Bağımsızlığın 3. Yılında İç Barışını Arayan Güney Sudan

Hasan ÖZTÜRK
10 Temmuz 2014
A- A A+

Güney Sudanlılar Temmuz 2011’de yapılan referandum neticesinde ortaya çıkan bağımsızlık kararı sonrası,Sudan’dan ayrılarak kendi devletlerini kurmuştur. Sudan’ın bölünmesi ile Güney Sudanlılar birçok sorunun çözüleceğine inanmıştır. Ancak 2011’de bağımsızlığın ilan edilmesinin ardından dünyanın bu yeni ülkesini zor günlerin beklediği vurgulanmıştır. Maalesef  Aralık 2012’de  başlayan ve bağımsızlığın üçüncü yılında hâlâ neticelenmeyen iç savaş, Güney Sudan’ın geleceği hakkında yapılan karamsar yorumları doğrulamıştır.

 

Öncelikle belirtmek gerekirki, Güney Sudan’da yaşanan iç savaşın ana sebebi ülke içinde aranmalıdır. Ülkede devam eden iç savaşın temelinde, devlet olmasına rağmen ulusal birlik kuramayan Güney Sudan’daki etnik grupların iktidar mücadelesi ve kaynakların paylaşımı sorunu yatmaktadır. Güney Sudan’ın son yüzyıllık geçmişinde yaşanan sorunlar ve bu sorunların çözüme kavuşturulmadan devletleşmenin gerçekleşmesi, henüz kurumsallaşamamış bu yeni devleti sorunlar yumağı ile başbaşa bırakmıştır. Bağımsızlık ilan edilmesine rağmen ülkede etnik bağlar üzerinden bölünmüş ordu dışında devlet kurumlarının çoğu, temel hizmetleri sunacak kapasiteye sahip değildir. Kurulan devlet kurumlarına memur alımında şeffaf ve adil bir süreç izleme yerine yöneticilerin kendi etnik gruplarına öncelik tanıması, Güney Sudanlıların yeni kurulan devlete olan inancını sarsmıştır. Ülkedeki bir bakanlığın başına hangi etnik grubun üyesinin geleceği aynı zamanda o bakanlığın kaynaklarının hangi etnik gruba gideceğinin tayin edilmesi anlamı da taşımaktaydı. Devletin temel işlevini görmediği bir ortamda bireylerin etnik kimliklerinin tehdit altında olduğunu algılamaları, yeniden silaha başvurmalarını kolaylaştırmıştır.

 

Güney Sudan’da Temmuz 2014 itibariyle devam eden iç savaş, ülkenin en büyük iki etnik grubu olan Dinka ve Nuer mensupları arasındadır. Temmuz 2013’te Devlet Başkanı Salva Kiir (Dinka) dönemin başkan yardımcısı ve Güney Sudan’ın bağımsızlık mücadelesini yürüten Sudan Halkı Özgürlük Ordusu’nun (SPLA) üst düzey komutanlarından Riek Machar’ı (Nuer) görevden almıştır. Aralık 2013’te iseCumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı içinde Salva Kiir’e yakın bir grup ile RiekMachar’a yakın bir grup arasında çatışma çıkmıştır. Bunun üzerine Kiir eski  Başkan Yardımcısı Riek Machar’ın darbe girişiminde bulunduğunu iddia etmesiyle orduda Kiir’e yakın askerlerin Nuerleri hedef alan gözaltı ve şiddet uygulamaları iç savaşı tetiklemiştir. Altı aydan fazla bir süre geçmesine rağmen darbe girişimine dair somut deliller ortaya konamamıştır. Kiir ve Machar arasında yaşanan gerilim, aslında Dinka ve Nuer etnik grupları arasında yıllardır varolan gerilimin yeni bir yansımasıdır. Bundan dolayı  günümüzde devam eden iç savaşın anlaşılması için ülkenin geçmişinde yaşananlar önemlidir.

