Kuzey Kafkasya’nın Rusya’ya Yabancılaşması

Mehmet KARABAĞ
16 Mayıs 2013
A- A A+

Kafkaslar, stratejik açıdan önemli olmakla birlikte Rusya için baş ağrısı olagelmiş, Rusya açısından adeta problemlerle eş anlamlı kullanılmıştır. Bu problemlerin oluşmasında ve çözüme kavuşturulamamasında her ne kadar bölgenin kendine has yapısı büyük rol oynasa da, Moskova’nın bölgeye yönelik hatalı politikalarının da önemli katkısının olduğu muhakkaktır. Günümüzde, başta Çeçenistan Cumhuriyeti olmak üzere, bölge kendi iç kanunlarına göre yönetilmekte ve federal birimler olarak bir kısım cumhuriyetlerdeki toplumsal yaşam Moskova’ya her geçen yıl biraz daha yabancılaşmaktadır.(1) Bu durum Rusya içinde merkezden uzaklaşma olarak algılanmakta ve Rus etnik topluluğu nezdinde rahatsızlık doğurmaktadır. Nitekim Kuzey Kafkasya sorununun halk nazarındaki çözümü bölgenin federal sistemden tamamen çıkarılması şeklindedir.(2) Zira Soljenitsin’in Orta Asya cumhuriyetleri için geliştirdiği yaklaşıma göre, bölgede bulunan bir kısım cumhuriyetler problem kaynağı olmalarından dolayı Moskova için yükten başka bir şey ifade etmemektedir.

Bölgenin Moskova’nın başını ağrıtması dolayısıyla, sadece Kuzey Kafkasya’yı içine alan sekizinci bir federal eyalet oluşturularak problemlerin kontrol altına alınması tasarlanmıştır. Bilindiği gibi Vladimir Putin’in Başkan olmasının hemen ardından, özellikle federal cumhuriyetlerin yöneticilerini daha iyi kontrol edebilmek amacıyla genel valilik düzeyinde yedi adet Federal Eyalet oluşturuldu. Kuzey Kafkasya Bölgesinde bulunan cumhuriyetler, Güney Federal Eyaleti’nden çıkarılarak Şubat 2010 tarihinde yeni kurulan Kuzey Kafkasya Federal Eyaleti’ne dâhil edilmiştir. Bu uygulama bölge cumhuriyetlerindeki etnik problemlerin yoğunluğundan dolayı zorunlu hale gelmiştir.

Rusya Federasyonu’ndaki bütün cumhuriyetler anayasal olarak federal sistemin bir parçasıdır. Dolayısıyla bölgenin cumhuriyetleri de eşit haklara sahip federal birimler olarak Rusya Federasyonu Anayasasında yer almaktadır.(3) Hukuki olarak (de-jure) söz konusu cumhuriyetlerde federal sistemin kanunları ve kurumları işlemektedir. Bölge cumhuriyetleri diğer federal birimlerde olmadığı kadar merkezden aldıkları destek ve sübvansiyonlarla beslenmektedir: İnguşetya ve Çeçenistan Cumhuriyetlerinin yerel bütçelerinin %100’ü, Dağıstan Cumhuriyetinin ise %80’i merkezi bütçeden karşılanmaktadır. Bu durum özellikle başta Moskova Şehri ve Moskova Oblastı olmak üzere zengin Rus Federe birimlerinin tepkisini çekmekte, bu cumhuriyetlere federasyonun sırtında kambur nazarıyla bakılmaktadır.(4) Fakat iktidar partisi Yedinaya Rossiya’nın (Birleşik Rusya) seçimlerde en fazla oy aldığı bölgelerin bu cumhuriyetler olduğu göz önünde bulundurulursa bu destek ve sübvansiyonların ikili çıkar ilişkisi içerisinde gerçekleştiği çok rahat anlaşılmaktadır. Moskova’ya karşı “dalkavuklar yarışması” olarak karikatürize edilen değerlendirmelerde her sene Çeçenistan Başkanı Ramzan Kadırov’un ilk sırada gösterilmesinin sebebini de burada aramak gerekmektedir.(5)

