Moldova'da Ayrılıkçı Bölgeler Sorunu ve Rusya-Batı Rekabeti

Dr. Elnur İSMAYIL
19 Eylül 2014
A- A A+

Doğu Avrupa’da Ukrayna ile Romanya arasında yer alan Moldova, Sovyet İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla bağımsızlığını kazanan 15 devletten biridir. Yaklaşık 3,9 milyonluk bir nüfusa sahip ülkede Moldovanlar çoğunluğunu oluştururken, Ukrain, Rus ve Bulgar azınlıklar yanında Gagavuz (Gökoğuz) Türkleri de bulunmaktadır. Moldova, 19. yüzyıl başlarına kadar Boğdan Eyaleti statüsünde Osmanlı İmparatorluğu’nun, daha sonra ise Rusların veya Romenlerin egemen olduğu Besarabya bölgesi ile 18. yüzyılın sonlarından itibaren Rus hâkimiyetine giren Transdinyester bölgesinden oluşmaktadır. Romanya’nın etki alanında bulunan Besarabya, Karadeniz havzasındaki Prut ve Dinyester nehirleri arasında bulunan bölgeye tekabül etmektedir. Rus etkisinin daha belirgin olduğu Transdinyester bölgesi ise Dinyester nehrinin kuzey tarafında Moldova-Ukrayna sınırı boyunca uzanmaktadır.

 

Moldova 2. Dünya Savaşı’yla tamamen SSCB’nin denetimine girmiş, 1991 yılına kadar Moldova Sovyet Cumhuriyeti statüsünde Rus egemenliğinde kalmıştır. Bu dönemde SSCB, Slav göçünü teşvik ederek ve Kiril alfabesinin kullanılmasını sağlayarak Moldova’yı Ruslaştırmaya çalışmış, Romanya’nın bu ülke üzerindeki nüfuzunu sona erdirmeyi hedeflemiştir. Ancak Moldova’daki milliyetçi kitleler, 1980’lerin sonlarından itibaren ülkedeki resmi dilin Rusça’dan Moldovca’ya değiştirilmesini ve Kiril alfabesinin kaldırılarak tekrar Latincenin kullanılmasını sağlamıştır. Kişinev, SSCB’nin dağılma sürecine girmesiyle de Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etmiş, Moldova Halk Cephesi Partisi’nden Mircea Snegur ülkenin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Moldova’da, diğer eski Sovyet cumhuriyetlerinde olduğu gibi, bağımsızlığın ardından ayrılıkçı bölgeler ortaya çıkmış, Kişinev merkezi yönetimi Transdinyester ve Gagavuzya sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Kremlin’in klasik böl ve yönet stratejisinin üretimi olan Transdinyester meselesi, 1990’ların başında merkezi yönetimle ayrılıkçı unsurlar arasında çatışmalara yol açmış ve henüz nihai bir çözüme kavuşturulamamıştır. Gagavuzya sorununda 1994’te bölgeye sağlanan özerklik statüsüyle mesafe alınmışsa da, Moskova’nın tutumunun bölgedeki bağımsızlık yanlısı eğilimi güçlendirdiği gözlemlenmektedir.

 

Moldova, eski Sovyet coğrafyasında Komünist Partisi’nin iktidarı seçimlerle kazanabildiği tek ülkedir. Moldova Komünist Partisi 2001, 2005 ve 2009 parlamento seçimlerini kazanmış ve parti başkanı Vladimir Voronin bu süre boyunca (2001-2009) ülkenin Cumhurbaşkanı olmuştur. Moldova’nın gerek Romanya açısından taşıdığı önem ve Ukrayna sınırında bulunması gerekse Kremlin’in iktidardaki AB yanlısı koalisyona karşı Komünist Parti’yi desteklemesi, bu ülke üzerindeki Rusya-Batı rekabetini artırmaktadır. Nitekim Rusya’nın Mart 2014’te Kırım’ı işgaliyle başlayan kriz sürecinde Transdinyester meselesinin taraflar arasında tekrar çatışmaya dönüşme ihtimali ortaya çıkmış, Kremlin’in yayılmacı politikasının bir sonraki hedefinin Transdinyester mi olacağı sorusu gündeme gelmiştir. Bu analizde Moldova’nın Transdinyester ve Gagavuzya bölgeleri üzerinde durulmakta, Rusya’nın Kırım’ın ardından Transdinyester’i işgal etme ihtimali ve Kişinev’in Avrupa-Atlantik kurumlarına entegrasyon çabasının Moskova ile ilişkilerini nasıl etkileyeceği değerlendirilmektedir.

 

Transdinyester Meselesi

 

1980’lerde Sovyetler Birliği’nde uygulanan Glasnost ve Perestroyka politikaları sonucunda 1939 tarihli Molotov-Ribbentrop gizli paktının hükümlerinin ortaya çıkmasıyla, Moldova Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Sovyet’i Ağustos 1989’da Moldova’nın Sovyetler tarafından işgalinin geçersizliğini ilan etmiştir. Milliyetçi akımların etkisi altında daha sonra Yüksek Sovyet, Rusçayı resmi dil olmaktan çıkararak devletin tek resmi dilinin Moldovca olduğu ve alfabenin Romanya’da olduğu gibi Latinceye dönüştürülmesi yönünde karar vermiştir. 23 Haziran 1990’da ise Kişinev’de Moldova’nın Sovyetler Birliği’nden ayrılması ve bağımsızlığın ilan edilmesi ile ilgili Egemenlik Bildirgesi kabul edilmiştir. Buna cevap olarak, Ağustos 1989’da Rus nüfusun çoğunluk oluşturduğu Transdinyester bölgesinin başkenti Tiraspol’de Sovyetler Birliği’nde Transdinyester Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oluşturulması ile ilgili karar alınmıştır.

