BİLGESAM Orta Doğu Uzmanı Ali Semin’le Söyleşi: IŞİD Sünnilerle de Çatışabilir*

Ali SEMİN
22 Temmuz 2014
A- A A+

BİLGESAM Orta Doğu Uzman Ali Semin, Irak'taki IŞİD krizi üzerine Aksiyon'a bir röportaj vermiştir. Semin röportajda, Irak'ta IŞİD'in ortaya çıkmasına yol açan gelişmeleri, IŞİD'in yapısını, eylemlerini ve hedeflerini değerlendirmiş, IŞİD'in Orta Doğu'daki hedeflerinin  Türkiye açısından arz ettiği risklere değinmiştir.

 

-Irak’ın bugünkü durumuyla Amerika’nın 2003’teki işgali arasında bir bağ kurulabilir mi?

Irak’ı işgal ettikten sonra ABD’nin ilk işi güvenlik güçlerini ve kurumlarını feshetmek oldu. Ülkenin askeri, sosyal, ekonomik dinamikleri değişti. Bugünkü Irak, eski Irak değil. Üniter bir yapıya sahip değil. ABD; Şii, Sünni ve Kürtler üzerinden Bağdat yönetiminde bir denklem kurdu. Bu denklem güvenlik kurumlarına da entegre edilmeye çalışıldı.

 

-Nasıl?

Mezhepsel ve etnik yapıyı kullanarak bunu ülkenin güvenliği üzerine oturtmaya çalıştı. Asıl sorun burada başladı. İşgal sonrası ABD’nin üç senaryo üzerine çalıştığını düşünüyorum. Birincisi, Irak’ta Arap kimliğinin yok edilmesi. Irak’ı Arap dünyasından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Şu anki senaryoları “Araplılık” duygusunu mezhebe dönüştürmek. Arap kavramı şu an Irak’ın literatüründen çıktı. Şu an Şii-Sünni çatışması var. Bu bölgesel bir ayrımcılığa gidiyor. Tabii ki sadece Irak’la sınırlı kalmayacak. Önümüzdeki günlerde bütün bölge ülkelerini etkileyecek. İkincisi, Irak’ı üniter yapıdan federal yapıya dönüştürmek. Irak’ta esnek bir federal yapı kuruldu. Anayasada Irak federal bir devlet olarak tanımlanıyor ancak uygulamalara baktığımızda ne tam anlamıyla federal ne de konfederal. Üçüncüsü ise Sünnileri Bağdat yönetiminden tecrit etmek ve onları federatif bir yapıya zorlamak. Bu üçüncü senaryoyu ABD Irak’tan çekilirken uygulamaya başladı.

 

-Maliki de politikalarıyla bunu destekledi.

Zaten asıl sorun buradan başlıyor. 2003’ten bu yana Bağdat yönetiminde Şiiler, Kürtler, Sünniler şeklinde bir sıralama hâkim. Sünniler üçüncü sıraya düştü. Bu da baskı altında kalan bir kesimin kendini yabancı hissetmesine sebep oldu. Maliki’nin Şii ağırlıklı politikası Sünnileri kucaklayamadı. Haşimi’yi dışladı. Tecrit etme politikası kapsamında Maliye Bakanı Sünni Arap Rafi el-İsavi hakkında tutuklama kararı aldı. 2012 sonunda Sünni ayaklanmaları başladı. Anbar, Felluce, Kerkük, Selahattin gibi hemen hemen Sünnilerin dağıldığı bütün bölgelerde. Sünni Araplar kendi haklarını talep ettiler. Bütün bunların sonucunda 27 Aralık 2013’te Maliki’nin talimatı ve Irak ordusunun operasyonuyla Sünni milletvekili Ahmet Alvani tutuklandı ve ardından Sünnilerin kurduğu protesto çadırları da dağıtıldı. Irak’taki Sünni Araplar aşiret yapısına sahipler. Şu an Irak’taki Sünni aşiretler de üçe bölünüyor.

 

-Hangi gruplar bunlar?