Kuzey Kafkasya halklarının çoğunluğunun Moskova’dan kopup bağımsız devlet statüsü kazanmaktan yana olmadığı tahmin edilmektedir. Ancak Rus halkı arasında yapılan araştırmalarda, Rusların yaklaşık %60’ının üç Kafkas cumhuriyetinin (Çeçenistan, Dağıstan, İnguşetiya) Federal sistemden koparılarak bağımsız devletler olması yönündeki görüşü desteklediği sonucu çıkabilmektedir. 2010 yılı Aralık ayındaki Nasyonal Manifesto’dan sonra yapılan alan araştırmaları neticesinde bu oranın %70’leri geçtiği görülmektedir.(6) Putin, bu tür araştırmalarla ilgili Çeçenistan Televizyonu’na verdiği demeçte Çeçenistan’ın bağımsız yaşayamayacağını, dolayısıyla bu ve benzeri cumhuriyetlerin mutlaka bazı ülkelerin egemenliği altında kalması gerektiğini ifade etmiş, bölgenin hiçbir şekilde Moskova’dan koparılamayacağının altını çizmiştir.(7) Putin bu yaklaşımıyla Kuzey Kafkasya’nın Moskova için vazgeçilmez olduğunu ima etmektedir. Nitekim Putin’e göre Kuzey Kafkasya’nın Rusya Federasyonu’ndan kopması demek Rusya’nın sonu demektir.(8)

Hâlihazırda bölge cumhuriyetlerindeki halkların dini, gelenek ve görenekler bazında kendi hukuk sistemlerini uygulamakta olduğu dikkat çekmektedir. Bu açıdan bölge halkı herhangi bir problemle karşılaşmamaktadır. Özellikle bölgede yaşayan Müslüman halkların, kendi aralarındaki ilişkilerde dini hükümlerin esas alınmasına yönelik düzenlemelere gittiği, bu eğilimin her geçen yıl güçlendiği gözlemlenmektedir.

Çarlık Rusyası’ndan SSCB’ye Kuzey Kafkasya

Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde yaşayan halkların Rusya’ya yabancılaşması esasen SSCB’nin yıkılmasından önce var olan bir durumdur. Hatta bu yabancılaşma veya yabancılık süreci, Çarlık döneminden itibaren de başlatılabilir. 19. yüzyılda Orta Asya ve Kafkasların siyasi ve ekonomik açıdan Çarlık Rusya’sının bir parçası olmasına rağmen bölgedeki halklar, toplumsal yaşam biçimlerini sosyo-kültürel ve dini kurallara göre düzenlemeye devam etmekteydi. Bu bölgeler Hive Hanlığı, Buhara Hanlığı ile Kafkasya bölgesidir. Çarlık Rusyası’nın Batıya karşı vitrini olan Polonya ve özellikle Finlandiya da bu kategoride değerlendirilebilir. Öyle ki Çarlık polisinden kaçan sosyal demokratlar özellikle buralarda gizlenirlerdi. Zira bu bölgelerin kendi iç problemlerini kendilerinin çözmesi dolayısıyla Çarlık polis gücünün bu bölgelerdeki etkisi oldukça az olmaktaydı.

SSCB’nin kuruluşunda Hive ve Buhara Halk Cumhuriyetlerinin kısa süreli varlığı, Polonya ve Finlandiya’nın ise daimi olarak ayrılması bölgenin yabancılaşmasının birer tabi sonucu idi. Ayrıca 1920-22 yılları arasında Uzakdoğu Cumhuriyeti’nin (Dalnevostoçnaya Respublika) kurulmuş olması da, kısa süre içerisinde SSCB içerisine alınmış olsa da, bu bağlamdadır. İçte yabancılaşma bağlamında Baltık Cumhuriyetleri, 1940’lardan sonra Sovyetleştirme politikalarına rağmen SSCB’nin yabancılaşmış Avrupai parçası olarak kalmıştır.

