Türkiye-Sırbistan İlişkilerinde Dönüşüm ve Balkanlarda İstikrar

Esra DİRİ
09 Kasım 2010
A- A A+

Türkiye-Sırbistan ilişkilerinde 2000’li yıllarla birlikte başlayan dönüşüm süreci Ankara’nın Balkanlarda yürüttüğü yoğun diplomasiyle 2009 yılında ivme kazandı. Kosova’nın bağımsızlığının Türkiye tarafından tanımasına rağmen, ikili ilişkilerde gelişimin devam ettiği gözlemlenmektedir. Bu süreçle Türkiye-Sırbistan arasında tesis edilecek güçlü ilişkiler Balkanlarda istikrara katkı yapacak önemli bir faktör olabilecektir.

 

Soğuk Savaş sonrası etnik temelli çatışmaların yaşandığı Balkanlarda Türkiye aktif bir dış politika izlemeye başlamıştır. Ankara bu dönemde Balkanlarda yeni bağımsız olan devletleri hızlı bir şekilde tanımıştır. Ekonomik ilişkiler kurmanın yanında bölgedeki gelişmeler karşısında Türkiye uluslararası toplumla birlikte hareket etmeyi tercih etmiştir. Balkanlarda büyük bir değişimin gerçekleştiği bu dönemde Türkiye-Sırbistan ilişkilerinde düşük seviyeli bir diyalog devam etmiş bazen de önemli inişli çıkışlar yaşanmıştır. Örneğin Bosna-Hersek krizi sırasında Sırbistan büyükelçisini geri çekmiştir. Türkiye ise 6 Şubat 1992’de Bosna-Hersek’i tanımış, ardından bölgede yaşanan etnik çatışmalar sırasında uluslararası barış gücünde yer almıştır. 1994 yılında Bosna Hersek’te yer alan askeri misyona (United Nations Protection Force-UNPROFOR) iştirak etmiş, NATO’nun (The Stabilisation Force Mission-SFOR) operasyonlarına katılmıştır.(1)

 

Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yaşanan en önemli sorunlardan bir diğeri olan Kosova Krizi ve sonrasında Kosova’nın statüsü ile ilgili gelişmeler de Türkiye-Sırbistan ilişkilerini etkilemiştir. 1999 Kosova Savaşı’nda Türkiye, NATO operasyonuna katılmış ve BM misyonu (UNMINK) içerisinde görev almıştır. Sırbistan, Kosova sorununu kendi iç sorunu gibi ele alarak uluslararası toplumun gündeminden ne kadar uzak tutmaya çalışsa da 2008 yılında Kosova tek taraflı bağımsızlık ilan etmiştir. Türkiye, Kosova’yı ilk tanıyan ülkelerden birisidir.(2)

 

Sırbistan’da Siyasi ve Ekonomik Değişim

1989’dan beri iktidarda bulunan Slobodan Miloseviç yönetiminin 13 yıl sonra 2000’de iktidardan ayrılması, Sırbistan için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Sırbistan’da muhalif aday Vojislav Koştunitsa, Miloşeviç’e karşı oyların çoğunluğunu alarak seçimleri kazanmış, 7 Ekim 2000’de devlet başkanı olmuştur. Başbakanlığa da Slobodan Miloseviç ve Ratko Mladiç’in yakalanıp mahkemeye teslim edilmelerinde önemli rol oynayan Zoran Cinciç getirilmiştir. Sırbistan’da demokratikleşme ve AB sürecini destekleyen bir hükümeti iktidara taşıyan bu seçimler sonrasında ise ekonomik ambargo kaldırılmış, ekonomik yardımlar başlamıştır.(3) Sırp etnik milliyetçilerinin hedefinde bulunan Başbakan Zoran Cinciç’in 2003 yılında bir suikastla öldürülmesinin ardından Demokrat Parti’nin liderliğine yine Batı ile bütünleşme hedefini destekleyen Boris Tadiç seçildi. 2004 ve 2008 seçimlerinde cumhurbaşkanlığını kazanan Boris Tadiç serbest piyasa ekonomisini ve Sırbistan’ın AB ve NATO üyeliğini desteklemektedir. 2008 seçimlerinde başbakan seçilen Mirko Cvetkoviç de Sırbistan’ın AB üyelik sürecinin destekleyicisi olduğunu açıklamıştır.