Birinci grupta Bağdat’la işbirliği yapan Sahva gücü var. 2007’de ABD tarafından Maliki’nin desteğiyle kuruldu. Sünni aşiretlerden oluşuyor ve el-Kaide’yle mücadele ediyorlar. Diyale ve Selahattin bölgesindeler. İkinci grupta ise Şii baskısı karşısında IŞİD tarafından korunma ihtiyacı duyan aşiretler var. Bunlar Maliki ile baş edemediği için IŞİD’i bir kurtarıcı olarak gördüler. Bu durum ister istemez IŞİD’in güçlenmesine sebep oldu. Üçüncü grup ise ne Bağdat’la ne IŞİD’le işbirliği yapıyor.

 

-IŞİD baskı altındaki Sünnilerden mi alıyor gücünü?

Aşiretlerin ve yerel halkların desteği olmasaydı hiçbir Sünni bölgeye giremezdi. Bu örgüt Orta Doğu’yu şekillendirmeye çalışıyor. Amacı bu kadar kapsamlı değildi ama Suriye krizinden faydalanarak artık bölgesel bir hedef güdüyor. İslam devleti iddiasıyla Orta Doğu’nun genelini kapsadığını görüyoruz. 9 Haziran’da Musul’u kontrol etmesiyle hedef büyüttüğünü söyleyebiliriz. Genel olarak bölge ve Türkiye açısından bir tehdit oluşturuyor. Dış politikada da ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. 3 milyar dolardan fazla bir gelire sahip oldukları söyleniyor. Saddam döneminden kalan Baasçılar ve komutanlardan oluşan bir grup da var IŞİD’e destek veren. Saddam’ın ikinci adamı İzzet İbrahim el-Duri’nin kurduğu ve kendilerini Nakşibendi tarikatı olarak takdim eden silahlı gruplarla birlikte hareket ediyorlar. Şunu belirtmek gerekir: Bunlar askeri anlamda anlaşmış olsalar da ideolojileri çok farklı.

 

-Yeni güç mücadeleleri başlayabilir mi?

6-12 ay süre verebilirim. IŞİD burada hâkimiyetini tam anlamıyla kurduktan sonra yeni bir güç mücadelesi başlayacak. Bağdat yönetimi tarafından baskı altına alınan aşiretler IŞİD’den de aynı baskıyı görürse yeni çatışmaların yaşanma ihtimali çok yüksek. Önümüzdeki süreçte, Irak’ta Sünni bölgelerde IŞİD için daha belirsiz bir süreç var.

 

-Nasıl bir belirsizlik?

Güç boşluğundan kaynaklanan bir belirsizlik… Bu boşluğu görünüşte IŞİD’in dolduracağı kanaati hâkim. Irak üçe bölünürse ve Sünni bir özerklik kurulursa burada IŞİD ile Nakşibendi grubu ve eski Baasçılar arasında ciddi bir mücadele başlayacak. Aşiretler yapısal, ideolojik ve siyasi vizyon açısından IŞİD’ten çok farklı. Bugün birçok grubun amacı Irak’ı Şii yönetiminden kurtarmak, İslam devleti kurmak değil. IŞİD’in amacına baktığınızda görünüşte Sünni bir “İslam devleti” kurmak istiyor. İran Devrimi gibi lanse edilmeye çalışılıyor. 1979’un Irak’taki Sünni versiyonu gibi görülüyor. Bu durum IŞİD’in genişlemesini sağlıyor. Irak’ta bir uzlaşı hükümetinin kurulması, Sünnilerin tekrar Bağdat yönetimine entegre edilmesi gerekir. Irak hükümetinde yer alan Sünni liderlerin bazıları bugün yaşananları tasvip ediyor. Musul valisi Kuzey Irak’ta bulunmasına rağmen özerklikten bahsediyor. Bütün bunların temel sebebini Maliki’nin izlediği siyasi ve askeri politikada aramak gerek. Maliki’nin siyasi anlamda böl-yönet politikası izlediğini görüyoruz.

 

-Bölgede izlenen genel bir politika sanki bu.

