlaşmış, böylece Birlik altı yıldır ilk kez bir askeri operasyon kararı almıştır. 1000 askerin katılması planlanan EUFOR Bangi adlı operasyonun başkent ve havaalanı ile sınırlı olması ve 6 ay sürmesi kararlaştırılmıştır. 15 Eylül’den itibaren ise EUFOR Bangi’nin yerini 12.000 kişilik BM görev gücü alacaktır. AB görev gücünün amacı, toplumsal istikrarın yeniden temin edilmesi ve uluslararası örgütlerin yardımlarının ülkeye ulaştırılmasına katkıda bulunmak olarak belirlenmiştir. AB dışişleri bakanları başkent dışındaki bölgeleri kapsayacak büyüklükteki bir operasyona sıcak bakmamıştır. Ancak EUFOR Bangi’nin ülkede bulunan Fransız askerlerinin başkent dışında konuşlanabilmesine yardımcı olması kabul edilmiştir.

 

AB, operasyonel ve lojistik alanlarındaki eksiklikleri sebebiyle tam anlamıyla bir başarı sayılamayacak EUFOR Çad/OAC (2008-2009) askeri operasyonundan sonra OAC’ye yeniden istikrar sağlama göreviyle dönmektedir. MISCA ve Fransa’nın Sangaris görev güçleriyle işbirliği halinde çalışacak EUFOR Bangi operasyonunun ana operasyon karargâhı olarak Yunanistan’ın Larissa üssü belirlenmiştir. Operasyona başta Fransa olmak üzere İngiltere, Yunanistan, Almanya, İtalya, Polonya, İspanya, Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Portekiz, İsveç ve AB dışından Gürcistan destek vermektedir. Almanya ve İngiltere gibi bazı ülkeler asker göndermek yerine ekipman ve lojistik destek sağlamaktadır. 1000 askerin 2014 yılı Mayıs ayının sonuna kadar OAC’ye gönderilmesi planlanmaktadır.

 

Asker sayısı ve kapsam açısından oldukça kısıtlı olan bu operasyonda şartlar elverişli olmasına rağmen AB muharebe gruplarının kullanılmaması eleştiri kaynağıdır. Günümüzde güvenlik tehditlerinin değişen yapısı sebebiyle standart ordular ile kısıtlı mekân ve sürede etkin netice almak zorlaştığından hızlı konuşlanma ve hareket yeteneğine, esnekliğe ve hızlı kontrol gücüne sahip küçük askeri birlikler önem kazanmıştır. Bu durum AB’yi sayıca fazla büyük olmayan, azami yarar sağlayacak, caydırıcı, hızlı konuşlanabilen, bağımsız operasyonlar düzenleme veya büyük bir operasyonun içinde etkin görev alma yeteneğine sahip muharebe gruplarını oluşturmaya itmiştir. Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’nın hizmetindeki acil müdahale güçleri olan 1500 kişilik Avrupa muharebe gruplarının amacı, en kısa sürede askeri operasyon gerçekleştirmektir. Bu grupların kullanımına operasyonun gerçekleştirilmesini gerektiren parametrelerin oluşumundan sonraki 5 gün içerisinde AB Konseyi karar vermektedir. Bu karardan sonraki 10 gün içinde bölgeye konuşlandırılan muharebe grupları, en az 1 en fazla 4 ay bölgede kalabilmektedir. Üye ülkeler, iki muharebe grubunu 6 aylık rotasyon sistemi ile sürekli hazır konumda bekletmektedir. Müdahale gerektiren durumların mahiyeti ve asker gönderme hususlarında AB üyelerinin kendi içinde mutabakat sağlayamaması söz konusu grupların kullanılmasını engellemektedir. Ayrıca bir AB Genelkurmay Başkanlığı’nın bulunmamasından ileri gelen deneyim ve bilgi paylaşımındaki yetersizlik ve koordinasyon eksikliği ile muharebe grubunun içerdiği askeri birliklerin heterojen olması da diğer önemli faktörlerdir. Bu durumun uzun vadede kullanılmayan bir unsurun masraflarını karşılamak istemeyen devletlerin sesini yükseltmesine sebebiyet vermesi muhtemeldir.

