Türkiye-Azerbaycan-İran İlişkileri: İşbirliği mi Yoksa Güvensizlik mi?

Dr. Elnur İSMAYIL
17 Ocak 2012
A- A A+

Komşu ve aynı zamanda Müslüman üç ülke olan Türkiye, Azerbaycan ve İran’ın kendi aralarındaki siyasi ve ekonomik ilişkileri incelendiğinde beklenildiğinden farklı bir manzarayla karşılaşıyoruz. Orta ve Yeniçağ tarihinin bu ülkeleri birbirine düşman ettiği dönemler yerini 21. yüzyılda farklı bir şekilde rekabete ve karşılıklı güvensizliğe bırakmış durumdadır diyebiliriz. Burada ele alınacak en önemli husus üçlü ilişkiden ziyade, Tahran yönetiminin son dönemlerde Bakü ve Ankara ile olan ilişkilerinin değerlendirilmesidir. Nükleer silah geliştirerek dünya için yeni bir tehlike kaynağı oluşturan İran, aslında sadece dünyayı değil komşuları olan Türkiye ve Azerbaycan’ı da kendisiyle ilişkilerde çıkarlarına karşı olan unsurlardan vazgeçirme çabasındadır. 

Önümüzdeki Şubat ayında Azerbaycan’a bağlı Nahcivan Özerk Bölgesi’nde üç ülkenin Dışişleri Bakanları Ahmet Davutoğlu, Elmar Memmedyarov ve Ali Ekber Salehi görüşecekler. Geçen sene Nisan ayında İran’ın Urumiya kentinde ve 2010 yılı Aralık ayında İstanbul’da yapılan Dışişleri Bakanları arasındaki görüşmelerin devamı olarak gerçekleştirilmesi planlanan bu toplantı, ülkeler arasında işbirliğinin geliştirilmesini amaçlamaktadır. Bu analiz üç ülke arasında işbirliğine engel olan ve karşılıklı güvensizliğe yol açan unsurları incelemektedir.

 

İran-Azerbaycan Arası İlişkilerde Yaşanan Sorunlar

Bağımsızlığını Sovyetlerin yıkılmasıyla ikinci defa kazanan Azerbaycan’ın (1)  Batıya entegrasyonunu ve ABD ve İsrail ile olan sıkı ilişkilerini hazmedemeyen Tahran yönetimi Bakü’ye farklı şekillerde baskı politikası uygulamaktadır. İki ülke arasında şimdiye kadar Hazar Denizi’nin statüsünün belirlenememesi; Tahran yönetiminin Azerbaycan’la sınır bölgesini oluşturan ve tahmini 20-30 milyon arasında Azeri Türkü’nün yaşadığı Güney Azerbaycan’ın Fars rejimine karşı bağımsızlık mücadelesini tehlike olarak görmesi; Dağlık Karabağ savaşı sırasında ve sonrasında Tahran’ın Bakü’nün beklentilerinin tam aksine olarak Ermenistan’ı savunan bir politika yürütmesi ilişkilerdeki soğukluğun başlıca nedenlerindendir. 

Bakü ve Tahran arasında net şekilde görünen bu sorunlarla beraber, bölgesel güç olarak Azerbaycan’ın kendisi ile hesaplaşması gerektiğini düşünen İran, zaman zaman iç işlerine müdahale etme politikası yürütmektedir. Geçen sene Kasım ayında Azerbaycan Cumhurbaşkanlığının Siyasi İşler Bölümü Müdürü Ali Hasanov’un Tahran ziyareti sırasında, İranlı yetkililerle son dönemlerde Bakü’ye yönelik İran tarafından yapılan olumsuz propagandalarla ilgili önlemler alınması konusu müzakere edilmişti.