Bahsettiğim senaryoda Maliki başrolde. Maliki gitse, Irak’ta sorunlar çözülür anlamına gelmiyor. Tutarsız bir siyasi denklem var. Ortak hükümet kurulmasına rağmen hiçbir kesim bu ortaklığa inanmıyor. Mesela, dışişleri bakanı, cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı Kürt. Birçok bakan da Kürt. Buna rağmen Kürtler ayrılmak istiyor. Başbakan yardımcılığı, meclis başkanlığı gibi birçok alanda Sünniler var. Onlar da özerklik peşinde. Şii gruplardan da özerklik isteyenler var. Irak’taki bütünlük zoraki bir siyasi ortaklık. IŞİD Irak’ta herkes için bir tehdit unsuru. Buna rağmen kimse biz Irak’ı kurtaralım demiyor.

 

-Bölge ve Türkiye açısından neler söylersiniz?

Hem bölge hem de Türkiye açısından çok belirsiz ve bulanık bir durum var. Türkiye, bekle-gör politikası izliyor. Ne arabulucu oluyor ne de taraf tutuyor. Irak’la nasıl bir ilişki kuracağı önümüzdeki süreçte tablonun netleşmesine bağlı. Bugün bölgesel anlamda en belirgin tavır alan İran’dır. İlk başta Şiilere destek verdi. Devrim Muhafızları’nı gönderdi. Şu an tamamen Bağdat’ı kurtarmak istiyor. Şii eksenli nüfuzunun azalmasını istemiyor.  

 

-Bu durum ABD’yi tedirgin ediyor mu?

Tedirgin aslında. Çünkü işlerin bu raddeye geleceğini tahmin edemediğini düşünüyorum. Irak üçe bölünür ve herkes kendi bölgesinde rahat yaşar gibi federatif bir formül buldular. Kumanda hâlâ ellerinde tabii ki. Irak’ı işgal eden bir kuvvetten bahsediyoruz. Ancak IŞİD için şunu söyleyebiliriz: Güçlendikçe sizi karşısına alma yetkisini kendinde hissediyor. Sıradan bir örgüt değil.

 

-Yapı itibariyle Orta Doğulu bir örgüt olmadığı da söyleniyor.

IŞİD’in bir kimlik sorunu var. İstihbarat raporlarına göre 81 ülkeden militanı var. Şu an Sünni Arapları temsil ediyorum demiyor. Sünni bölgeleri kontrol ediyor. Şiilere karşı tavır alıyor ama herkese “cihat” ilan ediyor. Tehlikesi şu an bölgesel ama küreselleşecek. Batı’ya Orta Doğu’da radikalizmin bir İslam kültürü olduğu yönünde bir izlenim vermeye çalışıyor. Şu an örgütün en çok insan katlettiği yer Sünni Arap bölgesi. Sünni Araplar kendi aralarında tartışıyorlar. Kanaatleri şu yönde: Sünniler IŞİD’den gördükleri zararı Amerikalılardan görmedi. Açık bir şekilde bunu söylüyorlar. 3 ay içinde 1 milyon 200 bin kişi nasıl yerinden edilebilir? Onun için bu şüphe uyandırıyor.

 

-Sünni Araplar bunun farkında değiller mi?

Farkına varacaklar. Buna karşı mücadele edecekler. Şu anda ele geçirdikleri bütün yerlerde gövde gösterisi yapıyorlar. Belli bir kesimi kontrol ediyorlar. IŞİD korkarım Sünni Araplara karşı da bir mücadeleye başlayacak. Sünni Araplar açısından çok zor bir süreç başlıyor. Şu an Şii Araplara karşı mücadele ettiğini söylüyor ama bu tersine dönebilir.

 

-Bağdat, Sünni Araplarla bir uzlaşı sağlayamaz mı?

Yeni bir siyasi denkleme gidilmesi gerek. Sünniler Bağdat yönetimine entegre edilmek isteniyorsa, Irak cumhurbaşkanlığı Sünni Araplara verilmeli. Böylelikle Sünniler Irak devletiyle barışabilirler. Bugün ABD, Şiileri de Sünnileri de çok fazla kontrol edemiyor. Onun için yeni bir denklem ve uzlaşı ile ortak bir hükümet kurulmalı diye düşünüyorum.

 

-Irak’ta ‘Arap Baharı’nın bir etkisi de oldu gibi.