 

Dinyester nehrinin kuzeyinde bulunan ve nüfusun çoğunluğunu Rus (%30) ve Ukrainlerin (%29) oluşturduğu Transdinyester bölgesi Eylül 1990’da Moldova dâhilinde özerklik ve 1991’in sonlarına doğru bağımsızlık için karar almıştır. Bu bir nevi bağımsız Moldova’nın Romanya ile birleşmesi ihtimaline karşın bir adım olarak da değerlendirilmekteydi. Kişinev’in Transdinyester’in bağımsızlık talebini kabul etmemesi üzerine Ocak 1992’de iç savaş başladı. Rusların bölgedeki 14. ordusu ayrılıkçı bölgeye silah desteği sağlarken, Kişinev de gizlice Romanya’dan askeri yardım almaktaydı. Kısa süren çatışma sürecinin ardından taraflar Temmuz 1992’de Ukrayna ve Rusya’nın arabuluculuğuyla ateşkes için anlaşmıştır.  

 

29 Temmuz 1992 tarihi Transdinyester için önemli bir gün olarak kabul edilmektedir. Rusya’ya ait barış gücü, 1992’de Transdinyester Cumhurbaşkanı’nın katılımı ile Rusya ve Moldova Cumhurbaşkanları arasında Moldova-Transdinyester sorununun barışçıl çözümü için imzalanmış antlaşmanın 2. ve 4. maddeleri gereği Transdinyester’de bulunmaktadır. Antlaşmanın 8. maddesi barış gücünün tarafların karşılıklı anlaşması veya taraflardan birinin antlaşmadan geri çekilmesi sonucu bitebileceğini belirtmektedir. Ekim 1994’de Rusya-Moldova görüşmeleri sırasında Rus askerlerinin bölgeden çekilmesi konusunda anlaşma sağlanmış, fakat Rus parlamentosu tarafından kabul edilmeyerek önemini kaybetmiştir.

 

Ayrılıkçı bölge, Tegina kentinin batı kısmını da işgal ederek bölgede egemenliğini ilan etmiştir. Anlaşma gereği sınır çizgisi 400’er olmak üzere Rus, Moldovan ve Transdinyester askerleri tarafından korunmaktadır. Transdinyester kendi gümrük sınırlarını belirleyerek ve milli para birimini kabul ederek Rus kökenli İgor Simirnov’u ilk cumhurbaşkanı olarak seçmiştir. Rusya aynı zamanda 14. orduyu, Transdinyester bölgesine Moldova sınırları içerisinde özel statü verileceği ve bölgenin bağımsızlık hakkının Moldova’nın Romanya ile birleşmesi halinde Kişinev tarafından tanınacağı takdirinde çekebileceği mesajını vermiştir.

 

Sorunun çözümüne yönelik 1990’ların ortalarında başlayan arabuluculuk arayışları bugüne kadar başarısız olmuştur. Rusya, Ukrayna ve AGİT’in ortak yürüttüğü arabuluculuk çalışmaları 2005’den itibaren Ukrayna ve Moldova’nın talebi üzerine 5+2 formatında (Moldova, Transdinyester, Ukrayna, Rusya, AGİT + AB ve ABD) gerçekleşmektedir. Fakat 2006-2011 yılları arasında Transdinyester’in Moldova ve Ukrayna ile soğuk ilişkilerinden dolayı görüşmeler gerçekleşmemiştir. 2011’e kadar iktidarda olan Simirnov’un yerine bu tarihten itibaren Yevgeni Şevçuk geçmiştir. Şevçuk 5+2 görüşmelerinde bölgenin siyasi statüsünün tartışma konusu olmamasını ve Transdinyester’in bağımsızlığının temel şart olduğunu beyan etmiştir. Şevçuk, Moldova’nın sınır güvenliği için uluslararası barış gücü yerleştirilmesi talebini kabul etmediğini ve Rus askerlerinin Transdinyester’in güvenliğini koruyan tek güç olduğunu açıklamıştır. Şevçuk hükümeti Gümrük Birliği ve Avrasya Birliği üyeliği için de Rusya ile sıkı ekonomik ilişkilerden yana politika yürütme taraftarıdır. Kırım’ın işgali sonrasında Transdinyester Rusya’ya bağımsızlığının tanınması için müracaat etse de, Kremlin şimdilik olumlu yaklaşmamaktadır.

 

Putin’in Rusya Cumhurbaşkanı olduktan sonra Moldova ile sıcak ilişkiler kurması 2001-2003 yılları arasında Moskova-Kişinev arasında sorunun çözümüne yönelik beklentileri artırmıştır. Fakat Rusya’nın, Moldova’nın federal bir devlete dönüştürülmesi için önerdiği Kozak Memorandumu’nun imzalanmaması iki ülke arasında ilişkilerin yeniden soğumasına neden olmuştur. Kozak Memorandumu’nda Rusya, Transdinyester’deki askerlerini en geç 2020’ye kadar çekmeyi ve Moldova’nın özel bir federal yapıya dönüşmesini önermekteydi.(1) Fakat dönemin Moldova Cumhurbaşkanı Voronin, halkın tepkisi ve Rusya’nın bu projesine AB ve ABD’nin karşı çıkması üzerinde memorandumu imzalamaktan vazgeçmek zorunda kalmıştır. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da, Kozak Memorandumu’nun imzalanmamasında AB Konseyi Genel Sekreteri ve Ortak Dış ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın sorumlu olduğunu beyan etmiştir.   

