Orta Asya’da Küresel Jeoekonomik Rekabet ve Türkiye

Türkan BUDAK
31 Temmuz 2013
A- A A+

Orta Asya’da Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kurulan beş ülke -Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan- uluslararası sistem çok kutupluluğa doğru evrilirken ve dünya ekonomisinin ağırlık merkezi Asya'ya doğru kayarken bağımsızlıklarının üçüncü on yılına girmektedir.Üçüncü on yıla; Rusya’nın Orta Asya’ya geri dönüşünün gerçekleştiği, bölgedeki ABD askeri varlığının sürdürülebilir olmaktan çıktığı ve Çin’in ekonomik nüfuz alanını bölge ülkelerini kapsayacak şekilde genişlettiği bir konjonktürde girilmektedir. Bölge ülkelerinin yüksek büyüme oranlarıyla önemli bir pazara dönüşmeye başladığı ve Hazar havzasındaki enerji kaynaklarının ön plana çıktığı bu dönemde Orta Asya üzerindeki rekabetin ekonomi alanında yoğunlaşacağı beklenmektedir.


Orta Asya, dünya coğrafyasında açık denizlere çıkışı olmayan yegâne bölgesel alt sistem konumundadır. Bölge ülkeleri ile Rusya arasındaki güç asimetrisi devam etmektedir. Çin’le gelişen ilişkilerde de benzer biçimde bölge ülkeleri aleyhindeki güç dengesizliği belirginleşmektedir. Zengin yer altı kaynakları ile birlikte Orta Asya’nın kendine özgü coğrafi yapısı ve mevcut güç dengeleri, bölgedeki rekabette güvenlikten ziyade ekonomi ve teknoloji unsurlarının öne çıktığı bir süreç meydana getirmiştir. Rusya’nın da ekonomik bütünleşme arayışlarına girdiği bu süreç, Orta Asya’daki küresel rekabetin ekonomi politik eksenine yerleşmesini sağlamış, bölgedeki “yeni büyük oyunun” jeoekonomik nitelik kazanmasına yol açmıştır. Açık denizlere çıkışı olmayan ülkelerden oluşan Orta Asya’daki “yeni büyük oyunun” büyük ölçüde jeoekonomik nitelikli gerçekleşeceği, küresel aktörlerin bölgedeki başta petrol ve doğal gaz olmak üzere yer altı kaynaklarına ve ticari potansiyele odaklanacağı değerlendirilmektedir. Edward N. Luttwak’ın Soğuk Savaş sonrası süreçteki devletlerarası anlaşmazlıkları tanımlamak için geliştirdiği jeoekonomik bakış açısı,(1) bu nedenle Orta Asya’daki rekabetin analizinde önem arz etmektedir.  


Nitekim 2002’de Kolektif Güvenlik Antlaşması Teşkilatı’na (CSTO) öncülük ederek Orta Asya’daki bölgesel güvenlik sistemini tekeline almayı amaçlayan Moskova, bu teşkilatın sağladığı hukuki çerçeve ile Rus ordusunun bölgedeki varlığını güçlendirmeye çalışmıştır. 2009’da teşkilat bünyesinde bir Acil Müdahale Kuvveti (KSOR) kurulması ve bu kuvvetin bölgedeki krizlerde seferber edilmesi kararlaştırılmıştır. Orta Asya’da hâlihazırda Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan Kolektif Güvenlik Antlaşması Teşkilatı üyesidir ve Rusya’nın bölgede Tacikistan ve Kırgızistan’da askeri üssü bulunmaktadır. Orta Asya ülkelerinin gerek iktidarların istikrar ve akıbet kaygısı gerekse enerji alanında Rusya’ya devam eden bağımlılıktan dolayı Moskova aleyhinde bir ittifak inşa sürecine girmesi beklenmemektedir. Kısa vadede bölge dışı aktörlerin Orta Asya’da Rusya’nın tesis etmeye çalıştığı güvenlik sistemini akim bırakacak bir teşebbüste bulunması veya böyle bir teşebbüsün muvaffak olma ihtimali düşük görünmektedir.  


Bu nedenle Orta Asya’daki rekabetin daha çok ekonomik alanda yoğunlaştığı, özellikle küresel finansal kriz sonrası dönemde bölgenin enerji ağırlıklı ekonomik potansiyelinin öne çıktığı gözlemlenmektedir. Nitekim Rusya dışındaki diğer dış aktörler gibi Türkiye’nin de Orta Asya’ya yönelik daha çok ekonomik ve kültürel alanlarla sınırlı bir politika izlemeye başladığı, 1990’lardaki romantik bakış açısından vazgeçerek 2000’li yıllarda gerçekçi bir yaklaşım geliştirdiği müşahede edilmektedir. Toparlanan ekonomisiyle birlikte Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde ekonomi politiğin temayüz ettiği, Orta Asya’ya yönelik gözlem ufkunun iktisadi faydacılık ekseninde genişlediği görülmektedir. Türkiye’nin bu dönemde jeoekonomik bir yaklaşımla kapsamlı bir Orta Asya stratejisi geliştirmesi, bölgeye dönük dış politikasını bu strateji doğrultusunda yeniden ele alması gerekmektedir.         