Elbette oldu. Gerçek anlamda bütün Arapların başkaldırısıydı. Şu an sadece Irak’ta değil, Orta Doğu’da yeni bir Arap nesli var. 1990’lılar ve 2000’liler gerçek anlamda başkaldıran bir nesil. Bunu kontrol etmesi de zor. 2012’de bütün Sünni bölgelerdeki göstericilerin meydanlara dökülmesi, çadır kurması Arap Uyanışı’nın bir etkisiydi. Ancak bugün IŞİD’in kontrol ettiği bölgelere ve yaptığı eylemlere baktığımızda bunu sadece Arap Uyanışı’yla açıklamak doğru olmaz. Sünni Arapların eylemlerinin Arap Uyanışı ile ilişkisi olabilir ama IŞİD’in elde ettiği kontrol, ABD’nin Irak’ta kurduğu siyasi denklem ve Maliki’nin Sünni Araplara uyguladığı politikaların sonucu olduğunu düşünüyorum.

 

-IŞİD’in hedefleri arasında Türkiye de var deniliyor.

Türkiye’nin güvenliği açısından elbette tehlikeli. IŞİD’in kontrol ettiği sınır kapıları var. Türkiye ile sınır komşusu olacak ve Türkiye’nin komşularla politikasını etkileyecek. Diğer yandan bunların eyleminin kime karşı olduğu da belli değil. ‘Bize karşı herkes hedeftir’ gibi sloganları var. Türkiye, Irak ve Suriye sınırını çok iyi kontrol etmeli. IŞİD Musul’da bir devlet kurarsa Türkiye’nin ilişki kurması doğru olmaz. Kurarsa Batı ve AB ile ilişkilerini etkiler. Zaten Musul’da özerklik de ilan etseler devlet de kursalar uluslararası bir tabana sahip değiller.

 

-Türkmenler konusunda Türkiye nasıl tavır almalı?

Telafer bölgesinden kaçan Türkmenlerin nereye sığınacağı belli değil. Siyasi destek eksik. Türkiye’nin ilişki kurduğu aktörler üzerinden Türkmenlerin ve Kerkük’ün kimliğini koruması gerekir. Önceleri Türkmenlerin Erbil ve Bağdat arasında kaldıklarını söylerdim ama şu anda ateş çemberindeler.

 

-Irak ve bölgedeki gelişmeler Türkiye’nin Orta Doğu politikasını nasıl etkiliyor?

Arap Uyanışı, Türkiye’nin Orta Doğu’ya yaptığı 10 senelik yatırımı sekteye uğrattı. Türkiye’nin gücü Arap dünyasında da kırılıyor. Bunun birinci sebebi Suriye krizi ve Türkiye’nin izlediği politika. İkincisi, Müslüman Kardeşler üzerinden Mısır’daki askeri darbeye karşı aldığı tavır. Bunlar Türkiye’nin bölgedeki ilişkilerine zarar verdi. Türkiye’nin çevresi hem radikalizm hem de bölünme tehdidiyle sarsılıyor. Bütün bu gelişmelerden en büyük zarar gören Türkiye’dir. Bu bölgelerin istikrarı Türkiye’nin istikrarı demek ve Türkiye’nin istikrarı da bu bölgeler için önemli. Şu anda bölgeyi kimse kontrol edemiyor. Dış politikasındaki evrelere baktığımız zaman Türkiye’nin ciddi bir değişime gittiğine görüyoruz.

 

-Nasıl bir değişim?

Şu an hiçbir şeye müdahale edemiyor. 2009’a kadar ciddi anlamda arabuluculuk yaptı bölgede. İsrail-Suriye, Hamas-el-Fetih, Suriye-Irak arasında... Dengeleyici, uzlaşmacı bir politika hâkimdi. Bütün kurduğu dış politika haritası şu an Orta Doğu’da değişmiş durumda. Burada tabii ki sadece Türkiye’yi suçlamak da doğru değil. Bu, bölgenin de doğasında var. Bugün yüz sene öncesine dönebiliriz. Sykes Picot’un belirlediği sınırların bir değişime doğru gittiğini görüyoruz. Türkiye’nin yapabileceği, sınırlarını korumak, kendi içindeki sorunlarını çözmek. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası alacağı pozisyon çok önemli.

 

 

 

* Bu söyleşi daha önce 21 Temmuz 2014 tarihinde Aksiyon dergisinin 1024'üncü sayısında yayımlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top