Rusya'da Nüfusun Azalması ve Güvenlik Kaygıları

Alp Yüce KAVAS
31 Mayıs 2014
A- A A+

Rusya Federasyonu yüzölçümü bakımından dünyadaki en geniş ülke olmasına rağmen 2013 yılı verilerine göre yaklaşık 143 milyonluk nüfusuyla en kalabalık ülkeler sıralamasında 9. sıradadır. Rusya, geniş yüzölçümüne oranla düşük nüfusundan dolayı dünyanın en seyrek nüfuslu ülkeleri arasında yer almaktadır. Rusya’da nüfus ağırlıklı olarak ülkenin batı bölgelerinde yaşamakta, özellikle Moskova ve St. Petersburg çevresinde yoğunlaşmaktadır. Batıda kilometrekare başına 100 kişinin düştüğü şehirler bulunurken ülkenin kuzey ve doğusunda kilometrekare başına sadece 2 kişinin düştüğü oldukça seyrek nüfuslu bölgeler vardır. Rusya’da nüfus 1990’lı yıllardan itibaren doğurganlıktaki düşüş, yüksek ölüm oranları ve dışarıya göçten dolayı azalmaya başlamış, 2000’li yıllarda doğurganlık oranlarındaki nispi artışa rağmen azalma daha düşük oranlarda devam etmiştir.

 

Ekonomide ve sağlık alanındaki olumlu gelişmeler, doğurganlıktaki artış ve eski Sovyet cumhuriyetlerinden Rusya Federasyonu’na gerçekleşen göçlerle birlikte ülke nüfusu ancak 2009’dan itibaren artış kaydetmiştir. Fakat teşviklere rağmen gerek doğum oranlarında hedeflenen düzeyin sağlanamaması gerekse erkeklerdeki erken ölümlerin önüne geçilememesi nedeniyle doğal nüfus artışı henüz sürdürülebilir nitelik kazanamamıştır. Rusya’da nüfusun azalma eğilimine kalıcı bir çözüm geliştirilememiş olması ve nüfus dağılımındaki dengesizlik Rus aydınları ve yetkilileri endişelendirmektedir. Nüfusun yaşlanmasına bağlı olarak toplumsal dinamizmin ve üretkenliğin zayıflaması ve özellikle etnik Rus nüfusun azalması ise güvenlik kaygılarına yol açmakta, Moskova’yı nüfus artışını teşvik edici uygulamalara sevk etmektedir.

 

Bu analizde 20. yüzyılda Rus nüfusunu etkileyen gelişmelere kısaca değinilmekte, Rusya Federasyonu’nun 2000’li yıllardaki demografik yapısı incelenmekte ve nüfusun azalmasına yol açan nedenler üzerinde durulmaktadır. Analizde federasyondaki Müslüman nüfusun artışına dikkat çekilmekte, Kuzey Kafkasya’daki nüfus dengeleri bu kapsamda ele alınmakta ve Uzak Doğu Federal Bölgesi’ndeki seyrek nüfus güneydeki yoğun Çin nüfusu ile birlikte değerlendirilmektedir.

 

20. Yüzyılda Rus Nüfusu

 

20. yüzyılın başında Rus İmparatorluğu’nun nüfusunun, bugünkü Rusya nüfusuyla karşılaştırıldığında oldukça farklı özellikler taşıdığı görülmektedir. Bu dönemde Rus nüfusu, Soğuk Savaş sonrası dönemden farklı olarak belirgin bir artış kaydetmiştir. 1897-1914 yılları arasında imparatorluk nüfusu, 67,5 milyondan 89,9 milyona yükselerek yaklaşık üçte bir oranında artmıştır.(1) Bu yüksek büyüme oranı, Rus İmparatorluk nüfusunun genel olarak kırsal kesime dayanması, tıbbi gelişmeler ve erkek nüfusun ölüm oranındaki kısmi azalmayla açıklanabilir. Ancak Birinci Dünya Savaşı sırasındaki olumsuz koşullar ve Bolşevik Devrimi sonrası ortaya çıkan açlık dalgalarıyla Rus nüfusunun azaldığı gözlenmiştir. Nitekim 1923 yılında gerçekleştirilen resmi nüfus sayımında Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde 87,8 milyon kişinin yaşadığı tespit edilmiştir.(2)

 

