Türkiye 2014 Yılı İlerleme Raporu Değerlendirmesi

Selim VATANDAŞ
20 Ekim 2014
A- A A+

Avrupa Birliği’ne (AB) katılım sürecinde, aday ülkelerin Kopenhag kriterlerini karşılama yönünde kaydettikleri ilerlemeler düzenli olarak AB Komisyonu tarafından izlenmektedir. Söz konusu gelişmeler “İlerleme Raporu” adı verilen metinlerle ayrıntılı bir şekilde rapor haline getirilir. İlerleme Raporları aday ülkelerin üyelik yolunda göstermiş oldukları gelişmelere ilişkin sundukları bilgilere, Avrupa Parlamentosu rapor ve kararları ile Avrupa Konseyi ve uluslararası kuruluşların değerlendirmelerine dayanmaktadır.(1) Raporlar, AB tarafından 1998 yılından günümüze her yıl ekim ayında yayımlamaktadır. Bunun yanında Türkiye de 2012 ve 2013 yılında kendi İlerleme Raporu'nu yayımlamıştır.

 

İlerleme raporları genel olarak dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin durum değerlendirmesi, ikinci bölümde demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve bölgesel sorunlar gibi siyasal ve hukuki gelişmeler, üçüncü bölümde ekonomik kriterler ele alınmaktadır. Bu ilk üç bölüm ilerleme raporlarının genel olarak çekirdek kısmını oluşturmaktadır. Dördüncü bölümde ise Türkiye’nin üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneği incelenmekte ve bu çerçevede işletilen 35 fasla değinilmektedir.

 

AB – Türkiye İlişkilerindeki Gelişmeler

 

AB Komisyonu, bu yılki raporunda Türkiye-AB ilişkilerinde halihazırda hukukun üstünlüğü ve temel hakların işleyişi hususunda endişeleri olduğunu belirtmiştir. Raporda var olan kanunların ve politikaların uygulanmasında yeni teşebbüslerin gerçekleştirilmesi, bu süreç içinde AB ile diyaloğun derinleştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bunun yanında dalgalı bir süreç izleyen Türkiye-AB ilişkilerinde 2014 yılının Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Avrupa Birliği Yılı” ilan edilmesi ve bu çerçevede Türkiye’nin eylül ayı itibariyle “Yeni Avrupa Birliği Stratejsi”ni ele alacak olması son derece olumlu karşılanmıştır.(2) Fakat TEPAV AB Enstitüsü Direktörü Nilgün Arısan Eralp, ortaya konulan yeni stratejinin 2010 yılında hazırlanan “Türkiye’nin Katılım Süreci İçin Avrupa Birliği Stratejisi” başlıklı metinle büyük benzerlikler taşıdığını belirtmektedir. Eralp’e göre 2010 yılında yayımlanan bir önceki stratejinin başarıya ulaşamamış olmasının ardındaki nedenlerin belirlenmesi gerekmektedir. Eralp, belli çözümlerin geliştirilmesi için ayrı bir çalışma yapılmadan hazırlanan 2014 stratejisinin katılım sürecini canlandırabileceği hususunda büyük beklentiler içine girilmemesi gerektiğini eklemektedir.(3) Buna rağmen Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin bu yapıcı ve istekli tutumu, AB sürecindeki kararlılığını sergileyebileceği orta ve uzun vadeli bir eylem planına sahip olması son derece önemlidir.

 

Daha önce AB Genel Sekreterliği, AB Genel Sekreter Yardımcılığı, Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı, AB Nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği ve AB Genel Sekreterliği yapmış olan Volkan Bozkır gibi deneyimli bir ismin AB Bakanlığı’na atanmış olması, şüphesiz ki AB ilişkilerine dinamizm geleceği yönünde umutları artırmıştır. Söz konusu alanda son derece deneyimli olan Bozkır’ın Türkiye-AB ilişkilerini, Türkiye’yi tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasına götüren talepkâr döneme (bkz: 1999-2005 yılları arası) yeniden taşıması ümit edilmektedir.  

