Türkiye ve Azerbaycan’ın Fransa’ya Karşı Tavrı Nasıl Olmalıdır?

Dr. Elnur İSMAYIL
09 Ocak 2012
A- A A+

1915 senesinde gerçekleştiği iddia edilen Ermeni soykırımının reddinin, Fransa Parlamentosu Genel Kurulu’nun 22 Aralık 2011 tarihli kararıyla Fransa’da suç sayılmasını öngören yasa tasarısının kabul edilmesi, Ankara-Paris ilişkilerinde diplomatik krize yol açarken, Azerbaycan’ın da sert tepkisine neden olmuştur.

 

Azerbaycan ve Ermenistan arasında yirmi yılı aşkın bir süredir devam eden Dağlık Karabağ sorununun çözümü için kurulan AGİT Minsk Grubu eş başkanlarından olan Fransa, almış olduğu bu kararla Ermeni yanlısı bir politika izlediğini ve tarafsız olmadığını ortaya koymuştur.

 

Bakü’den ilk açıklama Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Siyasi İşler Şube Başkanı Ali Hasanov’dan gelmiş; Hasanov, Bakü’nün duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, bir sonraki AGİT Minsk grubu toplantısında Fransa’nın üyeliğinin tartışılacağını ifade etmiştir.(1)  Türkiye ise merkezi Viyana’da bulunan AGİT nezdinde girişimlerde bulunarak, Fransa’nın Minsk Grubu’ndan çekilmesi için propaganda yapmaya başlamıştır.

Azerbaycan Dış İşleri Bakanlığı Fransa Parlamentosu’nun kabul ettiği bu tasarıyı “insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayan ve aynı zamanda demokratik değerlere zıt” bir karar olarak nitelendirmiştir.(2)  Bakanlık, eş başkan olarak son yirmi yılda Ermenistan-Azerbaycan arasında yaşanan savaş sonucu bir milyondan fazla Azerinin Ermeniler tarafından kendi topraklarından kovulmasına, topraklarının %20’sinin işgaline göz yuman ve Hocalı katliamından dolayı şimdiye kadar Ermenistan’ı hiç eleştirmeyen Fransa’nın bu kararını kınadıklarını yayımladığı bir bildiriyle ifade etmiştri. Her zaman Azerbaycan’ın Türkiye’nin yanında olduğunu belirten Dış İşleri Başkan Yardımcısı Araz Azimov, bu konuda da ülkesinin Ankara’yla aynı safta yer alacağını bildirmiştir. 

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dışişleri Şube Başkanı Novruz Memmedov Fransa’nın bu kararını adaletsiz bulduğunu ifade etmiştir. Bu yasa tasarısının şimdilik sadece parlamento tarafından kabul edilmiş olduğunu ve Bakü’nün olayları dikkatle izlediğini bildiren Memmedov, Paris’in atacağı sonraki adımlar doğrultusunda Azerbaycan’ın Fransa ile ilişkilerine yeniden gözden geçireceğini ifade etmiştir. 

Fransa’nın demokratik devlet imajını sarsan bir kararın kabulü Azerbaycan Parlamentosu tarafından da eleştirilmiştir.(3) ” Parlamento Başkanı Oktay Esedov’un talimatıyla kurulan komisyon, Fransa Parlamentosu ve Senato’suna itiraz mektubu göndermiştir. Mektupta, Fransa’nın kabul ettiği yasanın Azerbaycan’da rahatsızlık oluşturduğu ve Paris’in bu adımının demokratik yapı, insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşmadığı bildirilmiştir. Aynı zamanda Azeri Parlamentosu’nda, Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi’nde (TÜRKPA) Fransa’nın bu kararına karşı tavır alınması için, TÜRKPA dönem başkanı olan Kazakistan Parlamentosu’na müracaat edileceği ifade edilmiştir. 

Daha ilk zamanlarda Fransa’nın Minsk Grubu’na eş başkan olmasına karşı olan Azerbaycan, sonradan Paris’in Dağlık Karabağ sorununda arabuluculuğunu kabul etmişti. O dönemin Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in 1997 senesinde Fransa ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Jacque Chirac’a ülkesinin Ermeni yanlısı yaklaşımlarından dolayı Minsk grubu eş başkanı olmasına karşı olduğunu bildirmişti.(4)  Jacque Chirac ise Haydar Aliyev’i Fransa’nın sorunun çözümünde objektif bir politika yürüteceğine ikna etmişti. Ama Fransa, diğer eş başkan ülkeler Rusya ve ABD gibi, sorunun objektif çözümünden ziyade Ermenistan’ın çıkarlarının korunması amaçlı bir politika izlemektedir.