SSCB döneminde Rus nüfusuna ait veriler, 1950 yılına kadar sağlıklı bir şekilde tutulamamıştır. 1950’den itibaren ise artış hızında bazı dönemlerdeki düşüşlere rağmen Rus nüfusunun sürekli arttığı ve SSCB dağılmadan önce 1991 yılında 148,6 milyona kadar yükseldiği görülmektedir. Ancak aynı dönemde Sovyet Rusya’da alkol tüketimindeki artış, ülke nüfusunun gelecekte azalmasına neden olacak yapısal bir problem doğurmuş, erkeklerde erken ölümlere yol açan hastalıkların toplumda yaygınlaşmasını tetiklemiştir. Rusya’da alkol tüketimi İkinci Dünya Savaşı sırasında ciddi bir toplumsal sorun haline gelmiş ve 1940-1980 döneminde ülkedeki alkollü içecek üretimi üç katına çıkmıştır. 1985’e gelindiğinde Rusya’da devletin bu problemle mücadele etmeye karar verdiği, Gorbaçov hükümeti döneminde alkol tüketimini azaltmaya yönelik kararlı adımlar atıldığı görülmektedir. Ülke genelinde içki satan dükkânların %90’ının kapatıldığı, şarap üzümü üretiminin durdurulduğu bu dönemdeki uygulamalar sayesinde erkek nüfustaki ölümler azaltılmış ve doğum oranları artmıştır. 1986 yılı resmi nüfus sayımında 1962'den beri en yüksek doğum oranına ulaşılması sağlanmıştır.(3)

 

Gorbaçov iktidarı döneminde glasnost ve perestroyka politikaları Sovyet/Rus toplumunda iyimser bir hava meydana getirmiş, toplumun dinamizmi artmış ve ülke nüfusu tarihinin en yüksek düzeyine çıkmıştır. SSCB'nin dağılmasının ardından ise Rusya'da "şok terapi" adı verilen kapitalizme ani geçiş modelinin tatbikiyle Rus toplumunun nüfus artış hızı belirgin biçimde yavaşlamış, alkol tüketimini sınırlandıran uygulamalar sona ermiş ve ölüm oranlarında çarpıcı bir artış gerçekleşmiştir. Ancak 1990'lı yıllarda ölüm oranlarının yüksek oluşunun salt alkol tüketimiyle açıklanamayacağı ifade edilebilir. Bu dönemde kapitalist ekonomiye geçiş sürecinde yaşanan toplumsal buhranların yanı sıra idari sistemin ve kurumların da yeni düzene ayak uydurmakta zorlandığı görülmektedir. Nitekim yüksek ölüm oranlarında dönemin sağlık hizmetlerinin ve koşullarının oldukça yetersiz kalması, hatta büyük ölçüde çökmesinin etkili olduğu değerlendirilmektedir.(4)

 

2000'li Yıllardan Günümüze Rusya'nın Demografik Yapısı

 

2000'li yıllarda Rusya'nın ekonomik ve toplumsal koşullarının bir önceki on yılla karşılaştırıldığında iyileşmeye başlamasına karşın ülkenin demografik yapısındaki olumsuz gidişatın önüne tam olarak geçilememiştir. Ancak diğer taraftan Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin'in konuyla ilgili gösterdiği özel hassasiyet ve uygulamaya geçirdiği teşvikler sonucunda doğum oranındaki mütevazı artış dikkat çekicidir. (Tablo 1)

 

Tablo 1. Rusya'da Her 1000 Kişi İçin Doğum Oranları (2004-2012)

Kaynak: Dünya Bankası, 2013

 

Putin iktidarının ilk yıllarında Rusya'da doğum oranlarında bir miktar yükselme görülmeye başlanmış hatta toplumsal buhranın önüne geçebilmek ümidiyle bu durum Rus medyası tarafından çok olumlu bir gelişme olarak abartılı biçimde yansıtılmıştır. Öte yandan 2000'li yılların başından itibaren doğum oranlarındaki mütevazı artış eğilimi Rusya'daki demografik dengenin sağlanabilmesi için uzun süre yeterli olmamıştır. Örneğin demografik dengenin "doğal yollardan" sağlanabilmesi için kadın başına ortalama 2.1 doğum gerçekleşmesi gerekirken henüz bu orana ulaşılamadığı görülmektedir. (Tablo 2)