Orta Asya’nın Jeoekonomik Potansiyeli


Orta Asya bölgesi satın alma gücü giderek artan ve 90 milyonu aşan nüfusu ile büyüyen bir pazar konumundadır. 1990’lı yıllar boyunca belirli kararsız dönemlerin ardından, 2000’li yıllarda bölge ekonomileri, Kırgızistan’daki 2005 ve 2010’da gerçekleşen iktidar değişimi ve küresel finansal krizin etkilerinin hissedildiği 2009 yılı dışında genel olarak istikrarlı bir seyir yakalamıştır. Bölge ülkeleri 2002-2012 döneminde ortalama yüzde 7 oranında büyüme kaydetmiş, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan bu dönemde dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasına girmiştir. Aynı dönemde Orta Asya ülkelerinde gerçekleştirilen doğrudan yabancı yatırım yaklaşık 12 kat artış göstermiş, yabancı yatırımlar özellikle Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’da yoğunlaşmıştır.(2)

 

2002-2012 Döneminde Orta Asya Ülkelerinin Yıllık Büyüme Oranları

Kaynak: Dünya Bankası


Orta Asya ülkeleri doğal kaynaklar açısından zengin bir coğrafyadır. Kazakistan geniş petrol kaynaklarına sahiptir. 1992 yılında günde yaklaşık 400 bin varil ham petrol üreten Kazakistan, 2012 yılında günde ortalama 1,6 milyon varil ham petrol üretebilecek kapasiteye ulaşmıştır. Hazar bölgesinin kuzeyinde keşfedilen Kaşagan petrol sahasında yaklaşık 30 milyar varil petrol rezervinin bulunduğu, Kaşagan’ın rezerv büyüklüğü bakımında dünyanın en büyük beşinci sahası olduğu değerlendirilmektedir. Kaşagan bölgesinin istikrarlı biçimde işletilmesi durumunda Kazakistan’ın, dünyanın en büyük petrol üretici ülkeleri arasına dâhil olması beklenmektedir. Kazakistan maden kaynakları açısından da oldukça zengin bir coğrafyaya sahiptir. Yeryüzündeki uranyum rezervlerinin %15’ine sahip olduğu tahmin edilen Kazakistan, 2009’dan itibaren dünyada en büyük uranyum üreticisi ülke konumundadır. Kazakistan’daki kömür rezervlerinin ise dünyadaki en büyük dokuzuncu rezerv olduğu bilinmektedir. 

Türkmenistan’ın dünyanın en büyük dördüncü doğal gaz rezervine sahip olduğu tahmin edilmektedir. Türkmen gazının ihracat güzergâhları, Orta Asya’da belirginleşen jeoekonomik rekabette muhtemelen en önemli değişkeni oluşturacaktır. Özbekistan, doğal gaz ve daha sınırlı olmak üzere petrol kaynaklarına sahiptir. Özbekistan ve Türkmenistan dünyanın en önemli pamuk üretici ülkeleri arasındadır. Özbekistan’ın dünyanın en büyük dördüncü altın rezervine sahip olduğu ifade edilmektedir. Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’la mukayese edildiğinde oldukça sınırlı hidrokarbon kaynakları bulunan Kırgızistan ve Tacikistan’ın ise hidroelektrik potansiyeli ve maden yatakları öne çıkmaktadır. Kırgızistan’daki Kumtor altın yatakları dünyanın en büyük sekizinci altın rezervini ihtiva etmektedir. Tacikistan’ın mevcut alüminyum rezervleri ile dünya alüminyum pazarında önemli bir aktör olması beklenmektedir.(3)

Rusya’nın Bölgeye Geri Dönüşü

Rusya, Soğuk Savaş sonrası dönemde eski Sovyet coğrafyasındaki nüfuzunu güçlendirmek için başlattığı entegrasyon projeleri kapsamında Orta Asya ülkeleri üzerindeki etkinliğini sürdürmeye çalışmıştır. Orta Asya ülkelerini Rusya güdümünde hareket edecek bir güvenlik sisteminde bir araya getirmeye çabalayan Moskova, bölgede belirginleşen küresel jeoekonomik rekabetteki en önemli oyuncudur. 

