Dağlık-Karabağ İçin Paris Ümit Olabilir Mi?

Mehmet KARABAĞ
26 Temmuz 2011
A- A A+

24 Haziran 2011 tarihinde Tataristan’ın başkenti Kazan’da bu yıl içerisinde ikincisi gerçekleştirilen Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin Dağlık-Karabağ sorunu için yapmış oldukları üçlü zirve, herhangi bir anlaşma sağlanamadan sona erdi. Rusya’nın öncülük ettiği üçlü zirvelerin ilki 5 Mart 2011 tarihinde Krasnaya Polyana’da gerçekleşmişti. Son yapılan zirve ile yine sonuç alınamayan zirvelerin sayısı Kazan’daki son görüşmeyle dokuza ulaşmış oldu. Büyük umut bağlanan bu zirvede “Ermeni kuvvetlerinin Karabağ’ın etrafındaki yedi bölgeden çekilmesini, mültecilerin evlerine dönmesini, bölgede uluslararası bir barış gücünün konuşlanmasını, Ermenistan ile Karabağ arasında bir koridorun açılmasını ve bağımsızlık isteyen Karabağ’ın nihai statüsünün ilerde belirlenmesini içeren belli başlı prensipler ertafında bir anlaşmaya varılması bekleniyordu. Sonuçsuz biten bu üçlü zirvenin hemen ardından Azeri ve Ermeni tarafları suçu birbirlerinin üzerine atmıştır. Medvedev bu durum karşısında uğradığı derin hayal kırıklığını ifade etmekten çekinmedi ve önceden çerçeve anlaşmasını imzalayacaklarına dair bir söz vermedikleri takdirde, tarafları bir daha toplamaya teşebbüs etmeyeceğini bildirdi. Son günlerde verilen demeç ve söylemlere bakılırsa Rusya, Dağlık-Karabağ sorunundaki aracı olma görevini Fransa’ya devredecek ve sorunun çözüm sürecini Paris’e emanet edecek gibi görünmektedir.


Bilindiği gibi Ermenistan, SSCB’nin dağılma sürecinde Azerbaycan topraklarında hak iddia edince 1988 yılında kriz doğmuş ve bu kriz 1992’de savaşa dönüşmüştü. Ermenistan, Yukarı Karabağ ve 7 bölge dâhil olmak üzere Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmişti. 1994 yılına gelindiğinde ateşkes anlaşması imzalanmıştı. Rusya, Fransa ve ABD’nin eş başkanlıklarını yaptığı Minsk Grubunun bütün çabalarına rağmen hala bir anlaşma metni üzerinde uzlaşma sağlanamamış, hatta sorunun çözümü hususunda herhangi bir ilerleme söz konusu bile olmamıştır.


Ermenistan’daki muhalefet partileri, Rusya’nın başarısız arabuluculuk görevinin sonuna yaklaşıldığı bu dönemde, anlaşmazlığın çözümünde bir gelişme olması için başta Erivan olmak üzere, sorunun tarafları üzerinde çok ciddi baskıların oluştuğunu, Dağlık-Karabağ’ın görüşmelere bağımsız bir özne olarak katılması yönündeki isteklerinin gerçekleşmesi konusunda artık ümitsizliğe düştüklerini belirtmektedir. Azerbaycan ise topraklarının işgal altında olması dolayısıyla çözümü Dağlık-Karabağ’ın kendilerine bağlı bir özerk cumhuriyet olmasında görmekte ve baskılar olsa dahi bunun haricindeki başka bir çözüm yolunu kabul etmeyeceklerini bildirmektedir. Olay bu iki çözümden birisinin seçilmesi olarak görünse de sorunun çözümüne veya çözümsüzlüğüne bağlı Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin durumu konusu da önemlidir. Ermenistan ile olan sınırının açılmasını Dağlık-Karabağ sorununun çözümüne bağlayan Türkiye’nin tavrı konunun ne kadar çok yönlü ve karmaşık olduğunu da ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, Azerbaycan’a bağlı Özerk bir Karabağ mı yoksa Bağımsız bir Karabağ mı olacak sorusunun cevabı her halükarda Türkiye-Ermenistan ilişkilerini yakından etkileyecektir. Bu durum bize Türkiye faktörünün sorunun çözümü konusunda önemli bir rol oynadığını ve Erivan yönetiminin de bunun çok iyi farkında olduğunu göstermektedir. Aksi durumda, statüko yanlısı Erivan’ın sorunun çözümü için çok da istekli olması beklenmeyebilirdi.