 

Raporda, 2013 yılında Bölgesel Politikalar ve Yapısal Araçların Koordinasyonu başlığının açılması ile katılım müzakereleri çerçevesinde toplam 14 başlığın açıldığı, 1 başlığın geçici olarak kapatıldığı belirtilmiştir. Bununla birlikte katılım müzakerelerine ilişkin 35 başlığın 13’ünün açılışının, 2006 yılında Fransa (8 fasıl) ve Kıbrıs Rum Kesimi (5 fasıl) tarafından engellendiği eklenmiştir.(4) Türkiye-AB ilişkilerinin müzakere aşamasında fiili bir tıkanıklığa neden olan bu durum; AB’nin Türkiye’yi üye olarak kabul edeceğine dair inandırıcılığının ve Türkiye’de reform hareketlerini hızlandıran AB koşullandırmasının düşüşünün temel nedenlerinden birisidir. Komisyon raporda bu hususla ilgili, geçmiş raporlarda da değindiği üzere Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile ilgili kısıtlamalarının yürürlükte kaldığı sürece AB müktesebatını tam olarak gerçekleştirmiş sayılamayacağını -yani AB’ye üye olamayacağını- belirtmektedir. Yıllardır çözüm bekleyen bir problem olan Kıbrıs sorununa ilişkin; adil, kapsamlı ve sürdürülebilir bir çözüm için tarafların daha cesur adımlar atmaları, sorunu iç politikaya ilişkin araçsallaştırılmış bir argüman haline getirmemeleri gerekmektedir.

 

Raporda Türkiye’nin Suriye ve Irak’tan gelen sığınmacılar konusunda aktif bir biçimde hareket eden bir bölgesel aktör olarak insani desteğini sergilemeye devam ettiği ve bu hususta büyük çaba gösterdiğinin altı çizilmiştir. Fakat AB’ye göre Suriye ve Irak’tan gelen sığınmacıların ihtiyaçları, talepleri ve geleceği konusunda kapsamlı bir ulusal strateji eksikliğine dikkat çekilmektedir. Ancak şu da belirtilmelidir ki Türkiye Suriye’de yaşanan iç savaş süresince, bütün AB ülkelerinin kabul ettiği toplam sığınmacı sayısının 10 katı Suriyeli sığınmacıyı ahlaki, insani ve tarihsel gerekçelerle ülkesine kabul etmiştir. (5) Kendisine yapılan başvuruların sadece %4’ünü kabul eden AB’nin (123.000 kişi) (6) Türkiye’de kapsamlı bir stratejinin gerekliliğine ilişkin eleştirileri haklı olmakla beraber; sadece ekim ayı içinde yaklaşık 200.000 sığınmacıyı ülkesine kabul etmek zorunda kalan Türkiye’ye karşı eleştirileri samimi görünmemektedir.

 

AB Komisyonu’nun talebiyle Dünya Bankası tarafından hazırlanan “AB-Türkiye Gümrük Birliği Değerlendirmesi” (7) başlıklı metine de değinilen ilerleme raporunda, Gümrük Birliği’nin Türkiye-AB ilişkilerine karşılıklı olarak basit bir serbest ticaret anlaşmasının sağlayabileceğinden çok daha büyük faydalar getirdiği vurgulanmıştır. Fakat bununla birlikte malların serbest dolaşımına ilişkin bazı engellerin bulunduğu, taraflar arasında karşılıklı ticari etkileşimin daha da artırılabileceği belirtilmektedir. Gerçekten de 1996 yılında 36,2 milyar dolar olan Türkiye ile AB arasındaki ticaret hacmi yaklaşık dört kat artarak 2013 yılında 128 milyar dolara yükselmiştir. (8) Avrupa Birliği, Türkiye’nin bir numaralı ticari ortağıdır. Buna karşılık Türkiye ise Avrupa Birliği’nin altıncı ticari ortağı konumundadır. Dolayısıyla bu durum karşılıklı ticari çıkarlar ekseninde gözetildiğinde hem AB’nin Türkiye için, hem de Türkiye’nin AB için ihmal edilebilecek bir aktör olmadığı görülmektedir.