2001 yılının Ocak ayında Haydar Aliyev Fransa’ya resmi ziyareti sırasında Fransa Parlamentosu’nun “Ermeni Soykırımı” yasasını onaylamasını kınamış ve bu kararın uluslararası ilişkileri negatif yönde etkileyeceğini bildirmişti.(5)  Fransa hem Jacques Chirac, hem de Nicolas Sarkozy hükümetleri döneminde, AGİT Minsk Grubu’nun arabuluculuk faaliyetlerini destekleme politikası yürütmektedir. Paris, Minsk Grubu tarafından Ermenistan ve Azerbaycan’a farklı dönemlerde sunulan çözüm önerilerini “dengeli ve kabul edilebilir” olarak nitelendirmektedir. 2006 yılında Jachques Chirac döneminde Fransa, Erivan ve Bakü arasındaki görüşmelere ev sahipliği yaparak, tarafları Paris’e 40 km uzaklıkta olan Rambouillet Şatosu’nda bir araya getirmiş; ancak bu arabuluculuk da Ermenistan’ın tutarsız tavırlarından dolayı bir sonuca ulaşmamıştır.

14 Mart 2008 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 62. toplantısında 7’ye karşı 39 oyla kabul edilen “Azerbaycan’ın İşgal Edilmiş Topraklarında Son Durum” isimli kanun tasarısının oylanması sırasında, ABD ve Rusya’nın yaptığı gibi, Fransa’nın da Ermeni yanlısı tutumunu anlamak zor değildir. Minsk Grubu eş başkanları bu tasarının aleyhine oy kullanmışlar ve ayrıca, tasarının Genel Kurul’da müzakereye çıkarılmaması için Bakü’ye fikrinden vazgeçirme ve baskı politikası uygulamışlardı. Buna rağmen Genel Kurul’da kabul edilen kanun, uluslararası hukuk prensipleri doğrultusunda Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün tanınmasını, koşulsuz ve derhal Ermenistan ordusunun işgal altındaki topraklardan çekilmesini beyan ediyordu. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı her üç ülkeye de oylama sırasında tasarının aleyhine oy kullandıkları için itirazını ifade ederek, ilişkilerini yeniden gözden geçirebileceği uyarısında bulunmuştu. Minsk Grubu eş başkanları “hayır” oyu kullanmalarına gerekçe olarak Dağlık Karabağ sorununun çözümü görevinin kendilerinde olmasını ve sorunun BM Genel Kurulu’nda müzakereye çıkarılmasını uygun bulmadıklarını göstermişlerdi. Minsk Grubu eş başkanı olan ülkelerin izlediği bu apaçık çifte standart politikası halen Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çıkmasının önünde engel teşkil etmektedir. 

2010 senesinde yeniden BM Genel Kurulu’nun 64. toplantısında tartışmaya çıkarılması amaçlanan “İşgal Altındaki Azerbaycan Topraklarında Son Durum” başlıklı yasa tasarısına, Minsk Grubu üyeleri yeniden karşı çıkmışlardır. Bakü, AGİT’in bölgeye yeni bir inceleme heyeti göndermesi karşılığında tasarının Genel Kurul’un gündeminden çıkarılmasına ikna edilebilmiştir. 

Minsk Grubu eş başkanlarının son bölge ziyaretleri öncesi Azerbaycan Dışişleri Bakan yardımcısı Araz Azimov, Azerbaycan’ın Minsk Grubu’ndan fazla bir şey beklemediğini belirterek, üye devletlerin açıkça Ermenistan’ı kolladıklarını ifade etmiştir. Bakü, Minsk Grubu’nun başarısız arabuluculuk faaliyetinden memnun değildir ve formatın değiştirilmesinden yanadır. Bu amaçla Bakü, Avrupa Birliği’nin Dağlık Karabağ sorununun çözümünde aktif rol almasından yanadır ve Minsk Grubu’nda Türkiye, Almanya ve İngiltere’nin eş başkanlardan olması için diplomatik çaba göstermektedir. Paris’in sözde Ermeni iddialarını kullanarak Türkiye’ye baskı yapması, Bakü’nün de çıkarlarına karşı olduğu için, Fransa’ya karşı tavrın kesinlikle değişmesi gerekmektedir. Ancak, Ermeni yanlısı politika izleyen Fransa’nın arabuluculuk statüsünü elinden almak çok kolay olmayacaktır. 

