20 Ocak 1990 Bakü Hadisesi: Bir Bağımsızlık Mücadelesi

Dr. Elnur İSMAYIL
30 Ocak 2012
A- A A+

Sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı veren toplumlar özgürlüğünü kazanma sürecinde zorlu dönemler geçirmiştir. Bu dönemlerde toplumlar, bağımsızlık mücadelesi verirken tarihi hafızada iz bırakan acılar da tecrübe etmiştir. 70 sene boyunca Sovyetler Birliği içinde “bağımsız” 15 cumhuriyetten biri olan Azerbaycan, diğer Sovyet cumhuriyetleri gibi 1980’lerin sonuna doğru bağımsızlık mücadelesine başlamıştır. 



1980’lerden itibaren Sovyetlerin son dönem başkanı Mihail Gorbaçov tarafından başlatılan “Perestroyka” (1) ve “Glasnost” (2) politikalarıyla, üye cumhuriyetlerde yeni bir süreç ortaya çıkmış oldu. Perestroyka ve Glasnost politikaları üye cumhuriyetlere bazı siyasi, ekonomik ve sosyal hakların verilmesini amaçlıyordu. Bu haklar, Sovyetler Birliği bünyesindeki toplumlarda uzun yıllardır dizginlenen milliyetçi akımların yeniden yapılandığı ve güçlendiği ortamın olgunlaşmasına hizmet etti. II Dünya Savaşı öncesi, Sovyetlere katılmış olan üç Baltık Cumhuriyeti, Letonya, Litvanya ve Estonya’da, Moskova’dan ayrılma talepleri dile getirilmeye başlandı. Sırayla diğer ülkelerde milliyetçi elitler oluştu. Aynı dönemde, Güney Kafkasya cumhuriyetlerinde de bağımsızlık için çeşitli girişimler tezahür etti.



1988 yılının Şubat ayından itibaren Bakü’de Moskova’ya ve Ermenistan’a karşı milliyetçi gösteriler düzenlenmeye başladı. Gösteriler, Azerbaycan’a bağlı Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenistan’a verilmesi için yapılan nümayişlere ve Ermenistan’dan Azerilerin çıkarılmasına dönük düzenlenen eylemlere itiraz maksadını taşıyordu. Bu dönemde Güney Kafkasya’nın başka bir ülkesi olan Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te de Moskova’dan ayrılma talebiyle eylemler başladı. Tiflis’teki eylemler Sovyet askerlerinin 9 Nisan 1989 tarihli müdahalesiyle bastırılmaya çalışıldı.


1989 yılı Mayıs ve Temmuz aylarında Baltık Cumhuriyetleri’nin kendi bağımsızlıklarını ilan etmesi diğer üye devletlere de güç kazandırmış oldu. Ermenistan’da Azerilere karşı yürütülen etnik arındırmaya Moskova’nın tepki göstermemesi, Azerbaycan’daki bağımsızlık mücadelesini hızlandırdı. 1989 Temmuz ayında milliyetçi kesimleri bir araya toplayan ve Sovyetlerden ayrılmayı talep eden Azerbaycan Halk Cephesi (AHC) kuruldu. 16 Ocak 1990 tarihinden itibaren sokaklarda Ermenistan’a ve bu ülkenin iddialarını müdafaa eden Moskova’ya karşı protestolar devam etmekteydi. Şehir girişlerine ve Azerbaycan’da bulunan Sovyet askeri üslerinin etrafına askeri birliklerin girmesini engellemek için barikatlar kurulmaya başlandı. Bu gelişmeler Moskova’yı harekete geçirdi.


Mihail Gorbaçov, Sovyet Anayasası’nın 119. ve Azerbaycan Sovyet Anayasası’nın 71. maddelerini ihlal ederek, Bakü’de 20 Ocak tarihinden itibaren olağanüstü hal oluşturulmasına karar verdi. 19 Ocak 1990 gecesi, 35 bin kişilik Sovyet ordusu Bakü’ye üç farklı noktadan giriş yaptı. Savunma ve İçişleri Bakanlıkları ve Devlet İstihbarat Kurumu’nun birlikte hazırladığı “Udar” isimli bu harekâtta, ağır silahlarla donatılmış özel birliklere Kremlin’den “Bakü’yü işgal et” emri verilmişti.