 

Siyasi Kriterler ve Diyalog

 

Türkiye’de kurumsal yapıların istikrarına, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, azınlıkların korunması hususundaki gelişimin işleyişine değinildiği bu bölümde, bu yılki rapor için öncelikli olarak çözüm süreci ve yeni anayasa çalışmalarının önemi ele alınmıştır.

 

Haziran 2014 tarihinde kabul edilen “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un kabulü, çözüm sürecinin daha güçlü bir yasal dayanağa kavuşacağı nedeni ile Komisyon tarafından son derece olumlu karşılanmıştır. Komisyon’a göre ilgili yasa ile terörizmin bertaraf edilebilmesi, sosyal bütünleşmenin sağlanabilmesi ve silah bırakanların topluma kazandırılabilmesi için zemin sağlanmıştır. AB çözüm sürecini ve sürekliliğini kesin bir şekilde desteklemekte, tüm taraflar arasında sükûnet ve huzurun sağlanabilmesi için daha fazla iletişim olması gerektiğini belirtmektedir. Komisyon’a göre ilgili kanun, çözüm sürecinin hukuki temellerini güçlendirmiş, insan haklarının korunması yönündeki adımlara ve istikrara pozitif yönde katkıda bulunmuştur.

 

Türkiye siyasal gündeminin en önemli başlıklarından biri olan yeni bir Anayasa’nın yapım süreci AB tarafından da desteklenmektedir. Fakat raporda yeni anayasanın oluşum sürecinin, tarafların yasaların bütünü üzerinde uzlaşmaya varamaması nedeniyle -ki yaklaşık 170 maddenin sadece 60’ında uzlaşı sağlanabilmiştir- askıya alındığı belirtilmiştir. Komisyon’a göre Türkiye için yeni bir anayasa, Türkiye’de demokrasiyi daha ileri bir boyuta taşıyabilmek, güçler ayrılığında makul kontrol ve denge mekanizmasını kurabilmek,  eşitliğin, hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının egemen olduğu bir düzeni sağlayabilmek için en güvenilir yoldur. Komisyon, raporunda yeni anayasanın hazırlanmasına ilişkin sivil toplum örgütlerini ve meslek organizasyonlarını da sorumluluk sahibi olmaya davet etmektedir.

 

2014 yılında gerçekleştirilen seçimlerin genel anlamda barışçıl bir düzen içinde gerçekleştirildiği ifade edilmiştir. Komisyon’a göre cumhurbaşkanlığı seçim süresince taraflar özgür bir şekilde kampanyalarını savunabilme olanağına sahip olmuştur. Fakat ilerleme raporunda, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) tarafından hazırlanan rapora atıf yapılarak başbakanlık konumunun ve aşırı taraflı davranan medya organlarının seçimlerin gerçekleştirilmesinde eşitlik ilkesini zedelendiğine vurgu yapılmıştır. İlerleme raporunda Türkiye’nin AGİT’in raporundaki tavsiyelere dikkat vermesi ve başkanlık seçimlerine ilişkin eksiklikleri giderecek kanuni düzenlemeleri hazırlaması gerektiğinin altı çizilmiştir.

 

Bunun yanında raporda, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığına üzerine ciddi endişelerin olduğuna değinilmektedir. Komisyon’a göre çıkarılan yasalar; ifade, basın ve düşünce özgürlüğünü pratikte sınırlandırmaktadır. İnternet yasakları -ki buna Youtube ve Twitter’a erişimin geçici bir süre engellenmesi de dâhil- AB açısından ifade özgürlüğünün işleyişine dair ciddi endişelere neden olmaktadır. Komisyon, toplanma özgürlüğü ve dernek kurma özgürlüğü hakkında kanun ve uygulamaların henüz AB standartlarında olmadığını düşünmektedir.

 

Raporda yasaların kabul edilmesinden önce yeterli istişare ve hazırlık yapılmadığı birçok kez dile getirilmiştir. İnternette belli sayfalara erişim olanaklarının engellenmesi, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı ve işleyişi, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yetkileri gibi alanlarda kabul edilen yasaların; sivil toplum ve ilgili taraflarca uygun ve yeterli bir şekilde tartışılamadan kabul edildiği defaatle vurgulanmıştır.