 

2000’lerin ilk yıllarında AB ve ABD sorunun çözümüne yönelik girişimleri sonucunda 2005’den itibaren arabuluculuk için görüşmelere gözlemci olarak katılmaya başlamıştır. AB bu süreçte Moldova için özel temsilci atayarak bu ülkeye olan ilgisini göstermiş, 2005-2007 döneminde AB özel temsilcisi Transdinyester bölgesine NATO barış gücü gönderilmesini önermiştir. Ancak Almanya ve Fransa karşı çıktığı bu öneri gerçekleşmemiştir.(2) AB neticede Rusya’nın bölgedeki nüfuzuna karşı somut adımlar atmakta başarısız olmuş, Transdinyester meselesinin çözümü büyük ölçüde Rusya’ya bağımlı kalmaya devam etmiştir. Eylül 2006’da Transdinyester’de yapılan referandumda seçimlere katılanların %97’si bağımsızlıktan yana oy kullanmıştır.(3) Rusya ise Moldova’nın Avrupa Komşuluk Politikası’na ve Doğu Ortaklığı’na dâhil edilmesini bölgedeki çıkarlarına tehdit olarak algılamıştır.

 

18 Mart 2009’da Rusya, Moldova ve Transdinyester Cumhurbaşkanlarının birlikte verdikleri demeçte Rusya askeri gücünün bölgede barışın teminatçısı olduğu belirtilmiş ve barış gücünün Moldova-Transdinyester sorununun nihai çözüme kavuşması sonrasında AGİT çerçevesinde faaliyet göstereceği kararlaştırılmıştır. Transdinyester yönetimi de, Moldova’nın barış gücü şeklinin değiştirilmesine yönelik talebine karşı çıkmaktadır. Rus askerlerinin çekilmesi veya barış gücü şeklinin değiştirilmesi Transdinyester bölgesinde güvensizliğin ve çatışmanın tekrar ortaya çıkmasına neden olacaktır. Moldova’nın Renaştere Partisi üyesi Vadim Mişin, Dinyester nehrinin doğusunda bulunan Bender kentindeki Rusya ve Transdinyester barış güçlerinin son dönemlerde hareketlilik gösterdiğini ve ailelerini kentten çıkardıklarını ifade etmiştir. Bu gelişme bölgede yeni bir çatışmanın beklendiği anlamına da gelmektedir.

 

Moldova, Transdinyester bölgesine özerklik verebileceğini açıklamasına rağmen Tiraspol yönetimi konfederasyon için ısrar etmektedir. Moldova bu amaçla Ocak 1995’de diğer ayrılıkçı bölge olan Gagavuzya’ya özerklik statüsü vermiş, böylece Transdinyester’in konfederasyon ısrarından vazgeçmesini ve hâlihazırdaki özerklik statüsünü kabul etmesini hedeflemiştir. 

 

Moldova’da Ayrılıkçı Bölgeler

 

 

Gagavuzya (Gökoğuz Yeri) Özerk Bölgesi

 

Moldova’nın ikinci ayrılıkçı bölgesi olan Gagavuzya, toplam ülke nüfusunun %4,4’ünü, yüzölçümünün %5’ini oluşturmaktadır. Ülkenin güneyinde bulunan Gagavuzya yaklaşık 160 bin nüfusa sahiptir ve 1.830 kilometrekare genişliğindendir. Etnik kökeni Türk, dini Ortodoks Hristiyan olan Gagavuzlar genel olarak Rusya yanlısıdır. Gagavuzya Özerk Bölgesi Türklerin %50’den fazlasını oluşturduğu bölgelerle birlikte referandum sonucunda Gagavuzya’ya ait olmayı tercih eden etnik Bulgarların yaşadığı Kirsovo, etnik Rusların çoğunluk oluşturdukları Svetlii kasabası ve etnik Ukrainlerin yaşadığı Ferapontivka kasabalarından oluşmaktadır. 1994 yılında oluşturulan bölgenin merkezi Komrat’dır. Moldova’da sayı olarak Gagavuzlar Moldovan, Rus ve Ukrainlerden sonra dördüncü etnik halktır. Bunun dışında etnik Gagavuzlar Ukrayna’da (yaklaşık 32 bin), Rusya Federasyonu’nda (takriben 12 bin), Bulgaristan’da (10 bin), Romanya’da (3 bin), Yunanistan’da (3 bin) ve Türkiye’de (5 bin) yaşamaktadır.