 

Sudan ve Güney Sudan sömürgecilik döneminde sınırları belirlenmiş siyasi yapılardır. Geçmişte Şiluk krallığı dışında bu coğrafyada, günümüzdeki modern anlamıyla devlet yoktu. Güney Sudan’da nüfusun yaklaşık %3’ünü oluşturan azınlık etnik gruplardan Şilukların kurduğu bu krallık dışında diğer etnik gruplar daha çok kabileler şeklinde yapılanmıştır. Her bir kabile geniş alana yayıldığı için kabile kolları şeflerin yönetiminde bir nevi mini ulus devlet halinde yaşamaktaydı. Bu yüzden Güney Sudan’daki etnik grupların önemli kısmı devlet ve bürokrasi gibi kavramlara sömürgecilik dönemine kadar aşina değillerdi.

 

Güney Sudan’da insanlar çoğunlukla tarım veya hayvancılıkla geçimlerini sağlamaktadır. Bölgenin iklim şartlarında yaşanan değişim özellikle hayvancılık yapan grupları kurak mevsim ve yağmur mevsimi dönemlerinde farklı yerlere göç etmeye zorlamaktadır. Bu göçler sırasında hayvancılıkla geçinen gruplar istemeden de olsa tarımla geçinen grupların arazilerine tecavüz etmektedir. Ufak çapta da olsa yaşanan gerilimler nadiren büyük ölçekte savaşa dönüşmüştür. Mayıs ve Ekim ayları arasında yaşanan yağmur mevsiminde oluşan bataklıklar ve artan sivrisineklerin hayvanlara zarar vermesinden ötürü hayvancılık yapanlar kuzey bölgelere göç etmektedir. Kurak mevsim olan Kasım ve Nisan ayları arasında ise hayvancılık yapanlar güneye göç etmektedir. Dinka ve Nuer gruplar arasında kıt olan meralar ve su kaynakları yüzünden sıklıkla ufak çapta çatışmalar yaşanmıştır.

 

Geçmişte anlaşmazlıkların büyümeden sonuçlanmasının ardında yatan birkaç temel sebepten bahsedilebilir. İlk olarak, yüzyıl öncesinde ateşli silahların Afrika’da günümüzdeki kadar yaygın olmaması düşmanlıkları belirli seviyede tutmuş ve  yaşanan gerginliklerde ölü sayısının  artmasınıönlemiştir. İkinci olarak, Dinkalar ve Nuerler devletsiz toplumlardı ve her bir kabilenin alt kolu kendi yönetimine sahipti. Bir kasabada yaşayan bir alt kabile grubunun başında bulunan kabile şefi aynı zamanda oradaki yerel yönetimin (idara el-ehliyye) de başıydı. Yerel yönetimin başındaki şef, kabile içinde ve komşu kabileler ile yaşanan sorunların çözümünde arabuluculuk etmekteydi. SPLA iç savaşta konumunu güçlendirme adına alternatif otorite olan yerel yönetimleri zayıflatma yoluna gitmiştir. Sudan’ın eski Devlet Başkanı Cafer Numeyri’nin 1974’te aldığı bir karar ile yerel yönetimleri feshetmesi, kabile içinde veya kabileler arası yaşanan sorunları erken aşamada çözüme kavuşturacak ve yatıştıracak mekanizmalar ortadan kaldırmıştır.

 

Güney, Sudan’dan 90 Yıl Önce Ayrılmıştı

 

Güney Sudan bağımsız bir devlet olarak 2011’de ortaya çıksa da ülkenin öncesinde Sudan’ın ayrılmaz bir parçası olduğu sanılmamalıdır. Tarih boyunca günümüz Güney Sudan bölgesi siyasi sınırlar bakımından Sudan’a dahil olsa da başkent Hartum’atam anlamıyla entegre olmamıştır. Sudan’ın kuzeyinde yaşayan Arap asıllı kabileler,uzun yıllar güneydeki Afrika asıllı kabileleri köle ticareti için uygun topluluklar olarak görmüştür. Kuzeyli Arapların güneyli kabilelere saldırarak onları köle olarak esir almaları, toplumsal hafızada güneyli halkları kuzeylilere karşı soğutmuştur. Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1822’deFunc sultanlığını fethederek Sudan’ı topraklarına katsa da Hidiv yönetimlerinde bölgesel entegrasyon gerçekleşmediği gibi bir üst kimlik oluşumu da sağlanamamıştır.