 

Komisyon, 17 ve 25 Aralık’ta yaşanan yolsuzluk iddialarının kamuoyunda gündemi yoğun bir şekilde meşgul ettiğini, iddiaların araştırılması sürecinde yaşanan gelişmelerin, konuyu şeffaf ve tarafsız bir şekilde ele alınabileceğine yönelik kanılara gölge düşürdüğünü belirtmektedir. Komisyon’a göre süreç içinde yaşananlar yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkinliğine ilişkin soru işaretlerinin oluşmasına neden olmuştur. Hükümetin yolsuzluk iddialarına ilişkin sorumluluğu devam etmektedir. Rapora göre, yargının işleyişi ile ilgili toplum nezdindeki endişeler de siyasal iklimde kutuplaşmanın giderek artmasına neden olmaktadır.

 

Komisyon’a göre, Türkiye’nin kapsamlı bir kamu yönetimi reformuna ihtiyacı vardır. Türkiye, özellikle kamu finansman yönetiminin güçlendirildiği ve şeffaflığın sağlandığı yeni bir kamu yönetimi reform stratejisini kabul etmelidir. Bunun yanında rapora göre, kamu yönetimi hususunda olumlu bir adım olarak e-hükümet uygulaması temel kamu hizmetlerinin kolaylaştırılmasını sağlamış ve bu yıl içinde de bu hizmetlerin işleyişi konusunda ilerleme kaydedilmiştir.

 

Komisyon, 2012 yılında kurulan ve 2013 yılında şikâyet başvurularını kabul eden Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (ombudsmanlık) işleyişinden memnundur. Kurum, Eylül 2014’e kadar 3502 başvurudan 2170’ini cevaplandırmış ve kurum sayesinde insan hakları, engelli kişilerin hakları, sosyal güvenlik hakları, kamu hizmetleri gibi bir çok farklı alandaki şikâyetlere yanıt vermiştir. Bunun yanında Kamu Denetçiliği Kurumu’nun vatandaşların farkındalığının gelişmesine de katkıda bulunduğu belirtilmiştir. Rapora göre Kamu Denetçiliği Kurumu’nun kendisinin de toplum içinde daha fazla tanınabilmek için aktif bir tutum sergilemesi ve sivil toplumun kuruma olan güvenini pekiştirmesi gerekmektedir.

 

Raporda Türkiye’de sivil-asker ilişkilerinin makul bir şekilde işlemesi için gerçekleştirilmesi gereken düzenlemeler konusunda bir ilerleme yaşanmadığı belirtilmektedir. AB, özellikle Genelkurmay Başkanlığı’nın Başbakanlık yerine Savunma Bakanlığı’na bağlanması, askeri kurumların Sayıştay tarafından uygun bir şekilde denetimi gibi alanlarda düzenlemeler yapılmasını talep etmektedir. Ayrıca sivil kurumların da dış denetimi konusunda Sayıştay kanununun henüz tam olarak uygulanamadığı eleştirilmektedir.

 

İnsan Hakları ve Adalet

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihat veritabanı olan HUDOC’un, Adalet Bakanlığı’nın AİHM Sekreteryası ile işbirliği içinde hazırladığı Türkçe versiyonun hizmete sunulması AB Komisyonu tarafından olumlu bulunmuştur.  Ayrıca, Türkiye’nin “AİHS İhlallerinin Önlenmesine ilişkin Eylem Planı”nı kabul etmesi memnuniyetle karşılanmıştır. Raporda Türkiye’nin AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin çabalarının devam etmesi gerektiği belirtilmektedir.

 

Komisyon’a göre işkence ve kötü muamelenin önlenmesine ilişkin yasal güvencelere uyum sağlanması konusundaki çalışmalar sürdürülmüştür. Ancak Komisyon’a göre gösteriler ve tutuklamalar sırasında sıklıkla karşılaşılan “aşırı güç kullanımı” endişe uyandırmaya devam etmektedir. Ayrıca 90’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler hakkında zaman aşımı engeli kaldırılmalı ve hesap verilebilirliğin sağlanabileceği yasal düzenlemeler oluşturulmalıdır.