Çarlık Rusya’sından sonra Sosyalist Birlik içerisinde tek bir toplumsal sistem oluşturulması amacıyla 1970’li yıllara kadar eğitim birliği politikası uygulanmaya çalışıldı. Fakat Birlik içerisinde yaşayan halklara, özellikle ilk yıllarda, özel hayatlarında kendi geleneklerine göre yaşamalarına izin verilmeye başlandı. Bu durum aslında Çarlık Rusyası döneminde uygulanan bir politika idi.  Konuyla ilgili olarak Rus Ortodoks Kilisesi’nin üst seviyeli yöneticilerinden olan Çaplin, Rus İmparatorluğu döneminde yönetimin, devletin birliğini korumaya yönelik halkların dini inanç ve geleneklerine göre yaşamalarını desteklediğini ifade ederek bölge halklarının dini ve milli yaşamları itibariyle yerelselleştirildiğinin altını çizmiştir.(9)

Sosyalist dönemde ise ateizmin devlet politikası olarak uygulanmaya başlanması ve dini ritüellere yasaklar getirilmesi özellikle Müslümanlar arasında dini uygulamaların gizli şekilde yapılmasına sebep olmuştur. Nitekim bu dönemde baskı altındaki Müslüman halkların durumunu özetleyen “gizli Müslümanlık” ifadesi yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.“Gizli Müslümanlık” tabiri görünürde ateist fakat özünde gizlemiş olduğu dininin kurallarını yakın çevresi içerisinde yaşamaya çalışan kişileri nitelemekteydi. Bu durum diğer Hristiyan ve Yahudi halklarından çok özellikle Sovyetlerin Müslüman halkları arasında yaygındı.

1920’li yıllarda özellikle Müslüman Kafkas halklarının (Tatar ve Başkurt halkları da dâhil) dinlerine olan bağlılıklarını aşamayan sosyalist idare, krizi kendi yorumundan geçirerek yönetmeye çalıştı.Eğer Müslümanlar her şeye rağmen gizliceİslami kurallara göre yaşamaya devam edeceklerse bu uygulamayı da Komünist Parti yerine getirmeliydi ki bu amaçla “Kızıl Şeriat” ifadesi kullanılmıştı. Özellikle Kafkas bölgesi Müslümanları açısından Çarlık, Sovyet ve günümüzdeki federal kanunlar hep spesifik manada anlaşılmış ve kullanılmıştır.(10) Eğer adet ve gelenekler devlet normlarına aykırı değilse uygulamalara müsamaha gösteriliyor ve göz yumuluyordu. Zaten aykırı olması durumunda bölge halkıher halükarda devletin hukuk kurallarını devre dışı bırakarakkendi kurallarınıuygulamaya çalışıyordu.

Bu durumu Müslümanların, Hristiyan veya ateist bir devlet içerisinde yaşamaktan memnun olmadıkları şeklinde yorumlamak da desteksiz bir yorumdan öteye gidemeyecektir. Devlete yabancılaşan Kafkas ve Orta Asya halkları diğer taraftan SSCB’yi kendilerindentamamen ayrı bir yapı olarak görmemiş, Sovyetlerin gücüne inanmıştır.Kafkas ve Orta Asya halkları, SSCB’ye aidiyet hissetmiş ve kimliklerinin Sovyet sisteminin bir parçası olduğunu kabullenmiştir. Ancak özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında Bolşevik düşmanlığının bu aidiyet düşüncesine büyük bir darbe indirdiği değerlendirilebilir. Kendi milli devletlerini kurmak isteyen Ukrayna, Orta Asya ve Kafkas halklarındanyüz binlercesininAlmanların tarafında yer aldığı bilinmektedir. Genel olarak bakıldığında Alman ordusu içerisinde 1,5 milyondan fazla Sovyet vatandaşının çalıştığı bilinmektedir ki bunların tamamına yakınının gönüllü olduğu ileri sürülmektedir.(11)

Soğuk Savaş Sonrası Kuzey Kafkasya

1991 yılında SSCB’nin yıkılmasından sonra Orta Asya ve Güney Kafkasya’da yaşayan merkezi devletin bütün normlarına yabancılaşmış halklar birden yabancı (bağımsız) devletlere dönüşmüştür. Rusya Federasyonu’nda, bu ülkelerin yılların birikimiyle meydana gelmiş bir tepki ilebağımsız olması üzerine süreci yumuşatmak maksadıyla ön bahçe tabiri ile tanımlanabilecek“Yakın Yabancı Devletler”(bilijniezarubejie) terminolojisi icat edilerek kullanılmaya başlanmıştır. Eski Sovyet Cumhuriyetleri dışındakiler ise “Uzak Yabancı Devletler” (dalnoezarubejie) olarak isimlendirilmiştir.

