Balkanların Güvenliğinde AB ve Türkiye Etkisi

A- A A+

Üç tarafı denizlerle çevrili olan ve Avrupa medeniyetinde önemli bir yer işgal eden Balkanlar; üç büyük semavi din ile 19 ırkın yer aldığı, 16 dil ve lehçenin konuşulduğu, 10 bağımsız ülkenin bulunduğu ve yaklaşık 75 milyon insanın yaşadığı bir coğrafi bölgenin adıdır.

 

Bölge, coğrafi konum itibariyle Avrupa’ya bitişik olması ve Asya ile Afrika kıtalarına kolaylıkla geçiş vermesi nedeniyle eski çağlardan beri değişik kavim ve uluslar arasında mücadele alanı olmuştur.Balkan yarımadası önce Helen uygarlığı, sonra Roma ve Bizans imparatorluğu daha sonra da Osmanlı İmparatorluğu’nun 500 yıla yakın bir süre egemenliği altında kalmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Mihver devletlerinin yenilmesi bölgenin büyük oranda Sovyet kontrolüne girmesine neden olmuştur. Soğuk Savaş’ın sona ermesi komünizmden kapitalist sisteme doğru sancılı bir geçiş dönemini başlatmıştır.


Yeniden Şekillenen Balkan Coğrafyası

Doğu Avrupa’daki sosyalist rejimlerin 1989 sonuna doğru teker teker yıkılmaya başlaması, bu rejimleri benimsemiş olan Balkan ülkelerinde de etkisini göstermiştir. Bulgaristan, Romanya ve Arnavutluk iktidar değişimleri ile kimi zaman sert kimi zaman daha yumuşak biçimde liberal sisteme geçerlerken Yugoslavya’nın kendine özgü yapısı nedeniyle bu ülkede rejim değişikliği daha farklı olmuştur. Etnik yapısı ve federal sistemi hassas dengelere dayanan Yugoslavya, rejim değişikliği ile birlikte parçalanma sürecine girmiştir.


İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgaline karşı mücadelede efsaneleşen Mareşal Joseph Broz Tito liderliğindeki Halk Cephesi, 1945’te yapılan seçimleri kazanmış ve Sovyet modeline uygun bir federal anayasa hazırlanarak, altı devletten (Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya, Bosna-Hersek ve Karadağ) oluşan ve adı daha sonra Yugoslavya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirilecek olan “Demokratik Federal Yugoslavya Cumhuriyeti” kurulmuştur.(1)


Bu altı cumhuriyet arasında milli birlik ve beraberlik olmadığı gibi, Macar, Türk, Bulgar, İtalyan, Romen, Çekoslovak ve Alman azınlıklar bulunuyordu. Halkın %41’i Ortodoks, %32’si Katolik, %12’si Müslüman, %17’si Protestan’dı. Kültür bakımından ise Slovenler ve Hırvatlar uzun süre Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı kaldıklarından Alman kültürünün, diğer bölgeler ise Türk-İslam kültürünün etkisi altında kalmışlardı.(2) Bu nedenle Yugoslav halkı arasında ırk, milliyet, din, dil ve kültür birliği bulunmamaktaydı.


Bu halkları bir arada tutan en önemli unsur olan Mareşal Tito’nun ölümünün ardından Yugoslavya bir yandan ekonomik sorunların yaşandığı, diğer yandan da milliyetçi eğilimlerin güçlendiği bir döneme girmiştir. 1980’lerden itibaren Federasyonu oluşturan cumhuriyetler ekonomik ve siyasal alanda merkezden bağımsız davranmaya, Sırp, Sloven ve Hırvat milliyetçilikleri de giderek ayrılıkçı nitelik kazanmaya başlamıştır.


Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin 1991’de dağılmasından sonra Sırpların “Büyük Sırbistan” ülküsünü gerçekleştirmek amacıyla bir yandan Katolik Sloven ve Hırvatlara; öte yandan Müslüman Boşnaklara karşı giriştikleri mücadele, bir iç savaşa ve soykırıma dönüşmüştür.(3)


Hırvatistan, Sırplarla giriştiği mücadele sonucunda Haziran 1991’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Bosna-Hersek’in 1992’de bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Saraybosna’da çatışmalar başlamıştır. 4.5 milyonluk nüfusunun %43'ü Müslüman, %32'si Sırp ve %17'si Hırvatlardan oluşan Bosna-Hersek’i yapay bir cumhuriyet olarak gören Sırplar, Boşnakların ayrı bir ulus olmadığı iddiasıyla etnik temizliğe girişmişlerdir.(4)


Birleşmiş Milletler’in Yugoslavya’daki krize müdahil olması ilk defa 25 Eylül 1991 yılında Güvenlik Konseyi’nin 713 sayılı kararı almasıyla başlamıştır. Bu karara göre; tüm eski Yugoslavya’ya her türlü silah, teçhizat sevkiyatının durdurulması için gerekli tedbirler yürürlüğe konulmuş, sorunun çözümü için, Avrupa Topluluğu ile işbirliğine başlamıştır.(5) 1992’de Bosna-Hersek'te insani yardım amacıyla emniyetli bölgelerin tesisi ve korunması maksadıyla UNPROFOR adı altında Birleşmiş Milletler Barış Gücü konuşlandırılmıştır.


1995’te ABD’nin girişimiyle imzalanan Dayton Antlaşması ile Bosna Hersek’in bağımsız, egemen bir devlet olarak bugünkü sınırları içerisinde toprak bütünlüğünü garanti altına alınmış; ülke topraklarının %51’inin Boşnak-Hırvat Federasyonu; %49’unun ise, Bosnalı Sırpların kontrolü altında olmasına karar verilmiştir. Dayton Barış Antlaşması'nın uygulanması görevinin NATO'ya verilmesi üzerine 1995’te IFOR NATO Uygulama Gücü tahsis edilmiş, 1996’da IFOR görevini tamamlayarak yerini NATO İstikrar Gücü SFOR'a bırakmıştır. SFOR görevi, 02 Aralık 2004 tarihinden itibaren AB Kuvveti EUFOR'a devretmiştir.


Bosna'dan sonra kriz yaşanan bir diğer yer ise Kosova olmuştur. Voyvodina gibi eski Yugoslavya Cumhuriyeti’nin özerk topraklarından biri olan Kosova’yı kontrol altına almak için Sırplar 1998’de saldırıya geçmiş ve sistematik bir etnik temizlik harekâtına girişmişlerdir. Sırplar’ın anlaşmaya yanaşmaması üzerine NATO, BM Güvenlik Konseyi’nin kararı olmadan 24 Mart 1999’da Yugoslavya’yı bombalamaya başlamıştır. Sonunda Sırplar ABD’nin önerdiği planı kabul etmiş ve bölgede barışı sağlamak üzere NATO’nun da katılacağı, KFOR (Kosova Force) adı verilen uluslararası bir güç Kosova’ya yerleştirilmiştir. Kosova 2008 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir ve Kosova’nın bağımsızlığı Uluslararası Adalet Divanı tarafından da onaylanmıştır.(6)


Balkanların diğer bir sorunlu bölgesi de Makedonya’dır. Makedonya üzerinde Sırplar, Yunanlılar ve Bulgarlar hak iddia etmektedir ve ülke toprakları bu ülkelerin arasında sıkışmış durumdadır. 1991’de bağımsızlığını ilan eden Makedonya en büyük sorunu Makedonya isminin kendisine ait olduğunu savunan Yunanistan ile yaşamıştır. Ayrıca Makedonya’nın %23’ünü oluşturan Arnavut nüfus önemli bir iç meseledir.(7)


Eski Yugoslavya'nın bir arada kalan iki parçası olan Sırbistan ve Karadağ, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti adıyla varlığını sürdürmeye devam ettiyse de bu tanımın uluslararası camiada kabul görmemesi nedeniyle 2003 yılında Sırbistan-Karadağ adını almıştır. 2006 yılında Karadağ halkının yapılan referandumda bağımsızlık istemesi üzerine aynı yıl Karadağ bağımsızlığını ilan etmiştir.


