BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı'nın Azerbaycan’daki Musavat Gazetesi’ne Verdiği Söyleşi

Prof. Dr. Atilla SANDIKLI
03 Haziran 2014
A- A A+

1) Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde son dönemdeki sorunları ve fırsatları değerlendirebilir misiniz? Ayrıca size göre Ankara ile Bakü arasındaki ilişkiler hangi düzeyde?

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerin sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için son dönemde Kafkasya’da yaşanan gelişmeleri iyi bilmemiz gerekmektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kuzey Kafkasya’da egemenliğini devam ettiren Rusya, Güney Kafkasya’da da etkinliğini artırmaktadır. Kafkasya’daki ağırlığını artıran Moskova’nın Çeçenistan konusundaki tutumu, Ermenistan’ın Dağlık-Karabağ’ı işgali, Gürcistan’ın Abhazya, Güney Osetya meseleleri Kafkasya’da güvenlik problemlerine neden olmaktadır. Moskova’nın Güney Kafkasya’daki ayrılıkçı bölgeleri desteklemesi ve bölge ülkelerinin Rusya, Türkiye ve İran’la ilişkileri bölgedeki güvenlik sorunları üzerindeki temel değişkenleri oluşturmaktadır. Güney Kafkasya’da Türkiye, Azerbaycan ile önemli ilişkiler tesis etmiştir. Başta TANAP olmak üzere enerji kaynaklarının Avrupa’ya arzında stratejik adımlar atan Ankara, Bakü ile ilişkilerini geliştirmektedir.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini özetleyen “tek millet iki devlet” deyimi politik olarak da çok anlam ifade etmektedir. Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülke olan Türkiye, Dağlık Karabağ savaşında da Ermenistan’a karşı Azerbaycan’ı desteklemiştir. 1990’lı yılların başlarında Nahçıvan’ın Ermenistan’a karşı korunmasında tek garantör ülke de Türkiye olmuştur. Azerbaycan topraklarının işgalinden dolayı Ermenistan’la ilişkilerini askıya alan Türkiye, uluslararası örgütlerde Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini ısrarla vurgulamış ve alınan kararlara etki etmek için büyük çaba göstermiştir. Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesi yönündeki girişimler gerçekçi bir vizyonla sürdürülmeli, Azerbaycan’ın kaygıları ihmal edilmemeli ve normalleşme adımlarının Türkiye-Azerbaycan stratejik ittifakını zedeleyebilecek bir sürece dönüşmesine müsaade edilmemelidir.

Savunma sanayindeki işbirliğinin yanında Türkiye ve Azerbaycan’ın ortak tatbikatlar gerçekleştirerek askeri işbirliğini güçlendirmiştir. Türkiye’nin Azerbaycan’daki yatırımları toplam 7 milyar dolara ulaşmıştır. Enerji sektörü dışındaki sektörlere yapılan yatırımlar açısından Türk firmaları Azerbaycan ekonomisinde başlıca yatırımcı konumundadır. Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan 2007’de Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesi üzerinde anlaşmış, 2015’e kadar bu hattı bitirmeyi planlamıştır. TRACECA projesinin Doğu-Batı ulaşımının güvenliğinin alternatif güzergâhlar yoluyla sağlaması ve Güney Kafkasya’nın dünya pazarlarına açılımını hızlandırması beklenmektedir. TRACECA projesiyle aynı zamanda Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan arasındaki ulaşımın gelişeceği ve Türkiye’nin Güney Kafkasya pazarındaki etkisini artıracaktır. İki ülke arasındaki enerji işbirliği Bakü-Supsa petrol boru hattı, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı (BTC), Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz boru hattı (BTE), Trans Anadolu doğal gaz boru hattı (TANAP) ve Trans Adriyatik doğal gaz boru hattı (TAP) projelerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Azerbaycan’la her alanda işbirliği geliştirilmeli, enerji, ulaşım ve savunma sanayi alanlarındaki mevcut stratejik ortaklık güçlendirilmeli ve Bakü’nün bölgede yalnızlaştırılmasına müsaade edilmemelidir. Ermenistan’la ilişkilerinn normalleştirilmesi yönündeki girişimler Azerbaycan’ın kaygıları ihmal edilmeden gerçekçi bir vizyonla sürdürülmeli, normalleşme adımları Türkiye-Azerbaycan stratejik ittifakına zarar vermemelidir.

2) Türkiye’nin Suriye politikasının başarısız olduğu görünüyor. Ankara’nın Suriye politikasını gözden geçirmesine gerek var mıdır?

