Kırım Krizi Sonrası NATO-Rusya Gerilimi

Dr. Elnur İSMAYIL
31 Temmuz 2014
A- A A+

Kırım krizi Soğuk Savaş sonrasında Batı-Rusya ilişkilerinde en gerilimli döneme neden olmuştur. Bu gerilimin ortaya çıkmasında temel sebep Batılı devletler ve Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik takip ettiği farklı stratejilerdir. Ukrayna üzerindeki rekabet Şubat 2014’te Rus yanlısı Ukrayna eski Cumhurbaşkanı Yanukoviç’in görevini bırakmak zorunda kalmasıyla belirginleşmiştir. Batılı devletler Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik kurumlarına entegrasyonunu ve Kiev’de Batı yanlısı aktörlerin iktidara gelmesini amaçlamaktadır. Moskova ise Ukrayna’nın NATO’ya muhtemel üyeliğini ve AB ile yakınlaşmasını engellemeye çalışmakta, Kiev’in Batı ile geliştireceği güçlü ilişkilerin Rusya’nın siyasi ve ekonomik çıkarlarını tehdit edebileceğini değerlendirmektedir.

 

Bu analizde NATO-Rusya arasında işbirliği ve güvensizlik tartışmalarına neden olan sorunlar sıralanmakta, özellikle Kırım krizi sonrasında yaşanan gelişmeler ele alınmaktadır. Analizde NATO’nun Kırım krizine gösterdiği tepki üzerinde durulmakta, krizin ittifaka üye devletlerin Rusya’yla geliştirdiği savunma sanayi işbirliğine etkileri incelenmekte ve krizin ardından tarafların bölgede gerçekleştirdiği tatbikatlara değinilmektedir. Analizde ayrıca Kırım krizinin Baltık bölgesinde yol açtığı tedirginliğe işaret edilmekte, NATO-Rusya arasındaki mevcut gerilimin nasıl seyredeceğine ilişkin öngörüler sunulmaktadır.   

 

NATO-Rusya İlişkileri: İşbirliği ve Güvensizlik

 

Varşova Paktı’nın ve Sovyetlerin yıkılması Soğuk Savaş sonrasında NATO-Rusya arasındaki askeri güç dengesini belirgin biçimde değiştirmiştir. NATO’nun en büyük rakibi ve Varşova Paktı’nın lideri SSCB’nin varisi olan Rusya Federasyonu, bu dönemde diğer eski sosyalist devletler gibi ittifakla ilişkiler kurmuştur. NATO ile Rusya arasında 1991’de kurulan ilişkiler 1994’de Moskova’nın Barış İçin Ortaklık programına katılmasıyla mesafe kaydetmiştir. Bu süreçte taraflar Barış İçin Ortaklık programı çerçevesindeki işbirliğini geliştirmek için anlaşmalar imzalamış, Yeltsin iktidarı askeri üs kurulmaması şartıyla Baltık ülkelerinin NATO’ya katılmasına karşı çıkmayacağını taahhüt etmiştir. Rusya 1995’de NATO’nun Bosna-Hersek’teki IFOR (Implementation Force) barış gücü tatbikatlarına bir askeri tugayla katılmış, Rus askerleri tatbikatta ABD, Türkiye, İskandinavya ve Polonya askerleri ile birlikte yer almıştır.

 

İttifakın 1997 Paris Zirve toplantısında NATO-Rusya arasında Müşterek İlişkiler, İşbirliği ve Güvenlik konularında anlaşmalar imzalanmış, taraflar birbirini düşman olarak görmediklerini beyan etmiş ve toplantıda Avrupa-Atlantik coğrafyasında kalıcı barışın sağlanması gerektiği ve bunun için işbirliğinin geliştirilmesinin önemi vurgulanmıştır. 2000’li yılların başlarında NATO-Rusya ilişkileri gelişme kaydetmiş, 11 Eylül sonrası konjonktürde ittifakın Roma Zirve toplantısında NATO-Rusya Konseyi kurulmuştur. NATO-Rusya Konseyi çerçevesinde taraflar arasında terörle mücadele başta olmak üzere askeri alanlardaki işbirliği ilerlemiş, Rusya’ya NATO üyeliği için müracaat etme yetkisi tanınmıştır. Ancak ilişkilerdeki bu olumlu gelişmelere rağmen taraflar arasında NATO’nun füze kalkanı projeleri ve doğuya doğru genişlemesi tartışmalara yol açmaya devam etmiştir. Rusya’nın bu dönemde ayrıca Baltık ülkeleri dışındaki eski Sovyet cumhuriyetlerinin NATO’ya entegrasyon sürecinden rahatsızlığını dile getirmeye başladığı gözlemlenmiştir. 

 

NATO’nun doğuya doğru genişleme stratejisi ve Vladimir Putin’in Rusya’yı tekrar süper güç haline getirme hedefi eski Sovyet coğrafyası üzerinde Batı-Rusya rekabetini ortaya çıkarmıştır. 11 Eylül saldırıları sonrasında Putin-Bush iktidarları arasında ilişkilerin geliştirilmesi doğrultusundaki çabalar, 2004 yılında NATO’nun genişlemesiyle zayıflamaya başlamıştır. Mart 2004’de NATO tarihinin en büyük genişlemesini gerçekleştirerek Doğu Avrupa’daki eski Varşova Paktı devletlerini üyeliğe kabul etmiştir. Estonya, Letonya ve Litvanya’nın NATO’ya katılması ve ittifakın bu ülkelerde askeri üsler edinmesi Kremlin’de Rusya’nın çevrelendiği yönünde bir algıya yol açmıştır. 1999’da Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti, 2004’te üç Baltık ülkesiyle birlikte Romanya, Bulgaristan, Slovakya, Slovenya’yı üyeliğe kabul eden NATO, Rusya sınırlarına yaklaşmıştır. Rusya bu genişlemelerden rahatsızlığını her vesile ile dile getirmiştir.