Bağımsızlıklarını elde ettikten sonra hemen hemen tüm Balkan ülkeleri yüzlerini Avrupa-Atlantik kurumlarına çevirmiş durumdadır ve bu kurumlara üyelik hedefi bölge ülkeleri için, Balkanlılıktan Avrupalılığa geçiş süreciyle özdeşleşmiştir.


Balkanların Güvenliğinin Sağlanmasında AB Etkisi

Hırvatistan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Kosova gibi eski Yugoslavya’dan ayrılan ülkelerden oluşan bölge AB tarafından “Batı Balkanlar” olarak adlandırılmaktadır. “Güneydoğu Avrupa” terimi ise çoğunlukla Batı Balkanlar, Bulgaristan ve Romanya’nın yanı sıra zaman zaman Türkiye ve Yunanistan’ı da kapsayacak biçimde kullanılmaktadır.


1990’ların ilk yarısında Batı Balkanlar’da yaşanan savaşların AB açısından da önemli sonuçları olmuştur. Avrupa kıtasında ortaya çıkan bu krizler, AB’nin etkin bir Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’na sahip olması gerektiğini gözler önüne sermiştir. Zira AB’nin bölgede etkinlik gösterememesi, krizin çözümünde ABD’ye ihtiyaç duyulmasına, dolayısıyla AB’nin prestij kaybetmesine; kriz ortamında oluşan kaçak göç ve organize suçlar gibi tehditlerin AB’yi etkilemeye başlamasına yol açmıştır. Bu nedenle Balkanlardaki kriz AB’nin güvenlik politikaları bakımından belirleyici olmuştur.


Bu çerçevede 1992’de imzalanan Maastrich Antlaşması ile Ortak Dış ve Güvenlik Politikası resmen kabul edilmiştir. Yine aynı yıl Birlik üyesi ülkeler, insani yardım ve kurtarma operasyonları, barışın korunması, Krizleri önlemek için müdahale kuvvetlerinin oluşturulması, Barış yapma maddelerini içeren ve böylece BAB’ın (Batı Avrupa Birliği) askeri misyonunu tanımlayan Petersburg görevleri üzerinde anlaşmaya varmıştır.(8) 1998’de St. Malo’da yapılan zirvede İngiltere ve Fransa, Avrupa’nın savunma yeteneklerinin ön plana çıkarılması konusunda anlaşmaya varmıştır. St. Malo bildirisinin yayınlanmasından kısa bir süre sonra yaşanan Kosova krizi sırasında Avrupa Birliği’nin katkılarının oldukça yetersiz kalması, AGSK (Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği) tartışmalarını alevlendirmiş, böylece Haziran 1999 Köln Zirvesi ve aynı yıl içerisindeki Aralık Helsinki Zirvesi’nde ortak güvenlik ve savunma politikaları konusunda somut atılımlar gerçekleştirilebilmiştir.


10–11 Aralık 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen AB Helsinki Zirvesi’nde NATO’nun tamamen taraf olmadığı durumlarda AB’yi temsilen kriz bölgelerine müdahale edebilecek bir güvenlik biriminin oluşturulması kararına varılmıştır. Söz konusu karara göre; 2003 yılına kadar 60 gün içerisinde hazır olabilecek ve bir yıllık süre zarfında görev yapabilecek, 50–60 bin kişiden oluşan bir Askeri Gücün yapılandırılması öngörülmüş ve bu güvenlik biriminin amacı, Petersberg Görevleri’ni yerine getirmek olarak belirlenmiştir.(9)