 

Tablo 2. Rusya'nın Doğurganlık ve Nüfus Artış Oranları (2004-2012)

Kaynak: Dünya Bankası, 2013

 

Rusya ekonomisinin 1990'lı yıllarla karşılaştırıldığında kendisini toparlamaya başlaması ve özellikle enerji kaynaklarının ihracatına dayalı gelirin ciddi ölçekte artış göstermesiyle birlikte diğer sektörlerin yanında sağlık alanında da reformlara gidilmeye başlandığı görülmektedir. Putin, 2010 yılında başbakan olduğu dönemde, iki yıllık bir süre içerisinde sağlık kurumlarının modernizasyonu için hükümetin yaklaşık 300 milyar rublelik (10 milyar ABD doları) bir bütçe ayırdığını, bu miktarın ağırlıklı olarak sağlık personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi ve hastanelerin modern cihazlarla donatılması için kullanılacağını açıklamıştır.(5) Bunun yanında gerek Batılı gerekse Rus pek çok uzman 1990'lı yıllarda sosyalist planlı ekonomiden kapitalist piyasa ekonomisine "şok terapiyle geçiş" aşamasında iflas eden sağlık sisteminin düzelmesi için daha etkin reformlar yapılması ve geliştirilen sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hususlarında hemfikirdir.

 

Putin hükümeti ayrıca, gelişmiş ülkelerde gözlenen durumla oldukça benzer bir biçimde, nüfusun gittikçe yaşlanması ve buna bağlı olarak toplumsal dinamizmin hızla azalma riski karşısında somut adımlar atmıştır.  Bu kapsamda ülkede doğum oranı düşük kalan bölgelerde (6) doğum yapan ailelere nakdi yardım yapılmaya başlanmıştır. Rus hükümeti bu bölgelerdeki ailelere doğum başına bir sefere mahsus, üç çocuk sahibi ailelere ise her ay para yardımı yapmakta, hükümetin yoğun yönlendirmesiyle yazılı ve görsel basında "çok çocuklu Rus ailesi" imajı sürekli olarak işlenmektedir.(7) Kuşkusuz sağlık hizmetleri ve koşullarında yakın geçmişe oranla iyileştirme çabaları ve doğum yapan ailelere yönelik nakdi yardımlar bir noktaya kadar nüfusun dengelenebilmesi için olumlu girişimlerdir. Ancak nüfustaki artışta özellikle son bir kaç yıldır ülkeye dışarıdan gelen göçmenlerin etkili olduğu göz ardı edilmemelidir.(Tablo 2) 

 

Rusya'ya 1990'lı yılların başında ve son yıllarda giriş yapan göçmenler karşılaştırıldığında bazı farklılıklar göze çarpmaktadır. 1990'lı yıllarda Rusya'ya dışarıdan göçmen olarak gelenlerin büyük çoğunluğunu etnik Rus kökenliler oluştururken günümüzde özellikle Orta Asya ve Kafkasya kökenli göçmenlerin ağırlıkta olduğu görülmektedir. Sovyet sonrası dönemin başlarında gelen göçmenler genellikle şehirli ve iyi eğitimli olduklarından Moskova ve St. Petersburg gibi büyük kentlerdeki günlük yaşam tarzına ve nitelikli işlere uyum sağlayabilmiştir. Ancak son zamanlarda Rusya’ya giriş yapan göçmenlerin kırsal kesimden geldiği ve genelde eğitim düzeyi düşük olduğu görülmektedir.(8) Bu durum Rus toplumunda zaten pek de hoşgörüyle karşılanmayan göçmenlere karşı radikal gruplar tarafından fiili şiddete kadar varabilen olumsuz eylemleri beraberinde getirmektedir. Diğer taraftan pek çok iyi eğitimli Rusya Federasyonu vatandaşının da gelişmiş ülkelere göç etmesi nedeniyle ülke, nitelikli iş gücünden mahrum kalabilmektedir.

