Rusya-Ukrayna Çıkmazı ve Enerji Güvenliği: AB ve Türkiye Olası Bir Gaz Krizine Karşı Ne Kadar Hazır?

Arzu YORKAN
04 Eylül 2014
A- A A+

Rusya gerek Avrupa Birliği’nin gerekse Türkiye’nin doğalgaz ithalatında büyük oranda bağımlı oldukları bir ülkedir. Rusya 2014 yılına ait verilere göre AB’nin doğalgaz ihtiyacının %30’luk kısmını, Türkiye’nin doğalgaz ithalatının ise %60’ını tedarik etmektedir. Aynı şekilde Ukrayna da doğalgaz tedariki bakımından Rusya’ya büyük oranda bağımlıdır. Fakat burada önemli olan Ukrayna’nın transit konumu ki AB’nin Rusya’dan satın aldığı gazın yarısı bu ülkenin topraklarından geçerken Türkiye’nin de on milyar metreküplük gazı Ukrayna üzerinden akmaktadır. Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı ile başlayan ve hala devam eden çatışmalar, Ukrayna’nın kendi içinde yaşadığı politik istikrarsızlık ve ekonomik sorunlar hem Birlik’in kendisini hem de Rusya’ya büyük oranda bağımlı olan üye ülkeler ve Türkiye’yi doğal olarak tedirgin etmektedir.

 

Bu durum Rusya-Ukrayna arasında vuku bulan 2006 ve 2009 yıllarındaki gaz krizlerinde olduğu gibi yeniden o günlerde yaşanan sıkıntılara benzer problemler doğurabilir. Rus gazına ve transit ülke olarak da Ukrayna’ya bağımlı olan özellikle Güneydoğu Avrupa ülkeleri enerji arz güvenliği bağlamında tedirgin olmakta ve gerek kendileri ulusal çapta gerekse AB Birlik düzeyinde çözüm üretmeye çalışmaktadır. Henüz bir kesinti söz konusu olmamakla beraber her an yaşanabilir endişesi taşıyan bu ülkeler özellikle daha önceki krizlerin kış aylarına denk gelmiş olması ve şu anda da sonbahara doğru ilerlememiz göz önüne alınırsa yeniden bir kış krizi yaşanabileceği yönünde kaygılar mevcuttur. Çünkü sanayinin durma noktasına gelmesinin de ötesinde 2009 yılında çetin kış koşullarında insanlar neredeyse donma tehlikesi geçirmişlerdi.

 

Özellikle Kırım’ın ilhakı, sonrasında tırmanan gerilim ve Malezya uçağının düşürülmesi hadiselerini de hesaba katan ABD ve AB, Rusya’ya karşı yaptırım uygulama yoluna gitmiştir.  Rusya’nın bu tavrını devam ettirmesi halinde AB tarafından bu yaptırımların genişletileceği dile getirilmiştir. Bankacılık ve savunma sektörlerinin yanında özellikle Rus dev enerji şirketlerinin içinde yer aldığı enerji sektörüne dönük bir dizi yaptırımın olduğu liste Rusya’nın önüne konulmuş, yüksek enerji teknolojilerinin Rusya’ya satışının kısıtlanması gibi bir madde de bu listedeki yaptırımlara eklenmiştir. Rusya’nın Arktik bölgesindeki petrol ve gaz aramaları için batının ileri teknolojisine ihtiyacı olduğu gerçeği düşünüldüğünde, bu yaptırımlar Moskova’nın enerji hamleleri için ciddi bir engel teşkil edebilir. Fakat konu bununla da sınırlı kalmayıp NATO’nun da harekete geçerek önümüzdeki günlerde Ukrayna konusunu görüşmek üzere liderlerin bir araya geleceğini açıklaması, öte taraftan Brüksel’den “artık savaş kapımıza kadar geldi” seslerinin yükselmesi konunun artık bariz bir şekilde sadece Ukrayna-Rusya değil, Avrupa-Rusya politik çıkmazına doğru yol aldığı da aşikârdır.