 

Bunun yanında bu yıl ifade özgürlüğünü daha da kısıtlayan mevzuatlar kabul edilmiş, ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün etkili bir şekilde kullanılabilmesi uygulamada sınırlanmıştır. Rapora göre Türkiye’de dernek kurma hakkına ilişkin yasalar henüz AB standartlarında değildir.

 

Kıbrıs Meselesi

 

2014 yılı İlerleme Raporu Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde iki toplumun liderleri arasında gerçekleştirilen çözüm müzakerelerine açık bir şekilde destek vermesini olumlu karşılamaktadır. Fakat Komisyon son yıllarda yayımlanan raporlarda da vurguladığı üzere Türkiye’nin Avrupa Birliği ve Birlik’e üye ülkeler tarafından 2005 yılında gerçekleştirilen deklarasyonda, Aralık 2006 ve Aralık 2013 tarihli Zirve sonuçlarında metnedilen yükümlülükleri yerine getirmediğini belirtmektedir. Keza Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile karşılıklı ilişkilerinde normalleşmenin sağlanmasına yönelik bir ilerleme olmadığı eklenmektedir.

 

Tarihsel süreç incelendiğinde Türkiye, Kıbrıs meselesi ile AB sürecini farklı kulvarlarda değerlendirme eğiliminde olmuştur. Fakat AB kanadı Türkiye’den ek protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesini ve limanlarını Kıbrıs’a açmasını şart koşmaktadır. Günümüzde gelinen noktada ise Kıbrıs meselesi dolayısıyla Türkiye ile yürütülen müzakerelerde 35 faslın 18’inin siyasi gerekçelerle veto edildiği görülmektedir.

 

AB için Kıbrıs, enerji hatlarının geçiş güzergâhı üzerinde bulunması ve deniz hâkimiyetinin önemli bölgeleri olan Akdeniz ile Ege Denizi arasındaki stratejik noktada konumlanması nedeni ile son derece önemli bir adadır. AB siyasi ve askeri hareket alanı içinde Kıbrıs’ı, keza stratejik açıdan, önemli bir üs olarak görmektedir. Bununla birlikte 1990 yılında Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin adanın tamamını temsilen AB’ye (o zamanki adıyla Avrupa Topluluğu) üyelik başvurusunda bulunması, sorunu daha karmaşık hale getirmiştir. Türkiye’ye ilişkin hazırlanan 1998 İlerleme Raporu'nda AB, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ı 1974’ten beri işgal altından tuttuğunu iddia etmiştir. (9) Türkiye’nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kurucu anlaşmaları gereğince adanın garantör devleti olduğu unutulmamalıdır. AB’nin Kıbrıs adasındaki mevcut sorunun çözümünü beklemeden veya tarafları çözüme zorlamadan, Güney Rum Kesimi’ni adanın tek temsilcisi olarak AB üyeliğine kabul etmesi Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştırmıştır. (10) Bu nedenle AB, sorunun çözümüne ilişkin tarafsızlığını yitirmiştir.

 

Ekonomik Kriterler Alanındaki Gelişmeler

 

Komisyon, Türkiye’nin 2001 yılından günümüze geliştirdiği güçlü büyüme performansının ekonominin temellerini güçlendirdiğini ve şoklara karşı dayanıklılığını sürdürdüğünü belirtmektedir. Fakat bununla birlikte, rapora göre yapısal cari açık ve enflasyonun yüksek olması nedeniyle Türkiye ekonomisinde istikrarın henüz sağlanamadığı belirtilmektedir. Bu yılki rapora göre pazar mekanizmasının uygun işleyişi devam etmiştir. Fakat Türkiye’nin makroekonomik dengesizlikleri azaltması ve enflasyonu düşürmesi ve de uzun vadeli büyüme potansiyelini artırıcı adımlar atması gerekmektedir. Bu çerçevede komisyon Türkiye ekonomisinin mali belirsizlikler ve küresel risk algısı karşısında kırılgan durumunu sürdürdüğünü eklemektedir.