 

Sırbistan’ın dış politika vizyonunda gerçekleşen bu değişimin meydana getirdiği atmosferde AB Dışişleri Bakanları Sırbistan ile 2008’de İstikrar ve Ortaklık Anlaşması’nı imzalamıştır. AB üyelik süreci için bölgesel işbirliği, iyi komşuluk ilişkileri ve Uluslararası Savaş Suçları mahkemesi ile işbirliği konularına öncelik verileceği belirtilmiştir.(4) AB Dışişleri Bakanlarının Sırbistan’ın Birliğe üyelik başvurusunu kabul etmelerinin sonrasında atılan önemli adımlardan birisi 30 Mart 2010’da Sırbistan parlamentosunun Srebrenitsa kararını almasıdır. AB sürecini destekleyen çevreler bu kararın iki toplum arasındaki ilişkiler için iyi yönde bir adım olduğunun altını çizmektedir. 1995 Srebrenitsa katliamında yaşananlar için özür dileyen bir karar tasarısını, Sırbistan Parlamentosu iktidardaki koalisyon partilerinin desteğiyle kabul etmiştir. Sırbistan parlamentosu karar metninde soykırım sözcüğünü kullanmamıştır. Sırbistan Parlamentosu kararda Uluslararası Adalet Divanı’nın belirttiği gibi 1995 Temmuz ayında Srebrenitsa kentinde Boşnak halkına işlenen suçu kınadığını beyan etmiştir.

 

Son on yılda belirgin bir siyasi değişim süreci geçiren Sırbistan’ın ekonomik olarak da yeni bir döneme girdiği söylenebilir. Son on yılda özellikle servis sektörünün dinamizm kazanması, tarımda gerçekleştirilen reformlar ve ihracatın sürekli artmasıyla Sırbistan ekonomisi büyümektedir. Sırbistan’ın; Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Hırvatistan ve Makedonya Cumhuriyeti’nin katılımıyla geniş bir serbest ticaret bölgesi haline gelen Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması’na (CEFTA) üye olması ülke ekonomisini olumlu yönde etkilemiştir. AB üyeliği sonrasında Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Slovenya’nın ayrıldığı CEFTA, böylece Güneydoğu Avrupa ülkelerini bir araya getiren bir sürece dönüşmeye başlamıştır. CEFTA ile oluşturulan serbest ticaret bölgesinin içinde yer alan Sırbistan birçok yatırımcı için önemli bir pazar haline gelmiştir. Ayrıca, Avrupa Birliği ile tercihli ticaret anlaşması bölge ülkelerinin ihracatını teşvik etmektedir.(5)

 

 

Türkiye-Sırbistan İlişkilerinde Dönüşüm


Türkiye’nin Bosna-Hersek ve Kosova ile ilgili gelişmelerde attığı adımlardan Belgrat’ın duyduğu rahatsızlık ve Sırbistan’ın etnik milliyetçi politikalarından dolayı ikili ilişkiler 1990’lı yıllarda düşük bir seviyede seyretmiştir. Ancak, Sırbistan’da 2000 yılında Slobodan Miloşeviç yönetiminin sona ermesinin ardından yaşanan demokratikleşme sürecine paralel Türkiye-Sırbistan ilişkilerinde diyalog zemini güçlenmeye başlamıştır. Son yıllarda ise Türk dış politikasının olgunlaşan proaktif vizyonu ile ikili ilişkilerde 1990’lı yıllarla karşılaştırıldığında kayda değer bir dönüşüm süreci yaşanmaktadır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ün 2009 yılındaki ziyaretiyle, Türkiye 23 yıl sonra ilk kez Sırbistan’a cumhurbaşkanlığı düzeyinde bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Türk dışişlerinin yoğun diplomasisi sonucunda Kosova konusunda yaşanan görüş ayrılıklarına rağmen 2010 yılında Türkiye-Sırbistan Ortak Ticaret Anlaşması imzalanmış, karşılıklı vizeler kaldırılmış ve iki ülke Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması imzalamıştır.