Bu süreç sadece belirli bölgelerde çoğunluğu oluşturan SSCB cumhuriyetlerinin bağımsızlığı ile noktalanmamıştır. 1994 yılına gelindiğinde eski SSCB cumhuriyetlerinden olan ve Rusya Federasyonu içinde varlığını sürdüren otonom cumhuriyetlerin “egemenliğe geçişi” söz konusu olmuştur. Federasyon içerisindeki bu cumhuriyetler (Tataristan Cumhuriyeti gibi) yabancılaşma sürecinde kendi devletçiklerini kurmaya başlamış, kendilerine ait milli marşlar, bayraklar, anayasalar ve meclisler oluşturmuştur.

Bu yabancılaşma neticede bağımsızlık faaliyetlerine dönüşmüş, süreç içerisinde başkaldırı niteliğinde hareketlenmeler meydana getirmiştir/getirmektedir. Hareketlenmeler sadece yabancılaşması hat safhaya ulaşmış halklarla sınırlı kalmamakta diğer halkları da etkisi altına almaktadır. Meselaİnguşetya, Çeçenistan ve Dağıstan’daki hareketliliğin hat safhaya çıkmış olması, Kabardina-Balkar gibi komşu cumhuriyetleri de etkilemeye başlamıştır.Bu domino etkisi, Moskova’yı kaygılandırmaktadır. Kremlin, bu nedenle Suriye’de bulunan Çerkezlerin kendilerine Rusya’ya gitme izni verilmesi isteklerine kulak tıkamaktadır.(12)Moskova, Suriyeli Çerkezlerle birlikte Kuzey Kafkasya’ya Arap Baharı rüzgârınınsirayet etmesinden endişelenmektedir.

Kuzey Kafkasya’daki bağımsız yanlısı hareketlenmelerin ortaya çıkışında değişik faktörlerin etkili olduğuifade edilebilir. Bunların başında dini-politik muhalefetin varlığı gelmektedir. Özellikle 2010 yılından itibaren bazı radikal unsurların başta söz konusu cumhuriyetler olmak üzere, federasyonun her tarafında faaliyetlerini yoğunlaştırdığı gözlemlenmiştir. 2011 yılından itibaren bu faaliyetlerin iki misli arttığı ve Moskova’yı ciddi ölçüde kaygılandırdığı görülmüştür. Bu dönemdeRusya Federasyonu’nda güvenlik kuvvetlerinin öldürüldüğü hadiselerde %11’lik bir artış olduğu belirtilmektedir.(13)

Kuzey Kafkasya halklarındaki yabancılaşmanın ve bunun sonucu olarak bölgedeki karmaşanın sebeplerinden bir tanesi de bölge halklarının federal yöneticilere ve bürokratlara güvenmiyor olmasıdır. Bölgede görev yapan federal görevlilerin yasadışı yollara başvurmaları ve aşırı dereceye ulaşan işkenceler bölge halklarını kendi kurallarını uygulamaya itmektedir. Federal görevlilere güvensizliğin yol açtığı bu süreçte Kuzey Kafkasya halkları, diğer bir tabirle devletten ve devletin yasalarından uzaklaştırmaktadır.