Harekâttaki özel birlikler genel olarak Rus ve Ermenilerden oluşturulmuştu. Sadece bir gece içerisinde yüzlerce sivil öldürüldü ve binlerce kişi yaralandı. Harekâtta öldürülen, içinde çocuk ve yaşlıların da bulunduğu sivillerin cesetleri Hazar denizine atıldı. Geriye kalan istatistik bilgilerde ise harekâtın bu yönünü gizletmek için sadece 132 kişinin öldüğü bildirildi. Nitekim dönemin Sovyet Anayasası, ölü sayısının 150’den fazla olması halinde devlet başkanının değişmesini öngörüyordu.


Dönemin Sovyet Savunma Bakanı Dmitriy Yazov; Moskova’nın aldığı kararın Azerbaycan Halk Cephesi’nin 19 Mart 1990 tarihi için planladığı seçimleri engellemek için olduğunu sonradan beyan etmişti. Mihail Gorbaçov ise bu harekâtı, Azerbaycan’daki din temelli radikal akımları önlemek için yaptıklarını ifade etmişti.


İtalya ve İngiltere Dışişleri Bakanlıkları başta olmak üzere pek çok devlet, bu hadiseyi Sovyetler Birliği’nin iç işi olarak görmüş; ağır sivil kayıplara yol açan bu müdahalenin Sovyetler tarafından istikrarı korumak ve etnik çatışmayı önlemek amacıyla yapıldığını yazılı olarak ifade etmiştir.


ABD’nin de bu hadiseye ilişkin politikası farklı olmamıştır. Aslında jeopolitik konum olarak o dönemde Güney Kafkasya, Batılı devletlerin çıkarlarına hitap etmiyordu. ABD’nin eski ulusal güvenlik danışmanı olan Zbigniew Brzezinski, Güney Kafkasya bölgesinin stratejik önemini göz ardı eden ABD yönetimini eleştirerek, 20 Ocak olaylarıyla ilgili tavrını da yanlış bulmuştu. ABD Dışişleri Bakanlığı, 20 Ocak 1990’daki faciayla alakalı olarak, Azerbaycan’ı savunmadığını ve Sovyetlerin kararına hiç bir yorum yapamayacaklarını beyan etmişti.


Türkiye, Pakistan, İran, Arap devletleri, Özbekistan ve Kazakistan ile beraber, bir kısım uluslararası teşkilatlar Sovyetlerin bu eylemini eleştirerek, bağımsızlık için Azerbaycan’ın yanında yer aldıklarını beyan etti.


Hadisenin ardından cenazeler on binlerce insan tarafından tarihi bir bölgeye defnedildi. 1918 senesinde bağımsızlık savaşı veren Azeri ve Anadolu Türklerine ait mezarlık, tarihi unutturmak amacıyla yok edilerek, Sovyetler döneminde Dostluk Parkı haline getirilmişti.  Aynı yerde yeniden bir Şehitler Mezarlığı yapıldı.


17 Ocak 1992 tarihinde Azerbaycan Ali Sovyeti’nin Milli Şurası 20 Ocak tarihinin “Şehitler günü” olmasını kabul eden bir yasa kabul etti. Parlamento’da 20 Ocak faciasını inceleyen bir komisyon oluşturuldu ve isim verilmeden, genel olarak SSCB yetkililerinin bu işte sorumlu oldukları beyan edildi.


Haydar Aliyev döneminde ilk defa devlet tarafından yasal olarak Parlamento’da 20 Ocak hadiselerine ilişkin özel bir toplantı yapıldı. Bu toplantı sonucu, Mihail Gorbaçov ile birlikte dönemin Azerbaycan Merkezi Komitesi’nde bulunan yetkililerin bu olaylardan sorumlu oldukları karara bağlandı. Sorumlulardan biri de Azerbaycan’ın ilk Cumhurbaşkanı olan Ayaz Mütellibov’du; ancak 22 sene geçtikten sonra, Mütellibov facianın başlıca sorumlusu olarak eski Sovyet yönetimini suçladı.