Fransa’da Ermeniler lehine kabul edilen bu tür yasaların Türkiye’ye karşı baskı aracı olarak kullanıldığı açıktır. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy 6-8 Ekim 2011 tarihlerinde Güney Kafkasya ülkelerine bir ziyarette bulunmuştu. Fransa medyası Sarkozy’nin Ermenistan’ı ziyareti sırasında kullandığı ifadelerini, seçimlere yatırım olarak yorumlamıştı.(6)  450 bin Ermeni kökenli vatandaşı olan Fransa’da her seçim öncesi bu tür propogandaları duymak mümkündür. Ama Sarkozy bu ziyareti sırasında sarf ettiği “Fransa soykırımı tanıyan ilk ülke olmanın gururunu yaşamaktadır”(7)  ifadesiyle tartışmayı daha da ileri götürmüş ve aslında Ankara’ya karşı tavrını açık açık ortaya koymuştur. 

Sarkozy, Erivan’da Soykırım Anıtı’nı ziyaret etmiş; buna karşın Bakü’de Dağlık Karabağ savaşı sırasında şehit olanların anısına yapılan Şehitler Mezarlığı’nı ziyaret etme gereği bile duymamıştır. Azerbaycan’da tepkilere yol açan “Dağlık Karabağ’ın Ermenistan için ne anlam ifade ettiğini Fransa’dan daha iyi kimse anlayamaz” ifadesi(8) , Fransız Cumhurbaşkanının ve ülkesinin gerçek yüzünü ortaya koymuştur.

Yasa tasarısının kabulünü Fransız medya kuruluşları da “fırsatçı ve tehlikeli” olarak yorumlamaktadırlar. Buna rağmen, Fransa’nın Ermeni yanlısı politikalarını sadece seçimle ilgili olarak değerlendirmek doğru olmaz. Daha önce de belirtildiği gibi, son dönem Sarkozy yönetimindeki Fransa’nın, Türkiye ile ilişkisini tarihe dayanan düşman tavırlarla yürüttüğünü ifade etmek gerekmektedir. 2001 senesinde soykırım iddialarını kabul eden Fransa, 2006 yılında Fransa Parlamentosu’nda bu yasa tasarısını kabul etmiş; ama tasarı Mayıs ayında Senato’dan geri dönmüştür. Soykırım iddialarını kabul etmeyenlerin cezalandırılmasına ilişkin yasa tasarısını hazırlayan iktidar partisi Halk Harekât Birliği (UMP) milletvekili Valerie Boyer bu defa bu yasanın Senato’dan da geçmesinde ısrarlı olduklarını bildirmiştir.(9)  Boyer’in 2011 yılı Ağustos ayında Azerbaycan’ın izni olmadan Dağlık Karabağ’a yaptığı ziyaret iki ülke arasında diplomatik krize yol açmıştı. Uluslararası alanda Azerbaycan toprağı olarak bilinen Dağlık Karabağ’a Fransızların ziyareti için kampanya başlatan Boyer, Bakü’nün kara listesine alınmış ve Paris’e diplomatik nota verilmiştir. Fransa hükümeti ise milletvekilinin ziyaretinin resmi olmadığı yönünde bir açıklama yapmıştır.

Sonuç

Son yıllarda Nikolas Sarkozy yönetiminin dış politikası, Fransa’nın sadece Avrupa’da değil, dünya genelinde yeniden büyük bir devlet olarak algılanmasını hedeflemektedir. Bunu, Sarkozy’nin Gürcistan ve Rusya arasındaki savaş sonrasında arabuluculuk yapmasıyla, Libya’ya askeri müdahale sırasında liderlik faaliyetleriyle, İran’a karşı BM’de yaptırım kararlarının alınmasındaki aktifliğiyle ve son olarak AB’de Euro krizi sırasında İngiltere’ye karşı tavrına dayanarak söyleyebiliriz.

Son 10 yıl içerisinde Fransa Parlamentosu’nda özellikle seçimler öncesinde Ermeni soykırım iddialarının gündeme getirilmesinin Fransa’daki Ermeni diasporasının oyunu kazanmaya yönelik bir politika olduğu ortadadır. Aslında Fransa’nın tarih boyunca Ermenistan’ı savunan politikalar izlemiş olmasından dolayı bu kararı olağan karşılamak gerekir. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy döneminde Türkiye ile ilişkilerde sık sık sorunlar yaşanmaktadır. Ancak, bunun sebebi sadece Fransa’daki Ermeni diasporasının oylarını kazanma endişesinden kaynaklanmamaktadır. Fransa’nın Türkiye’nin AB’ye üyeliğine karşı politika izlemesinin ve ilişkileri sık sık krize sokmasının arkasında büyük oranda Fransa’nın genel olarak Türkiye’nin son yıllarda izlediği aktif dış politikasından, uluslararası arenada artan öneminden ve bölgesel liderlik imajının güçlenmesinden duyduğu endişe önemli rol oynamaktadır. Buradan hareketle, Ocak ayı sonuna kadar Sarkozy’nin bu yasayı onaylayacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Fransa’nın bu tutumu, sadece Ankara ile değil, aynı zamanda Bakü ile de ilişkilerine yeniden bakmasını gerektirecektir. 