Yabancılaşmayı artıran diğer bir faktör ise federal hükümetin bu konuda pasif hareket etmesi ve durumu problem olarak algılamamasından kaynaklanmaktadır. Moskova, bölge cumhuriyetlerine milyarlarca ruble transfer etmesine rağmen bu paranın büyük kısmının yerel gruplar (yerel bürokratlar) tarafından özensizce kullanıldığı bilinmektedir. Aslında yerel bürokratlar tarafından istismar edilen bu mali desteğin Moskova tarafından kimlere gittiği de iyi bilinmektedir. Bu hususta Çeçenistan Başkanı Ramazan Kadırov Çeçenistan’ı kim finanse etmektedir sorusuna “Allah Finanse ediyor, Allah! Bir yerlerden geliyor işte bilmiyorum” sözleri iyi bir şekilde açıklamaktadır.(14) Tabi bu kadar yüklü meblağlar karşısında bölge liderleri sorumluluğu kendi halklarına karşı değil doğrudan Moskova’ya karşı hissetmektedir. Bu durum ise hem Moskova’yı hem de yerel yöneticileri memnun etmektedir.

Kuzey Kafkasya’nın Rusya’ya yabancılaşması, bölgedeki demografik dengelerdeki değişim üzerinden den fark edilmektedir. SSCB’nin son yıllarından itibaren bölgede Rus düşmanlığı büyümeye başlamış ve Rus nüfus bölgeden hızlı bir şekilde başta Moskova ve çevresine olmak üzere göç etmeye başlamıştır. Aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi1989’dan 2010 yılına kadar geçen süre zarfında Kuzey Kafkasya’daki Rus nüfusu azalmış, bölgedeki özerk cumhuriyetlerde yer alan Rusların oranı belirgin biçimde düşmüştür. Bu gidişat Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerini doğal olarak yabancılaşmaya ve neticede tam bağımsızlığa götürebilecek potansiyel güce sahiptir. Durumun ciddiyetinin farkında olan Moskova,bölgede Kadırov gibi kendisine bağlı yerel yöneticileri desteklemekte ve bu yöneticilerin bütün yasa dışı uygulamalarına mevcut konjonktürden dolayı göz yummaktadır.

Tablo1: Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerindeki Etnisitenin Yıllara Göre Dağılımı

 


Kaynak: www.perepis2002.ru/; www.perepis2010.ru/; www.gks.ru/

Bu durumun her iki tarafın da (Moskova ve Cumhuriyetler) menfaatleri örtüştüğü müddetçe devam edeceği değerlendirilmektedir. Kısa vadede mevcut statüko değişecek gibi görünmemektedir. Bölge liderlerinin ve halkının, kendi adet ve inanışlarına göre yasa yerine geçen kurallar oluşturarak şeriat devleti sayılabilecek bir yapılanmaya gitmelerinin bölgeyi Moskova’ya daha da yabancılaştıracak olması gerçeğine rağmen bu konudaki Moskova’nın tüm hassasiyetlerine rağmen izin verilmesi Putin’in bölgedeki statükonun devam ettirilmesi için bütün maliyetleri göze aldığını göstermektedir.

Fakat bu durum orta ve uzun vadede büyük değişimler doğurabilecek bir potansiyel taşımaktadır. Sovyet eğitim sisteminden geçmiş bölge insanları arasında genç nüfus, kimlik arayışı içerisinde İslami yaşam tarzını temel alma eğilimindedir. Bu durum bölge halkının yabancılaşmasını zaman içerisinde daha da güçlendirerek Kuzey Kafkasya’yı Moskova’dan uzaklaştırıcı bir sürecin içerisine sokabilir.

Kısa süreli politikalarla ayakta durmaya çalışan Moskova, bu bölge için de derinliği olmayan basit politikalar yürütmekte, geçici çözümlerle problemlerin üzerine gitmektedir. Bu durumda kronikleşen hatta ur halini alan problemlerin gelecekte daha da içinden çıkılmaz bir hale dönüşeceğini söylemek mümkündür.