 

Sovyetler döneminde herhangi bir statüye sahip olmayan bölge, Kasım 1989’da Sovyetler Birliği’nde Gagavuzya Özerk Sovyet Cumhuriyeti oluşturulmasını; Ağustos 1990’da ise ayrılıkçılık ideolojisinin yaygınlaşması ve Moldova’nın Romanya ile birleşme isteğini protesto amacıyla Moldova’dan ayrılmayı kararlaştırmıştır. 1990’dan itibaren 4 sene fiilen bağımsız hareket eden Gagavuzya, Kişinev ile anlaşma sonucu Aralık 1994’de Moldova sınırları içerisinde özerk bölge statüsü almıştır. Gagavuzya’da dört yılda bir halk tarafından seçilen Başkan aynı zamanda Moldova’da hükumette yer alabilmektedir. 2006’dan itibaren Mihail Formuzal özerk bölgenin başkanıdır. Bölgede yasama organı olarak Halk Topluşu (Meclis) görev yapmaktadır. Gagavuzca, Moldovca ve Rusça resmi dilleri olan Gagavuzya, Moldova’nın remizleri ile birlikte kendi milli bayrağını, ulusal marşını ve milli amblemini de kullanmaktadır. Gagavuzya’nın kendine ait ordusu yoktur, fakat yerel kolluk kuvvetleri Moldova İçişleri Bakanlığı’na bağlı faaliyet göstermektedir. Ekonomik olarak Moldova’nın en fakir bölgelerinden olan Gagavuzya’da tarım ürünleri ve şarap üretilmektedir.

 

Gagavuzya, Kırım’ın işgali sonrasında Rusya’nın aynı senaryoyu gerçekleştirme ihtimali yüksek coğrafyalardan biri olarak görülmektedir. Transdinyester’den farklı olarak küçük toprak sahasına sahip olan ve ekonomik anlamda Moldova için büyük önem taşımasa da Gagavuzya, Kişinev’in Avrupa’ya entegrasyonuna önemli bir engel oluşturmaktadır. Şubat 2014’de Gagavuzya’da gerçekleşen referandum sonucuna göre halkın takriben %98,5’i Moldova’nın Gümrük Birliği’ne üyeliğini ve %98’i Moldova-Romanya birliği oluşması halinde bağımsız olmayı desteklemiştir.(4) Oylamaya katılanların sadece %2’si de AB ile ilişkilerden yana olduklarını belirtmiştir. Kişinev yönetimine tepki amaçlı gerçekleştirildiği anlaşılan bu referandum aslında Rusya’nın Moldova’ya uyguladığı baskının göstergesi niteliğindedir.

 

Kişinev’in, Transdinyester’de olduğu gibi Gagavuzya üzerindeki denetimi de oldukça zayıftır. Moldovya polisinin Tiraspol-Komrat yolu üzerinde araçları kontrol edememesi Transdinyester’den Gagavuzya’ya silah ve personelin kolaylıkla taşınabileceğine işaret etmektedir. Diğer taraftan olası bir çatışmada Moldova’nın, Ukrayna krizi sürecinde Kiev merkezi yönetiminin yaptığı gibi ayrılıkçılara karşı savaşma ihtimalinin düşük olduğu ifade edilebilir. Kişinev’in silahlı karşılık vermesi halinde Rus askerlerinin Gagavuzya’ya da yerleşebileceği tahmin edilmektedir. Bu ihtimal, Gagavuzya’nın sadece 20-30 kilometre uzağında bulunan Romanya açısından kaygı vericidir. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi, NATO-Rusya askerlerini karşı karşıya getirecek yeni bir sorunun ortaya çıkmasına neden olabilir. Son dönemlerde bölgenin özerkliğinin ortadan kaldırılması için Kişinev’de çalışmalar yapıldığı iddia edilse de, bu adımın kolay olmayacağı değerlendirilmektedir. Çünkü Gagavuzya’nın özerkliği Moldova Anayasası ile belirlenmiştir ve Gagavuzya Halk Meclisi’nin almış olduğu kararları Moldova parlamentosunun yasaklama yetkisi bulunmamaktadır.  

 

Rusya’nın Kırım’ı İlhakı ve Moldova 

 

Rusya’nın Kırım’ı ilhakı Moldova’da iktidarda bulunan Avrupa Yanlısı Koalisyon’u da zor durumda bırakmıştır. Ukrayna’daki krizin Batı ile ilişkilere önem veren aktörlerin iktidara gelmesinden dolayı ortaya çıktığı dikkate alınırsa, Kişinev’in de AB ile siyasi ve ekonomik anlaşmalar imzalaması Kremlin’in Moldova iktidarı ile ilişkilerini zor bir sürece sokmuştur.  Moldova anayasası ülkenin tarafsızlığından dolayı herhangi bir askeri birliğe üyeliğine izin vermemektedir. Fakat Moldova Cumhurbaşkanı Nikolay Timofti, Kırım’ın Rusya tarafından işgali sonrasında ülkesinin NATO üyeliği için diplomatik çaba göstereceğini belirtmiştir. Moldova tarihinde ilk defa NATO’nun Eylül 2014’de Galler’de gerçekleşecek zirve toplantısına davet edilmiştir. Moldova, Galler zirvesinde Rus askerlerinin Transdinyester’den çıkarılması konusunda NATO üyelerinin desteğini almaya çalışmıştır. Rusya ise Moldova’nın bu talebi tekrar gündeme getirmesinden rahatsızlık duymakta, Kişinev’in 1992 barış antlaşmasının tarafı olduğunu ve bu talebin geçerlilik taşımadığını belirtmektedir. Moldova ise Rusya’nın, AGİT’in 1999’daki İstanbul zirvesinde eski Sovyet cumhuriyetlerinde bulunan askeri üslerini boşaltma taahhüdünün yerine getirmediğini vurgulamaktadır.  