Türkiye ve Azerbaycan’ın da Fransa ile olan ilişkilerini sadece sözde değil, aynı zamanda fiili olarak da yeniden gözden geçirmeleri gerekmektedir. Yasa tasarısı Fransız Parlamentosu’na gelmeden önce Ankara’da başlayan tepkileri, Fransız senatörü Philippe Kaltenbach şantaj olarak nitelemiş ve ülkesini kendi değerlerinden vazgeçmemeye çağırmıştır.(10)  Kaltenbach, 2001 senesinde soykırım iddialarının Fransa tarafından tanınma süreci sırasında da Ankara’nın benzer bir politika yürüterek, Fransa ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini durduracağını ifade etmiş olmasına rağmen, iki ülke arası ticari ilişkilerin soykırımın Fransa tarafından tanınmasından sonra daha da büyüdüğünü hatırlatmıştır. 

Fransa’da Türkiye’nin yine bir süre tepki göstereceği ama sonra eski durumuna hatta daha ileriye gideceğine dair kanı vardır. Ankara bu yüzden atacağı adımlarda ne kadar kararlı olduğunu göstermelidir. Atılacak adımlarda Azerbaycan yönetimi ile de istişareler yapılması yerinde olacaktır.  

Uzun yıllardır, Fransa’nın Ermenistan’la ilişkilerinden dolayı, Paris’in Erivan’a Dağlık Karabağ sorununun çözümünde işgal ettiği topraklardan çekilmesi yönünde baskı yapabileceği ümidini taşıyan Azerbaycan, umudunu artık iyice kaybetmiştir. Azerbaycan diplomasisi Dağlık Karabağ sorununun çözümü istikametinde Minsk Grubu üyesi Fransa’nın eş başkanlığından artık imtina etmelidir. 

Türkiye ve Azerbaycan arasında, 1992 yılında Ermeniler tarafından gerçekleştirilen ve dünya tarihinin en dehşet verici olaylarından biri olan Hocalı Katliamı’nın uluslararası alanda tanıtılması doğrultusunda daha kararlı ve etkin bir politika izlenmelidir. Öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ve genel olarak Türkiye toplumunda, daha sonra dünya kamuoyunda Hocalı Katliamı’nın tanıtılması gerekmektedir.

 

Dipnotlar:

(1)“Fransa’nın Minsk grubunda temsilciliği konusu ele alınabilir”, 30 Aralık 2011 www.1news.com.tr/azerbaycan/siyaset/20111230112206934.html

(2)Azerbaycan Respublikası Dış İşleri Bakanlığı’nın Beyanatı, 22 Aralık 2011 http://mfa.gov.az/index.php?option=com_content&task=view&id=1277&Itemid=1

(3)“Azerbaycan Respublikası Milli Meclisi’nin Beyanatı ”www.meclis.gov.az/?/az/statement/view/23/

(4)Бывший госсоветник Азербайджана предлагает изгнать Францию из МГ ОБСЕ, а компанию Total с Каспия, 21 Aralık 2011, http://regnum.ru/news/fd-abroad/turkey/1482285.html

(5)Azerbaycan-Fransa ilişkileri hakkında genel bilgi notu,  http://library.aliyev-heritage.org/tk/178352.html

(6)“Nicolas Sarkozy tente de s'imposer en homme de paix dans le Caucase”,  07 Ekim 2011,
www.france24.com/fr/20111005-france-diplomatie-sarkozy-armenie-azerbaidjan-georgie-accords-paix-haut-karabakh-ossetie-nord-abkhazie

(7)“Sarkozy’den Ankara’ya soykırım tehdidi”,  http://www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=1187813

(8)“Nicolas Sarkozy: We can never establish peace instead of you”,
The exclusive interview of President of France Nicolas Sarkozy to Mediamax, 05 Ekim 2011,  www.mediamax.am/en/news/interviews/2744/

(9)“Les deputes penalisent la negation des genocides”,
www.lemonde.fr/politique/article/2011/12/22/les-deputes-vont-penaliser-la-negation-des-genocides_1621417_823448.html,  22 Aralık 2011,

(10)“Turkey toughens stance, tells France to face own ‘bloody history'”, 18 Aralık 2011, http://www.todayszaman.com/newsDetail_getNewsById.action?newsId=266018

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top