Çözümü etkileyen noktalardan biri de hiç şüphesiz Minsk Grubu Eş Başkanlarının iki ülke arasında objektif ve tarafsız olamamasıdır. ABD ve Fransa’daki güçlü Ermeni lobisine rağmen Karabağ sorununda aracılık yapan bu ülkelerin Azerbaycan’ın haklarını gözetir bir şekilde çözüm ortaya koymalarını düşünmek oldukça zor görünmektedir. Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirme çabaları ile konuyu dünya gündemine taşıması sonrasında sorunun çözümüne dair 20 yıldır kayda değer bir adım atmayan Minsk Grubu’nun bir şeyler yapmak zorunda olduğunun farkına vardığı görülmektedir. Aynı şekilde Moskova’nın objektif ve tarafsız davranamayacağı hususunda emin olmak için de yakın tarihe bakmak gerekmektedir. 1990’lı yıllardaki Azerbaycan-Ermenistan çatışmasında sergilediği Erivan yanlısı tutumu sebebiyle Moskova’nın ne kadar objektif ve arabulucu olabileceği tartışmalıdır.


Kazan’da başarısız bir şekilde sonuçlanan üçlü zirvenin ardından Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın Kazan’da düzenlenen bir kısım spor etkinliklerini seyretmek için şehirde kalmaya devam etmesini, İlham Aliyev’in ise zirvenin bitiminden hemen sonra hiç zaman kaybetmeden ülkesine dönmesini Rusya’daki uzmanlar iki ülkenin barıştırılması hususunda Moskova’nın objektif olamadığına ve taraflı davrandığına yorumlamıştır. Zirvenin hemen ardından Bakü’de Ordu Günü münasebetiyle yapılan geçit töreninde S-300 füzeleri ve pilotsuz uçaklar dâhil, modern silahların teşhir edilmesi Aliyev yönetiminin Erivan’a bir uyarısı olarak yorumlanmıştır. Üçlü zirve sonunda Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı yaptığı sert açıklamalarla Erivan’ın çözümden yana olmadığını dile getirdi. Devlet Başkanı İlham Aliyev bu söylemi daha da sertleştirerek ülke bütünlüğünün korunması amacıyla her türlü silahlı müdahalede bulunulabileceği yönünde demeçler verdi. Azerbaycan’ın devlet bütçesi 16 kat, askeri giderleri ise 20 kat artmış durumdadır. Bu haliyle Azerbaycan askeri bütçesi Ermenistan’ın askeri bütçesinden 10 kat daha büyüktür. Bakü’nün barış olmazsa savaş kaçınılmazdır yaklaşımı ister istemez tarafları diken üstünde tutmaktadır. Erivan ise 2007 Madrid Prensipleri temel alınarak bir yol haritasının oluşturulmaya çalışıldığı Kazan’daki dokuzuncu üçlü zirvenin sonuçsuz bir şekilde sona ermesinde asıl sorumlunun Azerbaycan tarafı olduğunu belirtmiştir. Aslında Ermenistan’a göre Kazan zirvesi, görüşmelerin devam ediyor olması dolayısıyla, başarılı olarak bile nitelendirilmektedir. Ermenistan, bir yol haritası belirlenmesini ve uzun bir süreç içerisinde konunun halledilmesini istemektedir. Camp-David sürecinin 30 yılı aşmış olmasını öne süren Ermenistan tarafına göre, Moskova problemin çözümündeki arabuluculuk görevini gücenmeden ve sabırla yürütmeye devam etmelidir.


Moskova’nın ise yürütmüş olduğu arabuluculuk ayrıcalığını hiç olmazsa belli bir evreye getirmek istediği görülmektedir. Kazan sonrası Ermenistan Dışişleri Bakanının Moskova’ya çağrılması ve telefon ile Azerbaycan Dışişleri Bakanının aranarak çözüm için son şansları olduğunu belirtilmesi bunu göstermektedir. Moskova, alacağı kısmi başarının bile kendi hanesine büyük bir başarı olarak yazılacağını hesaplamaktadır. Ağustos 2008’de yaşanan savaş sonrası bölgede tekrar korku salan ve çatışmacı politikalar ortaya koyan Moskova bu vesileyle imaj yenilemesi de yapmaktadır. Moskova, Dağlık-Karabağ sorununda peş peşe yapılan dokuz zirve ile bölge ülkelerine ve dünyaya barış yanlısı ve arabulucu ülke imajı vermek istemiştir. Hatta Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme sürecini ilk dönemlerde desteklemesinin arkasında yine bu politikası vardı. Ancak, bölgede dengeleri bizzat kuran ve kullanmaya devam eden Rusya sürecin, çıkarlarına hayati zarar vermeyecek yere kadar ilerlemesine müsaade ettikten sonra dondurdu. Azerbaycan-Ermenistan görüşmelerinde benzer bir durumun yaşandığını söyleyebiliriz. Ermenistan üzerinde oldukça, Azerbaycan üzerinde ise kısmen etkili olan Rusya’nın işgal ve Dağlık-Karabağ sorunlarını istese taraflara -özellikle Erivan’a- yapacağı baskıyla bir şekilde çözüm yoluna sokabilecek güçte olduğu söylenebilir. Şimdi arabuluculuk görevinde Rusya’nın yerini AGİT Minsk Grubu’ndan Fransa’nın alması beklenmektedir.