 

Fasıllar

 

Üyelik Yükümlülüklerini Üstlenebilme Yeteneği başlığını taşıyan 33 fasılda, Türkiye’nin AB müktesebatına uyum seviyesi konusunda ilerlemeler sırasıyla (i) temel seviyede uyum düzeyi, (ii) orta düzeyde uyum seviyesi ve (iii) ileri düzeyde uyum seviyesi olarak çerçevelendirildiğinde; 7 fasılda temel seviyede, 9 fasılda orta seviyede, 16 fasılda ise ileri seviyede uyum düzeyinin yakalandığı görülmektedir. (11) Bu bağlamda Türkiye, Mehmet Altan’ın belirttiği üzere AB’nin açılması konusunda herhangi bir engel çıkarmadığı üç müzakere faslı olan; Kamu Alımları, Sosyal Politikalar ve İstihdam, Rekabet Politikası başlıklarına odaklanarak müzakere sürecinin dinamizmini artırabilir. Bunun yanında Narcis Serra’nın belirttiği gibi demokrasinin yasalarla tanımlanmış olması yeterli değildir. Yasalar prosedürleri ve pratikteki uygulamaları belirlemelidir. (12)

 

AB, Türkiye’de demokrasinin pekiştirilebilmesi için, aynı zamanda, katalizör görevi görmektedir. Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinde, ancak üç yıl sonra bir fasıl açılabilmiştir. Müzakere hızının son derece yavaş ilerlediği görülmektedir. Bunun yanında Türkiye tarafından defalarca kez vurgulanan 23. (Yargı ve Temel haklar) ve 24. (Adalet, Özgürlük ve Güvenlik) fasılların açılması son derece önemlidir.

 

Sonuç Yerine

 

İlerleme raporlarının Türkiye gündemindeki etkinliğinin her geçen yıl azaldığı gözlemlenmektedir. Özellikle AB’nin, Türkiye’nin demokratik dönüşümünde 2002-2005 yılları arasındaki reform hareketlerine sağladığı iç dinamizm sürdürülememiştir. Bu yıl yayımlanan raporda özellikle yargının işleyişi, ifade özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele gibi alanlardaki endişeler birçok kez dile getirilmiştir. Ayrıca bu yıl raporun Türkiye’ye eleştirilerine ilişkin sesinin, geçmiş yıllardaki raporlara göre daha alçak olduğu sezimlenmektedir. Fakat Türkiye-AB ilişkilerinde kaydedilen ilerlemeden kaynaklanmayan bu durumun nedenlerinin ayrı bir çerçevede sorgulanması gerekmektedir.

 

Avrupa (Birliği), bir coğrafyadan, müktesebatının uygulanmaya çalışıldığı teknik bir süreçten öte; kurumsal yapılar, çoğulcu demokrasi, hukukun hâkim olduğu bir düzen ve insan onuruna saygı için; yani refah içinde yaşayan daha iyi bir Türkiye için bir fikir, bir yol, yahut bir düşünce sistemidir.

 

Avrupa, Jacques Delors’un belirttiği üzere ebedi sorgulamalar ve şüpheler kıtasıdır. (13) Günümüzde Birlik’in meşruiyeti ve sürekliliğinin dayanakları, Birliğin kendini sorgulayabilmesinde ve değerlendirebilmesinde yatmaktadır. Keza bir ülke için de kendi kendini eleştirebilmek ve tarafsız bir şekilde değerlendirebilmek, vatandaşların refahı ve ülkenin selameti için önemli koşullardan biridir. Tüm bu koşullar çerçevesinde bu metin, Avrupa Birliği’nin üye ve aday ülkelerin hedeflerine ulaşmak için yardımcı olacağı ve halkların refahını artırabilecek, demokratik ve kurumsal yapılara erişebilmek için bir amaç yahut bir araç olabileceği varsayımıyla kaleme alınmıştır.