Sovyetler Birliği döneminde sadece kültürel düzeyde bulunan Azerbaycan ve İran ilişkileri, dağılmayla birlikte iki bağımsız devlet arasında daha geniş kapsamlı bir nitelik kazandı. Azerbaycan’ı eski bir İran devleti olarak gören Tahran’ın Bakü’nün bağımsızlığını tanımakta istekli olmaması ve aynı zamanda Bakü’de iktidarı ele geçiren milliyetçi kesimin ise Güney Azerbaycan bölgesini de içeren Büyük Azerbaycan hayalleri kurması iki ülke arasında hâlâ devam eden soğuk ilişkilerin ana nedenlerinden kabul edilebilir. Tahran’ın bölgede yaşayan Azeri Türklerine karşı asimilasyon politikası uygulaması, ülkede etnik Türklerin bağımsızlık mücadelesini artırmaktadır. Azerbaycan’da toplumun büyük çoğunluğu İran’daki bu gelişmeleri dikkatle izleyerek, bağımsızlık mücadelesinde etnik Azeri Türklerinin yanında yer almaktadır. Azerbaycan’da bazı politikacılar ülkenin Rusya ve İran tarafından Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) anlaşmalarıyla iki parçaya bölündüğünü dünyaya duyurmak için, ülke isminin “Kuzey Azerbaycan” olarak tanıtılmasını dahi önermektedirler. Nitekim İran sınırları içerisinde kalan kısım “Güney Azerbaycan” olarak biliniyor. 

Bağımsızlığının ilk yıllarında Ermenistan’la savaş halinde olan Azerbaycan, bölgede Türkiye’yle ittifak halindeydi. İran ise bölgede Türkiye-Azerbaycan ittifakına karşı Güney Kafkasya’da Ermenistan’ı savunan bir politika izlemişti. Amaç güçlü bir Türk birliğinin önlenmesiydi. Haydar Aliyev’in iktidara gelişiyle Azerbaycan dış politikasında bölgesel ve küresel güçlere karşı izlenen dengeleme politikası İran’ı da içine aldı. İki devlet arasında gerçekleşen kısa dönemli yakınlaşma, Tahran yönetiminin de Ermenistan’a ateşkes için baskı yapmasına ve Türkiye ile birlikte Erivan’a ambargo uygulamasına neden oldu. Ama bunlar da iki komşu ülke arasında gerçek bir işbirliğine veya ilişkilerin ısınmasına neden olmadı. 

1990’lı yıllarda Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki petrol kuyularını yabancı şirketlerle birlikte işletme girişimleri olmuştu. Bu esnada ABD’nin baskısıyla İran şirketlerinin bu girişime dâhil olması engellenmiş ya da İran’ın çok az bir yüzdelik pay alması öngörüldüğünden, Tahran bunu kabul etmemişti. Bu durum iki ülke arasında başka bir gerginliğe neden olmuştu. İran, Hazar Denizi’nin kendi sınırına yakın kısmında petrol aramakta olan Azerbaycan gemilerine karşı savaş gemilerini çıkartarak petrol aranmasına izin vermemişti. Azerbaycan hava sahası da zaman zaman İran askeri uçakları tarafından ihlal edilmişti.

1990’lı yıllarda iki ülke arasında Nahcivan ve Tebriz’de konsoloslukların açılması konusunda anlaşma imzalandı. Anlaşmadan kısa bir süre sonra Nahcivan’da konsolosluk açan İran, bunun tam tersi olarak, Tebriz’de Azerbaycan konsolosluğunun açılmasına uzun süre izin vermedi. Konsolosluk, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2005 yılının Ocak ayındaki resmi Tahran ziyareti öncesi faaliyete başladı. Bunun ardından, 2008 yılında Tebriz şehrinde Ermenistan’ın konsolosluk açmasına onay vermesi, Bakü ve Tahran arası ilişkilerin gerginleşmesine neden oldu.