 

Öte yandan Mart ayı ortasında gerçekleştirilmesi öngörülen müdahale gerekli asker sayısına ulaşılamaması sebebiyle ertelenmiştir. Ukrayna krizinin patlak vermesi Çek Cumhuriyeti, İsveç ve Polonya gibi ülkelerin söz konusu operasyona katılmayı yeniden gözden geçirmesine yol açtığından bu ülkeler taahhüt ettikleri katkıyı sağlayamamıştır. OAC’ye 1000 asker göndermeyi planlayan AB’nin gerek asker sayısı gerekse lojistik, ekipman ve sağlık alanlarında yetersiz kalması, operasyonunun ertelenmesine yol açmıştır. Neticede EUFOR Bangi 1 Nisan 2014’te resmen başlamış, ancak askerlerin gönderilmesiyle ilgili kesin bir tarih belirtilmemiştir. Bu erteleme AB’nin OAC’deki durumun vahametine dikkat çeken ve acil harekete geçilmesi gerektiğini ifade eden 20 Ocak 2014’teki kararı ile çelişmekte ve AB’nin bir güvenlik aktörü olarak inandırıcılığına zarar vermektedir.(14) Alman Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Enstitüsü Afrika uzmanı Annette Weber, operasyonu ertelemek zorunda kalmanın AB’nin yetersiz acil barış koruma operasyonu düzenleme kabiliyetini bir kez daha gözler önüne serdiğini dile getirmektedir.(15) Öte yandan Human Rights Watch insani kriz uzmanı Peter Bouckaert, AB’nin Ukrayna krizine bu kadar çabuk cevap verirken OAC’yi arka plana atmasının Birlik’in Afrika’ya yönelik sorumluluklarının sorgulanmasına neden olduğuna değinmektedir.(16)

 

Bilindiği üzere 10-20 Aralık 2013’te yapılan ve savunma konusunun temel alındığı AB zirvesinde OGSP’nin gerek askeri gerekse sivil unsurlarının güçlendirilmesi ve acil müdahale yeteneğinin artırılması kararları alınmıştı. EUFOR Bangi operasyonuna çok sayıda AB üyesinin katkıda bulunmayı taahhüt etmesinde bu kararlarının etkisi olduğu söylenebilir. Fakat çok sayıda AB üyesinin az sayıdaki katılımından oluşacak olan bir görev gücünün olumsuz yönleri de göz önünde bulundurulmalıdır. EUFOR Bangi’nin 6 ay gibi kısa bir süre içinde gerçekleştirilecek olması nedeniyle söz konusu operasyon açısından soruna yol açmayabilir. Ancak daha kapsamlı bir operasyonda bu denli heterojen bir gücün unsurları arasında koordinasyonu ve işbirliğini sağlamanın zor olacağını söylemek mümkündür.

 

Bir diğer gözden kaçırılmaması gereken nokta, AB üyesi ülkelerin hâlâ dış müdahalelere asker gönderme konusundaki anlaşmazlıklarıdır. Üyelerin farklı çıkarları, ilişkileri ve stratejik kültürlerinden kaynaklanan bu anlaşmazlık daha aktif ve güçlü bir OGSP’nin tesis edilmesini engellemektedir. OAC’ye yönelik operasyon çerçevesinde de Almanya ve İngiltere geleneksel tutumlarında ısrarcı olmuş ve asker göndermek yerine lojistik ve ekipman anlamında destek olmayı tercih etmiştir. Bu alanlarda da ciddi gereksinimler bulunmakla birlikte operasyonlara sürekli aynı ülkelerin askeri birlik temin etmesi daha entegre bir güvenlik ve savunma politikasının oluşumunu güçleştirmektedir.

 

Sonuç

 

AB’nin OAC’ye askeri müdahalesi, Birlik’in uzun zamandır içinde bulunduğu ekonomik kriz sebebiyle ihmal ettiği güvenlik ve savunma politikasını güçlendirerek dünya siyasetindeki ağırlığını koruma çabasının sonucudur. Bu çaba Çin’in Afrika’da artan etkinliği ışığında değerlendirilmelidir. Ancak asker ve ekipman sıkıntısı yaşayan ve operasyonu ertelemek zorunda kalan AB, etkin ve güvenilir bir güvenlik aktöründen uzak bir görüntü sergilemektedir.

 

AB OAC’de gerçekten inandırıcı bir güvenlik aktörü rolü oynamak istiyorsa ülkenin istikrar ve güvenliğine katkısını 6 aylık kısıtlı bir operasyonla sınırlamak yerine kapsamlı yaklaşım modeli çerçevesine hareket etmelidir. Sadece silahsızlandırma faaliyetleri (çatışmanın her iki tarafına da yönelik) üzerinde yoğunlaşmak yeterli değildir. Bu faaliyetler mültecilerin ve göçmenlerin korunması, kolluk kuvvetleri ile yargı mekanizmalarının güçlendirilmesi, merkezi hükümet ile kapsamlı işbirliği gibi çalışmaları da içermelidir. Ülkede faaliyet gösteren diğer görev güçleriyle koordinasyon halinde çalışmak büyük önem taşımaktadır.