Sovyet Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığına kavuşan devletlerle siyasi diyalogu sürdürmek maksadıyla 1991’de Bağımsız Devletler Topluluğu’nun tesis eden Rusya, 1996’da bu topluluk bünyesinde gümrük birliği uygulamasını denemiş, Orta Asya ülkelerinden Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan bu uygulamaya iştirak etmiştir. Rusya, ortak pazar oluşturmak amacıyla 2000 yılında ise Avrasya Ekonomik Topluluğu’nu kurmuş, Orta Asya’nın dâhil olduğu eski Sovyet coğrafyası üzerindeki ekonomik nüfuzunu sürdürmeye çalışmıştır. Rusya’nın Putin iktidarı döneminde enerji fiyatlarındaki artışla sağladığı dinamizmi kullanarak yakın çevresindeki etki alanına geri döndüğü, Avrasyacı bakış açısıyla eski Sovyet coğrafyasında ekonomik bütünleşme projelerine daha fazla odaklandığı ve bu kapsamda Avrasya Birliği projesini geliştirdiği gözlemlenmiştir. Rusya, Kazakistan ve Beyaz Rusya devlet başkanları 2011 yılında üç ülkenin ekonomilerini, hukuk ve gümrük sistemlerini birleştiren Avrasya Birliği’nin kurucu antlaşmasını imzalamış, 2012’de Avrasya Komisyonu’nu tesis etmiş ve ortak pazar uygulamasını başlatmıştır. Kazakistan’ın hâlihazırda dâhil olduğu Avrasya Birliği’ne Orta Asya ülkeleri arasından Tacikistan ve Kırgızistan’ın da katılması beklenmektedir.

Rusya, Orta Asya ülkelerinin Çin’den sonraki en büyük ticari ortağıdır. Nükleer teknoloji, savunma sanayii, enerji nakil ve dağıtım alanındaki üstünlüğü Rusya’nın Orta Asya ülkeleri üzerindeki etkisini sürdürmesini mümkün kılmaktadır. Petrol ihracatında Rusya’ya bağımlı olan Kazakistan’da 2016’da faaliyete geçmesi planlanan ilk nükleer enerji reaktörü iki ülke ortaklığıyla inşa edilmektedir. Türkmenistan’ın doğal gaz ihracatı büyük ölçüde Rusya üzerinden gerçekleşmektedir. Gazprom ve Lukoil, Özbekistan enerji pazarındaki en büyük yatırıma sahip şirketlerdir. Özbekistan bağımsızlığından sonra kısa süre içinde petrolde dışa bağımlılığını sona erdirmişse de 2005’ten itibaren Rusya’dan tekrar petrol ithal etmeye başlamıştır. Diğer bölge ülkelerinden farklı olarak petrol ve doğal gaz kaynaklarından yoksun olan Kırgızistan ve Tacikistan ise büyük ölçüde Rusya’dan ithal edilen enerjiye bağımlıdır. Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın Rusya ile enerji alanındaki işbirliği nispeten karşılıklı bağımlılığa dayalı gelişirken, Kırgızistan ve Tacikistan’daki enerji sektörlerine büyük ölçüde Rus şirketlerin hâkim olduğu görülmektedir. Orta Asya ülkelerinin, savunma alanında da Rusya’ya bağımlılığı devam etmektedir. Bölge devletlerinin silahlı kuvvetlerinin envanterindeki silah sistemleri büyük ölçüde Rusya menşelidir.

Orta Asya’yı doğal nüfuz alanı olarak değerlendiren Moskova, bölge ülkelerinin Rusya’ya bağımlılığının devamı üzerine bir strateji izlemekte, diğer bölgesel ve küresel aktörlerin bölgeye yönelik politikalarını sıfır toplamlı yaklaşım doğrultusunda değerlendirmektedir. Orta Asya’daki petrol ve doğal gaz kaynaklarının kendi toprakları üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılmasını hedefleyen Rusya, bölgedeki enerjinin ihracatında diğer güzergâhlara yönelik geliştirilen projeleri başarısız kılmaya yönelik irade göstermektedir. Orta Asya’nın Çin’in ekonomik nüfuz alanına girmesinden kaygı duyan Rusya, son yıllarda bölge ülkeleriyle Çin arasında gelişen asimetrik ticari ilişkileri de teyakkuzla takip etmektedir. Rusya’nın Çin’in bölgedeki etkisine bakışı göz önünde bulundurulduğunda Avrasya Birliği, aynı zamanda Çin’in Orta Asya’daki artan nüfuzunu dizginlemeye yönelik bir proje olarak değerlendirilebilir.

ABD ve Orta Asya

Dünyanın en büyük enerji tüketicisi konumunda olan ABD, Hazar havzasındaki enerji kaynaklarının dünya pazarlarına Batılı şirketler aracılığıyla ulaştırılmasını ve Orta Asya’nın jeoekonomik potansiyelinden istifade etmeyi amaçlamaktadır. ABD, Hazar havzasındaki petrol ve doğal gaz kaynaklarının Rusya ve İran’ın denetimine girmesini engellemeye çalışmakta, bölgedeki enerjinin bu iki ülke dışındaki güzergâhlardan uluslararası pazarlara taşınmasını desteklemektedir. Washington, bu kapsamda Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı projesini desteklemiş, Kazakistan’ı bu hatta petrol tedarik etmesi için teşvik ederek Hazar petrollerinin uluslararası pazarlara ulaştırılmasında Rus tekelinin sona ermesini sağlamıştır. ABD, Hazar enerji kaynaklarını Türkiye üzerinden Avrupa’ya ve dünya pazarlarına ulaştıracak Hazar geçişli boru hattı projesini ve Türkmenistan gazını Pakistan ve Hindistan’a taşıyacak doğal gaz boru hattı projesini (TAP veya TAPI) teşvik etmektedir.  