Sonuç

Milli mozaiğin oldukça zengin olduğu Rusya’da bu zenginliği bir arada tutabilmek için hem çarlık hem Sosyalist hem de Rusya Federasyonu döneminde farklı sistemler uygulanmaya çalışılmıştır. Çarlık döneminde henüz milli devlet sistemlerinin çok etkin olmaması,  imparatorluk sistemi içerisinde halklara kendi normlarına ve değer yargılarına göre yaşamalarına izin veriyor, bunun bir sonucu olarak yabancılaşmaya izin veriyordu. SSCB ile birlikte bu yabancılaşmanın ortadan kaldırılması ve tek tip bir toplum oluşturulması açısından baskı yöntemi uygulanmaya çalışılmıştır. Bu süreç içinde ateist veya komünist görünen fakat özünde inancını yaşatan gizli Müslümanlar oluşmaya başladı. Aslında sosyalist rejime inanmayan, özünde ona yabancı olan ve onu dışlayan bir toplum sistemin yıkılmasında etkin rol oynamıştır. Sosyalist Rus sistemine yabancı olan halklar onun ortadan kaldırılması hususunda da fırsatı değerlendirerek SSCB’nin yıkılması ile birlikte kendi bağımsız milli devletlerini kurmuştur. SSCB içerisindeki yabancılaşma ile aynı durumda olan Rusya Federasyonu, Kuzey Kafkasya’yı kaybetmemek için kısır politikalarla sorunların üzerine gitmektedir. Moskova, rejim yanlısı yerel yöneticiler ile bölge halklarını kontrol altında tutmak istemektedir. Bölgenin hassasiyetlerinden dolayı normalde hiç arzu etmeyeceği bazı şeylere göz yumabilmektedir. Bu durum ise bölgenin gittikçe Rusya’ya yabancılaşmasına yol açmaktadır. Bölgedeki statükoyu devam ettirmek bölgedeki liderlere bağlı olduğuiçin (15) liderlerin değişimi ile Kuzey Kafkasya’da sürpriz gelişmelerin yaşanması da her an mümkün görünmektedir.
 


Sonnotlar:

(1)     Bu durum Rusya Federasyonu Anayasası Madde 4/2’ye aykırıdır.

(2)     Aleksey Malaşenko, Severniy Kavkaz: zarubejnıy subyekt Rossiskoy Federatsii? Moskovskiy Sentr Karnegi. Birifing, Tom-13, Bıpusk-3. Noyabr 2011

(3)     RF Anayasası Madde 5-1,2.

(4)     Muhammed Karadağ, Rus Federalizminin Tarihi Gelişimi ve Geleceği” Rusya Stratejik Arastırmaları-1,Ed. İhsan Çomak, (İstanbul, Tasam Yayınları, 2006)

(5)     Reyting lıstetsov 2011: Kadırov snova v predi. http://www.newsru.com/russia/19dec2011/podhalim_2011.html; www.kommersant.ru/doc/1836888

(6)     Svışe 70 protsentov çitateley “NR” vıstupayut za otdeleniye Kafkaza ot RF. // NovıyRegion,  24.12.2010.

(7)     http://kiwi.kz/watch/qin6bt6w38yp/

(8)     http://www.zaman.com.tr/dunya_putin-kafkaslar-ayrilirsa-bu-rusyanin-sonu-olur_1217739.htm

(9)     Protoierey Vsevolod Çaplin, Turudnıe Dorogi Kafkaza//Nezvisimaya Gazete Religii, 17.11.2010.

(10)   N.Medvedev, Şto meşaet etnopolitiçeskoy stabilnosti na Severnom Kafkaze? // Politiçeskaya Regionalistika i Etnopolitika. Moskva, 2010. s.9

(11)   O.V.Romanko, Krım pod Pyatoy Gitlera: Nemetskaya okkupatsionnaya politika v Krımu (1941-1944). Moskva, 2011, s.49.

(12)   Naima Neflyaşeva. Syriskie çerkezi i problema repatriatsii. MoskovskiyTsentr Karnegi. 13.09.2012. http://www.carnegie.ru/publications/?fa=49368

(13)   Koliçestvo teraktov na Severnom Kafkaze za godu veliçilos vdvoe. // BSNews. www.blackseanews.net/read/6316

(14)   Ramzan Kadırov: Çeçenyu Finansiruyet Allah. http://news.gazeta.kz/art.asp?aid=349840

(15)   Aleksey Malaşenko, a.g.m.

Back to Top