 

Taraflar arasında enerji güvenliklerini tehdit eden bu unsurların yanında bir de Ukrayna’nın ekonomik darboğazından dolayı Rusya’ya zamanında ve düzenli olarak enerji faturasını ödeyememesi söz konusudur. Hâlihazırda Ukrayna’nın Gazprom’a ödemesi gereken rakam şirket tarafından 4,5 milyar ABD doları olarak telaffuz edilmektedir. Bunun geçmişte olduğu gibi şimdi de bu politik istikrarsızlığın da bahane edilerek gazın kesilebilme yani bir üçüncü Rusya-Ukrayna gaz krizine sebep olma ihtimali her an sıcaklığını korumaktadır. Tabii gözler şimdilik NATO toplantısında ve çıkacak karardadır. Umarız diplomatik yollarla Rusya ve Batı arasındaki tansiyon düşer, çünkü Rusya da karşı atak olarak ABD ve AB’den gıda ve çeşitli tarım ürünlerinin ithalatına ambargo koymuştur. Karşılıklı bu ekonomik yaptırımlar umarız daha kötü senaryolar doğurmadan bölgedeki mevcut sorun diner. Fakat Rusya’nın Ukrayna’daki tutumunda henüz bir değişim gözlenmemektedir. Bu arada Rusya’nın Batı’ya ambargo uygulaması kısa vadede Orta Asya devletlerinin ve  Türkiye’nin Rusya’ya gıda ve tarım sektörü ihracatını   arttırabilir. Fakat bunun uzun vadede Rus ekonomisi için Batı ile ilişkilerinin zayıflaması ve daha kapalı bir ekonomiye doğru gitmesi anlamına gelebilme ihtimali de mevcuttur. Yaşanan bu ekonomik ve siyasi çıkmazın kısa ve uzun vadede taraflar için etkileri göz ardı edilemeyecek kadar yüksektir.

 

Savaş hali durumunun devam etmesi ve Ukrayna’nın enerji faturasını ödeyecek gücünün olmaması birleştiğinde bu konu özelde taraflar arasında ve genelde AB ve Rusya arasında enerji güvenliği açısından hayli büyük bir sorun olarak masada durmaktadır.  Özellikle de yaptırımların AB tarafından daha da genişletilecek olması Rusya’yı vanayı kapama yoluna itebilir. Gerçi Almanya çok taraf değil ama Birlik nezdinde çıkacak kararlara tepki olarak Rusya böylesi bir hamle gerçekleştirebilir diye her tür gaz krizi senaryosu kafaları kurcalamaktadır. Almanya enerjide Rusya’ya bağımlı iken (Rusya’dan en fazla doğalgaz ithal eden ülkedir) Rusya da Alman ihraç ürünleri için önemli bir pazardır. İki ülke de diğer üye ülkelere nazaran karşılıklı güçlü bir ekonomik bağımlılığa sahiptir. Tüm bu sorunlar “Rusya doğalgazı keser mi?” ve “Keserse ne olur?” sorusunu gündeme getirmiştir. Gerek Rus gazına bağımlı AB ve Türkiye’nin gerekse Rusya’nın böyle bir krizin çıkması ve uzun sürmesi durumunda enerji güvenliği noktasında zarar görebileceği değerlendirilmektedir. Peki, tüm bu enerji güvenliğini tehlikeye atan durumlar karşısında AB ve Türkiye ne tür önlemler almaktadır? Olası bir doğalgaz kesintisine ne kadar hazırlar?

 

Avrupa’ya ve Türkiye’ye Ukrayna üzerinden gelen gazda şu ana dek henüz bir kesinti yaşanmadı fakat yaşanması halinde nasıl bir senaryo bizi bekliyor ve AB ve Türkiye’nin almaya çalıştıkları önlemler yeterli mi öncelikle buna bakalım. Yukarıda belirttiğim gibi AB’nin Rusya’dan ithal ettiği gazın sadece yarısı Ukrayna üzerinden geçmektedir. Daha önceki yaşanan kriz dönemlerinde bu oran %80’ler civarındaydı. Kuzey Akım boru hattının 2012‘de devreye girmesiyle AB’nin Ukrayna’ya olan bağımlılığı önemli bir ölçüde azalmıştır. Bu hat Baltık Deniz’inden geçerek Rus gazını Almanya’ya, oradan diğer üye ülkelere ulaştırmaktadır. Bu arada Almanya’nın 55 milyar metreküplük bu hatla kıta Avrupası için önemli bir gaz merkezi haline geldiğini, yani önemli bir transit ülke pozisyonuna ulaştığını ve AB enerji politikalarında da daha fazla etkili olmaya başladığını görmekteyiz. Diğer bir ifadeyle, Kuzey Akım gaz transitinde Almanya’ya önemli bir jeopolitik hamle kazandıran bir hat olmuştur. Kuzey Kutbu’nda yüksek teknolojiyle erişilebilecek rezervler açısından da Almanya’nın gaz merkezi pozisyonu kıta Avrupası için önemli olmaya başlayacaktır ve tabii ileri teknolojisini de bu bölgedeki enerji ve çevre gelişimi için ihraç ederek önemli bir ekonomik kazanım elde edecektir. Arktik bölgesinde gelişmeler gelişmiş Avrupa ülkeleri için son derece önem arz ediyor. Güneyimizde keşfedilen rezervlerin yanı sıra kuzeydeki gelişmeleri de yakından takip etmekte fayda vardır. Enerji jeopolitiğinde yeni teknolojiler, yeni kaynaklar ve rezervler dengeleri çok hızlı değiştirebilmektedir.