 

İngiltere’nin sömürgecilik döneminde 1924’tealdığı Kapalı Bölgeler Kanunu, Sudan’ın kuzeyi ile güneyi arasında olası bütünleşme ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Kanun, 8. ve 10. paraleller arasında tampon bir bölge öngörmekte ve insanların ilgili yöneticilerden izin almadan kuzeye veya güneye geçmelerini yasaklamaktaydı. İngilizlerin bu kanun ile birden fazla siyasi hedefi vardı. Öncelikle İngiltere, Sudan’ın güneyini daha çok Afrikalı kabileler yaşadığı için Doğu Afrika’daki sömürgeleri çerçevesinde düşünüyor ve uzun vadede Doğu Afrika’ya katmaya planlıyordu. İkinci olarak, kuzeyde var olan İslami ve Arap kimliğinin güneyde yayılması entegrasyonu artıracağı gibi güneylilerin İngilizlere karşı ayaklanarak isyan etme ihtimalini de artıracaktı. Mehdi isyanında zor bir dönem yaşayan İngiltere, güçlü bir üst kimliğin bulunmadığı Sudan’ın güneyini Arap/İslami kimlikten uzak tutmak istemiştir. Üçüncü olarak İngiltere, Sudan’ın güneyine Hıristiyan misyonerleri davet ederek dinin pasifleştirici etkisinden faydalanmayı planlamıştır.

 

İngiltere 1940’ların sonları ve 1950’lerin başlarında ise Sudan’ın güneyini Doğu Afrika’ya katmaktan vazgeçmiştir. Bu dönemde İngiltere, Sudan politikasını, her ne kadar Kapalı Bölgeler Kanunu yüzünden güney ile kuzey arasında kopukluk olsa da, Sudan’ı tek parça olarak tutmak olarak belirlemiştir.  Dolayısıyla Sudan’ın bağımsızlığına kavuştuğu 1956 yılında ülkenin güneyi fiili olarak zaten ayrılmış idi. Bağımsızlık sonrasında Sudan’ın kuzeyindeki yönetici elitlerin güney üzerinde çok fazla otoritesi yoktu. Tam da bu yüzden 1955’tegüneyliler kuzeylilerle birlikte Sudan devleti olarak yaşamaktansa, kendi bağımsız devletlerini kurmayı istemişlerdir. Bu talep İngiltere tarafından kabul edilmeyince yarım asır sürecek Sudan-Güney Sudan iç savaşı başlamıştır. 

 

Sömürgecilik yönetimi boyunca İngiltere bölgedeki en kalabalık etnik grup olan Dinkalarıgözardı etmiş, Nuerleri ve Murleleri kayırmıştır. Dinkalar 19.yüzyılda kuzeyden köle temini için gelen akınlara karşı mücadele etmiş savaşçı bir gruptur. Bölgede sayıca da fazla olmalarına rağmen sömürge döneminde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeleri,Dinkaları bağımsızlık savaşında ön planda yer almalarına motive eden bir sebeptir. İngilizler Murleleri ise Nuerlere karşı kayırmıştır. Dinkalar, Nuerlerin bugün sahip oldukları hayvanları Dinkalardan çaldıklarını savunmaktadır. Etiopya’dan batıya doğru göçen Nuerlerin zamanla Dinka gruplardan büyükbaş hayvanları çalarak bugünkü kadar zenginleştiğine inanmaktadır. Benzer şekilde Nuerler ise MurleleriNuerlerin hayvanlarını çalmakla suçlamaktadır. Eylül 2011’de yaşanan ve yaklaşık beş bin kişinin yaşamını yitirdiği Nuer-Murle savaşının arka planında yatan sebeplerden birisi de sömürge yönetiminin bu kayırmacı politikasıdır.

 