 

Bu süreçte ABD’li yetkililer, askeri ve stratejik hedefleri dolayısıyla Rusya’nın tehdit oluşturabileceğine işaret ederken Rus yetkililer, ittifakın genişleme hedefinden ve girişimlerinden dolayı NATO’yu verdiği sözleri tutmadığı gerekçesiyle eleştirmiştir. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Çin ve İran’la birlikte Rusya’nın ABD’ye tehdit oluşturduğu için potansiyel düşman olduklarını belirtmiştir. Gates, özellikle Çin ve Rusya’nın geliştirdikleri kapsamlı askeri modernizasyon programları nedeniyle ABD’ye tehdit oluşturabilecek dinamiklere sahip olduğunu ifade etmiştir. Kremlin ise NATO’nun genişlemesinin Moskova’nın arka bahçesi olarak gördüğü ülkeleri kapsamayacağı konusunda 1990’larda ittifaktan teminat aldığını ifade etmiş, bu ülkelerin ittifaka katılmasının Rusya’nın milli güvenliğine tehlike oluşturacağını belirtmiştir. Putin, Şubat 2007’deki Münih Güvenlik Konferansı’nda NATO’nun genişlemeye devam etmesinin Rusya için tehdit teşkil ettiğini vurgulamış, geçmişte verdiği taahhütleri hatırlatarak ittifakı tenkit etmiştir.  

 

Rusya, NATO’nun genişlemesi kadar ittifakın Avrupa’daki ve Doğu Asya’daki füze kalkanı projelerini de milli güvenliğine tehdit olarak görmektedir. İttifakın Avrupa’daki füze savunma kompleksi çerçevesinde Polonya’ya konuşlandırmayı planladığı önleyici füzeler ve Çek Cumhuriyeti’ne yerleştirmeyi planladığı radar sistemleri Kremlin’i tedirgin etmiştir. Washington füze kalkanı projelerini İran ve Kuzey Kore kaynaklı füze tehdidine karşı ABD’nin, Avrupa ve Doğu Asya’daki müttefiklerin güvenliği için geliştirdiğini ifade etse de, Moskova bu projelerin uzun vadede Rusya için tehlike oluşturmasından endişe etmiştir. Obama iktidarı, Avrupa’ya yerleştirilecek füze savunma sisteminde 2009’da konsept değişikliğine giderek önleyici füzelerin Romanya’ya ve Akdeniz’e konuşlandırılmasını kararlaştırmışsa da, Rusya’nın kaygıları devam etmektedir. Moskova ayrıca ABD’nin füze kalkanının Ukrayna veya Kafkasya ülkelerinde de konuşlandırma ihtimalinden duyduğu rahatsızlığını değişik vesilelerle ifade etmektedir.  

 

NATO’nun Nisan 2008’deki Bükreş zirvesinde Gürcistan ve Ukrayna’ya ittifaka üyelik için gayrı resmi olarak söz verilmiş, Hırvatistan ve Arnavutluk üyeliğe davet edilmiştir. Zirvede İngiltere, Fransa ve Almanya’nın muhalefetine rağmen ABD Gürcistan ve Ukrayna’nın ittifaka dâhil edilmesini savunmuştur. Bükreş zirvesiyle birlikte Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya katılma ihtimalinin tekrar gündeme gelmesi Kremlin’deki tedirginliğin nüksetmesine yol açmış, Rusya’nın bu süreçte Ukrayna ve Gürcistan üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştığı gözlemlenmiştir. Bükreş zirvesinden aylar sonra Ağustos 2008’de Rusya-Gürcistan arasında yaşanan savaş, NATO-Rusya ilişkilerinde soğuk rüzgârların estiği yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Nitekim Dimitri Medvedev’in Güney Osetya’daki savaş olmasaydı NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin engellenemeyeceği yönündeki ifadeleri(1) bir nevi Rusya’nın Gürcistan’a saldırı nedeni olarak değerlendirilmektedir.

 

NATO’nun Sırbistan’a karşı tutumundan ve ABD’nin Kosova’nın bağımsızlığını tanımasından rahatsız olan Rusya, 2008’deki savaşın ardından Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanıyarak Batı’ya karşılık vermiştir. Rusya bu dönemde ayrıca Karadeniz’deki konumunu güçlendirmeye çalışmış, Abhazya’da yeni üsler edinmiş ve Sivastopol’deki deniz üssünün kullanım süresini uzatmıştır. Kremlin’in Ukrayna’nın AB ile entegrasyonunu engelleme girişimiyle başlayan Kırım krizinde ise yarımadanın ilhakından sonra Rusya Cumhurbaşkanı Putin, Batının Kosova politikasının yol açtığı sonuçların benzerinin Kırım’da yaşandığını ifade etmiştir.(2) Nisan 2014’deki NATO toplantısında, Kırım’ı işgal ve ilhak etmesinden dolayı Rusya’yla askeri ve sivil düzeyde ilişkilerin askıya alınması konusunda mutabakata varılmıştır. Bu mutabakat doğrultusunda 1 Mayıs 2014’de NATO-Rusya İşbirliği Konseyi’nin faaliyetleri de askıya alınmıştır. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, ilişkilerin tekrar kurulması için Rus askeri güçlerinin Ukrayna sınırından çekilmesinin şart olduğunu beyan etmiştir.(3)   

 

Neticede NATO-Rusya ilişkilerinde 1990’lı yıllardan beri süregelen girişimlere rağmen taraflar arasında önemli konularda işbirliği sağlanamadığı görülmektedir. Kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, Afganistan’da mayın taraması, uyuşturucu trafiğinin engellenmesi ve ISAF görev gücü için gayrı askeri malzemelerin bölgeye ulaştırılması çerçevesinde ortak çalışmalar yürütülmüşse de, NATO’nun füze savunma projeleri ve doğuya doğru genişlemesi taraflar arasında anlaşmazlıklara yol açmıştır. NATO’nun Soğuk Savaş sonrasında doğuya doğru genişlemesinin yanlış olduğunu savunan görüşler, bu genişlemenin gerek ittifak açısından gerekse Rusya açısından olumsuz gelişmeler doğurabileceğine işaret etmektedir. Bu görüşü savunanlar Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya katılmasının ittifaka bir fayda sağlamayacağı ve bu genişlemenin Moskova’nın çıkarlarına tehdit oluşturacağı için Rusya-Batı ilişkilerini olumsuz etkileyeceğini belirtmektedir.