Dağlık Karabağ Sorununa Tahran’ın Resmi ve Gayri Resmi Yaklaşımı

Dağlık Karabağ Savaşı’nın ilk başlarında tarafsızlığını korumaya çalışan Tahran’ın tavrını, kendi kuzeybatısındaki Azeri Türklerinin Azerbaycan’la birleşeceğinden çekinmesinden hareketle açıklayabiliriz. Savaş sırasında Dağlık Karabağ’dan mülteci durumuna düşen 700 bine yakın Azeri’nin İran sınırından geçmesine izin vermemesi bu fikri kanıtlamaktadır. Aynı zamanda bu savaşı Rusya’nın sorunu olarak gören İran, taraf tutmakla bölgeye bir NATO askeri müdahalesinin gerçekleşmesi ihtimalinden rahatsızdı. Sonradan arabuluculuk misyonunu üstlenmekte ısrarlı olan Tahran yönetimi yetkilileri bölgeye ziyaretlerde bulunmuş, Azerbaycan ve Ermenistan’ı savaşı durdurmaya çağırmıştı. Ama dönemin Cumhurbaşkanı Başyardımcısı olan Mahmud Vaezi’nin Erivan’dan seslendirdiği ateşkes çağrısına Ermenistan o zaman karşı çıkmıştı. 1992 yılı sonu itibariyle Ermenistan’la ekonomik işbirliği anlaşması imzalayan Tahran yönetiminin sonradan Dağlık Karabağ savaşında Ermenistan’a silah yardımında bulunduğu haberleri Bakü-Tahran ilişkilerinde başka bir gerginliğe yol açtı. Bunun yanı sıra Ermeni terör örgütü ASALA militanlarının Azerbaycan ordusuna karşı savaşmak için İran’da eğitildiği haberleri Bakü’de Tahran’a karşı güvensizliği daha da artırdı.

Tahran, Minsk Grubu tarafından Bakü ve Erivan’a Dağlık Karabağ sorununun çözümüyle ilgili olarak sunulan, yabancı askeri birliklerin bölgede sulhu korumak maksadıyla yerleştirilmesi önerisini hoşnutlukla karşılamamaktadır. Çünkü İran, bu askeri birlikler içerisindeki ABD veya NATO askerlerinin kendi sınırlarına yakın olma ihtimaline her zamanki gibi itiraz etmektedir.

İran Meclis Başkanı Ali Laricani, Türkiye’ye son ziyareti öncesi Dağlık Karabağ’la ilgili  “Bölgede var olan sorunlar bölge devletleri tarafından çözümlenmelidir”(2)  şeklinde yaptığı yorumuyla, ülkesinin bu sorunun çözümünde rol almak istediğini ifade etti. Ali Laricani sorunun toprak bütünlüğü çerçevesinde çözümlenmesi gerektiğini belirterek, ülkesinin Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü desteklediğini bildirmektedir. Aynı zamanda Meclis Başkanı, Dağlık Karabağ sorununun çözümüyle ilgili olarak Ankara ve Tahran’ın tutumlarının çok yakın olduğunu da ifade etmektedir. 

İran’ın Ermenistan’la olan ilişkilerinin Azerbaycan’la olan ilişkilerinden daha gelişmiş olması, Bakü-Tahran arasındaki ilişkilerin soğukluğundan ileri gelmektedir. Azerbaycan’ın nüfusunun çoğunluğu Şii olsa da, etnik kökene dayalı bir Türk kimliğinden dolayı Türkiye ile ilişkilere önem vermesi, Tahran’ı memnun etmemektedir. Azerbaycan’ın Batı devletleriyle, özellikle ABD ve İsrail ile olan stratejik ilişkisini eleştiren Tahran, bunun tam zıddı olarak Rusya-Ermenistan-İran bölgesel stratejik işbirliğini devreye sokmuştur. Bakü, Azerbaycan’da Amerikan askeri üslerinin kurulması halinde, Tahran yönetiminden bir saldırı yapılacağı tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. 

Azerbaycan sözde İran tarafından dost ve kardeş ülke olarak nitelendirilse de, aslında Tahran kendi teokratik ideolojisini buraya ihraç etmek niyetindedir. Diğer taraftan, askeri alanda stratejik bir işbirliği içerisinde Ermenistan’a yardım etmektedir. İran Savunma Bakanı’nın Bakü ziyareti sırasında, Azerbaycanlı meslektaşı tarafından Tahran-Erivan ilişkileri eleştirilmiştir. Kardeş ve dost ülke olarak nitelendirilen Azerbaycan’ın topraklarını işgal eden bir ülkeye askeri ve ekonomik yardım yapılmasından Bakü’nün rahatsız olduğu açıkça ifade edilmiştir.