Dinkalar ile Nuerler arasındaki rekabet Sudan hükümetine karşı verilen silahlı mücadeleye de yansımıştır. Özellikle 1991 yılında alevlenen SPLA içindeki gerginlik, binlerce Dinka’nın ve Nuer’in yaşamanı yitirdiği bir iç savaşa sebep olmuştur. Sudan eski Devlet Başkanı Cafer Numeyri 1972’de güneyli isyancılarla barış anlaşması imzalamış ve 11 yıl sürecek barış dönemi başlamıştır. SPLA bünyesindeki bazı üst düzey Dinka elitleri, Sudan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde eşit yurttaşlık, laik devlet yapısı ve demokrasi gibi değerler üzerine devletin dönüştürülmesini savunmuştur. Nuer elitleri ise kuzeyliler ile yaşamak istemiyor, mutlak bağımsızlık talep ediyordu. Numeyri’nin verdiği sözleri gerçekleştirememesi ve başka bir takım sebeplerden ötürü RiekMachar, emrindeki askerlerle Etiopya’nın güney batısında üs kurarak askeri anlamda güçlenmeye başlamıştır. Sonraları SPLA’nın lideri olacak John Garang (Dinka) Mayıs 1983’te üç bin askerle Bor’dan ayrılarak Machar’a katılmış ve iç savaş yeniden başlamıştır. Garang’ın ilerleyen yıllarda SPLA’nın liderliğine yükselmesinin ardından Dinkaları kayırması ve otoriter bir yönetim sergileyerek Machar’ıpasifize etmesi,Nuerlerin geri plana itilmiş duygusuna kapılmalarına sebep olmuştur. İki lider arasındakigerilimle kendini gösteren Dinka-Nuer rekabeti, 1991’e gelindiğinde silahlı çatışmalara dönüşmüştür. Dinka ve Nuer gruplar arasında yaşanan çatışmalarda binlerce asker ve sivil yaşamını yitirmiştir. Arabulucuların araya girmesiyle sona eren mücadele sonrasında, ortak düşman gördükleri Sudan merkez hükümetine karşı mücadeleye devam eden Dinka ve Nuerler, bu iç savaşta yaşanan sivil katliamları, köy yakmalar ve işkenceler gibi savaş suçlarını unutmamıştır. Güney Sudan’da bağımsızlığın üçüncü yılında devam eden Dinka-Nuer savaşının arka planında bu tarihi acıların da rolü vardır.

 

Enerji ve Dış Aktörler

 

Güney Sudan’da 3,5 milyar varil petrol rezervi ve 3 trilyon kübik feet doğal gaz rezervi olduğu tahmin edilmektedir. Bağımsızlığını kazanana kadar Güney Sudan topraklarında çıkarılan petrol, boru hattı ile Hartum üzerinden Port Sudan’a aktarılmakta ve oradan da dünya pazarına sunulmaktaydı.  Sudan’dan ayrılan Güney Sudan, çıkardığı petrolü dünya pazarına sunma noktasında ilişkilerin kırılgan olduğu Sudan’a bağımlı kalmayı istememekte ve alternatif enerji nakil hatları planlamaktadır. Alternatif enerji nakil hattı tartışmaları 2014 itibariyle iki güzergah üzerinde yoğunlaşmaktadır.

 

Birinci alternatif, Güney Sudan’da çıkan petrolün boru hattı ile Etiopya üzerinden Kızıldeniz’e kıyısı bulunan Cibuti’ye aktarılmasıdır. Güney Sudan’ın bu alternatifi düşünmesinin temel nedenlerinden birisi de Sudan hükümetine karşı Etiopya’yı yanına çekmek istemesidir. İkinci alternatif ise çıkartılan petrolün doğrudan Hint Okyanusu’na kıyısı olan Kenya üzerinden dünya piyasalarına sürülmesidir. Kenya bu alternatifi daha büyük bir proje olarak düşünmektedir. Kısa adı LAPSSET olan proje kapsamında Kenya’nın liman kenti Lamu’ya modern bir liman inşası, rafineri kurulması ve Güney Sudan’a kadar uzanan boru hattı döşenmesi planlanmaktadır.

 

Her iki alternatif için resmi anlaşmalar henüz yapılmış değildir. Birinci alternatif kapsamında Güney Sudan, Etiopya ve Cibuti arasında memorandum imzalanmıştır. Kenya hükümeti ise LAPSSET kapsamında Lamu limanının ve elektrik santrallerinin inşaatını başlatmıştır. Her iki alternatif boru hattının maliyeti 4 milyar dolar civarındadır. Fizibilite çalışmaları sonucunda her iki alternatif boru hattı güzergâhında da coğrafi engeller dikkat çekmektedir. Cibuti güzergâhında bataklıklar en büyük engel iken Lamu-Kenya güzergâhında sınır bölgelerinde rakımın iki bin metreye varması petrol akışını zorlaştırabilecek coğrafi yükseltilerdir.