 

Rusya toplumunda alkol ve uyuşturucu kullanımı, kırsal kesimdeki sınırlı sağlık hizmetleri ve ulusal gelirin eşit dağılımındaki ciddi sıkıntılara bağlı olarak özellikle erkek nüfusun ortalama ömrü belirgin biçimde düşüktür. Mukayese yapmak gerekirse 2011 yılında Rus erkeklerin ortalama yaşam süresi 63 yılken bu rakam; Japonya ve Kanada'da 79.5, Fransa ve Birleşik Krallık'ta 78.5, Almanya'da 78, ABD'de 76, Çin Halk Cumhuriyeti'nde 74, Türkiye'de 73 yaş seviyesindedir. Aynı yıl için Rusyalı kadınların ortalama yaşam süresi ise 75 yaştır ve bu rakam görece daha olumlu görünmekle birlikte Batılı ülke standartlarının altında kalmaktadır.(9) Rusya'nın bu kendine özgü demografik yapısı nedeniyle daha çok "üçüncü dünya" ülkelerindeki seviyeye benzer bir seyir takip ettiği görülmekte, bu nedenle uluslararası uzman ve kuruluşlar Rus yetkililerin aksine yakın geleceğe yönelik olumlu öngörülerde bulunmaktan kaçınmaktadırlar. Washington merkezli düşünce kuruluşu Pew Research Center, 2010-2050 yılları arasında Rusya nüfusunun, Japonya ve Almanya ile beraber %10'dan daha fazla azalacağını bu bağlamda Rusya'nın 19 milyon yurttaşını kaybedeceğini öngörmektedir.(10)

 

Genç Rus kadın ve erkeklerinin evlenmek konusunda acele etmeden iyi bir eğitim ve iş sahibi olmaya yönelmesi, Rusya'da yeni doğumların azalmasında önemli bir etkendir. Rus kadınlarında ortalama evlilik yaşının 25'e çıktığı tahmin edilmektedir.(11) Rus kadınlarının Batılı ülkelerdeki kadınlarla karşılaştırıldığında görece erken evlendiği görülmektedir. Ancak bu durum Rus toplumunda gençlerin az çocuk sahibi olma eğilimini değiştirmemektedir. Rusya'nın demografik yapısındaki diğer bir problem ise gelişmiş ülkelerle az çok benzerlik arz eden nüfusun yaşlanma hızındaki artıştır. Rusya'da yaşlanmanın, Almanya, İsveç ve Fransa gibi gelişmiş Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında nispeten yavaş olduğu görülmektedir. Fakat yukarıda değinilen toplumsal sorunlara bağlı olarak erkek nüfusta erken ölüm vakalarının sıklığı Rusya'nın demografik yapısını farklı kılmaktadır. Rusya'da emekli sayısının sürekli artması ekonomiye ciddi bir ek yük getirirken, ülke aynı zamanda "ortalama erkek ömründen daha yüksek emeklilik yaşına sahip tek ülke" olma özelliğini taşımaktadır. (12)

 

Rusya’da demografik kriz, hükümetleri federasyon içindeki nüfusa yönelik düzenlemelere sevk ettiği gibi ülke sınırları dışındaki etnik Rus nüfusu da gündeme getirmektedir. Hâlihazırda başta ABD, Doğu Avrupa ülkeleri, Baltık bölgesi ve Orta Asya olmak üzere Rusya dışındaki coğrafyalarda 25-30 milyon civarında etnik Rus nüfusunun yaşadığı tahmin edilmektedir. 2000’li yıllarda gerçekleştirilen nüfus sayımları, ABD’de 3 milyon, Ukrayna, Belarus ve Moldova’da 10 milyon, Baltık ülkelerinde 1 milyon ve yaklaşık 4 milyonu Kazakistan’da olmak üzere Orta Asya devletlerinde 6 milyon civarında Rus nüfus bulunduğunu göstermektedir. Yurtdışındaki Rus nüfusunun, Kremlin’e yakın çevresindeki devletlerin iç siyasetlerine müdahale imkânı sağladığı gibi gelecekte Rusya’daki demografik problemlerin çözümüne de katkı sağlayabileceği değerlendirilmektedir.