Ayrıca Avrupa Birliği, 1996 yılından itibaren Balkanlara yönelik “bölgesel yaklaşım” geliştirmiştir. Bu yaklaşımın amacı Dayton Antlaşması’nın önemini arttırmak, ekonomik başarı ve politik istikrarı sağlamaktır. Zira yabancı yatırımcının yatırım yapabilmesi ve eski Yugoslav eyaletlerinin pazar ekonomisine geçiş yapabilmesi için uygun ortamın sağlanması, alt yapı sisteminin geliştirilmesi ve tüm bunların sağlanması için ekonominin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Ekonominin güçlendirilmesi ve yaşam şartlarının iyileştirilmesi bölgedeki barış ve istikrarın korunmasına katkıda bulunacak; kaçak göç ve organize suçlar ile mücadeleyi kolaylaştıracaktır.


Bölgesel yaklaşımın geliştirilmesi için AB Komisyonu, Makedonya, Arnavutluk, Hırvatistan, Bosna-Hersek ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne İstikrar ve Kurumsallaşma Antlaşması’nı (SAA: Stabilisation and Association Agreement) önermiştir. Böylelikle bu ülkeler AB ile ilişkilerini sürdürme ve ilerletme fırsatını yakalamışlardır. AB’nin bölgedeki politikası, demokrasinin gelişmesi, ekonomik gelişim ve bölgesel yardımlaşmanın gelişmesi üzerine olmuştur. AB, 1991 yılından 2001 yılına kadar olan dönemde, çeşitli yardım programları adı altında Balkanlara 6 milyar doların üzerinde yardım yapmıştır.(10)


2000 yılında Zagreb’te gerçekleştirilen zirvede Batı Balkan ülkelerinin AB’nin “potansiyel adayları” oldukları belirtilirken, Aralık 2002 Kopenhag Zirvesinde de bölge ülkelerinin AB üyelik süreçlerinin destekleneceği bildirilmişti. AB’nin Selanik 2003 Zirvesinde de Balkanların geleceğinin Avrupa Birliği’nin sınırları içerisinde olduğu vurgulanmıştır. 2004 Brüksel Zirvesinde Balkanlar’a ilişkin daha ziyade genişleme ile ilgili konulara yer verilirken, Romanya ve Bulgaristan’ın 2007’de tam üye olacakları ve Hırvatistan’ın gayretlerinden duyulan memnuniyet ifade edilmiştir. 11 Mart 2006 tarihinde Salzburg’ta gerçekleşen AB Dışişleri Bakanları ve Batı Balkan ülkelerinin gayri resmi zirvesinde Batı Balkanlar’a yönelik Selanik Zirvesinde alınan kararlar tekrar teyit edilmiş ve Balkan ülkelerinin istikrar, demokratikleşme, ekonomik kalkınma ve AB’ye yaklaşma konularında önemli ilerlemeler sağladıkları vurgulanmıştır.


Balkanlardaki istikrar ve barış ortamı şüphesiz AB güvenliği için büyük önem taşımaktadır. Zira 2003’te kabul edilen Avrupa Güvenlik Strateji Belgesi’ne göre, Avrupa’da güvenliğe yönelik beş tehditten üçünü başarısız devletler, bölgesel çatışmalar ve örgütlü suç oluşturmaktadır. Bu durumda, istikrarsız Balkanlar, AB için bir güvenlik tehdidi oluşturmaya devam edecektir. AB, bu nedenle bölgede güvenlik sektörü reformu ile ilgilenmekte ve özellikle sınır yönetimlerinin sivilleştirilmesi gibi reformların gerçekleştirilmesini istemektedir.