14 Mart 2008 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 62. toplantısında kabul edilen “Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarında son durum” isimli kanun tasarısının oylanması sırasında, İran delegasyonu oylamaya katılmamıştır. İran’ın bu tavrı gerçekte Dağlık Karabağ sorunuyla ilgili hangi tarafta yer aldığını ifade etmektedir. 

Ermenistan yönetimi ABD ve Batı ülkelerinde bulunan Ermeni lobisinin yardımıyla İran ve Batı arasında arabulucu olma gayreti içerisindedir. Ermenistan Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Richard Giragosyan’a göre, Erivan Tahran’ın Batı’yla ilişkilerinde tek arabulucu ülke konumundadır.(3)  İran, Ermenistan için “komşudan daha yakın, en sadık, en yakın dost” olarak bilinmektedir.(4)  İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın geçtiğimiz Aralık ayında Erivan ziyareti sırasında vermiş olduğu mesajlar çok önemlidir. Dünyada hiç kimsenin İran ve Ermenistan arasındaki haritayı değiştiremeyeceğini söyleyen ve Ermenilerle Farsların aynı kültürün taşıyıcıları oldukları mesajını veren Ahmedinejad (5) , Farsların Türklerle ilgili söylediklerini tekrar etmiştir. Farslar Türkleri din, Ermenileri ise kan kardeşi olarak tanımlamaktadırlar. Bu yaklaşım İran’ın neden Ermenistan’la bu kadar iyi ilişkide olduğunu ispatlar niteliktedir.

Türkiye ve İran arasında uzun dönem yaşanan soğuk ilişkiler, AKP iktidarının bölgeye yönelik dış politikasının ana kaynağını oluşturan komşularla sıfır sorun diplomasisiyle ve Ankara’nın İsrail’e karşı politikasıyla ılımlı hale gelmeye başladı. Ama son dönemlerde Türkiye’de kurulması hedeflenen radar üssünün Tahran’a karşı olduğu fikirleri bu iki ülke arasında karşılıklı güvensizliğe yeniden yol açmış oldu. Son günlerde gündemi oluşturan NATO’nun Suriye’ye askeri müdahalesi ihtimali, müttefiki İran’ı da kolay olmayan bir kararla karşı karşıya bırakmaktadır. Geçen aylarda Suriye ve İran kendilerine bir saldırı anında yapacakları önlemleri açıkladılar.(6)  İki ülkenin yapacağı askeri hamlelerin en önemli hedeflerinden biri Türkiye olarak gösterilmektedir. Suriye’ye müdahale Türkiye’nin katılımı olmadan gerçekleşemez. Tahran’ın anlaşma gereği Suriye’nin yanında yer alacağı ise kesindir. Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun son İran ziyareti bu güvensizliği ortadan kaldırmak ve Tahran yönetimini ülkesinin bölgede savaştan yana olmadığı konusunda ikna etmek maksadı taşımaktadır.

Sonuç

Azerbaycan ve İran iki Müslüman komşu ülke olsalar da, uluslararası ilişkilerde farklı çıkarlarının ve beklentilerinin olması, Bakü ve Tahran arası ilişkilerde karşılıklı güvensizliğe neden olmaktadır. Her ne kadar İran, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanıdığını uluslararası ve bölgesel anlaşmalarda vurgulasa da, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı işgaline de bir nevi destek vermektedir. Azerbaycan’ın ABD ve İsrail’le yakın ilişkilerinin bulunması İran’ı memnun etmemektedir. Bakü’yü zaman zaman İsrail’le olan diplomatik ilişkilerinden dolayı eleştiren Tahran yönetimi, karşılıklı olarak büyükelçiliklerin açılmasını da resmi şekilde kınamıştır. İran aynı zamanda kuzeybatısındaki etnik Azerilerin bağımsızlık savaşında Batılı devletlerin Azerbaycan üzerinden bir politika izlemesiyle ülkesinin parçalanmasına neden olacağından endişe etmektedir. Bu nedenle, Tahran Dağlık Karabağ sorununda dolaylı da olsa Ermenistan’ın yanında yer almaktadır.