 

Müslüman Nüfus ve Kuzey Kafkasya

 

Rusya Federasyonu sınırları içerisinde yaklaşık 20 milyon Müslüman yaşamakta, Müslümanlar ülke nüfusunun %14’ünü oluşturmaktadır. Müslümanların ülke içindeki nüfus büyüklüğü Rusya’yı İslam dünyası ile ilişkilerine önem vermeye sevk etmekte, Moskova’nın Müslümanlarla ilgili konulardaki tutumuna yansımaktadır. Bu açıdan Putin'in ülkedeki Müslüman nüfusa yönelik düşmanca bir söylem ve tutumdan kaçınarak aşırılık yanlısı unsurlarla Rusya Müslümanlarını birbirinden ayırmak gerektiğini vurgulaması dikkat çekicidir.(13)

 

Bugün Rusya Müslümanları ağırlıklı olarak Kuzey Kafkasya ile Tataristan ve Başkurdistan Cumhuriyetleri’nde yaşamaktadır. Başkent Moskova'daki Müslümanların sayısının ise 2 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir.(14) Rusya Müslümanlarının yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki doğum artış oranları dikkate alındığında ülke ortalamasının üzerinde bir artış görülmektedir. Bu artış etnik Rus nüfustaki düşüşle birlikte değerlendirildiğinde, Müslüman nüfusun gelecekte federasyon içinde önemli bir dinamik haline gelebileceği düşünülebilir. Ancak bu yönde bazı Amerikalı muhafazakârlar ve Rus milliyetçileri tarafından dile getirilen değerlendirmelerin biraz abartılı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Orta Asya devletlerinden büyük bir göç olmadığı müddetçe, Müslümanların ülkede yakın gelecekte demografik açıdan baskın grup haline gelme olasılığı düşük görünmektedir.(15)

 

Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi ise Müslümanların çoğunlukta olduğu tek federal yönetim olarak dikkat çekmektedir. Bölgedeki etnik Rus nüfusun oranı %30 dolayındadır ve daha çok Stavropol'da (krai) yoğunlaşmıştır. Sovyet sonrası dönemde Kuzey Kafkasya'daki çatışmalardan dolayı bölgede can ve mal güvenliğinin kalmadığını düşünen Ruslar, kitleler halinde metropoller başta olmak üzere Rusya'nın diğer bölgelerine göç etmiştir. Bu göçler neticesinde Kuzey Kafkasya’daki özerk cumhuriyetlerde etnik Rus nüfusun çarpıcı biçimde azaldığı görülmektedir. 2010 yılına ait verilere göre bölgede etnik Rus nüfus Adıgey dışındaki özerk cumhuriyetlerde azınlık haline gelmiş durumdadır. Rus nüfus Karaçay-Çerkez’de nüfusun %31,6’sını, Kabardin-Balkar’da %22,5’ini, Kuzey Osetya’da %20,8’ini, Dağıstan’da %3,6’sını, Çeçenistan’da 1,9’unu ve İnguşetya’da ise sadece %0,8’ini oluşturmaktadır.(16)

 

Kuzey Kafkasya’da Ruslar aleyhinde değişen nüfus dengelerinin, bölgede etnik Rus milliyetçiliğini artırdığı ve Müslümanlara karşı hoşgörüsüzlüğe yol açtığı görülmektedir. Özellikle Stavropol'da Rus olmayanlara karşı hoşgörüsüzlüğün artması endişe verici bir gelişmedir. 2007 yılında Stavropol’da etnik Ruslarla Kafkasya kökenliler arasında yaşanan çatışmalar, artan milliyetçi duygu ve söylemlerin bölgede vahim sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir.(17) Bir başka ilginç ayrıntı ise Rusya'da gerçekleştirilen bir kamuoyu araştırmasında katılımcıların %60'ının "Kuzey Kafkasya'yı Rusya'nın bir parçası olarak görmediğini" belirtmiş olmasıdır.(18) Kuzey Kafkasya’nın Rus etno-kültürel kimliğini en az yansıtan bölge olması özellikle milliyetçi eğilimli Rusların bu bölgeye yabancılaşmasına sebep olmakta, bölgenin federasyon içindeki yerinin sorgulanmasına yol açmaktadır.

 

Uzak Doğu Federal Bölgesi'nde "Çin Endişesi”  

 

Rusya'da nüfusun dengesiz dağılımı ve doğu bölgelerde seyrekleşmesi, Çin sınırındaki Uzak Doğu Federal Bölgesi’yle ilgili endişelere sebep olmaktadır. Uzak Doğu Federal Bölgesi’nde Çin’den gelen etnik Han nüfusunun artışı, bölgedeki nüfus dengelerinin yakın gelecekte Çinliler lehine değişme ihtimalini gündeme getirmekte, Moskova’yı kaygılandırmaktadır.  Pekin'in, Uzak Doğu Federal Bölgesi’nin zengin yer altı ve üstü kaynakları ile düşük nüfus yoğunluğunu göz önünde bulundurarak bölgeyi örtülü biçimde "kolonileştirmeye" çalıştığı yönündeki şüpheler bu kaygıları canlı tutmaktadır.