 

ABD’nin NATO’daki daimi temsilcisi (2009-2013) İvo H. Daalder, Kırım krizi sonrasında ittifakın Rusya’yla sınırı bulunan üyelerin, özellikle Polonya ve Baltık ülkelerinin güvenliğini koruması gerektiğini ve diğer müttefiklerle de işbirliğini geliştirmesinin doğru olduğunu belirtmektedir.(4) NATO Genel Sekreter Yardımcısı Alexander Vershbow’un belirttiği gibi NATO ve Rusya hâlihazırda birbirini “düşman” olarak görmektedir. Bu yaklaşım Baltıklardan Doğu Avrupa’ya, Kafkaslar’dan Orta Asya’ya uzanan coğrafyadaki güvenlik sorunlarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu coğrafyalarda NATO’ya üye ülkelerin yanında, Gürcistan ve Ukrayna gibi üyelik için gayret gösteren devletlerin toprak bütünlüğünün Rusya tehdidinden korunması ittifakın gündemine gelmiştir. Kırım kriziyle birlikte Soğuk Savaş sonrası dönemde ilk defa NATO’nun üyelerini Rusya tehdidinden koruma kapasitesi ve ittifakın askeri gücünü Kremlin’in yayılmacı politikalarına karşı nasıl kullanacağı konusu tartışılmaktadır.   Rusya askeri çevrelerinde ise NATO’nun genişlemesine ve ABD’nin bölgedeki artan etkinliğine karşı yeni bir askeri doktrine gerek olduğu görüşü önem kazanmaktadır

 

Kırım Krizi ve NATO

 

Şubat 2014’te Rusya’nın Ukrayna sınırları içindeki Kırım’ı etnik Rusları koruma gerekçesiyle işgal etmesi ve yarımadadaki Rus çoğunluğu önce Kiev’den bağımsızlık ilan etmesi sonra da Rusya Federasyonu’na katılma kararı alması için harekete geçirmesi krize neden olmuştur. Mart 2014’de NATO hem Rusya ile hem de Ukrayna ile toplantılar gerçekleştirerek Avrupa’nın doğusunda ortaya çıkan bu krizin savaşa dönüşmesini önlemek için çaba göstermiştir. Fakat 16 Mart 2014 tarihli referandumda %96 düzeyinde çıkan evet oyu, Rusya’nın Kırım’ı ve özel statüye sahip Sivastopol’ü ilhakına zemin hazırlamış, referandumun ardından Duma tarafından yarımadanın ilhakı onaylanmıştır. 21 Mart 2014 tarihinde parlamentonun üst kanadı Federasyon Konseyi de 155 oyla yarımadanın Rusya’ya katılma kararını onaylamıştır. Rusya’nın NATO Büyükelçisi Aleksandr Gruşko’nun, Kırım’da halkın referandumda bir tercih yaptığını ve bu tercihe hiçbir gücün etki edemeyeceğini belirtmesi, NATO’nun krizden sonra nasıl bir politika izleyeceği konusunu gündeme taşımıştır.(5)

 

NATO, Kırım’da Rusya’nın yönlendirmesiyle düzenlenen referandumun uluslararası hukuka aykırı ve geçersiz olduğunu beyan etmiştir. 1-2 Nisan 2014 tarihlerinde NATO üyesi devletlerin dışişleri bakanlarının Brüksel’de gerçekleştirdiği toplantıda Ukrayna’daki gelişmeler sonrası üye devletlerin savunma kapasitelerinin güçlendirilmesi konusunda anlaşma sağlanmıştır. Üye devletler bu toplantıda ayrıca Rusya ile askeri ve sivil alanlarda sürdürülen işbirliğinin sonlandırılması ve Ukrayna’nın savunma gücünün artırılması konusunda mutabakata varmıştır. Toplantıda NATO üyesi devletler, ittifakın genişleme politikasını desteklediklerini ve bunun için aday devletin bu isteğini ifade etmesi, demokrasi, insan haklarına saygı ve güvenlik alanlarında ortak ilke ve değerlere sahip olması gerektiğini belirtmiştir. Brüksel toplantısında ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, NATO’nun Avrupa’da istikrar ve güvenliğin sağlanmasında önemli aşamalar kaydettiğini belirtmiş ve genişleme stratejisinin ittifakın en önemli gündemlerinden birisi olmaya devam ettiğini vurgulamıştır.

 

Diğer taraftan NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, tarafların siyasi diyalogu sürdürmesi gerektiğini, Kremlin’le görüşmelerin sürdürülmesinin elzem olduğunu ve Rusya’yla özellikle Afganistan’da işbirliğini devam ettirmek istediklerini ifade etmiştir. Ancak teşkilatın Haziran 2014’deki toplantısında Rusya kaynaklı tehdit ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesi konularının öne çıktığı görülmektedir. Haziran’daki toplantıda Rusya’yla ilişkiler tekrar gözden geçirilmiş ve Kremlin’in Ukrayna politikasında olumlu yönde bir değişiklik olmadığından Nisan 2014’te alınan kararın geçerliliğini koruduğu beyan edilmiştir. Aynı toplantıda Ukrayna ile işbirliğinin geliştirilmesi kararlaştırılmış, bu ülkenin NATO tatbikatlarına daha sık katılmasının önemi vurgulanmıştır. Nitekim Yanukoviç iktidarının devrilmesinin ardından kurulan geçici hükumetin Dışişleri Bakanı Andriy Deşitsya, Ukrayna’nın milli güvenliği için gerekli gördüğü askeri-teknik teçhizatın tedariki için NATO’ya bir liste verdiğini ifade etmiş, ancak listenin silah içermediğini belirtmiştir.

 

Bu süreçte Rasmussen’in NATO-Rusya işbirliğinin önemine işaret ettiği ifadelerinin yanında taraflar arasında gerilimi tırmandıran açıklamalar devam etmiştir. NATO Genel Sekreter Yardımcısı Alexander Vershbow, Avrupa’nın güvenliği için özellikle Rusya’yla sınırı bulunan Doğu Avrupa ülkelerinin bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini Moskova’nın baskıcı planlarından koruyacaklarını beyan etmiştir. Rusya’nın NATO temsilcisi Aleksandr Gruşko ise ittifakın Kremlin’in çıkarlarını dikkate almadan atacağı her adıma karşılık verebileceklerini ve bunun sonucunda da NATO’nun güvenliğinin zayıflayacağını öne sürmüştür. 