Öte yandan oluşturulan Ortak Savunma ve Güvenlik Politikası’nın ilk uygulama alanı da Balkanlar’dır. AGSP’nin operasyonel hâle gelmesi ile birlikte AB, 2003’te Bosna’da NATO’dan askerî operasyonu ve BM’den polis gücü operasyonunu devralmaya talip olmuş ve Bosna-Hersek’te üç yıl görev yapacak bir AB Polis Gücü oluşturmuştur. Bu Polis gücü AGSP kapsamında üstlenilen ilk görevdir. Bosna-Hersek’te AB Askerî Operasyonu (Althea) ise NATO’nun SFOR operasyonunu sonuçlandırmasını ve BM Güvenlik Konseyi’nin 1575 sayılı kararı ile bir AB gücünün oluşturulmasına karar vermesini takiben 2 Aralık 2004’te başlamıştır. Bu operasyonun amacı, Dayton Antlaşması’na uyulmasını sağlamak ve Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde savaş suçları ile suçlanan kişilerin yakalanmasına yardımcı olmaktır.(11)


AB’nin AGSP mekanizması içinde görev üstlendiği ülkelerden biri Makedonya’dır. Makedonya’da, Arnavutlar ile Makedonlar arasında 2001 yılında başlayan iç çatışmalar, ülkenin güvenlik güçleri tarafından kontrol edilemeyecek hale gelmişti. Çözüm için uzlaşma yolunu seçen hükümet, barışın tesisi için uluslararası kuruluşlardan yardım talep etmiştir. Bu bağlamda Mart 2003’te AB’nin ilk askeri operasyonu olan Concordia ile sorumluluk NATO’dan devralınmıştır. Daha sonra Proxima Polis Görevi, 15 Aralık 2003’te hukuk düzeninin sağlanması ve örgütlü suçla mücadele amacıyla görevlendirilmiştir. Bu görev dâhilinde bir sınır polisi oluşturularak AB’nin bu bölgede bütünleştirilmiş bir sınır güvenliği yönetimi sağlanması çabalarına da katkıda bulunmuştur.(12) İki yıl görev yaptıktan sonra sonlandırılan Proxima görevinin yerine geçmek üzere 14 Aralık 2005’te oluşturulan AB Polis Danışma Ekibi (EU Police Advisory Team-EUPAT) ise Haziran 2006’ya kadar sınır polisi, yolsuzluk ve örgütlü suçla mücadele gibi öncelikli konularda orta ve üst düzey yönetim seviyelerinde gözlem ve danışmanlık hizmeti vermiştir.(13)


Ayrıca AB, henüz Kosova bağımsızlığını ilan etmeden önce EULEX isimli bir AGSP görevi ve bir Özel Temsilci atamıştır. Amaç hukukun üstünlüğünün sağlanması ve işleyiş konusunda Kosovalı makamlara yardımcı olmaktır.


Günümüzde Batı Balkan devletleri büyük önem atfettikleri AB ve NATO kurumları içerisinde yerlerini almaya başlamışlardır. Mart 2004’te AB’ye üyelik başvurusunda bulunan Makedonya, Aralık 2005’te aday ülke kabul edilmiştir. Bununla birlikte anayasal ismi üzerindeki anlaşmazlık sebebiyle Makedonya’nın AB ve NATO üyeliği Yunanistan tarafından veto edilmektedir.


Hırvatistan, Batı Balkan ülkeleri içinde AB ile tam üyelik görüşmelerini sürdüren tek ülkedir. AB, başlangıçta Hırvatistan ile müzakerelerin açılmasını Hırvatistan’ın UCM (Uluslararası Ceza Mahkemesi) ile işbirliği şartına bağlamıştır. Ekim 2005’te, Hırvat savaş suçlusu General Ante Gotovina’nın yakalanması ve Avusturya’nın Hırvatistan’ı desteklemesi sonucunda, Türkiye ile birlikte tam üyelik müzakerelerine başlamasına karar verilmiştir. Bununla birlikte Slovenya, uzun süredir devam eden bir sınır meselesi nedeniyle Hırvatistan’ın üyeliğini engellemektedir. Tam üyelik görüşmelerinin tamamlanabilmesi için, öncelikle Hırvat ve Sloven yetkililerin iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığını çözüme kavuşturması gerekmektedir. Diğer taraftan Hırvatistan, 2009 yılında NATO üye olmuştur.