Mihail Gorbaçov da 20 Ocak olaylarıyla ilgili vermiş olduğu kararın, hayatının en büyük yanlışlarından olduğunu yıllar sonra itiraf etmişti.


Sonuç

22 sene geçmesine rağmen, 20 Ocak 1990 tarihinde adeta bir katliama dönüşen askeri harekâtın sorumluları ceza almamıştır. Azerbaycan dış politikasında yıllar boyunca bu hadiseye hukuki bir değer verilmesi için girişimlerde bulunulmuştur. Bunun sonucunda Kolombiya Dışişleri Bakanlığı, 20 Ocak 1990 tarihindeki hadiseyle ilgili olarak, Kolombiya’nın Azerbaycan ile dayanışma içinde olduğunu ifade eden bir bildirge yayınlanmıştır. Bu tür girişimler pozitif sayılsa da, harekât esnasında sivillere yönelik gerçekleştirilen katliamın sorumlularının cezalandırılması biraz zor görünmektedir. Nitekim uluslararası ölçekteki müesses nizam, suç işleyen bütün aktörlere ceza verebilecek bir keyfiyetten yoksundur. Bir nevi çifte standardın cari olduğu mevcut düzende bu nedenle Mihail Gorbaçov gibi isimlerin mahkeme karşısına çıkarılması neredeyse imkânsızdır.


Katliama dönüşen bu harekât 22 sene önce de dünya basınında yer aldı. Ancak, insan hakları ve demokrasiyi savunan Batılı ülkeler, Azerbaycan mevzu bahis olduğunda farklı bir tutum sergiledi. Bu ülkeler, Bakü’de öldürülen sivilleri ve demokratik hak arayışını görmezden gelerek 20 Ocak hadisesini Sovyetlerin iç meselesi olarak değerlendirdi. Askeri harekât kararının mimarı Gorbaçov, Nobel Barış Ödülü aldı. Yıllar sonra Gorbaçov bu harekât kararına imza attığına pişman olduğunu dile getirmiştir. Ancak pişmanlık beyanı, Azerbaycan toplumunun hafızasında yer etmiş bu hadisenin neden olduğu travmayı gidermek için yeterli değildir. Azerbaycan halkı, Gorbaçov’un ve 20 Ocak 1990’da Bakü’de sivillerin öldürülmesinde rol oynayan sorumluların adil bir şekilde mahkeme önüne çıkacakları günü beklemektedir.


20 Ocak hadisesinin Türkiye toplumunda dahi tam açıklığıyla bilinmediği ifade edilebilir. Haydar Aliyev’in “Bir devlet iki millet”  ve Atatürk’ün “Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir” sözleri iki kardeş ülke arasındaki dayanışmanın niteliğine işaret etmektedir. Dolayısıyla, Azerbaycan toplumunun hafızasına yer etmiş bu hadisenin Türk toplumunda bilinmesi gerekmektedir. Batılı ülkelerin insan hakları konusundaki seçici tutumu 22 yıl önce Bakü’de cereyan eden hadiselerin göz ardı edilmesinde etkili olmuştur. Ermeni iddialarına gösterilen alaka ve insani yaklaşım, daha yakın tarihe ait ve daha fazla somut veri ile sabit 20 Ocak hadisesi ve Hocalı katliamı söz konusu olduğunda gösterilmemektedir.

 



Dipnotlar:


(1) Yeniden Yapılanma anlamına gelen Perestroyka, 1980’li yılların başından itibaren, Sovyetler Birliği’nde ekonomik ve siyasi sistemi yeniden yapılandırmak için gerçekleştirilen reform hareketleridir.

(2) Açıklık anlamına gelen Glasnost, Mihail Gorbaçov tarafından 1985 yılından itibaren Sovyetler Birliği’nde demokratikleşme doğrultusunda başlatılan politikalara verilen addır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top