 

Rusya’nın son yıllarda yakın çevresindeki devletlere daha rahat baskı uygulayabilmesinde, Obama döneminde ABD’nin daha çok Doğu Asya’ya odaklanması ve Transatlantik ilişkilerin öncelikler sıralamasında gerilemesinin etkili olduğu ifade edilebilir. Obama döneminde Washington’ın Transatlantik ilişkiler çerçevesindeki ağırlığının azaldığı görülmektedir ki bu durum Rusya-ABD ve Rusya-NATO ilişkilerine olumsuz etki etmektedir. Özellikle, Obama döneminde ABD’nin Avrupa ve Rusya ile ilişkilerinde farklı bir vizyon geliştirme girişimi ve yanlış beklentiler Washington’ın küresel ölçekteki gücünün zayıflamasına yol açmıştır. 21. yüzyılda Avrupa’nın güvenli bir coğrafyaya dönüşmesiyle Obama iktidarının kıtadaki siyasi ve güvenlik alanlarındaki etkisini azaltma tercihi bölgede Rusya’nın öne çıkmasına zemin hazırlamıştır. Obama iktidarının Rusya’yı uluslararası sorunların çözümünde önemli ve güvenilir bir ortak olarak görmesi ve ikili ilişkileri geliştirme hedefi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Böylece Sovyetlerin yıkılmasından sonra ilk defa Obama döneminde ABD’nin küresel güç imajı zedelenmektedir ve bu süreç Rusya ve Çin başta olmak üzere diğer bölgesel ve küresel aktörlerin güçlenmesine neden olmaktadır.

 

Krizin Rusya ile Savunma Alanındaki İlişkilere Etkisi

 

Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO-Rusya ilişkilerindeki yumuşama ve müteakip işbirliği girişimleri ittifaka üye devletlerle bu ülke arasında savunma sanayi alanında da ilişkilerin gelişmesini sağlamıştır. ABD ve Almanya, Rusya ile ortak tatbikatlar icra etmiş, ABD Afganistan ordusunun envanterine dâhil edilmek üzere Rus üretimi Mi-17 helikopterlerini almak için Moskova ile 1 milyar dolarlık bir anlaşma yapmıştır. ABD ve Rusya, NATO’nun Afganistan’daki faaliyetleri çerçevesinde işbirliği yapmış, Kremlin, NATO askeri birliklerinin Rus topraklarını kullanmasına onay vermiştir. Ancak Kırım krizi sonrasında NATO üyeleri ile Rusya arasındaki askeri işbirliği ve savunma sanayi alanındaki ilişkiler askıya alınmaya başlamıştır. İlk etapta ABD, Kanada, İngiltere ve Almanya’nın Rusya ile savunma alanındaki ilişkileri durdurma kararı aldığı gözlemlenmektedir.

 

Kırım krizi sonrasında hem Rusya hem de ABD birbirilerine askeri ürünlerin ihracını yasaklamıştır. Beyaz Saray’ın Mart ve Nisan 2014’de savunma alanında her türlü Rus ürününün ithal edilmesine yaptırım uygulamasının(6) ardından, Rusya da Mayıs ayında aldığı kararla ABD’ye askeri uydular için roket motorlarının (RD-180) ihracından vazgeçtiğini duyurmuştur. Obama iktidarı ayrıca Mi-17 helikopterlerinin tedariki amacıyla Rosoboronexport’la yaptığı anlaşmayı feshetmesi için ABD’de siyasi baskı altındadır. İngiltere-Rusya arasında Ocak 2014’de imzalanan anlaşma ise ikili askeri işbirliğinin uzun yıllar sonra tekrar başlatmasını öngörmekteydi. Fakat Kırım krizi sonrasında bu işbirliği askıya alınmıştır. Kırım’daki gelişmelerden dolayı Almanya-Rusya arasındaki savunma sanayi ilişkileri de etkilenmiş, Mart 2014’de Berlin Moskova’yla askeri alanlardaki işbirliğine son verdiğini açıklamıştır. 2011’deki anlaşma uyarınca Almanya’nın Rheinmetall şirketinin Rusya’nın güneybatısındaki Mulano’da inşa ettiği askeri tesis için yürütülen sevkiyatın durdurulduğu açıklanmıştır.  

 

NATO üyesi devletlerden ABD, Kanada, İngiltere ve Almanya’nın aksine Fransa, Rusya’nın Kırım’ı işgal ve ilhakını siyasi açıdan eleştirmekle birlikte bu ülke ile mevcut savunma sanayi işbirliğini sürdürmeye devam etmektedir. Fransa, 4 adet Mistral sınıfı amfibi çıkarma gemisinin ortak üretimi için 2011’de Rusya ile imzaladığı anlaşmadan geri çekilmemiş, Kırım’ın ilhakına rağmen bu tutumunu sürdürmüştür. İki ülke Rusya’nın Karadeniz donanmasını güçlendirmek için tedarik etmeyi amaçladığı bu gemilerin ortak üretimine devam etmektedir. Kırım krizinin, Rusya’nın zırhlı kara araçları tedariki için yöneldiği İtalya ile ilişkilerini de olumsuz etkilemediği gözlemlenmektedir. Roma-Moskova arasındaki savunma sanayi işbirliği sürdürülmektedir ve Rusya’nın İtalya’dan ithal ettiği zırhlı araçların teslimatı ile ilgili bir problem söz konusu değildir. Keza Yunanistan’da da Rusya ile savunma sanayi alanındaki işbirliğinin askıya alınması yönünde bir iradenin ortaya çıkmadığı görülmektedir. 

 

Kırım krizi, Türkiye-Rusya arasında savunma sanayi alanındaki sınırlı ilişkiler açısından da belirgin bir değişikliğe yol açmamıştır. 1990’lardan itibaren Rusya, büyük oranda ABD ve Avrupa devletlerinin silah sistemlerini ve platformlarını tedarik eden Türkiye’nin savunma sanayi pazarına girmeye çalışmaktadır. Türkiye, 1990’lı yılların başlarında Rusya’dan zırhlı personel taşıyıcıları, çok amaçlı helikopterler, roket sistemleri ve Kalaşnikof tüfekler gibi yaklaşık 100 milyon dolar değerinde çeşitli silah, askeri teçhizat ve platformlar ithal etmiştir. Türkiye Nisan 1994’de ilk NATO üyesi olarak Kremlin’le askeri ve savunma sanayi işbirliği anlaşması imzalamış, bu dönemde ittifak üyesi olarak Rusya ile askeri alanda işbirliği yapan birkaç ülkeden birisi haline gelmiştir. Fakat gerek ABD’nin aksi yöndeki telkinleri gerekse Türkiye’nin silah tedarik projelerinde NATO standartlarının öncelik arz etmesi bu anlaşmanın tam olarak uygulanamamasına yol açmış, Türk-Rus savunma sanayi işbirliği oldukça sınırlı kalmıştır.    