 

İki ülke arasında ortak bir sınır olmamasına rağmen Türk yetkililer Sırbistan’ı komşu ülke olarak gördüklerini ve Sırbistan’ın Balkanlardaki barış ve istikrarın sağlanmasında kilit ülke olduğunu ifade etmektedir. Balkanların Avrupa’ya tamamen entegre olması yönünde irade gösteren Ankara, bu bölgedeki ülkelerin istikrarı ve güvenliği için AB ve NATO’ya üye olmasını gerekli görmektedir. Sırbistan, Türkiye’nin Kosova’yı tanımasından rahatsızlık duymuşsa da, Ankara’nın Balkanlardaki problemlerin çözümüne yönelik attığı adımları desteklemektedir. Türkiye’nin AB üyesi olması gerektiğini savunan Sırbistan, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini desteklemiştir.

 

Bu bağlamda Ahmet Davutoğlu 2009 yılında Sırbistan'ın Politika gazetesinde yayınlanan makalesinde, Türkiye-Sırbistan arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklık hedeflenerek sürdürüleceğini belirten Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Yeremiç ile yapılan görüşmelerde bu sürecin devam etmesi için gerekli siyasi iradenin gösterilmesinin önemi vurgulanmıştır. “Bazı farklı hassasiyetlere rağmen Türkiye ve Sırbistan’ın ilişkilerini stratejik ortaklık perspektifinde görmesi şu anlama gelmektedir: Türkiye ve Sırbistan, hem ikili ilişkilerini hem de bölgesel işbirliğini ortak hedefler doğrultusunda, yapıcı bir anlayış ve samimi bir diyalog içinde yürüteceklerini, ayrıca münferit sorunlu alanların ikili ilişkilerini rehin almasına müsaade etmeyeceklerini beyan etmektedir.”(6)

 

2009-2010 Güneydoğu Avrupa Ülkeleri (GDAÜ) İşbirliği Süreci Dönem Başkanlığını Türkiye devralmıştır. GDAÜ İşbirliği Süreci bölge ülkelerinin karşılıklı işbirliğini sürdürmek için attığı önemli adımlardan biridir. Bu işbirliği süreci Türkiye, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Makedonya Cumhuriyeti, Romanya, Sırbistan, Yunanistan, Hırvatistan, Moldova ve Karadağ’ın tam üyelikleri ile devam etmektedir. Türkiye, bölgesel konuların ele alınarak, bölgesel çözüm yollarının üretilebileceği bir üst düzey siyasi işbirliği forumu olarak gördüğü GDAÜ İşbirliği Süreci'ne özel önem vermektedir.(7) Türkiye dönem başkanlığını yürüttüğü bu platform ile hem bölgesel ilişkilerin güçlendirilmesi hem de Balkanlarda AB perspektifi doğrultusunda somut adımlar atılması için çaba göstermektedir.

 

2010 Haziran ayında İstanbul’da gerçekleştirilen Güneydoğu Avrupa Ülkeleri zirvesinde Sırbistan, Bosna-Hersek ve Türkiye’nin dışişleri bakanları ortak basın toplantısında yaptıkları açıklamada bölgenin istikrarı için Bosna-Hersek’in istikrarının önemi üzerinde durmuştur. (8) Türkiye Butmir sürecinde Bosna-Hersek anayasasının yeniden düzenlenmesi yönündeki girişimlerde arabulucu olabilecektir. Bosna-Hersek’te yaşayan Hırvat nüfusun içinde ayrılmak isteyen kesim karşısında Türkiye, Hırvatlar ile görüşmelere destek olmuştur. Ankara, ayrılma yanlısı Sırpların Belgrat yönetimi tarafından desteklenmemesini ve Boşnak nüfusa karşı baskıcı politikalar uygulanmamasını talep etmektedir. Türkiye’nin Bosna-Hersek ve bölgede yasayan Boşnaklar üzerinde etkili olan nüfuzu Sırbistan’ın iç siyasi dengeleri için de önemlidir.