ABD’nin jeoekonomik ve stratejik menfaatleri doğrultusunda bölgede özellikle Kazakistan’la güçlü ilişkiler geliştirme arayışında olduğu gözlemlenmiştir. Tengiz sahasındaki petrolü çıkarmak için Astana ile ortak bir konsorsiyum oluşturan ABD’li enerji devleri Chevron ve Exxon Mobil, Kazakistan’daki petrol üretiminin yaklaşık dörtte birini gerçekleştirmektedir. ABD’li diğer enerji şirketleri de (Texaco, Mobil Oil, Haliburton) Hazar bölgesinde faaliyet göstermektedir. ABD’nin enerji bağımlılığı ve kaya gazı alanındaki mevcut belirsizlikler dikkate alındığında Orta Asya’daki enerji kaynakları Washington için enerji tedarik çeşitliliği açısından önem arz etmektedir. Ancak Washington 11 Eylül sonrası dönemde Rusya, Çin ve İran’ın çevrelediği bu bölgeye daha çok küresel hegemonya hedefi doğrultusunda odaklanmış, bölge ülkeleriyle Afganistan’daki lojistik ihtiyaçları kapsamında işbirliği geliştirmiştir. 11 Eylül sonrası dönemde ABD’nin Orta Asya ülkeleriyle stratejik ortaklık tesis etme arayışının finansal kriz nedeniyle Obama iktidarı döneminde ise nispeten zayıfladığı görülmektedir.   

ABD’nin 2005’teki Andican hadisesini takip eden dönemde Özbekistan’la bozulan ilişkilerini canlandırma girişimi beklenen neticeyi vermiş değildir. ABD’li yetkililerin demokrasi söylemi özellikle Özbekistan’da Kerimov iktidarında ve Türkmenistan’da Berdimuhammedov iktidarında kaygılara yol açabilmektedir. Kırgızistan’daki mevcut iktidar Rusya’nın etkisiyle ABD’nin Manas’taki hava üssünü 2014 yılı içinde kapatmayı amaçlamaktadır. ABD, Afganistan’daki askerlerini 2014 yılı sonuna kadar çekmeyi planlamakta, Karzai iktidarı bu tarihten sonra ülkede Amerikan askeri varlığına soğuk bakmaktadır. ABD’nin Afganistan’da Hindistan’ın menfaatlerini önceleyen tutumu ise Pakistan’la ilişkilerinin zedelenmesine yol açmıştır. Bu nedenle ABD’nin Orta Asya’da askeri varlığını sürdürmesi, Rusya’ya rağmen bölge ülkeleriyle yüksek düzeyli askeri işbirliği gerçekleştirmesi kısa vadede zor görünmektedir. Nitekim Washington’ın da Obama döneminden itibaren -Orta Asya’ya özellikle Çin’i çevreleme stratejisi bağlamında değer vermekle birlikte- bölgeyi tali planda değerlendirmeye, ABD ile stratejik işbirliğine teşvik gayesiyle bölge ülkelerine gerçekleştirdiği yardımları azaltmaya başladığı görülmektedir.    

AB, Almanya ve Orta Asya

AB bağımsızlıklarını müteakiben Orta Asya ülkeleri ile on yıllık Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması (PCA) imzalamış, bu anlaşmalar kapsamında bölge devletlerinde piyasa ekonomisine geçişi desteklemiştir. AB Konseyi, 2007’de Orta Asya ile ilişkileri kapsamlı bir program dâhilinde geliştirmek amacıyla yeni bir Orta Asya Stratejisi açıklamıştır. Birlik bu strateji doğrultusunda bölge ülkeleriyle siyasi diyalogu mutat görüşmelerle kuvvetlendirmeye, başta enerji, ulaşım ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele olmak üzere pek çok alanda işbirliği tesis etmeye odaklanmıştır.

AB, Orta Asya’ya enerji kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla önem vermekte, bölgedeki büyüyen pazardan istifade etmeyi hedeflemektedir. Avrupalı şirketlerin Orta Asya’da özellikle enerji alanında etkili olduğu görülmektedir. BP, Total, Royal Dutch Shell, ENI gibi Avrupalı enerji şirketleri, Hazar havzasındaki petrol ve doğal gaz sahalarında faaliyet göstermektedir. AB, eski Sovyet cumhuriyetleri ile enerji işbirliğini geliştirmeye yönelik olarak geliştirdiği INOGATE Programı çerçevesinde ise üye ülkeleri Hazar Havzasında ve Orta Asya’da yatırıma teşvik etmekte, bölgedeki enerji pazarında etkili olmaya çalışmaktadır. AB, INOGATE Programı dâhilinde Orta Asya devletlerinin tamamı ile ortaklık tesis etmiştir. Birlik, diğer taraftan Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya hattında ulaşım ağı kurmak maksadıyla ihdas ettiği Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaştırma Koridoru (TRACECA) programı kapsamında bölge ülkeleriyle ticari ilişkilerini güçlendirmeye çalışmaktadır. 