 

2000’li yılların başlarında Kremlin Rus üretimi Kamov Ka-50 taarruz helikopterlerini Türkiye’ye önermiş, fakat ihalede Rus helikopterine rakip ABD üretimi Bell helikopterleri (AH-1-Z süper kobra) de yer almıştır. 2003’de Türkiye-Rusya arasında anlaşma imzalanmasına rağmen, Türkiye ABD’nin baskısıyla Rus helikopterlerini almamış ve ihaleyi 2004’de iptal etmiştir. Rusya, 2009’da tekrar Türkiye’nin savunma sanayi pazarına girmeyi denemiş ve Rosoboronexport şirketinin ürettiği PTRK Konkurs-M sınıfı tanksavar füzeleriyle ihaleye katılmıştır. İhaleyi İsrail’li Rafael’in MAPATS ve Nimrod füze sistemleri ile ABD’li Raytheon şirketinin TOW2A, TOW2B ve Hellfire füzeleriyle yarışan Rusya’nın PTRK Konkurs-M sınıfı füzeleri kazanmıştır. 2009’da Türkiye’nin PKK/KCK terör örgütüyle mücadelede taarruz helikopteri ihtiyacını karşılamak için çıktığı ihalede iki ülke Rus üretimi Mi-28 Havoc helikopterlerinin alınması konusunda anlaşmıştır. Ancak bu projede henüz bir ilerleme sağlanamadığı gözlenmektedir.

 

Moskova, NATO-Rusya gerilimine rağmen Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi bazı ittifak üyesi devletlerle savunma sanayi alanındaki işbirliğini sürdürdüğü gibi savunma harcamalarını artırmaya ve dünya genelinde silah ihracatında ilk sıralarda yer almaya devam etmektedir. Putin iktidarı dönemindeki modernizasyon projeleri çerçevesinde savunma harcamalarını artıran Rusya’nın 2014 yılındaki askeri bütçesinin 78 milyar dolar civarında olması planlanmaktadır. 2007’den 2014 yılına kadar savunma harcamalarını iki defa artıran Rusya’nın, 2016’da askeri bütçesini 98 milyar dolara çıkaracağı tahmin edilmektedir. 2013 yılında savunmaya ayrılan harcamalar Rusya bütçesinin %15,7’sini oluşturmuştur ve 2015’de savunma harcamalarının bütçedeki payının %20,6 dolayında olacağı beklenmektedir. 2013 yılı verilerine göre Rusya, ABD’den sonra %27’lik payla dünya pazarında konvansiyonel silah ihracatında ikinci sıradadır. ABD %29’luk payla ilk sıradadır.  Almanya %7, Çin %6 ve Fransa %5 paya sahiptir. Füze savunma sistemleri ihracatında ise Rusya’nın dünyadaki payı 2013 yılında %20’ye çıkmıştır. Rusya menşeli savunma sanayi ürünleri daha çok Orta Doğu, Güneydoğu Asya ve Kuzey Afrika ülkelerine ihraç edilmektedir. Son dönemlerde Rusya, Latin Amerika ülkelerinin pazarlarına da girmektedir.

 

NATO Devletleri ve Rusya’nın Askeri Bütçeleri (2013)

 

NATO ve ABD’nin Bölgedeki Askeri Gücünü Artırması

 

Kırım krizi sonrası konjonktürde NATO ve Rusya, silahlanmaya ve askeri güçleri artırmaya odaklanmıştır. NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Kırım krizinin çözüme kavuşturulmasında ittifakın savaşa girmeyeceğini ancak ittifaka üye devletlerin Rusya tehlikesine karşı savunma bütçelerine daha fazla pay ayırması gerektiğini beyan etmiştir. Rasmussen, Rusya’nın savunma bütçesini %30 oranında artırdığı bir dönemde birçok Avrupa devletinin savunma harcamalarını %40 oranında azaltmasının doğru olmadığını belirtmiştir.(7)

 

Romanya, Ukrayna’daki gelişmelerden dolayı 2014 yılında savunma bütçesini 215 milyon dolar daha artıracağını açıklamıştır. 10 Mart 2014’de NATO üyesi 28 devletin almış olduğu kararla, Almanya ve İngiltere’deki üslerinde bulunan iki AWACS sınıfı keşif uçağı (E-3A ve E-3B) Ukrayna’daki gelişmeleri takip etmek amacıyla Polonya ve Romanya’ya konuşlandırılmıştır. ABD de savaş uçaklarını Rusya’yla sınırı bulunan Polonya ve Litvanya’ya göndermiştir. NATO ve ABD’nin bu adımlarla başlıca amacının Kırım’ın işgali sonrasında Kremlin’e baskı uygulamak ve Rusya’nın diğer devletlere yapacağı muhtemel saldırıları önlemek olarak belirtilmiştir.

 

Karadeniz’e savaş gemilerini gönderen ABD, önceden planlanan NATO’nun ortak tatbikatları da dâhil olmak üzere bazı kıyıdaş devletlerle askeri tatbikat gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Romanya Cumhurbaşkanı Trayan Başesku, ABD’nin Kırım krizi sonrasında ülkesinde bulunan hava üssüne Amerikan askeri gücü ve uçakları konuşlandırmayı önerdiğini ifade etmiştir. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de ülkesinde NATO askeri güçlerinin takviyesinden memnun olacaklarını ifade etmiştir. Ancak, NATO-Rusya arasında 1997’de imzalanmış anlaşma gereği NATO’nun Polonya’da askeri gücünü sınırlı ölçekte tutması gerektiğini vurgulamak gerekmektedir.

 

Estonya, Letonya ve Litvanya’dan oluşan Baltık ülkeleri, özellikle Rusya’nın Kırım’ı işgalinden sonra kendi güvenliklerine de oluşacak bir tehlikeden tedirgin olarak NATO’nun bu ülkelerdeki askeri gücünü artırmasını talep etmiştir. Estonya Cumhurbaşkanı Toomas Hendrik, Baltık ülkelerine savunma kapasitelerini artırmayı önermiştir. Krizin hemen ardından ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel de NATO’nun Avrupa’da bulunan üyelerinin savunma bütçelerini artırması gerektiğini belirtmiştir. NATO, Kırım krizi sonrasında özellikle Baltık devletlerinde, Polonya’da ve Romanya’da askeri varlığını artırmaya başlamıştır. Polonya’da bulunan Lask Hava Üssü’ne ABD’nin Avrupa Ordusu EUCOM tarafından 12 adet F-16 uçağı ve Baltık ülkelerine 6 adet F-16 uçağı gönderilmiştir.