 

2010 resmi nüfus sayımı verileri dikkate alındığında Uzak Doğu Federal Bölgesi sınırları içindeki Rus nüfusu 6 milyon civarındadır. Federasyonun yüzölçümü bakımından en geniş bölgesi olan Uzakdoğu Federal Bölgesi’nde kilometrekareye sadece 1 kişi düşmektedir. Son yıllarda bölgenin özellikle kırsal kesimlerinden dışarıya göç artmakta, yerleşimler şehir merkezlerinde yoğunlaşmakta ve bölgedeki Rus nüfusu azalmaktadır. Bölgenin güneyinde Çin sınırları içinde ise Liyaoning, Çangçun ve Heylongciang vilayetlerini kapsayan ve "Mançurya" olarak adlandırılan nüfusu 100 milyonun üzerinde bir bölge bulunmaktadır. Kuzeydeki seyrek Rus nüfusun bulunduğu bölge ile güneydeki kalabalık Çin nüfusunun bulunduğu Mançurya bölgesinin birbirine yakınlığı ve Çinli işçilerin kuzeye yönelmesi Rusya için endişe kaynağı haline gelmiştir. Uzak Doğu Federal Bölgesi'nde yerleşik Çinli sayısının artışıyla bu bölgenin gelecekte Pekin’in nüfuz alanına girme ihtimali Moskova’yı tedirgin etmektedir.

 

Uzak Doğu Federal Bölgesi’nde meskûn Han Çinlilerinin sayısı hakkında resmi bir rakam bulunmamakla birlikte bu sayının 40.000-75.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir.(19) Bölgedeki Çinli azınlığın büyük çoğunluğunu inşaat, ormancılık ve tarım sektörlerinde çalışan işçiler ile tüccarlar oluşturmakta, Çinli işgücünün daha verimli ve maliyetinin düşük olması, bölgede Çinli işçilerin tercih edilmesini sağlamaktadır. Rus yetkililer, bölgedeki zengin hammadde kaynaklarının Çin sanayisine sağladığı katkıya bağlı olarak bölgeye daha fazla Çinlinin gelmesinden kaygı duymaktadır. Pekin’in, Uzak Doğu Federal Bölgesi’ne Çinlilerin göçünü teşvik ederek bölgeyi etki alanına dönüştürmeye çalışabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Nitekim bölgede "Çinli istilası tehdidini" ciddiye alan Rus yerel yöneticiler, federal hükümetle birlikte Çin sınırına yakın alanlara Rusya dışındaki etnik Rus nüfusun yerleştirilmesine yönelik bir program başlatmıştır.(20)

 

Diğer taraftan Uzak Doğu Federal Bölgesi’ndeki Çinli azınlığın Rusya’nın bölgedeki egemenliğini zayıflatabilecek bir dinamiğe dönüşmeyeceğini ileri süren yaklaşımlar da vardır. Çin’in kaydettiği ekonomik kalkınmayla birlikte Çinlilerin yaşam koşullarının 1990’lı yıllarla kıyaslandığında nispeten iyileşmesinin, bölgeye göç eden Çinlilerin sayısını azaltacağı tahmin edilmektedir.(21) Aynı şekilde Rus yetkililerin Çinli işçilere bürokratik zorluklar çıkarmasıyla Çin'den bölgeye iş göçünün azalabileceği değerlendirilmekte, bölgedeki Çinli azınlığın artışının engellenebileceği öne sürülmektedir. Bu yaklaşımlar,  Rus aydınları tarafından dile getirilen "Doğu Sibirya'nın Çin tarafından kolonileştirilebileceği" şeklindeki kaygıların abartılı olduğuna ve bölgedeki Çin nüfusunun tehdit oluşturmadığına işaret etmektedir.