 

Rusya, Kırım’ın işgali sonrasında Kişinev’in AB ve ABD ile yakınlaşmasını protesto etmek amacıyla Moldova’dan ithal edilen ürünleri kısıtlamaya ve yasaklamaya başlamıştır.(5) Fakat Rusya’nın Moldova’ya karşı tek taraflı olarak başlattığı bu yaptırım, Transdinyester ve Gagavuzya bölgelerinden getirilen ürünleri kapsamamaktadır. Bu yaptırım, Moskova’nın Kişinev’e ayrılıkçı bölgelerle ilgili verdiği bir mesaj olarak da değerlendirilebilir.   

 

Kırım’ın işgali sonrasında, Rusya’nın Ukrayna’nın doğu ve güneydoğu bölgelerini kontrol altına alarak Transdinyester’le doğrudan bağlantı kurmak gibi bir stratejiye yönelme ihtimali ortaya çıkmıştır. Fakat Moskova’nın hâlihazırda Moldova’ya karşı herhangi bir askeri müdahalede bulunması beklenmemektedir. Kremlin için en önemli amaç, Kasım 2014’de Moldova’da gerçekleşecek parlamento seçimlerini Moldova Komünist Partisi’nin kazanmasıdır. Komünist Partisi’nin seçimleri kazanması Moldova’nın AB ve NATO ile ilişkilerinin askıya alınması ve Gümrük Birliği’ne katılma olasılığını artıracak, böylelikle Rusya büyük oranda amacına ulaşacaktır. Kasım 2014 sonrasında Rusya karşıtı partilerin iktidarda kalması halinde ise Moskova’nın Transdinyester’in bağımsızlığını tanıyabileceği ve Gagavuzya bölgesindeki ayrılıkçı eğilimi güçlendirebileceği tahmin edilmektedir.  

 

Dünya Bankası verilerine göre Avrupa’nın en fakir ülkesi Moldova’nın Rus doğal gazına olan bağımlılığı da Kremlin’in Kişinev’e baskı uygulamasını kolaylaştırmaktadır. Doğal gaz ihtiyacının %90’dan fazlasını Rusya’dan ithal eden Moldova, 2006’dan itibaren zaman-zaman bu baskıya maruz kalmıştır. Ocak 2006’da Gazprom’un Moldova’ya ihraç ettiği doğal gaz fiyatlarını iki defa artıracağını beyan etmesi sonrasında Kişinev’in bunu kabul etmemesi üzerine Rusya doğal gaz ihracını durdurmuştur. Moldova bu nedenle, kendi MoldovaGaz şirketinin paylarını Gazprom’a vermeyi kabullenmiştir. Böylece MoldovaGaz’ın %50’den fazla hissesini elinde bulunduran Gazprom, Moldova’daki mevcut doğal gaz boru hatlarını da kontrol etmeye başlamıştır.(6) Moldova’nın Gazprom’a olan borcu da Moskova-Kişinev arasında rahatsızlığa yol açmaktadır. Diğer taraftan Transdinyester’e ihraç edilen doğal gaz borcu için de MoldovaGaz sorumluluk taşımaktadır.

 

Doğal gaz ithalatının kesilmesi ekonomisi zaten zayıf olan Moldova’yı zor durumda bırakmış, Kişinev bu nedenle Romanya’dan doğal gaz ithalatına yönelmiştir. Bu nedenle Ağustos 2013’den itibaren iki ülke arasında 43,2 km uzunluğunda İasi-Ungeni doğal gaz boru hattı (yıllık 1,5 milyar metreküp) inşasının tamamlanması kararlaştırılmıştır. Yaklaşık 26 milyon dolarlık maliyeti olan ve 7 milyonu AB tarafından finanse edilen boru hattı Moldova’nın Avrupa enerji nakil hatlarına bağlanmasını sağlayacaktır. 27 Ağustos 2014 tarihinde ilk aşaması faaliyete geçen ve yılda 50 milyon metreküp doğal gaz taşıyacak olan boru hattı Moldova’nın enerji bağımsızlığı için önem arz etmektedir.(7) Projenin bir sonraki aşamasında Moldova’nın kendi kontrolünde olacak Ungeni-Kişinev boru hattının inşası planlanmaktadır.

 

Ukrayna krizi kapsamındaki gelişmeler bu ülke üzerinden Rus doğal gazı ithal eden Transdinyester’i tedirgin etmektedir. Tiraspol yönetimi, Ukrayna’yı devre dışı bırakan (dolayısıyla Transdinyester’den geçmeyecek) Güney Akım projesinden rahatsızlık duymakta, Güney Akım’ı kendi enerji güvenliği açısından tehlikeli bir gelişme olarak değerlendirmektedir. Ağustos 2014’de Ukrayna Yüksek Rada’sı tarafından Rusya’ya yaptırım uygulanması için öneride bulunulması, Transdinyester için sorun oluşturabilir. Kendi topraklarından transit geçen Rus enerji kaynaklarının yaptırım paketi içerisinde olması bu tehlikeyi gündeme getirmektedir.