Suriye krizi, Türkiye ve Suriye’nin coğrafi yakınlığı, iki ülke arasındaki tarihi ve kültürel bağlar ve ekonomik karşılıklı bağımlılık nedeniyle Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Türkiye’nin Suriye politikasının küresel ve bölgesel belli başlı problemler doğuracağı biliniyordu. Türkiye, Suriye politikasından dolayı yalnızlaşmıştır. Körfez ülkeleri zaman zaman Türkiye ile birlikte hareket etse de bu destek kalıcı olmamıştır. Suriye iç savaşı artık sadece Suriye’nin değil bölgesel bir problemdir. Suriye krizi Türkiye’nin Irak ve İran’la ilişkilerinde problemlere zemin hazırlayarak Türkiye’nin bölgesel politikalarını etkilemiştir. Suriye muhalefetinin parçalı yapısı Batı’nın muhaliflere verdiği desteği olumsuz yönde etkilemiştir. Türkiye, Suriye’deki krizin bölgesel ve küresel bir anlaşmazlığa dönüşebileceğini yeterince değerlendirememiş, krizin tarafı haline gelmiştir. Türkiye’ye giriş yapan bir milyonun üzerindeki mülteciler Türkiye’yi zor durumda bırakmıştır. Esed rejiminin PKK/KCK terör örgütüne sağladığı destek ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki ayrılıkçı eğilimler Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkilemiştir. Beşşar Esed yönetimde kaldığı sürece Türkiye’nin Suriye politikasının değişeceğini düşünmüyorum. Türkiye’nin Suriye politikasını gözden geçirmesi ve problemli noktaları giderici tedbirler alması faydalı olacaktır. Türkiye bu noktada muhaliflerin aşırılık yanlısı gruplardan ayrışmasını ve Suriye halkının tamamını temsil etmesini sağlamalıdır. Türkiye, muhaliflere destek verirken El Kaide bağlantılı grupların bu yardımlardan faydalanmasının da önüne geçmelidir. Türkiye ayrıca Esed sonrası Suriye’de devlet inşasına ve ülkenin yeniden yapılandırılmasına odaklanmalıdır. Gelinen aşamada Türkiye’nin Suriye politikasını temelden değiştirmesi mümkün görülmemektedir.

3) Türkiye’nin Kırım krizinde ihtiyatlı davranmasının ve bekle-gör stratejisi izlemesinin nedeni Rusya’ya olan enerji bağımlılığından dolayı mıdır, yoksa Türk dış politikasında bir değişim mi meydana gelmiştir?

Türk dış politikasında bir değişimin yaşandığını söylemek oldukça zordur. Tarihsel açıdan bakıldığında Türkiye’nin Rusya politikası tutarlıdır. Cumhuriyetin kurulmasından sonra Türkiye, Rusya’ya karşı dengeli bir dış politika takip etmiştir. Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’da izlemiş olduğu politikaları kabul etmemiş ve Kırım konusunda Ukrayna halkının karar vermesi gerektiğini açıklamıştır. Türkiye’nin Rusya’ya enerji konusunda bağımlı olduğu görülmektedir. Türkiye’nin Moskova ile önemli ekonomik ve ticari ilişkileri de mevcuttur. Bu yüzden Türkiye, Rusya’ya karşı ihtiyatlı bir politika takip etmektedir. Batı’nın Rusya’ya uyguladığı ve uygulayacağı yaptırımlarda Türkiye’nin çıkarlarını da dikkate alması gerekiyor. Aşırı çıkışların dış politikada yeri olmadığı ve Türkiye’nin bekle-gör stratejisi izlemesinden ziyade dengeli bir politika takip ettiği görülüyor.

4) Yerel seçimler sonrası BDP’li Belediye Başkanları, özerklikten daha sık bahsetmeye başlamıştır. Hatta bazı basın yayın organları “Türkiye Birleşik Devletleri” gibi ifadeleri tartışmaktadır. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bölgedeki büyük şehir belediyelerini kazanan BDP, Türkiye’nin anayasal sınırlarını zorlamış ve özerklik talebinde bulunmuştur. Türkiye’nin uygulamadığı AB yerel yönetimler özerklik şartlarının maddelerinin uygulanması şeklinde bu durumun sonuçları görülebilir. Türkiye bu noktada bir emrivaki ile karşı karşıya kalabilir. Türkiye’ye karşı PKK/KCK terör örgütünün silahlı eylem tehdidini bir koz olarak kullanmaktadır. Türkiye’nin üniter devlet anlayışında bir değişimin meydana geleceğini düşünmüyorum. “Türkiye Birleşik Devletleri” gibi bir duruma Türk halkı ve bölgedeki vatandaşların müsaade etmeyeceği değerlendirilmektedir. BDP’nin özerklik konusunda bölgede yeterli halk desteğini bulamayacağı tahmin ediyorum. Gelecekte bu durum önemli problemlere neden olabilir.