 

İlerleme raporları ise Birlik ile aday ülke arasındaki ilişkinin asimetrik bağlarını gösteren önemli bir metin olarak, aday ülke için bir karne niteliğindedir. Aday ülkelerin Birlik’e başvurusu, aslında aday ülke ile AB arasındaki asimetrik ve hiyerarşik ilişkinin zaten varsayılan şartıdır. Dolayısıyla Birlik’e başvuran devlet, uyum sürecinde getirilen eleştirileri dikkate almak durumundadır. Bu yüzden asıl mesele, İlerleme Raporu’nu 2012 yılında olduğu gibi çöpe atabilecek kadar gözü kara olmak yahut yalnızlığı “değerli” sayacak bir Türkiye ortaya koymak değil, Avrupa’nın en genç nüfusu ve son 10 yılda 3 kat artan milli hasılasıyla bölgesel bir aktör olarak, siyasal akışa yön verebilecek Türkiye’yi hayal edebilmek olmalıdır.

 

Türkiye’nin AB projesinde, edilgen ve tepkisel (reaktif) bir aday ülke olarak kalması, aleyhine işleyen bir süreci de beraberinde getirmektedir. AB’nin henüz tamamlanmayan kendini inşa sürecinde; AB’nin de kendi içindeki eksiklikleri makul bir söylemle dile getirebilecek, sorunlara yapıcı çözüm önerileriyle yaklaşabilecek bir Türkiye’ye ihtiyacımız var. Böyle bir Türkiye için eleştirileri doğru, sakin ve akil değerlendirebilecek, sorunlarla yüzleşebilen bir iradeyi hâkim kılabilmek zorundayız.
 

Sonnotlar
(1) Avrupa Birliği Bilgi Merkezi, “İlerleme Raporları Bilgi Notu”, İstanbul, Ekim 2008, s.1
(2) European Commission, “Turkey 2014 Progress Report”, Brussels, 08.10.2014
(3) Nilgün Arısan Eralp, “İlerleme Raporu 2014: Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok!”, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı, Ekim 2014, s.3
(4) İrfan Kaya Ülger, “Avrupa Birliği’nde Fetret Devri ve Gelecek Senaryoları”, Bilge Strateji, Cilt 6, Sayı 11, Güz 2014, s.127.
(5) “Sığınmacı Sayısı 4 milyona çıkabilir”, Aljazeera Türk, 26 Şubat, 2014, http://www.aljazeera.com.tr/haber/siginmaci-sayisi-4-milyona-cikabilir; EuropeanCommission, Humanitarian Aid and Civil Protection: SyrianCrisis, ECHO Factsheet, Ekim 2014, http://ec.europa.eu/echo/files/aid/countries/factsheets/syria_en.pdf
(6) Bkz: The UN RefugeeAgency, “SyrianRefugees in Europe”, July 2014, s.4 http://www.refworld.org/docid/53b69f574.html
(7) İlgili metin için bkz: World Bank, Evaluation of the EU-Turkey”, Report No:858830-TR, 28 Mart2014 http://www.worldbank.org/content/dam/Worldbank/document/eca/turkey/tr-eu-customs-union-eng.pdf
(8) Eurpean Commission, “European Union, Trade in goods with Turkey”, 27.08.2014 http://trade.ec.europa.eu/doclib/docs/2006/september/tradoc_113456.pdf; Ayrıca bkz: T.C. Avrupa Birliği Bakanlığı, “Türkiye-AB İlişkileri”, Yayın No:3, s.19
(9) Bkz: Avrupa Komisyonu, “Türkiye’nin Katılım Yönünde İlerlemesi Üzerine Komisyon’un 1998 Düzenli Raporu”, s.18
(10) Orhan Dede & Erdem Kaya, “AB’nin 2013 Türkiye İlerleme Raporu Üzerine Bir Değerlendirme”, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM), Yorum, http://www.bilgesam.org/incele/737/-ab%C2%92nin-2013-turkiye-ilerleme-raporu-uzerine-bir-degerlendirme/
(11) Melih Önsöz, “2014 Yılı Türkiye İlerleme Raporu Değerlendirmesi”, İktisadi Kalkınma Vakfı, s.17
http://www.ikv.org.tr/images/files/2014ilerlemeRaporu%C4%B0KVDegerlendirme.pdf
(12) Narcis Serra, Demokratikleşme Sürecinde Ordu, İletişim Yayınları, İstanbul 2011, s.35
(13) Özdem Sanberk, “İlerleme Raporu’nu Çöpe Atmak”, Analist Dergisi, Sayı 21, Kasım 2012, s.6.
 

Back to Top