Birlik üyeleri arasından Almanya’nın Orta Asya’ya yönelik müstakil bir strateji takip ettiği gözlemlenmektedir. AB Konseyi’nin Orta Asya stratejisinin Almanya’nın dönem başkanlığı sırasında hazırlanması bu nedenle tesadüf değildir. Hâlihazırda Orta Asya ülkelerinde yaklaşık 250,000 etnik Alman ikamet etmektedir ve Almanya bölgedeki beş ülkenin tamamında büyükelçiliği olan tek AB üyesidir. AB’nin Orta Asya ülkeleriyle geliştirdiği toplam ticaretin yaklaşık üçte biri Almanya tarafından gerçekleştirilmektedir. Alman Kalkınma Bankası (KfW), Alman Teknik İşbirliği (GTZ), Alman Kalkınma Hizmeti (DED) vasıtasıyla Orta Asya’da faal olmaya çalışan Almanya, sağladığı yardımlarla bölge ülkeleri üzerinde nüfuz tesis etmeyi amaçlamaktadır. Kazakistan başta olmak üzere bölgede onlarca Alman sivil toplum kuruluşu ve eğitim kurumu faaliyet göstermektedir. Almanya’nın Özbekistan Termez’de bir askeri üssü bulunmaktadır. Alman karar mercileri Orta Asya’daki menfaatleri söz konusu olduğunda AB’nin demokrasi ve insan hakları ağırlıklı söylemini göz ardı edebilmektedir. AB’nin Andican hadisesi üzerinde Özbekistan’a 2005’te uygulamaya başladığı yaptırımların 2009’da Almanya’nın ısrarı üzerine kaldırılması bu açıdan dikkate değerdir.(4)

Çin ve Orta Asya

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile bağımsızlığına kavuşan beş ülkeden Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’la ortak sınıra sahip olan Çin, Orta Asya kaynaklı güvenlik kaygılarından dolayı ve bölgedeki ekonomik menfaatlerini muhafaza etmek için güvenlik ve istikrara vurgu yapmaktadır. Çin, Orta Asya’ya yönelik güvenlik stratejisini Türkmenistan dışındaki bütün bölge ülkelerinin üyesi olduğu Şanghay İşbirliği Teşkilatı üzerinden yürütmekte, bu teşkilat kapsamında Doğu Türkistan’daki ayrılıkçı eğilimleri harekete geçirebilecek muhtemel dinamiklere karşı tedbirler geliştirmektedir. Çin, 11 Eylül sonrası dönemde ise ABD’nin Orta Asya’daki askeri varlığından endişe duymuş, Şanghay İşbirliği Teşkilatı üzerinden bölgedeki Amerikan varlığına muhalefetini beyan etmiştir.(5) 

Genişleyen ekonomik nüfuz alanı ile birlikte Çin’in benimsediği ekonomik modelin Orta Asya ülkelerine etki ettiği görülmektedir. Şanghay İşbirliği Teşkilatı ve ikili ilişkiler kapsamında Orta Asya ile etkileşime giren Çin, bölge ülkeleri nezdinde Batılı devletlerin teşvik ettiği “demokratikleşerek serbest piyasa ekonomisine geçiş modeli” karşısında farklı bir modeli temsil etmektedir. Çin ekonominin yönetimine ilişkin ABD’nin öne sürdüğü Washington Mutabakatı yerine “otoriter yönetim artı piyasa ekonomisi” şeklinde özetlenebilecek Pekin Mutabakatı(6) ile kendi modelini teşvik etmektedir. Nitekim Orta Asya ekonomilerinin de süreç içinde kendilerine özgü kalkınma modellerine yöneldiği görülmekte, Çin modelinden etkilenebileceği değerlendirilmektedir. 

Çin Halk Cumhuriyeti, büyüyen ekonomisi ve artan enerji ihtiyacı kapsamında Orta Asya üzerindeki ekonomik nüfuzunu güçlendirmektedir. Orta Asya artan nüfusu ve Avrupa’ya karadan ulaşım sağlaması bakımından Çin’in ihracat stratejisi açısından oldukça önemlidir. Çin hâlihazırda Orta Asya’nın en büyük ticari ortağı konumundadır. Özbekistan dışındaki dört Orta Asya ülkesinin toplam dış ticaret hacmi içinde Çin’le yürütülen ticaretin büyüklüğü, Rusya ile mevcut ticaret hacminin 2-3 katına tekabül etmektedir. Enerji dışındaki kalemlerdeki ticaret büyük oranda Çin’den bölge ülkelerine gerçekleştirilen ihracatla gerçekleşmekte, Orta Asya ile Çin arasında bölge ülkeleri aleyhinde asimetrik bir ilişki biçimi ortaya çıkmaktadır. Bölgenin Çin’e artan bağımlılığı, oldukça sınırlı hidrokarbon kaynaklarına sahip olan Kırgızistan ve Tacikistan’da en yüksek seviyeye çıkmaktadır. 2012 yılı verilerine göre Kırgızistan toplam ticaretinin %50’sini, Tacikistan ise toplam ticaretinin %34’ünü Çin’le gerçekleştirmiştir.