Arnavutluk ise 12 Nisan 2009’da, Hırvatistan ile birlikte NATO üyeliğine kabul edilmiştir. Aynı yıl AB üyelik başvurusunda da bulunan Arnavutluk’un başvurusu AB tarafından değerlendirmeye alınmıştır.


Türkiye’nin Bölge Güvenliğine Katkıları

AB ile birlikte bölgede etkin olan bir diğer aktör Türkiye’dir. Kendisi de bir Balkan ülkesi olan, bölge ile derin tarihsel ve kültürel bağlara sahip, Balkanlardaki Türk ve Müslüman nüfus ile Türkiye’deki Balkan kökenli nüfus nedeniyle bölgeyle sıkı bağlantıları bulunan Ankara için Batı Balkanlar özel bir öneme sahiptir. Özellikle sosyalizm sonrası dönemde Türkiye'nin bölge ülkeleri ile olan ekonomik ve ticari ilişkilerini yüksek oranda geliştirdiği ve bölgenin Türkiye için Avrupa’ya açılan kapı niteliğinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda bölgedeki barış ve istikrarın korunmasının Türkiye açısından taşıdığı önem daha iyi anlaşılacaktır.


Zira bölgede ortaya çıkacak bunalımlar Türkiye’ye yönelik mülteci akımına, ulusötesi suç örgütlerinin faaliyetlerini artırmalarına, Türkiye’nin en büyük ticari partneri olan AB ile tek kara bağlantısının kesintiye uğraması neticesinde ekonomik sorunlara ve Türkiye üzerinden geçen enerji nakil hatlarının güvenliğinin zarar görmesine yol açacaktır.


Bu bağlamda Türkiye, Bosna-Hersek ve Kosova ihtilaflarının çözümlenmesine yönelik uluslararası girişimlerde ön planda yer almıştır. Bu çerçevede, Güney Doğu Avrupa İşbirliği Süreci (SEECP) ve Güney Doğu Avrupa İçin Çok Taraflı Barış Gücü (MPFSEE) / Güney Doğu Avrupa Tugayı (SEEBRIG) gibi önemli girişimlerin başlatılmasına ön ayak olmuş ve Güney Doğu Avrupa İstikrar Paktı ve Güney Doğu Avrupa İşbirliği Girişimi’nin (SECI) çalışmalarına destek vermiştir. Türkiye, 2003 Temmuz ayından itibaren Güney Doğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Koordinasyon Komitesi (SEDM-CC) ve Güney Doğu Avrupa İçin Çok Taraflı Barış Gücü Siyasi Askeri Yönlendirme Komitesi’nin (PMSC-MPFSEE) dönem başkanlığını iki yıllığına üstlenmiştir.


Türkiye, Kosova’daki KFOR ve Polis Misyonu (UNMIK), Bosna-Hersek’te bulunan SFOR ve AB öncülüğündeki Polis Misyonu (EUPM) ile Makedonya’da AB öncülüğündeki Polis Misyonu “Proxima” ya da katılmıştır.


Ayrıca Türkiye bölgede kalıcı barışın ve istikrarın teminatı olması açısından Batı Balkan ülkelerinin Avrupa kurumlarına entegrasyonunu her zaman desteklemiştir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Eylül ayında New York’ta yapılan Balkan Liderleri Zirvesinde, “Avrupa Atlantik Kurumları altında hepimiz birleşirsek çok daha istikrarlı bir durum çıkacak. NATO, tabii bir güvenlik ve savunma birimi, ama aynı zamanda NATO'nun başka işlevleri de var. Onun için biz bütün Balkan ülkelerinin hepsinin NATO içerisinde yer almalarını çok arzu ediyoruz.” açıklamasıyla bu desteği teyit etmiştir.(14)


Türkiye’nin Balkanlar’ın güvenliğinde oynadığı rol, AB’nin bölgeye yönelik politikalarına uyum sağlayarak AGSP’nın başarısına katkıda bulunurken AB adaylık sürecinde Türkiye’nin de elini güçlendirmektedir. Berlin merkezli Bilim ve Politika Vakfı’ndan bilimadamı ve gazeteci Duşan Relyiç, Türkiye’nin bölgede artan rolünü “Bölgede nüfuzunu artırmak Türkiye için özel önem taşıyor. Bu şekilde AB ve bölgedeki diğer aktörlerle eşit haklara sahip bir partner olarak Avrupa’daki yeni güvenlik mimarisinin şekillendirilmesine, bu bölgede de katılmak istiyor.” şeklinde değerlendirmektedir.