Görünürde Bakü ve Tahran arasında tüm alanları içeren bir işbirliği mevcut olsa da, bu iki Müslüman komşu ülke ilişkileri beklenenin çok altındadır. Wikileaks belgelerinde görülen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in İran’a karşı güvensizliğine dair yorumlar aslında gerçekleri yansıtmaktadır.(7)  

Bir teokratik devlet olarak adı “İran İslam Cumhuriyeti” olan İran’ın neden Hıristiyan Ermenistan’ı desteklediği sorusunun cevabını, Tahran’ın bölgede güç dengelerini kendi lehine değiştirme isteğinde aramak lazımdır. Bölgedeki ABD’nin varlığından rahatsız olan İran, aynı zamanda Azerbaycan’ın politik ve ekonomik gelişmesinden ve güçlü devlet olmasından yana değildir. Tüm bunlar Tahran’ı Rusya ve Ermenistan ile işbirliği yapmaya itmektedir. Bu birliktelik aynı zamanda Güney Kafkasya’da güçlü bir Türkiye-Azerbaycan birlikteliği tehlikesine karşı da oluşmaktadır.       

Ankara-Tahran arası ilişkilerde de aynı güvensizlik sorunu mevcuttur. Her ne kadar üst düzeyde karşılıklı resmi ziyaretler gerçekleşse de, ekonomik ve siyasi alanda anlaşmalar imzalansa da, reel politika ülkelerin kendi çıkarlarını ve risklerini göz önünde bulundurmasını gerektirmektedir. Ahmet Davutoğlu’nun Tahran ziyaretinde Malatya’da kurulan radar istasyonunun İran’a karşı olmadığı, sadece savunma amaçlı olduğu söylense de İran, bir NATO üyesi olarak Türkiye’yi hep kendisine karşı tehlike yaratacak bir ülke olarak değerlendirecektir. İran Meclis Başkanı Ali Laricani’nin Türkiye’de kurulan radar istasyonunun Müslümanlardan yana olmadığı düşüncesi bunun bir nevi ispatıdır. 

Bölgede yeni bir savaşın başlaması ihtimali çok uzak değildir. Böyle bir savaşta coğrafi konumu nedeniyle Azerbaycan’ın tarafsızlığını koruyacağı kesindir. Her ne kadar Türkiye sıkı diplomasi girişimleriyle bölgede bir savaş tehlikesini ortadan kaldırmak için çaba gösteriyor olsa da, ne Ankara, ne de Tahran bu savaştan taraf olmadan çıkamazlar. Bu savaş her iki devleti farklı cephelere itmektedir. Sonuç olarak bölgede üç Müslüman komşu ülke arası ilişkilerde özellikle İran’ın Azerbaycan ve Türkiye ile samimi ilişkiler içinde olacağı ihtimali pek zayıftır. Bunun başlıca nedeni ise Bakü ve Ankara’nın Batılı devletlerle olan ilişkileridir.
 

 

Sonnotlar:

(1) Azerbaycan Cumhuriyeti ilk defa Rusya İmparatorluğu’nun 1917’de yıkılmasının ardından, 28 May 1918 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu bağımsızlık yalnızca 23 ay sürmüş ve 28 Nisan 1920 tarihinde Kızıl Ordu’nun Bakü’yü işgaliyle son bulmuştur.

(2)“İran Meclis Başkanı: Karabağ sorunu şimdi uluslararası soruna dönüştü”,  12 Ocak, 2012 http://news.am/tur/news/88800.html

(3)"Armenia only Country to Mediate Between Iran and West”,
www.gab-ibn.com/IMG/pdf/Re5-_Armenia_Only_Country_to_Mediate_Between_Iran_and_West_-_Giragosian.pdf

(4) «???? ?????? ??????????????? ??????: ??? ?? ???? ???????? ????? ????????? ??????“
http://www.panarmenian.net/rus/world/details/54689/

(5) "??????????? ?? ????? ?????-???? ??????????? ??? ???????? ????????? ????? ?????? ? ????????”,
http://regnum.ru/news/polit/1483262.html

(6)???? ? ????? ??????????? ???? ?????????? ?????? ?????? ??????????? ???????????,
http://regnum.ru/news/polit/1464344.html

(7)“Wikileaks Reveals Ilham Aliyev’s Statement on Russia, Iran, Turkey and Armenia”,
http://azerireport.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2500

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top