Fransa’nın, sorunun çözümünde, Rusya’nın yerini almaya kalkması Bakü tarafından olumlu bir şekilde karşılanmakta ve Dağlık-Karabağ sorununda Bakü’nün isteklerine yakın bir şekilde çözüme ulaşılacağı ümitleri dile getirilmektedir. Hatta öyle ki Kazan Zirvesi sonrası askeri müdahaleyi bile dile getiren İlham Aliyev, arabuluculuk görevinin Fransa’ya geçme ihtimali üzerine oldukça olumlu yönde demeçler vermeye başladı. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı İdaresi Siyasi Analiz ve Enformasyon Bölümü Başkanı Elnur Aslanov, Fransa’nın ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı prensibinden yana olduğunu, bu açıdan Alain Juppe’nin inisiyatifinde Dağlık-Karabağ sorununun kendi umdukları şekilde sonuçlanacağı yönünde ümitleri olduğunu bildirmiş ve uluslararası hukuk çerçevesinde sorunun belirli bir süreç içerisinde sonuçlanacağının altını çizmiştir.


Temmuz başında Dünya Azerbaycanlılar 3. Kongresi’nde konuşan İlham Aliyev Dağlık-Karabağ sorununun en kısa zamanda çözüleceğini ümit ettiğini ve bu hususta üzerlerine düşen ne varsa hepsini yapmaya hazır olduklarını bildirmiştir. Aliyev’e göre, çok kısa bir zaman dilimi içerisinde Dağlık-Karabağ sorunu Ermenistan ve Azerbaycan çıkarlarına birlikte hizmet edebilecek bir şekilde sonuçlanacaktır. Böyle bir sonucu dünya kamuoyu da istemektedir. Azerbaycan toprak bütünlüğünün hiçbir ülke tarafından ihlal edilemeyeceğini belirten Aliyev, Ermeni ordusunun kendi topraklarından çıkmasını toprak bütünlüklerinin olmazsa olmazları arasında saydıklarının da altını çizmiştir.


Beklenti, Dağlık-Karabağ sorununa bağlı olarak Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasının Ermenistan ekonomisine getirilerini göz önünde bulunduran Erivan’ın da kendi ekonomisine faydası olmayan Ermeni lobisinin baskılarını bir tarafa bırakıp bu konudaki statükonun artık ortadan kalkması taraftarı olduğunu dillendirmek zorunda kalacağı yönündedir. Zira, SSCB sonrası cumhuriyetlerin 1990’ların ortasındaki ekonomik gelişmişlik seviyesinde donup kalmış olan Ermenistan’ın içinde bulunduğu durum hükümete karşı halkın da şikâyet konusu olmaktadır. Dağlık-Karabağ sorununa bağlı olarak Türkiye sınırının açılması Ermenistan’ın gelişmesi yönünde büyük bir etki gösterecektir. Bunun farkında olan Erivan sorunun çözümü yönünde adımlar atmaya mecbur kalacaktır. Öyle görünüyor ki Dağlık-Karabağ sorununda, değişen arabulucuyla birlikte sert söylemlerini yumuşatan Azerbaycan ve ekonomik gelişimi için sınırın açılmasına mecbur olan Ermenistan sorunun çözümü için sonuca oldukça yaklaşmış görünmektedir. Fakat Paris’i Moskova ile kıyaslayan Bakü, özerklik yönünde ümitvar olsa da Ermeni lobisinin en güçlü olduğu ülkelerden birisi olan Fransa’daki Ermeni lobisinin nasıl davranacağının ve arabulucu görevindeki Fransa’yı nasıl etkileyeceğinin göz önünde bulundurması gerekmektedir. Fransa kontrolünde aynı gelişmelerin tekrarlanacağı şimdiden tahmin edilebilir. Kafkasya’da Rusya’nın çöz(e)mediği denklemi Fransa’nın çözebileceğini beklemek çok gerçekçi görünmemektedir.

 

Back to Top