 

Sonuç Yerine

 

Rusya’da nüfus 1990’lı yıllardan itibaren azalmaya başlamış, 2009’a kadar azalma devam etmiştir. Ekonomide ve sağlık alanındaki olumlu gelişmelerle birlikte artan doğurganlık oranı, dışarıya göçün azalması ve eski Sovyet ülkelerinden gelen göçler nüfusun 2009’dan itibaren artış kaydetmesini sağlamıştır. Putin iktidarının geliştirdiği teşvikler sayesinde doğum oranlarında gerçekleşen artışlar Rus karar mercilerini umutlandırmıştır. Hatta Rus yetkililer, nüfusun azalma eğiliminin sona erdiği ve bundan böyle istikrarlı bir artışın beklendiğini ifade etmektedir. Diğer taraftan bazı uzmanlar ve Rus akademisyenler ise özellikle erkek nüfustaki erken ölüm oranları, kadınların doğurganlık yaşının yükselmesi ve nüfusun genel olarak yaşlanmasının önüne geçilememesi nedeniyle nüfusun azalmaya devam edeceğini tahmin etmektedir. Nitekim etnik Rus nüfus içerisinde doğum oranlarının hedeflenen düzeyde olmaması ve erkek nüfustaki erken ölümlerin tam olarak önüne geçilememesinin, Rus karar alıcılar için endişe kaynağı olmaya devam edeceği değerlendirilmektedir. Bu nedenle Rusya’nın nüfus probleminin kısa vadede çözüme kavuşturulmasının kolay olmadığı ifade edilebilir.

 

Rusya’da nüfusun azalmasını engellemek maksadıyla geliştirilen önlemler, nispi bir iyileşme sağlamakla birlikte toplumsal huzuru tehdit eden dinamikler de doğurabilmektedir. Göçmen kabulünün kolaylaştırılmasıyla Rusya’ya son yıllarda giriş yapan Orta Asya ve Güney Kafkasya kökenli göçmenlerin sayısı artmıştır. Genelde eğitim düzeyi düşük ve kırsal kesimlerden gelen bu göçmenlere karşı Rus toplumunda ortaya çıkan ön yargılar tepkisel bir milliyetçiliğe dönüşebilmektedir. Göçmen karşıtı çizgide güçlenen Rus milliyetçiliği ise toplumsal barışı ve huzuru tehdit etmekte, toplumdaki farkı etnik unsurların birlikte yaşama iradesine zarar verebilmektedir. Aşırılık yanlısı unsurların gerçekleştirdiği terör eylemlerinin de etkisiyle radikal Rus milliyetçileri, Müslüman nüfusa karşı nefret söylemlerine başvurabilmektedir. Bu noktada Rusya’da kamu yetkililerine ve sivil toplum kuruluşlarına sorumluluk düşmekte, çoğulculuğun ön plana çıkarılması ve ülkedeki demografik krizin Rus olmayanlara karşı nefret kampanyalarına dönüşmesinin engellenmesi önem arz etmektedir.  

 

Rusya’daki demografik problem, nüfusun ülke genelindeki dengesiz dağılımından dolayı bazı bölgelerle ilgili güvenlik kaygılarına yol açmaktadır. Kuzey Kafkasya’da Adıgey dışındaki özerk cumhuriyetlerde etnik Rus nüfusu azınlık konumuna düşerken Müslüman nüfus çoğunluğu oluşturmaktadır. Rusya’da toplumun Kuzey Kafkasya’ya yabancılaşması, bu bölgenin federasyonun bir parçası olmadığı yönündeki fikirler, Moskova’da bölge ile endişelere sebep olmaktadır. Uzak Doğu Federal Bölgesi’nde ise seyrek Rus nüfusa karşın güneydeki Çin Halk Cumhuriyeti’nden gelen mevsimsel Çinli işçilerin sayısı artmakta, gelen Çinlilerin bir bölümü bölgede yerleşmeyi tercih etmektedir. Uzak Doğu Federal Bölgesi’nin uzun vadede Çin’in etki alanına girebileceği yönündeki değerlendirmeler Rusya’nın bu bölgedeki gelişmelerle ilgili kaygı duymasına yol açmaktadır.  

 

 

 

Sonnotlar:

 

1. V.I. Perevedentsev, "The Demographic Prospects of Russia", Sociological Research 48, no.3 (2009): 62.

2. A.g.e.

3. "Rusya, “Vodka Sevdası ve Eriyen Nüfus", Rusya Analiz, Erişim Tarihi: 3 Şubat 2014, http://rusyaanaliz.com/rusya-votka-sevdasi-ve-eriyen-nufus/. 