 

Şubat-Mart aylarında Rusya’nın Ukrayna sınırına 40 bin asker yığmasından rahatsızlık duyan ABD, Romanya’daki askeri sayısının 600’e çıkarılması konusunda Bükreş’in onayını almış ve Karadeniz kıyısında bulunan askeri üsse Kuzey Carolina’daki askeri üsten Karadeniz Rotasyonel Kuvvetler bünyesinde bulunan 300 deniz komandosuna katılmak için ilaveten 175 deniz komandosu göndermiştir. NATO’nun bölgede 26 adet F-16 uçağı, 5 adet F-15 Eagle uçağı, 6 adet CF-18 Hornet uçağı, 10 adet Eurofighter Typhoon avcı uçağı, 1 adet Boeing KC-135 uçağı, 2 adet GRIPEN C avcı uçağı, 4 adet Dassault Rafale jet uçağı, 4 adet MIG-29 uçağı ve 4 adet E-3 AWACS uçağı bulunmaktadır. Bu uçakların 2014 sonuna kadar bölgede varlıklarını sürdüreceği beklenmektedir.  

 

Şubat 2014’de ABD’nin Akdeniz’deki 6. filosuna ait emir komuta gemisi Mount Whitney ve ABD donanmasının en önemli kruvazörlerinden olan Ramage muhribi Doğu Karadeniz’de Trabzon-Soçi arasında konuşlanmıştır. 7 Mart 2014’de ABD’nin güdümlü füze muhribi olarak bilinen ve 160 metre uzunluğundaki USS Truxtun savaş gemisi Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçerek, Bulgaristan ve Romanya donanma güçleriyle birlikte tatbikat amaçlı Karadeniz’e girmiştir. 21 Mart tarihinde Karadeniz’i terk ettikten sonra, Nisan ayı başlarında ABD kriz sonrasında Karadeniz sularına ikinci bir muhrip göndermiştir. 1936 Montrö Anlaşması gereği, Karadeniz’e kıyısı bulunmaması dolayısıyla ABD’nin Karadeniz’de 21 günden fazla savaş gemisi bulundurma yetkisi bulunmamaktadır. ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon bunun bölgedeki NATO müttefiklerini korumak amaçlı gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Amerikan füze muhribi USS Donald Cook, 2014 başından beri Karadeniz’e giren üçüncü Amerikan muhrip olmuştur. Karadeniz’e açıldıktan sonra, USS Donald Cook muhribi 900 metrelik mesafeden Rus savaş uçağı tarafından bir süre takip edilmiş ve Pentagon sözcüsü Steve Warren tarafından bu eylemin iki ülke arasındaki mevcut uluslararası protokollere ve geçmişteki anlaşmalara aykırı olduğu beyan edilmiştir. 11 Nisan tarihinde Fransa donanmasına ait olan Dupuy de Lome savaş gemisi de boğazlardan geçerek Marmara Denizi’ne girmiştir.

 

Mayıs 2014’de Litvanya şehri Klaypeda’da Norveç, Hollanda, Belçika ve Estonya’dan 4 mayın tarayıcı geminin katılımıyla NATO tatbikatı yapılmıştır. Litvanya Savunma Bakanı Juozas Olekas bu askeri tatbikatı ülkesinin ve tüm bölgenin güvenliğinin ve kolektif savunma anlayışının teminatı şeklinde yorumlamıştır. 5 Mayıs 2014’de NATO’nun 6 bin askerinin katılımıyla Estonya’da “Bahar fırtınası” tatbikatı gerçekleştirilmiştir. Bu tatbikat, Kırım krizi sonrasında Baltık ülkelerinde NATO’nun askeri varlığını güçlendirmesinin bir parçasını oluşturmaktadır. Tatbikata ABD’nin 173. Hava İndirme Tugayı’ndan oluşan askeri birlik, İngiltere’nin Lancaster Dükü piyade alayı bölüğü, Litvanya’nın keşif birliği, Letonya’nın piyade bölüğü ve Fransa’dan siber koruma uzmanlarından oluşan bir birlik katılmıştır. Tallinn yakınlarında bulunan Amari askeri üssünün ve çevredeki hava sahasının korunması için Polonya 3 adet SU-22 savaş uçağı ve SA-8 füze savunma kompleksine sahip birlikle katılmıştır. Belçika da uçaksavar topçulardan oluşan birliklerle hava sahasının savunmasını gerçekleştirmektedir. Danimarka 4 adet F-16 savaş uçağıyla tatbikatta yer almıştır. 9 Mayıs 2014’de NATO’nun Karadeniz’de bulunan savaş gemilerine bir yenisi ilave edilmiştir. ABD’ye ait Wella Gulf kruvazörü Ticonderoga sınıfı savaş gemilerinden oluşmaktadır ve Tomahavk füzeleri, denizaltılara karşı ASROC füzeleri ve Standart SM-2 ve Standart SM-3 füzeleri ile donatılmıştır.

 

Almanya da çokuluslu askeri birlikler oluşturularak bu birliklerin Doğu Avrupa ülkelerinde uzun süreli konuşlandırılmasından yana tavır sergilemektedir. Almanyalı yetkililer bu birlikte Tiger taarruz helikopterlerimi, zırhlı muharebe aracı Pumalar ve zırhlı personel taşıyıcı Boxer’lerle katılabileceklerini söylemektedir. Bunların yanı sıra, Almanya siber ataklardan korunma ve donanma oluşturulması için de katkı sağlayabileceğini ifade etmiştir.

 

NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanı General Breedlove, Ukrayna’daki gerilimin devam etmesinden dolayı ittifakın Doğu Avrupa’da kalıcı olarak konuşlanması olasılığını gözden geçirdiklerini belirtmiştir. Bunun için Eylül 2014’de NATO devlet başkanlarının Galler’de gerçekleşecek toplantısında karar alınacağını belirten Breedlove, Kremlin’in güvenilir bir ortak olmadığını ve Doğu Avrupa’daki müttefiklerini Rusya tehlikesinden korumak için gerekli adımlar atılmasının önemini vurgulamıştır. ABD’nin Karadeniz’e savaş gemilerini göndermesinin en önemli nedeni müttefik devletlerin güvenliği konusunda ortak tatbikatlar gerçekleştirmektir. Rusya ise ABD’nin savaş gemilerini sıklıkla Karadeniz’e göndermesinden ve Karadeniz sularında bulundurmasından duyduğu rahatsızlığı ifade etmiştir.