 

Türkiye-Sırbistan arasında 2010 Eylül ayında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması sonrasında karşılıklı ticaretin ve yatırımların hızlı bir şekilde artacağı beklenmektedir. 2000 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 150 milyon dolar seviyesinde iken 2009 yılında ikili ticaret 350 milyon dolara çıkmıştır. Serbest Ticaret Antlaşması ve geliştirilen siyasi ilişkilerle birlikte bu rakamın kısa sürede yükseleceği tahmin edilmektedir. Yine 2009’da Sırbistan Savunma Bakanı Dragan Sutanovaç’ın Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ü ziyaretiyle imzalanan Savunma Sanayi İşbirliği Antlaşması’yla da ikili ticaret savunma alanına genişleyebilecektir. 2006’da Bosna-Hersek ve Karadağ ile birlikte Barış İçin Ortaklık Programı’na kabul edilen Sırbistan’ın, NATO üyesi olması durumunda ise iki ülke savunma alanındaki işbirliğini daha rahat çeşitlendirebilecektir.

 


Ankara’nın barış ve istikrarı önceleyen Balkan diplomasisiyle, Türkiye-Sırbistan ilişkilerinde yaşanan bu dönüşüm bölgenin istikrarına katkıda bulunacak sonuçlar sağlamaktadır. Türkiye-Sırbistan ilişkilerindeki gelişmelerin Balkanlara en önemli katkısı bölgede bir süre dondurulmuş olan sorunların yeniden sıcak çatışmalara dönüşmesini engelleyebilecek olmasıdır. Örneğin; Türkiye, Bosna-Hersek ve Sırbistan arasında arabulucu rol oynamaktadır. Sancak bölgesinin yeniden yapılandırılması konusunda iki ülke ortak girişimde bulunma kararı almıştır. Ağırlıklı olarak Boşnakların yaşadığı Sancak bölgesi iki ülke arasında köprü rolü oynayabilecektir. İki ülkenin yaklaşımının farklı olduğu Kosova’nın statüsü gibi hassas tartışma konularında ise karşılıklı anlayışa dayalı bir diyalog süreci sürdürülmektedir. Son olarak Türkiye, davet edilmesi halinde Kosova ile Sırbistan arasında arabuluculuğa hazır olduğunu beyan etti.


 

Dipnotlar:

(1) Baskın Oran, Türk Dış Politikası Cilt 2, İletişim yayınları
(2) http://www.usak.org.tr/makale.asp?id=1691
(3) Dr. İlhan Üzgel, Yeni Dünya Düzeni, Yeni Yugoslavya ve Miloseviç Döneminin Sonu,A.U.S.B.F. Mülkiye Sayı 225
(4)http://www.dtm.gov.tr/dtmweb/index.cfm?action=detay&yayinID=2156&icerikID=2315&dil=TR
(5) http://www.tusiad.org/FileArchive/Sirbistan-BosnaHersekRaporu-2007.pdf
(6)http://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-politika-gazetesinde-_sirbistan_-23_07_2009-tarihinde-yayimlanan-makalesi.tr.mfa
(7) http://www.mfa.gov.tr/guneydogu-avrupa-ulkeleri-_gdau_-isbirligi-sureci-.tr.mfa
(8) http://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-sirbistan-ve-bosna-hersek-disisleri-bakanlariyla-ortak-basin-toplantisi_-22-haziran-2010_istanbul.tr.mfa

Back to Top