Türk Dış Politikası'nın Barış Vizyonu ve Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci

Orhan DEDE
10 Haziran 2011
A- A A+

20. yüzyıl başında dünya anakıtasındaki temel jeopolitik kuşakların etkileşim alanının kesiştiği nokta üzerinde, çok uluslu imparatorluk yapılarından biri olan Osmanlı Devleti’nin mirası olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti; orta ölçekli bir ulus-devlet olarak bu jeopolitik ve jeokültürel konumunun kendisine sağladığı avantajlarla, kurulduğu günden bu yana dünya politik sisteminde herhangi bir orta ölçekli devletin oynayabileceği rolden daha önemli roller üstlenmis ve daha etkili olmuştur.

 

O nedenle, Türkiye’nin Batı’da Bosna’dan, Ortadoğu’da Filistin’e; Doğu’da Kafkaslardan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmamasının/kalamamasının nedeni ancak bu tarihi ve coğrafi derinlikle açıklanabilir.

 
Nitekim 1990’lar ve 2000’li yılların başı gibi geç bir dönemde bile Balkanlarda, Bosna ve Kosova’da yaşanan karışıklıklar sırasında Boşnak, Arnavut ve diğer bazı unsurların yüzlerini ilk etapta Türkiye’ye dönmeleri göstermektedir ki bölgede Türkiye’nin jeokültürel etkinliği hala geçerli bir etmendir ve gelecekte de geçerli olmaya devam edecektir. Türkiye bu özelliklerinin farkına vararak, 1980 sonlarında Sovyet Bloğu’nun çökmesiyle oluşan yeni konjonktürde yukarıda sözü edilen jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik değerlerini yeniden yorumlayarak bölgesinde çok yönlü ve aktif bir dış politika takip etmeye başlamıştır.

 
Bu çerçevede özellikle 1990’ların ilk yarısında Balkanlarda meydana gelen üzücü gelişmelere Türkiye’nin müdahil olup olmayacağı sorusundan ziyade nasıl müdahil olacağı daha çok önem kazanmıştır. Türkiye yeni oluşturmaya başladığı aktif dış politikasının bir gereği olarak, özellikle 1992 yılından sonra Balkanlardaki gelişmelere kayıtsız kalmamış ve uluslararası alanda geniş bir diplomatik atak başlatarak bölgede tekrar kalıcı bir barışın tesis edilmesi için elinden geleni yapmıştır.

 
Bu çabalarının bir devamı olarak Türkiye, 1996 yılında Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci’nin kuruluşunda aktif olarak rol oynamıştır. Balkan ülkelerinin AB ve NATO ile entegrasyonunu hedefleyen işbirliği sürecine Türkiye’nin aktif desteği devam etmektedir. 1998-1999 ve 2009-2010 yılları arasında iki kez Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci dönem başkanlığı yapan Türkiye özellikle son dönem başkanlığı sırasında başlattığı başarılı diplomatik girişimlerle bölgede kalıcı barışın sağlanmasına çok önemli katkılarda bulunmuştur.

 
Türkiye’nin “paylaşılan geçmişten ortak geleceğe” sloganıyla, dönem başkanlığı süresince yürüttüğü faaliyetlerin en başında bölge barış ve istikrarına önemli katkısı olan komşuluk ilişkilerinin iyileştirilmesi gelmektedir. Bu faaliyete en güzel örnek Türkiye’nin Bosna – Hersek, Hırvatistan ve Türkiye; Bosna – Hersek, Sırbistan ve Türkiye arasında başlattığı üçlü danışma toplantılarıdır.

 
Bosna – Hersek, Sırbistan ve Türkiye arasında devam eden üçlü görüşmeler 2010 İstanbul Deklerasyonu ile ivme kazanmış ve süreç cumhurbaşkanları düzeyinde gelişerek devam etmiştir. Bunun yanı sıra, Türkiye dönem başkanlığı süresince diğer bölge ülkeleriyle de İşbirliği Süreci’nin temel hedefleri olan insan hakları, demokrasi, demokratik güvenliğin güçlendirilmesi, ekonomik faaliyetlerin yoğunlaştırılması ve işbirliğinin güçlendirilmesi alanlarında başarılı temaslarda bulunmuş ve kendisinden sonra dönem başkanlığı görevini üstlenen Karadağ Cumhuriyeti’ne her alanda desteğini sürdürmüştür.

 
Türkiye bir yandan bölge ülkelerinin AB ve NATO ile entagrasyonuna katkıda bulunurken diğer yandan Avrupa Birliği ve NATO çevrelerinin bölgede oluşmasını ve kurumsallaşmasını istedikleri istikrar ortamına, uluslararası organların bölgedeki faaliyetlerinde aktif bir biçimde yer alarak, ciddi katkılarda bulunmaktadır. Bölgede barışın ve istikrarın devam etmesi Türkiye için hem son dönemde geliştirdiği enerji projelerinin hayata gecirilip Batı Avrupa ülkelerine ulaştırılması hem de dış ticaretinde çok önemli bir yer tutan AB üyesi devletlerle gerçekleştireceği ticari faaliyetlerin sekteye uğramaması için önem arz etmektedir. Türkiye bölgede ‘ortak geleceğin’ ancak tüm tarafların ortak barış ve refah içinde yaşadıkları bir zeminde gerçekleşmesinin mümkün olduğunun bilinciyle jeokültürel, jeopolitik ve jeoekonomik bütün politikalarını bölgede barışı ve istikrarı temin edecek bir denge kurma ve bunu titizlikle yürütme çabasındadır.

Back to Top