 

ABD ve NATO’nun Doğu Avrupa ülkelerinde ve Rusya sınırlarına yakın coğrafyada gerçekleştirdiği tatbikatlar aslında caydırıcı olmaktan ziyade gövde gösterisi mahiyetindedir. Soğuk Savaş döneminde EUCOM (Avrupa Komutanlığı) kapsamındaki 350 bin kişilik askeri güç hâlihazırda 67 bine kadar gerilemiştir ki, bunlardan 40 bini Almanya’da bulunmaktadır. Bu gövde gösterilerine karşı Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Karadeniz’de askeri gücünü artırmak amacıyla yeni denizaltılar ve savaş gemileri alınmasına 2,5 milyar dolar ayrıldığını beyan etmiştir. Rusya, 2020 yılına kadar Karadeniz donanmasını güçlendirmeyi ve Novorossisk, Temruk ve Utaş deniz üslerindeki 48 askeri birimin modernize edilmesini hedeflemektedir. Kremlin, Rusya’nın Kırım’ı ilhakından sonra Sivastopol’de bulunan ana üsse 2014 sonuna kadar hava savunma sistemlerinin ve ek piyade birliklerinin konuşlandırılmasını planlamaktadır. ABD ve NATO’nun tatbikatlarına karşılık Mart 2014’de Rusya da Ukrayna sınırına yakın Rostov, Belgorod ve Kursk bölgelerinde tatbikatlar gerçekleştirmiş, müteakip aylarda düzenlenecek tatbikatların Volgograd, Krasnodar ve Volga-Hazar kanalını kapsayacağını beyan etmiştir.

 

Rusya Kırım’ın işgalinin ardından Ukrayna sınırına T-72 sınıfına ait modernize edilmiş T-72B3 tanklarını yerleştirmiş, Ukrayna’nın doğu bölgelerindeki ayrılıkçı unsurlara silah desteği sağlamaya başlamıştır. Rus ordusu Mart ayı başlarında Ukrayna sınırına 450 km mesafede bulunan Kapustin Yar bölgesinde kapsamlı bir hava tatbikatı icra etmiştir. Volgograd ve Astrahan arasında bulunan bölge Rusya Batı Askeri Bölgesi’nin de merkezi olarak bilinmektedir. Tatbikata 3.500 asker ve kıyı savunma birliklerinin de bulunduğu 1000 civarında askeri birim katılmıştır. Gerçekleştirilen askeri tatbikatta S-300, Buk M1, Osa ve Strela-10 hava savunma sistemleri, Tunguska hava savunma sistemi, Igla mobil hava savunma sistemi birimleri yer almıştır.

 

Mart 2014’de Rusya Baltık denizi kıyısındaki toprağı Kaliningrad bölgesinde de askeri tatbikat gerçekleştirmiştir. Kırım krizi ve Kaliningrad tatbikatının Baltık ülkelerinde tedirginliğe yol açtığı görülmektedir. Estonya, topraklarında bulunan Rus azınlığın ulusal güvenliğine tehlike oluşturacağı endişesini taşımaktadır. 2007’de Sovyet dönemine ait bir heykelin başkent Tallinn’den kaldırılması ülke nüfusunun takriben çeyreğini oluşturan Rus nüfusun isyanına neden olmuş, Kremlin’in bu süreçte Estonya üzerinde baskı kurduğu gözlemlenmiştir. Etnik Rus nüfus çoğunlukla Estonya’nın kuzeydoğusunda Narva kentinde yaşamaktadır ve başkent Tallinn’in nüfusunun %38,5’ini Ruslar oluşturmaktadır. Letonya’da da nüfusun 26,9%’unu Ruslar oluşturmaktadır. Putin iktidarının etnik Rus nüfusun haklarının korunması noktasında Rusya’nın kayıtsız kalmayacağını belirtmesi Vilnius yönetimi için de tehlike oluşturmaktadır.

 

Haziran 2014’de NATO’nun Baltık devletlerinde yaptığı tatbikata karşılık Rusya, Kaliningrad bölgesinde ikinci tatbikatı yapmıştır. Temmuz ayı başlarında ise hem NATO hem de Rusya Karadeniz’de askeri tatbikat gerçekleştirmiştir. NATO’nun, Karadeniz’in batısında Bulgaristan sularında yaptığı tatbikata karşılık aynı gün Rusya 20 savaş gemisi, 20 savaş uçağı ve helikopterlerle “denizde düşman savaş gemilerinin tahribi” sloganıyla bir tatbikat icra etmiştir. Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Vladimir Titov, NATO’nun Baltık bölgesinde ve Rusya’nın diğer sınır bölgelerinde etkinleşmesinin NATO-Rusya ilişkilerinde gerginliğe yol açtığını ve ittifakın genişlemesini engellemek için Moskova’nın gerekli tüm siyasi ve askeri önlemleri aldığını belirtmiştir.(8) Rusya Federal Konseyi üyesi Senatör Dmitri Sablin, ABD’nin Doğu Avrupa ülkelerine füze savunma sistemleri konuşlandırma girişiminin NATO’nun genişlemesine yönelik bir adım olduğunu ifade etmiştir. Rusya, ABD ve NATO’nun Karadeniz’deki ve Doğu Avrupa’daki askeri varlığını artırmasının Roma Deklarasyonu’na da zıt olduğunu belirtmektedir.    

 

Karşılıklı tatbikatlarla tırmanan gerilim ve karşılıklı açıklamalar bölgedeki anlaşmazlıkların çözümünde NATO ve Rusya’nın giderek işbirliğinden daha uzak bir tutum geliştirebileceğine işaret etmektedir. Nitekim NATO-Rusya askeri rekabeti Ukrayna krizi ile sınırlı kalmamakta, daha çok ABD-Rusya rekabeti şeklinde diğer coğrafyalarda da ortaya çıkabilmektedir. Doğu Akdeniz’de bulunan Tartus üssüne devriye gemisi Smetliv ve çıkarma gemileri Saratov ve Yamal’ı gönderen Moskova, Akdeniz’deki varlığını kalıcı kılmaya çalışmaktadır. Pasifik bölgesinde ise Rusya’ya ait savaş uçakları ve gemilerinin daha çok faaliyet göstermeye başladığı görülmektedir.  Guam ve Kaliforniya açıklarında Rus uçaklarının tespit edilmesi ise yeni bir Soğuk Savaş döneminin belirtileridir.     