Çin hızla artan enerji ihtiyacının bir bölümünü gerek Orta Doğu ve Afrika’ya bağımlılığı azaltmak gerekse karadan boru hatları vasıtasıyla daha güvenli bir şekilde tedarik etmek için Orta Asya’ya yönelmektedir. Çin hâlihazırda Kazakistan’dan petrol, Türkmenistan’dan doğal gaz ithal etmekte, Özbekistan’ın doğal gaz kaynaklarıyla ilgilenmektedir. Çin, 1997’de Kazakistan’la yaptığı anlaşma sonrasında Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ile bu ülkenin enerji pazarına girmiş, ülkede faaliyet gösteren petrol ve doğal gaz şirketlerini satın almaya, petrol yataklarını işletmeye başlamıştır. 2005’te ülkedeki petrolün yaklaşık %10’unun çıkartan Kanadalı PetroKazakistan şirketini satın almış, aynı yıl içinde faaliyete geçen Kazakistan-Çin petrol boru hattı üzerinden Kazak petrolünü ithal etmeye başlamıştır. 2009’da faaliyete geçirilen Türkmenistan-Özbekistan-Kazakistan-Çin boru hattı ile Türkmenistan’dan doğal gaz ithal eden Çin, bu ülkeden satın aldığı gazı artırmak için Aşkabat’la 2012’de bir anlaşma imzalamıştır. Çin Ulusal Petrol Şirketi aynı zamanda Türkmenistan’ın doğusunda Amuderya nehri platosunda doğal arama ve altyapı çalışmalarıyla ilgilenmekte bu ülkedeki enerji sektöründe etkili olmayı amaçlamaktadır.

Çin, Batılı şirketlere nazaran Orta Asya enerji pazarına geç girmiştir. Ancak hâlihazırda Çinli enerji şirketlerinin Kazakistan ve Özbekistan pazarlarında önemli yatırımları vardır. Pekin Türkmenistan’la kapsamlı bir enerji işbirliği hedeflemektedir.

 

Orta Asya Ülkelerinin Ticari Ortakları (2012)

Kaynak: Avrupa Komisyonu

 

Türkiye ve Orta Asya: Jeoekonomik Strateji İhtiyacı

Türkiye, bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya ülkeleriyle ilk 20 yılda sınırlı düzeyde de olsa etkileşime girebilmiştir. 1990’lı yıllardaki romantik bakış açısının ilk dönemi olumsuz etkilemesine rağmen Türkiye’nin 2000’li yıllarda bölgeye yönelik geliştirdiği pragmatik yaklaşımın olumlu neticeler doğurabileceği gözlemlenmiştir. Mesela Kazakistan ve Kırgızistan’la ikili ilişkileri stratejik seviyeye taşıyabilecek konseyler oluşturulduğu görülmektedir. Orta Asya devletleriyle ilişkilerde Türkiye-Kazakistan ilişkilerinin model alınabileceği değerlendirilmektedir. Türkiye ve Kazakistan 2009 yılında Stratejik Ortaklık Antlaşması imzalamış, 2012’de iki ülke arasında ilişkilerin stratejik düzeye taşınması hedefiyle Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi oluşturulmuştur. İki ülke arasında enerji alanında işbirliği hedeflenmektedir. 2011’de ise Kırgızistan Başbakanı Almazbek Atambayev’in Türkiye ziyareti sırasında iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi tesis edilmiştir.

2000’li yıllarda Türkiye’nin Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’la Kırgızistan ve Tacikistan’a göre ticari ilişkilerin daha hızlı arttığı gözlenmiştir. Türkiye-Kazakistan arasındaki ticaret hacmi 2012 yılında 3,1 milyar dolar düzeyine yükselmiştir. Türkiye-Türkmenistan ticareti özellikle son yıllarda hızlı bir artış sürecine girerek 2012’de 3,5 milyar dolar seviyesine çıkmıştır. Özbekistan’la siyasi alanda durgun seyreden ilişkilere rağmen iki ülke arasındaki ticaret istikrarlı biçimde artmaktadır. 2012 yılı verilerine göre Türkiye-Özbekistan arasındaki ticaret 1,2 milyar dolar büyüklüğündedir.  Aynı yıla ait veriler dikkate alındığında Türkiye’nin Tacikistan’la ikili ticareti 580 milyon dolar seviyesinde gerçekleşirken Kırgızistan’la ticaret 300 milyon dolar civarında kalmıştır.