5) Türkiye-İran ilişkilerinin geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz, Suriye ve başka nedenlerden dolayı bozulan iki ülke arasındaki ilişkiler düzelir mi dersiniz?

Türkiye ve İran bölgede iki önemli güç ve rakiptir. İki ülke arasındaki rekabet tarihte olduğu gibi günümüzde de siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan devam etmektedir. İran bölgede Şii mezhebinin yayılması noktasında bir politika takip etmektedir. Şii hilali projesi çerçevesinde İran’ın bölgede etkinliğini artırmaya çalıştığı görülmektedir. İran’ın Azerbaycan politikası da sorunludur. Tahran, Karabağ sorununda Ermenistan’ı desteklemeye devam etmektedir. Kendi ülkesindeki Azerileri tehdit olarak gören İran, Ermenistan’ı desteklemekte ve Azerbaycan’ı kendi etki alanı olarak görmektedir. Suriye’deki iç savaş, Türkiye-İran ilişkilerine büyük zarar vermiştir. Bu süreçte yalnızlaşan İran, Ruhani’nin seçilmesiyle Batı ile yakınlaşma yoluna gitmiştir. İran’ın nükleer programındaki sorunlardan dolayı İran-Batı yakınlaşması tam olarak gerçekleşmeyecek. Türkiye-İran ilişkilerinde de bir yakınlaşmanın mümkün olmadığını ve iki ülke arasındaki rekabetin devam edeceğini düşünüyorum.

6) Türkiye’de 10 Ağustos’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP’nin adayı kim olur?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı olmayı istediği basına yansımıştı. Mevcut gelişmeler de dikkate alındığında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP'nin adayının Başbakan Erdoğan olacağını düşünüyorum.

7) Türkiye’nin başkanlık sistemine geçişini nasıl değerlendiriyorsunuz?

BiİLGESAM tarafından bu konuda önemli bir çalışma yapılmıştır. BİLGESAM’ın hazırladığı  “Başkanlık Sistemine Toplumsal Bakış” raporundaki verilere genel olarak bakıldığında başkanlık siteminin halk tarafından desteklenmediği ve parlamenter sistemin Türkiye için daha uygun bir yapı olduğu görülmektedir. Başkanlık sistemi tartışmaları çerçevesinde getirilen en önemli eleştirilerden ikisi, konunun kamuoyunda yeteri kadar tartışılmaması ve bu konuda yeterli çalışmanın yapılmamış olmasıdır. Başkanlık sistemini pek çok konuda orta düzeyde destekleyen Kürtler ile AKP ve BDP seçmeni dahi, başkanlık sisteminin yeterince tartışılmadığı ve bu konuda yeterli çalışmanın yapılmadığını belirtmişlerdir. Bu bulgular AKP ve BDP seçmeninde önemli bir oranın da başkanlık sistemini bir belirsizlik olarak algıladığını ve şüpheyle yaklaştığını göstermektedir. Başkanlık sistemi ile ilgili endişelerin ölçüldüğü kısımlarda ortaya çıkan çarpıcı bulgulardan biri de her üç kişiden ikisinin başkanlık sisteminin Türkiye’yi daha otoriter bir yönetime götüreceği endişesi taşımasıdır. Ayrıca AKP seçmeninde dahi başkanlık sisteminin Türkiye’yi otoriter bir yönetime götüreceğine inananların oranı çok düşük değildir (%44). Bunun yanı sıra, her iki kişiden birinin başkanlık sisteminin güçler ayrılığı ilkesine zarar vereceğini düşünmesi de önemli bir bulgu olarak karşımıza çıkıyor. Başkanlık sisteminin Türkiye’nin istikrarına zarar vereceğini ve toplumdaki gerginlikleri artıracağını düşünüyorum. Türkiye’nin başkanlık sistemine geçişini olumlu bir adım olarak değerlendirmiyorum.
 

 

BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı'nın Azerbaycan’da yayımlanan Musavat Gazetesi’ne verdiği söyleşinin Azerbaycan Türkçesindeki özgün şekli için tıklayınız.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top