4. L.L. Rybakovskii, "Russian Population Dynamics and its Components in 2001-25", Russian Social Science Review 54, no.4, (2013): 51.

5. "Putin says Russia needs major health care reform, pledges initial investment of over 10 billion $", Ria Novosti, 20 Nisan 2010, Erişim Tarihi: 3 Şubat 2014,  http://en.ria.ru/russia/20100420/158669620.html.

6. Bu bölgeler ağırlıklı olarak ülkenin büyük oranda şehirleşmiş batısı ile oldukça seyrek nüfus yoğunluğuna sahip en doğusunda yer almaktadır.

7. "Putin'in nüfusla sınavı: Muslukları açtı!", Milliyet, 3 Mart 2013, Erişim Tarihi: 4 Şubat 2014,http://dunya.milliyet.com.tr/putin-in-nufusla-sinavi-musluklari-acti-/dunya/dunyadetay/07.03.2013/1677407/default.htm. 

8. Sergei Riazantsev, "Russia Needs a New Migration Policy", Russian Politics and Law 51, no.3, (2013): 84.

9. "World Health Ranking", World Health Review, Erişim Tarihi: 4 Şubat 2014, http://www.worldlifeexpectancy.com/world-health-review/russia-vs-turkey.

10. "10 Projections for the Global Population in 2050", Pew Research Center, 3 Şubat 2014, Erişim Tarihi: 12 Şubat 2014, http://www.pewresearch.org/fact-tank/2014/02/03/10-projections-for-the-global-population-in-2050/.

11. "Age at First Mariage", Quandl, Erişim Tarihi: 12 Şubat 2014,  http://www.quandl.com/society/age-at-first-marriage-female-by-country. 

12. N.M. Rimashevskaia et. al., "Demographic Transition The Specificity of Russian Model", Russian Social Science Review 54, no.4, (2013): 68.

13. "Putin Müslümanlara Sahip Çıktı", NTVMSNBC, 23 Ekim 2013, Erişim Tarihi: 9 Şubat 2014, http://www.ntvmsnbc.com/id/25473989/.

14. "Moskova'nın Artan Müslüman Nüfusu Camilere Sığmıyor", BBC Türkçe, 23 Mart 2012, Erişim Tarihi: 12 Şubat 2014,   http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/03/120323_russia_muslims.shtml.

15. Mark Adomanis, "Is Russia Turning Muslim ?", Forbes, 23 Ekim 2013, Erişim Tarihi: 4 Nisan 2013,  http://www.forbes.com/sites/markadomanis/2013/10/23/is-russia-turning-muslim/.

16. Mehmet Karabağ, “Kuzey Kafkasya’nın Rusya’ya Yabancılaşması,” BİLGESAM, 16 Mayıs 2013, Erişim Tarihi: 27 Mayıs 2014, http://www.bilgesam.org/incele/158/-kuzey-kafkasya%E2%80%99nin-rusya%E2%80%99ya-yabancilasmasi/#.U4hz4Cjl_IV.

17. Andrew Foxall, "Stavropol, Frontline between Russia and North Caucasus", Od Russia, 4 Nisan 2013, Erişim Tarihi: 9 Şubat 2014, http://www.opendemocracy.net/od-russia/andrew-foxall/stavropol-%E2%80%94-frontline-between-russia-and-north-caucasus.

18. Lukne Rodeheffer, "Russia's Endgame in the North Caucasus", The Interpreter, 6 Kasım 2013, Erişim Tarihi: 4 Şubat 2014,  http://www.interpretermag.com/russias-endgame-in-the-north-caucasus/.

19. Richard Rousseau, "Will China Colonize and Incorporate Siberia?", Harvard International Review, 9 Temmuz 2012, Erişim Tarihi: 4 Şubat 2014, http://hir.harvard.edu/will-china-colonize-and-incorporate-siberia?page=0,0.

20. A.g.e.

21. Ben Judah, "Why Russia is not losing Siberia?",  Od Russia,  25 Ocak 2013, Erişim Tarihi: 9 Şubat 2014, http://www.opendemocracy.net/od-russia/ben-judah/why-russia-is-not-losing-siberia.

Back to Top