Türkiye’nin Orta Asya Ülkeleriyle Toplam Ticaretinin Yıllara Göre Değişimi (Milyon $)

Kaynak: TÜİK

Türkiye’nin 2000’li yıllarda Orta Asya’ya yönelik dış politika vizyonu konusunda yaygın kanaat bölgenin tali planda bırakıldığı, Arap dünyasıyla ticari ilişkilerin katlanarak artmasına rağmen Orta Asya’nın ihmal edildiği yönündedir. Ancak Orta Asya ile ticari ilişkilerin seyrine bakıldığında, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ticaretinin istikrarlı biçimde arttığı görülmektedir. Dolayısıyla 2000’li yıllarda Arap ülkeleriyle ticari ilişkilerde yakalanan gelişme grafiğinin nispeten daha düşük düzeyli olmak üzere Orta Asya ülkeleri ile de gerçekleştirildiği ifade edilebilir. Diğer taraftan Türkiye Orta Asya ülkelerine Eximbank aracılığıyla kredi sağlamayı sürdürmekte, TİKA vasıtasıyla bölge ülkelerine destek sağlamaya devam etmektedir. 


Ancak, Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasında belirgin bir ekonomik karşılıklı bağımlılık henüz sağlanmış değildir. Türkiye’nin bölge ülkeleriyle mevcut ekonomik ilişkileri stratejik nitelik arz edecek seviye ve muhtevaya ulaşamamıştır. Bölgede büyük ölçüde Rusya, Çin ve başta ABD olmak üzere Batılı devletler arasında belirginleşen jeoekonomik rekabette Türkiye’nin rolünün oldukça zayıf olduğu görülmektedir.


2012 yılı verilerine göre Türkiye, Türkmenistan ve Tacikistan’ın en büyük üçüncü, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın ise en büyük altıncı ticari ortağı konumundadır. Ancak ilk iki sırayı muhafaza eden Çin ve Rusya’nın bölge ülkeleriyle gerçekleştirdiği ticaretle mukayese edildiğinde Türkiye’nin Orta Asya ticaretindeki ağırlığı oldukça düşüktür. Kazakistan toplam ticaretinin %23’ünü Çin’le, %18’ini Rusya ile gerçekleştirirken Türkiye ile mevcut ticaretinin toplam ticareti içindeki payı %3 civarındadır. Kırgızistan toplam dış ticaretinde Çin’in oranı %50, Rusya’nın oranı %17 seviyesinde iken Türkiye ile ticaretin oranı sadece %3 düzeyindedir.


Bölgede 2000’e yakın Türk firması faaliyet gösterdiği halde, Orta Asya’daki enerji rekabetinde Türkiye’nin etkisi yok denecek kadar azdır. Türkiye’nin Orta Asya’daki petrol ve doğal gaz pazarındaki faaliyetleri TPAO’nun Kazakistan’daki Aktau ve Aktöbe bölgelerinde toplam 7 sahada ortağı KazakTürkMunay (KTM) Ltd. aracılığıyla yürüttüğü arama ve üretim çalışmaları ile sınırlıdır. ABD ve Avrupalı şirketler, bölge ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmasını müteakiben kısa süre içinde Orta Asya’daki enerji kaynakları üzerinde önemli aktörler haline gelmiştir. Çin, bölgedeki enerji pazarına geç girdiği halde Orta Asya’daki petrol ve doğal gaz kaynaklarının işletilmesi ve ihracı alanında önemli bir oyuncu konumuna yükselmiştir. Gazprom ve Lukoil ise 2000’li yıllarla birlikte bölgedeki etkinliğini tekrar artırmaya başlamış, bölge ülkelerinin enerji alanında Rusya’ya bağımlılığında artış gözlenmiştir.  


Mevcut yatırımların yoğunlaştığı sektörlerin bölge ülkeleri ile Türkiye arasında uzun vadeli stratejik bir karşılıklı bağımlılığa hizmet etmesi zor görünmektedir. Türkiye-Orta Asya ekonomik ve enerji işbirliği bölgede yatırıma ilgi duyan Türk girişimcilerin vizyonu ile sınırlı kalmamalıdır. Türkiye, Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerinde bağımsızlıklarının ilk 20 yılında elde ettiği tecrübeyi göz önünde bulundurarak bölgeye yönelik kapsamlı bir jeoekonomik strateji geliştirmelidir. 1990’lı yıllarda edinilen tecrübe doğru okunmalı, romantik bakış açısını terk ederek gerçekçi hedeflere yönelirken yakın geçmişteki sınırlı imkân ve kabiliyetlerin dar kalıplarından bağımsız bir projeksiyon çizilmelidir. Orta Asya’ya yönelik geliştirilecek jeoekonomik stratejiyi daha dinamik bir Türkiye’nin uygulamaya çalışacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu strateji, Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle ile mevcut ilişkilerine alternatif olarak değil, çok yönlü dış politikanın gereği olarak tasarlanmalı ve bölge ülkeleriyle ekonomik işbirliğini stratejik düzeye taşımayı hedeflemelidir.