   

Moldova’dan Geçen Enerji Nakil Hatları

 

 

Kasım 2013’de Moldova’nın Vilnius zirve toplantısında AB ile ortaklık anlaşmasını parafe etmesi üzerine Kremlin Moldova’dan alkollü içecekler ve domuz eti ithalatını yasaklamıştır.  AB ise Moldova ekonomisinin Rusya’ya bağımlılığını azaltmak maksadıyla Moldovan şarap ve tarım ürünlerinin Avrupa piyasalarına girmesine izin vermiştir. 2013 yılı verilerine göre Moldova, toplam dış ticaretinin %54’ünü AB ülkeleri ile gerçekleştirmiştir. AB, bu oranla Moldova’nın en büyük dış ticaret ortağı konumundadır. Rusya’nın Moldova’nın dış ticaretindeki payı ise %12’dir. Ancak Rusya Federasyonu’nda 400 bin civarında Moldovalı göçmen işçi bulunduğu ve Moldova ekonomisinin göçmen işçilerin sağladığı gelire olan bağımlılığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Kremlin, bu işçilerin Rusya’da kalış süreleriyle ilgili kısıtlamalar getirebilmekte, göçmen işçilerin durumunu Kişinev’e karşı baskı aracı olarak kullanabilmektedir. Diğer taraftan 170 bin Transdinyester’li aynı zamanda Rusya vatandaşlığına sahiptir.

 

Transdinyester Moldova’nın AB ile Ortaklık Anlaşmaları imzalamasına karşı çıkmaktadır. Kişinev’in anlaşmaları imzalamasından sonra parlamento onaylamasını gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bundan sonra ise anlaşma şartlarının uygulanmasına başlanmalıdır. Transdinyester’in ise 2015 yılı sonuna kadar bu anlaşma şartlarını kabul etmesi gerekmektedir. Tiraspol’un Serbest Ticaret Anlaşması’nı onaylamaması ise Transdinyester menşeli şirketlerin AB ülkelerine ihracatına yasak getirilmesi ile sonuçlanacaktır. Onaylaması durumunda ise Rusya’ya finansal ve enerji alanında bağımlılığından dolayı ekonomik anlamda büyük zarar görecektir.

 

Rus doğal gazının Ukrayna ve Moldova’dan (Transdinyester) geçişinin sona ermesine yol açabileceğinden Ukrayna krizi, Kişinev açısından Transdinyester sorununun çözümüne yönelik olumlu bir gelişme olarak da görülmektedir. Rus doğal gazının geçişinin durmasının Moldova’yı da etkileme ihtimali bulunmakla birlikte, bu kriz Kişinev’in Transdinyester karşısındaki konumunu güçlendirebilir. Moldova-Ukrayna arasında anlaşma sağlanması halinde Transdinyester doğal gaz arzında Kişinev’e bağlı hale gelebilir. Rusya’nın doğal gaz ihracatını zayıflatmak amacıyla ABD’nin Ukrayna’ya bu yönde baskı uygulamış olabileceği de tahmin edilmektedir.   

 

Küresel ve Bölgesel Aktörlerin Moldova Stratejisi

 

Rusya, Moldova’nın Avrupa-Atlantik kurumlarına entegrasyonunu önlemeye, bu ülkenin Gümrük Birliği ve Avrasya Birliği’ne katılmasını sağlamaya çalışmaktadır. NATO’nun Barış İçin Ortaklık projesinde yer alan Moldova’nın tarafsızlık statüsünden dolayı teşkilata üyelik hakkı bulunmamaktadır. Fakat Kremlin Moldova-NATO arasındaki işbirliğinin gelişmesini kendisi için tehlike olarak görmektedir. Rusya ve ayrılıkçı bölgeler Kişinev’in Romanya ile birleşmesine de karşı çıkmaktadır. Rusya’nın başka bir amacı ise AB’nin Doğu Ortaklığı politikasını başarısızlığa uğratmaktır ve bunun için politik anlamda hedef Ukrayna ise coğrafi olarak en önemli konumdaki ülke Moldova’dır. Moskova, Moldova’da iki ayrılıkçı bölge dışında ülkenin güneydoğusunda bulunan ve Rusya yanlısı olarak bilinen Taraclia bölgesinde de ayrılıkçılığı destekleme girişiminde bulunabilir. Nüfusun yaklaşık %60’ını oluşturan etnik Bulgarlardan dolayı bu bölgenin de Kişinev’e karşı başkaldırabileceği tahmin edilmektedir. Moldova’da bulunan 27 Bulgar köyünü bir birlikte toplama girişimleri bu bölgenin diğer iki ayrılıkçı bölge gibi özel bir statü almak için başvurabileceği değerlendirilmektedir.

 

Moldova’nın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü destekleyen ABD, Ukrayna’da yaşanan kriz sonrasında Kişinev ile ilişkilerine önem vermeye başlamıştır. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Aralık 2013’de Moldova’nın AB ile Vilnius’ta anlaşma imzalamasına destek amaçlı ziyareti; Mart 2014’de Başbakan Leanca’nın Washington’da Obama, Biden ve Kerry ile görüşmeler gerçekleştirmesi ve Mart 2014’de ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın Kişinev ziyareti ikili ilişkilerde artan önemin bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Transdinyester’deki Rus askerlerinin çekilmesi talebini Beyaz Saray da sık sık gündeme getirmektedir. ABD’nin Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması’nı (AKKA) onaylamamasını da bu şarta bağladığını Washington defalarca beyan etmiştir. ABD, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasında üstlendiği sorumlulukları yerine getirmesini talep etmektedir. ABD, 2013 yılı için Moldova’ya 22 milyon dolar civarında yardım sağlamıştır ve 2014’de bu rakamın takriben 21 milyon dolar olması planlanmaktadır. Beyaz Saray, Rusya’nın Moldova’ya uygulayacağı ambargoların etkisini azaltmak amacıyla Moldovan ürünlerinin ABD pazarlarına çıkarılması için de girişimlerde bulunmaktadır.