 

AB’nin yeniden yapılanma ve insani yardım için OAC’ye tahsis ettiği 366 milyon Euro ancak doğru alanlarda kullanıldığında faydalı olacaktır. Bu amaçla öncelikle ülkede istikrar sağlanmalı, sivillerin güvenliği tesis edilmeli, yerel örgütler ile insani yardım kuruluşlarının çalışabileceği bir ortam oluşturulmalıdır.(18) Unutulmaması gereken Afrika’daki krizlerin sonuçlarının sadece Afrika’yı değil aynı zamanda Avrupa’yı etkilediğidir.  Krizle mücadele eden ülkelerin terör örgütlerinin faaliyet gösterdiği bölgelere dönüşmesi veya bu ülkelerden AB’ye yönelik kitlesel göç bu olumsuz etkiye örnek verilebilir. Dolayısıyla AB Afrika’nın güvenlik ve istikrarının sağlanmasına destek vererek kendi güvenliğine de hizmet etmektedir.

 

Son olarak, Şubat 2014’te AB, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 6 ülkeye (Kanada, Gürcistan, Norveç, Sırbistan ve Amerika Birleşik Devletleri) mektup göndererek OAC’ye askeri destek ve insani yardım göndermelerini talep etmiştir. Türkiye, dar kapsamlı ve sınırlı olmakla birlikte bu talebe olumlu yanıt vermiştir. Gönderilecek askerlerin sayısı ve hangi alanda destek sağlanacağı henüz belli olmamasına rağmen, Türkiye’nin Afganistan’da bulundurduğu güç gibi muharip olmayan nitelikte bir katkıyı tercih edeceği tahmin edilmektedir.

 

 

 

Sonnotlar:

 

1.CIA, The World Factbook, https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ct.html (erişim: 29.04.2014)

2.Ibid.

3.Louisa Lombard, “Religious rhetoric as a cover”, The NewYork Times, Opinion pages, April 20, 2014

4.A.g.e.

5.Anne Penketh, “CAR: French public fears ‘mission creep’ as operation drags on”, The Independent, February 24,2014

6. “La France et la République centrafricaine”, France Diplomatie, http://www.diplomatie.gouv.fr/fr/dossiers-pays/republique-centrafricaine/la-france-et-la-republique-1216/ (erişim: 30.04.2014)

7. “Orta Afrika’da neler oluyor?”, Timeturk, http://www.timeturk.com/tr/2013/12/12/orta-afrika-da-neler-oluyor.html#.U2jV6YF_ua8 (erişim: 30.04.2014)

8. Tracking Chinese Development Finance to Africa, Aid Data,

http://china.aiddata.org/map (erişim: 02.05.2014)

9.Hasan Öztürk, “Fransa’nın Mali’ye Müdahalesi”, BİLGESAM,   http://www.bilgesam.org/incele/57/fransa%E2%80%99nin-mali%E2%80%99ye-mudahalesi/#.U2KoLoFv5nk (erişim: 02.05.2014)

10. “Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Soykırım Tehlikesi”, Euronews, 16 Ocak 2014, http://tr.euronews.com/2014/01/16/orta-afrika-cumhuriyeti-nde-soykirim-tehlikesi/ (erişim: 02.05.2014)

11. Annette Weber and Markus Kaim, “Central African Crisis”, SWP Comments, No.15, German Institute for International and Security Affairs, (March 2014):4

12. “EU signals support for peacekeeping force in Central African Republic”, DW, January 11, 2014

13. Ibid.

14. Council conclusions on the Central African Republic, Brussels, 20 January 2014,   http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/EN/foraff/140666.pdf (erişim: 04.05.2014)

15. L’UE retarde l’envoi de soldats en RCA”, DW, March 18, 2014, http://www.dw.de/lue-retarde-lenvoi-de-soldats-en-rca/a-17503524

16. François Ducrotte, “EU Mission to the Central African Republic-EUFOR CAR Bangui”, Part III, ISIS Europe, http://isiseurope.wordpress.com/2014/04/11/eu-mission-to-the-central-african-republic-eufor-car-bangui-part-iii/ (erişim: 04.05.2014)

17. Thierry Tardy, “EUFOR RCA Bangui: defence matters”, EUISS, (January 2014):2

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top