Orta Asya’da yatırım yapan Türk müteşebbisler, kapsamlı bir devlet stratejisinin desteğini arkasında bulabilmelidir. Müteşebbisler, sadece işveren teşkilatlarının öncülüğünde düzenlenen iş zirveleriyle değil doğrudan devletin tasarladığı kapsamlı bir jeoekonomik strateji dâhilinde yönlendirilebilmelidir. Bu bağlamda Türk işadamları inşaattan ziyade Orta Asya ülkeleriyle uzun vadeli karşılıklı bağımlılığı sağlayacak enerji ve madencilik sahalarında bölgede faal olmalı, bölge ülkelerinin kalkınma hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayabilmelidir. Türkiye bankacılık sektöründeki tecrübelerini bu alanda gerçekleştireceği yatırımlarla Orta Asya’ya taşıyabilmeli, imalat sanayindeki deneyimlerini bölge ülkelerine transfer edebilmelidir. Türkiye jeoekonomik stratejisi kapsamında gelişen savunma sanayisi ile Orta Asya pazarına açılabilmelidir. 


Orta Asya’ya yönelik geliştirecek jeoekonomik strateji, Türkiye’yi bölgedeki enerji kaynakları üzerindeki rekabette uzun vadede söz sahibi hale getirecek unsurlar içermelidir. Hâlihazırda faaliyette bulunan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz boru hattı ve proje aşamasındaki Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) Türkiye’ye enerji köprüsü işlevi kazandıran hatlardır. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı ile Kazak petrolü Ceyhan terminaline taşınmaktadır. Bakü-Tiflis-Erzurum ve TANAP hatları ise Hazar Geçişli Doğal Gaz Boru Hattı projesinin gerçekleşmesi durumunda Orta Asya’daki doğal gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya ve uluslararası pazarlara nakledilmesine olanak tanıyacaktır. Bu nedenle Türkmen gazının Avrupa’ya ve dünya pazarlarına ulaştırılmasında tercih edilecek güzergâhın Türkiye’den geçmesi jeoekonomik stratejinin temel esaslarından biri olmalıdır.


Bölgeye yönelik uygulanacak jeoekonomik strateji, Orta Asya enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılmasında Türkiye’nin sadece köprü işlevi görmesi ile sınırlı tutulmamalıdır. Türkiye’deki yerli petrol ve doğal gaz arama şirketlerinin Orta Asya enerji pazarına girmesi teşvik edilmeli, Türk firmaları Batılı enerji şirketleriyle Karadeniz’de, Akdeniz’de ve Kuzey Irak’ta geliştirdiği işbirliğinin benzerini Orta Asya’da da gerçekleştirebilmelidir. Orta Asya ülkelerindeki rüzgâr ve güneş enerjisi potansiyeli göz önünde bulundurularak Türk firmaları bölgede rüzgâr ve güneş enerjisi santrallarının kurulumu alanında yatırıma teşvik edilmelidir. Türkiye, oldukça sınırlı hidrokarbon kaynaklarına sahip olan Kırgızistan ve Tacikistan’daki hidrolik enerji potansiyelini dikkate alarak bu iki ülkedeki hidroelektrik santral projelerini değerlendirmelidir.    


Türkiye, Orta Asya’ya yönelik jeoekonomik stratejisinde Batılı müttefiklerinin kaygılarını dikkate almakla birlikte bağımsız hareket etmeli, Rusya ve Çin karşıtlığı şeklinde algılanabilecek bir oluşuma müdahil olmamalıdır. Ankara, Orta Asya ülkelerinin Batılı kurumlarla bütünleşmesini sağlamakla veya bölgeye renkli devrimleri taşımakla görevli bir aktör olarak algılanmamalı, bölge ülkeleriyle karşılıklı menfaatler öne çıkarılmalıdır.





Sonnotlar:


(1) Edward N. Luttwak, “From Geopolitics to Geoeconomics: Logic of Conflict, Grammar of Commerce,” The Geopolitics Reader içinde, der. Gearóid Tuathail, Simon Dalby ve Paul Routledge (Londra: Routledge, 1998), 125-130.

(2) World Investment Report 2013: Annex Tables, UNCTAD, 26 Haziran 2013,

http://unctad.org/en/Pages/DIAE/World%20Investment%20Report/Annex-Tables.aspx

(3) Fadi Farra, Claire Burgio ve Marina Cemov, The Competitiveness Potential of Central Asia, OECD, 2011, http://www.oecd.org/daf/psd/46974002.pdf

(4) Ali Resul Usul, “Avrupa Birliği’nin Orta Asya’ya Yönelik İnsan Hakları Siyaseti,” Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi Cilt 6 Sayı 11 (2011): 81.

(5) Ainur Nogayeva, Orta Asya’da ABD, Rusya ve Çin Stratejik Denge Arayışları, (Ankara: USAK, 2011): 241-245.

(6) A.g.e., 256-257.

Back to Top