 

Sonuç 

 

1949’da kurulan ve hedeflerine 40 senelik bir zaman diliminde ulaşan NATO, Demir Perde’nin ortadan kalkmasından sonra da barış ve güvenliğin teminatı olmaya devam etmiştir. NATO’nun Soğuk Savaş dönemindeki en önemli amacı Komünizm tehlikesinden Avrupa’yı korumak, Sovyetlerin yayılmasını önlemek ve ABD’nin Avrupa’da siyasi ve ekonomik nüfuzunu sürdürmekti. NATO’nun Soğuk Savaş sonrasında varlığını koruyarak genişlemesi yerinde bir politika olarak görülmüştür. 1990’da Berlin Duvarı ve 1991’de Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra NATO’nun Doğu Avrupa ülkelerine doğru genişlemesi, bölgenin güvenliğine katkı sağlamıştır. Ancak NATO’nun eski SSCB üyesi ülkelere doğru genişlemesi, bölgedeki devletlerle Rusya’yı karşı karşıya getirmiştir.

 

Rusya’nın Gürcistan’la Ağustos 2008’de yaptığı savaş ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ihlal ederek Mart 2014’de Kırımı ilhak etmesi, Moskova’nın bölgede hegemonya kurma çabası olarak değerlendirilmektedir. Rusya, NATO’nun eski SSCB coğrafyasında güçlenerek güney sınırlarını tehdit etmesinden endişesi duymaktadır. NATO’ya üyelik için çaba gösteren bölge devletleri, Rusya tehdidine karşı kendi güvenliklerini NATO’nun kuruluş anlaşmasının 5. maddesi kapsamında sağlamaya çalışmaktadır.

 

Ukrayna krizi, uluslararası sistemde Rusya’nın geleceğini derinden etkilemektedir. Moskova, Ukrayna krizinin kendi kontrolünde çözümlenmesi için çaba harcamaktadır. Krizin Rusya lehine çözüme kavuşturulması, Avrupa’da güç dengesinin yeniden şekillenmesine neden olacaktır. Gelecekte Rusya, eski SSCB ülkelerini kendisine bağlama noktasında NATO’yu engel olarak göremeyebilir ve Batı bu coğrafyada Moskova’nın çıkarlarını kabul edebilir. Ukrayna krizini bölgedeki çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak gören Batı ise Rusya’yla ilişkilerini bundan sonra daha gerçekçi politikalar üzerinde inşa etmelidir. NATO’nun kendi sınırlarına yakın olmasından rahatsız olan Rusya’nın, komşu devletlere baskı uygulamaya devam edeceği değerlendirilmektedir. 

 

Batı ile Rusya arasında yaşanan yeni Soğuk Savaş’ın Ukrayna sorununun çözümüne bağlı olarak şekilleneceği düşünülmektedir. Rusya’nın bu krizden başarılı çıkması durumunda Avrupa’da güvenlik sorunlarını tekrar ele alacağı, Kafkasya ve Orta Asya’yı kontrolünde tutacağı ve Transdinyester ve Baltık ülkeleri için tehlike oluşturabileceği tahmin edilmektedir. Eylül 2014’de NATO’nun Galler’de gerçekleştireceği zirve toplantısı, Rusya ile Batı arasındaki ilişkilerin geleceğini de belirleyecektir. NATO’nun önemli üye devletlerinden olan Türkiye, Rusya aleyhine alınan kararlara rağmen Moskova ile ilişkilerini geliştirmeye devam etmektedir. Ankara’nın dengeli ve esnek bir dış politika yürütmesi halinde Türkiye-Rusya arasında güçlenen siyasi diyalogun ve ekonomik alandaki stratejik işbirliğinin NATO-Rusya geriliminden etkilenmeyeceği değerlendirilmektedir. 

 

 

 

 

Sonnotlar:

 

1-) Denis Dyomkin, “Russia Says Georgia War Stopped NATO Expansion,” Reuters, 21 Kasım 2011, Erişim tarihi: 19 Temmuz 2014,  http://in.reuters.com/article/2011/11/21/idINIndia-60645720111121.

2-) Address by President of the Russian Federation, The Kremlin, Moscow, 18 Mart 2014, Erişim tarihi: 14 Temmuz 2014, http://eng.kremlin.ru/news/6889.

3-) Adrian Croft ve Sabine Siebold, “NATO Suspends Cooperation with Russia over Ukraine crisis,” Reuters, 1 Nisan 2014, Erişim tarihi: 24 Temmuz 2014, http://www.reuters.com/article/2014/04/01/us-ukraine-crisis-nato-idUSBREA2U1UF20140401.

4-) Ian Davis, “NATO Suspends Cooperation with Russia,” NATO Watch, 3 Haziran 2014, Erişim tarihi: 16 Temmuz 2014, www.natowatch.org/node/1420.

5-) “Crimea Votes to Join Russia as EU Holds Emergency Summit on Ukraine Crisis,” The Voice of Russia, 6 Mart 2014, Erişim tarihi: 16 Temmuz 2014, http://voiceofrussia.com/2014_03_06/Crimea-votes-to-join-Russia-as-EU-holds-emergency-summit-on-Ukraine-crisis-LIVE-UPDATES-5774/.

6-) Jen Psaki, “United States Expands Export Restrictions on Russia,” U.S. Department of State, Press Statement, Washington, 28 Nisan 2014, Erişim tarihi: 15 www.state.gov/r/pa/prs/ps/2014/04/225241.htm.

7-) “NATO muss sich rüsten,” Frankfurter Allgemeine Zeitung, 4 Mayıs 2014, Erişim tarihi: 15 Temmuz 2014, www.faz.net/aktuell/politik/ausland/europa/rasmussen-nato-muss-sich-ruesten-12921397.html.

8-) “Russia and NATO Flex Muscles at Parallel Baltic War Games,” The Moscow Times, 10 Haziran 2014, Erişim tarihi: 16 Temmuz 2014, www.themoscowtimes.com/news/article/russia-and-nato-flex-muscles-at-parallel-baltic-war-games/501812.html.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top