Sonuç

Farklı dil, din ve kültürlerin mozaiği niteliğindeki Balkanlar’ın AB için öncelikli önemi bu bölgenin Avrupa için tekrar bir savaş ve istikrarsızlık bölgesi hâline gelmesinin önlenmesidir. Bunu başarabilmek için AB bölge ülkelerine ileride gerçekleşecek bir üyelik sözü vererek devlet yapılarını güçlendirmeleri, örgütlü suç ve yasadışı göç ile mücadele etmeleri, sınır güvenliğini sağlamaları ve etnik çatışma potansiyelini azaltmaları için destek olmaktadır.


Bölge ile tarihsel, kültürel ve ekonomik bağları olan Türkiye, bölge güvenliğinin sağlanmasında AB’ye önemli katkılarda bulunmakta ve AGSP’nın işlevselliği açısından taşıdığı önemi gözler önüne sermektedir.

 


Sonnotlar:

1 Nesrin KENAR, Bir Dönemin Perde Arkası Yugoslavya, Palmiye Yayıncılık, Ankara, 2005, s.70
2 İsmail SOYSAL; ‘‘Günümüzde Balkanlar ve Türkiye’nin Tutumu (1989-1992)’’, Balkanlar, OBİV, İstanbul 1993, s.1825
3 İhsan GÜRKAN, “Jeopolitik Ve Stratejik Yönleriyle Balkanlar Ve Türkiye” Balkanlar, Ortadoğu Ve Balkan İncelemeler Vakfı, İstanbul 1997, s.172
4 İlhan UZGEL, “Balkanlarla İlişkiler”,Baskın Oran (Editör) Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşında Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, İletişim Yayınları Cilt I, İstanbul 2004, s.495
5 Security Council Resolution 713, 25 September 1991, Bkz. daccess-ddsny.un.org/doc/RESOLUTION/GEN/NR0/596/49/IMG/NR059649.pdf?OpenElement (erişim 20 Aralık 2010)
6“Lahey’e göre Kosova’nın bağımsızlığı meşru”, 22 Temmuz 2010, Bkz. http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/07/100722_kosovo_decision.shtml (erişim 20 Aralık 2010)
7Makedonya Azınlık Raporu, Diplomatik Gözlem, Bkz. http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=1366 (erişim 20 Aralık 2010)
8 Petersberg Tasks, Bkz. europa.eu/scadplus/glossary/petersberg_tasks_en.htm (erişim 20 Aralık 2010)
9 Helsinki Sonuç Bildirgesi, Bkz. ue.eu.int/en/info/eurocouncil/ (erişim 22 Aralık 2010)
10Bkz. europa.eu/legislation_summaries/enlargement/western_balkans/r18002_en.htm (erişim 20 Aralık 2010)
11 European Union Council Secretariat, Factsheet, EU Military Operation in Bosnia and Herzegovina (Operation EUFOR- Althea), Şubat 2008
12European Union Police Mission, “Proxima”, Fact Sheet, 2004, Bkz. www.consilium.europa.eu/uedocs/cmsUpload/ProximaBrochure.pdf (erişim 24 Aralık 2010)
13 European Council Secretariat, EU Polis Advisory Team (EUPAT) in the former Yugoslav Republic of Macedonia, Fact Sheet EUPAT/00, Aralık 2005
14Bkz. www.cnnturk.com/2010/dunya/09/23/gul.balkan.ulkelerinin.natoda.yer.almasini.istiyoruz/590594.0/index.html (erişim 22 Aralık 2010)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top