 

Romanya, Rusya ve ABD’nin ardından Moldova üzerinde etkili olmaya çalışan en önemli bölgesel aktördür. Aralık 1989’daki devrim sonrasında Romanya’daki milliyetçi akım, Romenlerin tarihte hâkim olduğu toprakları esas alarak Ukrayna’nın Bukovina bölgesinde ve Moldova’da hak iddia etmiştir. Bükreş, Moldovan nüfusunu etnik Romen olarak tanımlamış, Romen yetkililer değişik dönemlerde iki ülkenin birleşmesi gerektiğini beyan etmiştir. Ancak Moldova’da 1994’de gerçekleşen referandumda katılımcıların %90’ı Romanya ile ittifaka karşı çıkmış; son anketlerde de ittifak taraftarlarının oy oranında bir değişiklik gözlenmemiştir. Romanya ile birleşmeyi destekleyen Liberal Parti’nin 2009 parlamento seçimlerinde aldığı %10’luk oy da birleşme yanlısı grupların zayıf olduğunu göstermektedir. Moldova’da Romanya ile birleşmeye yönelik güçlü bir desteğin olmayışı, iki ülkenin birleşme olasılığını azaltmaktadır. Ancak Bükreş’in 2007’de AB’ye kabul edilmesi, Moldova vatandaşlarının Romanya vatandaşlığı için müracaat etmesine neden olmuştur. Soros Romanya Vakfı, 2012 verilerine göre bu statüde yaklaşık 400 bin Moldovalının bulunduğuna ve 150 bin başvurunun da değerlendirme aşamasında olduğuna işaret etmektedir.(8)

 

Diğer taraftan Moldova Komünist Partisi’nin Temmuz 2009’daki seçimleri kaybetmesi sonrasında Kişinev’de iktidara gelen Avrupa ile Entegrasyon ittifakı Romanya ile ilişkileri geliştirmiştir. Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltmak maksadıyla bu dönemde Romanya’dan Moldova’ya doğal gaz taşınması için boru hattı projesi başlatılmıştır. Fakat Moldova’daki boru hatları ve enerji altyapısını kontrol eden Gazprom’un bu gelişmeden rahatsız olduğu ve projenin gerçekleşmesi halinde Moskova-Kişinev arasında sorun yaşanacağı tahmin edilmektedir. Boru hattı projesinin ardından Aralık 2013’de Moldova Anayasa Mahkemesi’nin ülkenin resmi dilinin Romence olduğu yönünde karar alması, Moldova-Romanya birliği istikametinde atılmış bir adım olarak değerlendirilmiştir. Romanya Cumhurbaşkanı Traian Basescu’nun ve Başbakan Viktor Ponta’nın, Bükreş’in önemli hedeflerinden birinin Moldova ile birleşmek olduğunu beyan etmesi de, ayrılıkçı bölgeler Transdinyester ve Gagavuzya’nın Kişinev ile ilişkilerinin gerilmesine neden olmaktadır.(9)    

 

Sonuç

 

Moldova’da sınırları içerisinde ayrılıkçı bölgelere özerklik statüsü vererek Rus askerlerinin ülkeden çekilmesini ve bu askerlerin AB’li sivil gözlemcilerden oluşan barış gücü ile değiştirilmesini amaçlamaktadır. Transdinyester ise Rusya’nın desteğiyle mümkünse bağımsızlığı değilse Moldova’da oluşturulacak konfederasyonda Kişinev karşısındaki konumunu güçlendirmeyi hedeflemektedir. Gagavuzya da son dönemlerde özerklik statüsünü genişleterek Kişinev’den daha geniş haklar elde etmeye çalışmaktadır. Moldova’nın Rusya’dan uzaklaşarak AB ile politik ve ekonomik anlaşmalar imzalaması Kremlin’i rahatsız etmektedir. 1990’lardan itibaren Rusya, Moldova’yı kontrol etmek için barış gücü adı altında askerlerinin bu ülkede kalmasını sağlamakta, ayrılıkçı bölgeleri desteklemekte, doğal gaz ihracatını siyasi araç olarak kullanmakta ve ticarete kısıtlamalar getirmektedir. Rusya’nın önümüzdeki dönemde de Transdinyester ve Gagavuzya’daki ayrılıkçı eğilimleri destekleyeceği, Batı yanlısı bir Kişinev yönetiminin bu bölgeler üzerinde egemenlik kurmasına izin vermeyeceği ve Ukrayna’da olduğu gibi Moldova’nın da federal modele geçmesi doğrultusunda irade göstereceği değerlendirilmektedir. 1990’larda Transdinyester ve Gagavuzya, Moldova’nın Romanya ile birleşme ihtimaline karşı bağımsızlığa yönelmiştir. Bugün ise Kişinev’in NATO ve AB’ye muhtemel üyeliğinin benzer bir süreci tetikleyebileceği tahmin edilmektedir.    