 

Dolayısıyla, geçmiş kriz dönemlerine oranla risk bir ölçüde hafifletilmiş durumdadır. Fakat yine de akan gazın bu ülke topraklarından geçmesi büyük oranda Rusya’ya bağımlı özellikle Doğu ve Güneydoğu Avrupa ülkeleri için hayli düşündürücüdür. Türkiye için de batı hattı Ukrayna topraklarından geçmekte, Romanya ve Bulgaristan üzerinden Trakya’ya ulaşmaktadır. Bu hattan gelen mevcut doğalgaz miktarı 10 milyar metreküp civarındadır ve Türkiye’de sanayinin merkezi olan batı illerini beslemektedir. Avrupa Birliği, Rus gazını taşıyan Kuzey Akım’la birlikte Yamal Avrupa boru hattının da kapasitelerini önemli ölçüde artırmayı düşünmekle beraber Ukrayna’yı tamamen devre dışı bırakamamaktadır. Hâlihazırda üye ülkelerin tamamının herhangi bir kriz anında AB düzeyinde ortalama yaklaşık üç aylık gaz depolama kapasitesinden bahsedilmektedir. Bazı kaynaklar ise bu sürenin daha da az, 45 günlük olduğunu belirtmektedir. Yani olası bir krizin 2-3 ay gibi bir süreyle bertaraf edilebilmesi ancak mümkün görünmektedir.  

 

Fakat krizlerden farklı olarak bugün yaşanan savaş dikkate alındığında krizin daha uzun sürmesi halinde gerek AB gerekse Türkiye bu açığı sıvılaştırılmış doğalgazla (LNG) kapatma yoluna gitmeyi düşünmektedir. Bu seçenek de enerji faturasının maliyetini hayli yükseltebilir. Her ne kadar Türkiye Mavi Akım’ın (Rus gazını Türkiye’ye taşıyan hat) kapasitesini 3 milyar metreküp artırmayı planlasa da (batı hattının 10 milyar metreküp olduğu dikkate alındığında) bizim için geriye kalan 7 milyar metreküp hayli büyük bir açıktır. Aynı şekilde AB, Güney Akım doğalgaz boru hattı konusunda Rusya ile atağa geçmeye çalışacak fakat bu da yaptırım uygulanan bir Rusya ile enerjide işbirliğinin aksamasına yol açabilir. Bu hattın işleme alınması normal konjonktürde bile 2020’ler gibi telaffuz edilirken bu aşamada devreye hemen girmesi ve operasyonel olması söz konusu değildir. Kapasitesi 63 milyar metreküp olan Güney Akım hattının faaliyete geçmesi halinde Kiev’in Rusya’yla yaşayacağı olası bir krizden AB’nin değil ancak Ukrayna’nın arz sıkıntısı yaşayabileceği değerlendirilmektedir. Ama şu anda Rusya’nın mevcut tutumuyla taraflar arasında buzların hızla erimesi ve bu kapasitede bir akışın batıya süratle sağlanması olası görünmemektedir. Dolayısıyla, uzun süreli bir kesinti durumunda hem Türkiye’nin hem de Avrupa Birliği’nin gaz arzında sıkıntı yaşaması maalesef büyük bir ihtimal ve LNG ile bu açıklarının giderilmesi de elbette yüksek bir faturaya yol açabilir.  Bu arada not etmek gerekir ki yeni oyuncuların da devreye girmesi söz konusu olabilir: ABD. Uzun zamandır LNG’sini satacak güvenilir pazarlar arayan Birleşik Devletler, bunu bir fırsat olarak değerlendirmek isteyecektir. Rusya ile Pasifik-Asya’daki LNG pazarı için yarışan ABD bu süreçte AB ve Türkiye için kolları sıvayabilir. Nitekim AB ve Türkiye de Rusya’ya bağımlılıklarını azaltmayı düşünmektedir. Fakat büyük oranda LNG ithalatına bağlanmak oldukça maliyetlidir ve enerji güvenliğini ekonomik yollarla sağlamak için iyi bir seçenek değildir. Ancak bu noktada asıl mesele kriz sürecinde her türlü senaryoya hazırlıklı olmaktır.