 

Güney Sudan’ın 2014 itibariyle günlük petrol üretimi yaklaşık 350 bin varildir. Ülkedeki petrolün neredeyse tamamını Çinli ve Malezyalı firmalar çıkarmaktadır. Çin, çıkan petrolün Kenya üzerinden gönderilmesini desteklemektedir. UhuruKenyatta’nın iktidara gelmesiyle ivme kazanan Çin-Kenya ilişkileri de Çin’in bu güzergâha olan desteğini göstermektedir. Bu yüzden de Güney Sudan’ın komşuları ve küresel aktörler, Güney Sudan’da yaşanan iç savaşı sadece uluslararası barışa dönük bir tehdit olarak görmemekte, ulusal çıkarları doğrultusunda tavır almaktadır.

 

Sömürgecilik, birlikte yaşaması gereken halkları farklı devletlere bölerken birlikte yaşamaması gereken halkları da birlikte yaşamaya itmiştir. Afrika’da emperyal güçler arasında yaşanan rekabet sonucu çizilen sınırlar, günümüz Sudan sınırlarını ortaya çıkarmıştır. Güney Sudan özelinde ise çizilen sınırlar birçok etnik grubu birden fazla ülke sınırları içinde bırakmıştır. Örneğin, Nuer ve Murle gibi etnik grupların bir kısmı Etiopya sınırları içinde kalırken Acholi etnik grubunun bir kısmı Uganda’da kalmıştır. Yaşanan iç savaşa Etiopya ve Uganda’nın müdahil olmasının ardında yatan sebeplerden birisi de budur.

 

Sonuç

 

Afrika’da bağımsızlığına kavuşan devletlerin ilk yıllarına bakıldığında kucaklayıcı, birleştirici ve tarafsız politikalar izleyen liderlerin ülkelerinin geleceğini güvene aldığı görülmektedir. Kendi etnik grubunu kayıran politikalar izleyen liderler ise diğer etnik grupları ötekileştirerek uzun vadede ülkelerinin güvenliğini riske atmaktadır. Bu açıdan bakıldığında gerek Sudan hükümetine karşı yapılan iç savaşta SPLA içinde gerekse de bağımsızlık sonrasında Dinka liderlerin kendi etnik gruplarını kayırmaları ve başta Nuerler olmak üzere diğer etnik gruplara karşı taraflı davranmaları, Güney Sudanlılar arasında bir üst kimlik oluşumunu engellemiştir.

 

Güney Sudanlılar sorunların ana sebebi olarak Sudan devletini ve başkent Hartum’daki hükümet yetkililerini suçlamıştır.  Bağımsızlığın ardından bu faktör ortadan kalkmıştır ve Güney Sudan’ın bağımsızlık sonrası kaderini belirleyecek kararlar sadece Güney Sudanlılar tarafından alınmıştır. Güneyli etnik grupların ortak düşman olarak gördükleri Sudan hükümetinin bağımsızlık sonrasında denklemden çıkmasıyla birlikte bu grupları bir arada tutacak bir üst kimliğin eksikliği daha belirgin olmuştur.

 

Yüzyılı aşkın süredir devam eden Dinka-Nuer anlaşmazlığının kısa sürede sona ermesini beklemek gerçekçi bir öngörü olmayacaktır. Yıllardır yaşanan acılar toplusal hafızalarda canlılığını korurken yeni kurulan devletin taraflı davranması bu acıların sona ermesini geciktirecektir.  Sorunun uzun vadede çözümü için Güney Sudan devletinin demokratik, şeffaf, hesap verebilir ve çoğulcu yapıya sahip hale getirilmesi önem arz etmektedir. Geçmişte sürekli iktidarı elinde bulunduran etnik grup tarafından dışlanan diğer etnik gruplar artık birlikte yaşamak zorunda olduklarının farkına varmalı ve bu gerçeklik doğrultusunda yeni mekanizmaların kurulmasına yardımcı olmalıdır. Uluslararası topluma düşen en büyük görev ise ulusal çıkarları doğrultusunda etnik rekabeti körükleyecek adımlardan kaçınmak ve etnik grupların birlikte yaşamasına uygun ortam sağlanmasına katkıda bulunmaktır. 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top