 

Abhazya ve Güney Osetya’dan farklı olarak, Transdinyester’in bağımsızlığı Kremlin tarafından tanınmamaktadır. Fakat Kırım’ın işgali sonrası bölgede ortaya çıkan yeni jeopolitik gerçeklik, Rusya’nın bölgenin bağımsızlığını tanıma olasılığını da artırmaktadır. Transdinyester’in bağımsızlığının tanınması halinde Gagavuzya’nın da Rusya Federasyonu’na katılmak için tekrar başvurabileceği tahmin edilmektedir. Bu ihtimale binaen Kişinev, Gagavuzya’nın ayrılıkçı taleplerini daha kolay önlemek maksadıyla bu bölgenin özerkliğini kaldırmayı amaçlamaktadır. Transdinyester’deki Rus askerlerinin çekilmesi ihtimali ise neredeyse ortadan kalkmış durumdadır. Doğu Avrupa’da tırmanan Rusya-Batı geriliminde Kremlin’in aksine bölgedeki askeri gücünü artırması beklenmektedir. Kremlin’in Moldova’da bir devrime yol açarak Rusya yanlısı aktörleri iktidara getirme olasılığı da mevcuttur. Ukrayna’da Yanukoviç iktidarının devrilmesini önleyemeyen Kremlin’in Moldova’da bu hamleyi gerçekleştirmesi zor görünse de böyle bir senaryo göz ardı edilmemelidir. Nitekim muhalefetteki Komünist Partisi’nin, Transdinyester, Gagavuzya ve Rusya Federasyonu ile aynı görüşte olması ve Moldova’nın AB ile yakınlaşmasına karşı çıkarken Gümrük Birliği’ne katılmasını desteklemesi Kremlin’in bu ülkedeki potansiyel gücüne işaret etmektedir.

 

Türkiye açısından ele alındığında, Ankara-Kişinev ilişkilerinin Moldova’nın toprak bütünlüğüne saygı temelinde geliştiği gözlemlenmektedir. Türkiye, Gagavuzya Özerk Bölgesi’nde yaşayan Türk topluluğuna önem vermekte, Kişinev ile Gagavuzya arasındaki anlaşmazlıklarda yapıcı bir rol oynamaktadır. 1994 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’in gayretleri, Gagavuzya bölgesinin özerklik statüsünün kabulünü kolaylaştırmış, merkezi yönetimle ilişkilerine olumlu katkı sağlamıştır. Ekim 2014’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moldova ziyareti sırasında bölgenin özerkliği ile konunun tekrar gündeme gelmesi ve Türkiye’ye girişte Gagavuz Türkleri’ne vize uygulamasının kaldırılması yönünde karar alınması beklenmektedir. Türkiye, Transdinyester ve Gagavuzya’nın özerk statülerinin Moldova’nın toprak bütünlüğüne zarar vermeyecek şekilde korunması doğrultusundaki tutumunu sürdürmelidir. Türkiye, Kişinev’in Gagavuzya’nın özerkliğini kaldırmaya yönelik girişimlerini teyakkuzla takip etmeli, Gagavuzların haklarını gözetmeli, diğer taraftan da muhtemel bir kriz sırasında Gagavuzların Rusya Federasyonu’na katılmasını önleyecek bir diplomasi geliştirmelidir.

 

 

 

Sonnotlar:

 

1-) “Moldova: Regional Tensions over Transdniestria,” International Crisis Group, Europe Report N.157, Brüksel, 17 Haziran 2004, Erişim tarihi: 15 Ağustos 2014, www.crisisgroup.org/~/media/Files/europe/157_moldova_regional_tensions_over_transdniestria.pdf

2-) Nicu Popescu, EU Foreign Policy and Post-Soviet Conflicts: Stealth Intervention, Routledge, 2011.

3-) Stanislav Secrieru, “The Crimean Annexation: What it means for Moldova,” RUSI Newsbrief, 19 Mayıs 2014, Erişim tarihi: 25 Ağustos 2014,  www.rusi.org/publications/newsbrief/ref:A537A19F71A0A6/#.VAr4P1xjDwI 

4-) “Gagauzia Voters Reject Closer EU Ties for Moldova,” RFE/RL, 03 Şubat 2014,  Erişim tarihi: 30 Ağustos 2014, http://www.rferl.org/content/moldova-gagauz-referendum-counting/25251251.html

5-) “Russia Slaps Duties on Moldovan Imports in Mounting Trade Offensive,” The Moscow Times, 01 Ağustos 2014, Erişim tarihi: 30 Ağustos 2014, http://www.themoscowtimes.com/business/article/russia-slaps-duties-on-moldovan-imports-in-mounting-trade-offensive/504437.html

6-) Bernard A. Gelb, “Russian Natural Gas: Regional Dependence,” CRS Report for Congress, 05 Ocak 2007, Erişim tarihi: 30 Ağustos 2014, http://fpc.state.gov/documents/organization/78710.pdf

7-) “Moldova: Iasi-Ungheni gas pipeline was inaugurated,” GovNet, 28 Ağustos 2014, Erişim tarihi: 29 Ağustos 2014, http://www.govnet.ro/Energy/Economics/Moldova-Iasi-Ungheni-gas-pipeline-was-inaugurated

8-) Anita Sobjak, “Is Moldova Tired of Being the Success Story of the Eastern Partnership?,” PISM, Policy Paper, No.20 (68), Temmuz 2013, Erişim tarihi: 29 Ağustos 2014, https://www.pism.pl/files/?id_plik=14343

9-) “Foreign Ministry criticizes Romanian PM over Moldova annexation statement,” Russia Today, 16 Eylül 2014, Erişim tarihi: 17 Eylül 2014, http://rt.com/politics/188172-russian-romanian-moldovan-unification/

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top