 

Öte taraftan Ukrayna krizi sadece Rusya’ya bağımlı olan AB, Türkiye ve Ukrayna gibi tüketicileri değil aynı zamanda Rusya’nın kendisini de çok etkileyecektir. Rusya’nın da enerjide ilişkilerin bozulmasıyla ekonomik külfetle karşı karşıya kalacağı beklenmektedir. Bir defa gerek Avrupa Birliği ve Türkiye gerekse Ukrayna, Rusya’nın doğalgaz satışlarından en çok gelir elde ettiği güvenilir ve büyük pazarlar konumundadır. Rusya bu pazarlara doğalgaz arzını (2006, 2009 Rus-Ukrayna krizleri hariç) sorunsuz bir şekilde yürütürken bu ülkelere satış oranlarının düşmesi, ekonomisi büyük oranda enerji satışlarına bağlı olan Rusya için de önemli bir gelir kaybına yol açacaktır. Ayrıca AB’den yüksek teknoloji transferi yapan Rusya böyle bir durumda enerji sektörü için gerekli olan bu teknolojilerden de mahrum bırakılabilir. Rusya, özellikle Kuzey kutbundaki ve doğu Sibirya’daki aramalar için batının yüksek teknolojisine ihtiyaç duymaktadır. Özetle yaşanabilecek bir gaz krizinin uzun sürmesi halinde gerek üretici olarak Rusya’nın gerekse tüketici olarak AB’nin ve Türkiye’nin ekonomik külfetlere maruz kalacakları ve enerji ilişkilerinde tarafların birbirlerine olan güvenlerinin zedeleneceği bir durum ortaya çıkabilir. Bu da hem arz hem de talep güvenliği açısından risk unsuru taşıyan bir durum olacaktır.

 

Son olarak Rusya ve Ukrayna liderlerinin kalıcı bir ateşkes için telefonla görüştükleri basına yansımış, fakat Batı dünyası bu görüşmenin NATO toplantısının hemen öncesinde gerçekleşmesinin Rusya tarafından bir manipülasyon niteliği taşıyabileceği endişesiyle konuyu çok inandırıcı bulmamıştır. Dolayısıyla, kalıcı bir ateşkes yakın zamanda sağlanır mı ya da Rusya iyi niyetle yaklaşıyor mu henüz kesinleşmiş değildir. Umarız kalıcı barış için taraflar en kısa zamanda inandırıcı adımlar atarak bu savaş ortamını sona erdirir ve hem sivil kayıpların önüne geçilir hem de tüm bölgenin huzura kavuşması sağlanır. Tabii konumuzla ilgili olarak da uzun vadeli bir enerji güvenliği tehdidi de son bulur. Fakat maalesef Ukrayna-Rusya arasındaki enerji fiyatları anlaşmazlığı hala devam etmekte ve Gazprom günübirlik açıklamalarla gaz fiyatında Kiev’in istediği indirimin gerçekleşemeyeceğini beyan etmektedir. Bu nedenle taraflar arasında sular durulsa bile enerjide işbirliği zor görünmektedir ve fiyat anlaşmazlığı uzun süre devam edeceğe benzemektedir. Umarız bu durum doğalgaz akışının önceki yıllarda olduğu gibi kış aylarında kesilmesine, AB ve Türkiye’nin zorda kalmasına sebep olmaz.

 

Back to Top