Arap Devrimlerinin Orta Asya Ülkelerine Etkisi

Mehmet KARABAĞ
24 Ağustos 2011
A- A A+

Tunus’ta başlayıp Mısır ve Libya’ya sıçrayan Arap devrim hareketleri domino taşları gibi diğer ülkeleri de etkilemiş, bu domino etkisi son olarak Suriye’yi kanlı bir devrim sürecine sokmuştur. Devrimsel domino taşlarının etkilediği Arap devletlerinin ortak özelliklerine bakıldığında bu ülkelerin diktatörlüklerle yönetilmesi dikkat çekmektedir.

 

 

Diktatör yönetimlerin doğal sonucu olarak had safhadaki işsizlik, fakirlik, her tarafı kaplayan kanunsuzluk bu ülkelerin ortak yanlarını oluşturmaktadır. Genç nüfusun fazlalığı ise mevcut iktidarlara karşı gelişen başkaldırılarda tetikleyici etken olmuş, isyan hareketlerinin kıvılcımını ateşlemiştir.


Diktatörlere karşı başkaldırıların gerçekleştiği Arap ülkelerinde ayaklanmalara sebep olan bu ortak özellikler Orta Asya’daki cumhuriyetlerden bazıları ile kısmen bazıları ile de tamamen örtüşmektedir. Bu örtüşme dolayısıyla, Arap dünyasındaki halk hareketlerinin Orta Asya ülkeleri üzerinde domino etkisi yapabileceği ihtimali değişik platformlarda tartışılmaya başlanmıştır.


Bu domino etkisinin Orta Asya cumhuriyetlerini etkileyebileceği ihtimaline binaen konu 12 Mayıs 2011 tarihinde ABD Kongresi’nde detaylı bir şekilde masaya yatırılmıştır. Tartışmanın neticesinde ABD Dışişleri Bakanı’nın Güney ve Orta Asya’dan sorumlu yardımcısı Senatör Robert Blake gibi isimler bölge ülkelerindeki yüksek işsizlik, kalabalık genç nüfus ve fakirlik gibi aynı özelliklere rağmen, Orta Asya’da Arap dünyasındakine benzer bir hareketlilik ihtimalinin düşük olduğunu savunmuştur. Bu düşük ihtimal Orta Asya’yı Orta Doğu’dan ayıran tarihi ve kültürel farklılıklara, bölgedeki halkın interneti yaygın olarak kullanmıyor olmasına bağlanmaktadır. Zira Mısır’da Hüsnü Mübarek’e karşı gerçekleşen devrimin organizasyonu Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlar üzerinden gerçekleştirilmişti.


Fakat 1992 yılında Tacikistan’ın Merkezi Meydanında gerçekleştirilen protesto hareketliliğinin kısa sürede katlanarak büyümesi, beş yıl sürecek ve 150 binden fazla insan kaybına sebep olacak bir iç savaşa dönüşmüş olması bu görüşü geçersiz kılmaktadır. Bölgedeki camiler, Facebook ve Twitter işlevini üstlenmiş ve akşam namazlarında haberleşmeler gerçekleşerek organizasyonlar sağlanmıştır. Bugün bölgedeki camiler büyük oranda kapatılmış olsa da insanlar gerektiğinde alternatif haberleşme yöntemleri bulabilirler.


R. Blake’in tezi karşısında Cumhuriyetçi Senatör Chris Smith ise bölge ülkelerindeki durumun tehlike sinyalleri verdiğini dile getirmiştir. Zira otoriter yöntemlerle halkın idare ediliyor olması ayaklanmalarda etken rol oynamaktadır. Bu açıdan C. Smith “Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan liderleri bu yöntemlerle ülkelerini 20 yıla yakın bir zamandır yönetmektedir ki bu durum bölgede tehlike sinyallerinin çalınması için yeterlidir” görüşünü savunmaktadır. C. Smith’e göre Orta Asya Cumhuriyetlerinde halk hareketlenmelerinin olmasının söz konusu olamayacağı tezi çürüktür zira Kuzey Afrika ve Yakın Doğu’da bunun örnekleri söz konusudur. Bu bölgede de halk hareketleri, er ya da geç ortaya çıkacaktır ki böyle bir durumda Scott Radnitz, iktidarların hareketi bastırmak için askeri yöntemlere başvuracağının altını çizmektedir.


Rusya’da bu konu, özellikle son iki ay içerisinde, detaylı bir şekilde akademik ve siyasi çevreler tarafından tartışılmaktadır. Orta Asya Cumhuriyetlerinde meydana gelebilecek muhtemel halk hareketlenmelerine karşı yapılan bu tür araştırmalarda geç kalındığının altı çizilirken, bölgedeki cumhuriyetlerin homojen bir yapıya sahip olmadıkları belirtilmiş, bir sonuca varılabilmesi için cumhuriyetlerin her birinin konumunun ayrı ayrı ele alınmasının gerektiği ortaya konmuştur.


Bilindiği gibi SSCB’nin dağılmasından günümüze kadar bir kısım Orta Asya Cumhuriyetlerinde kanlı halk hareketlenmelerine rastlamaktayız. 1990’lı yılların başında Tacikistan’da yaşanan kanlı iç savaş, Kırgızistan’da son yıllarda yaşananlar bu konuda en dikkat çekenler arasında bulunmaktadır. Sovyet sonrası bölgelerdeki başkaldırı ihtimalleri bölge bir bütün olarak değil cumhuriyetler tek tek ele alınarak incelendiğinde isabetli analizler yapılabilir.


Kazakistan: Bir taraftan uzun dönemdir ülkesinin yönetiminde tek adam olmasına rağmen dış güçleri gücendirmemeye çalışan Nazarbayev diğer taraftan farklı politik güçler vasıtasıyla başarılı bir yönetim örneği sergilemektedir. Nazarbayev, bu süreçte değişik sektörlerde yaptığı reformların olumlu etkisini, enerji ve finansal imkânları kullanarak kendi lehine bir rüzgâr oluşturmuş ve bunu uluslararası düzeyde başarılı bir şekilde kullanmasını bilmiştir. Son Başkanlık seçiminin sonuçları Nursultan Nazarbayev’e olan güveni tazelemiş, Kazakistan halkının ülkede sükûnete ve dengeye oy verdiğini göstermiştir. Neticede şu andaki şartlar itibariyle Kazakistan’da herhangi bir hareketliliğin söz konusu olması oldukça düşük bir ihtimal olarak görünmektedir.


Kırgızistan: Son beş yıl içinde Kırgızistan’da yaşanan ve devlet başkanlarının ülkeden ayrılması ile sonuçlanan halk hareketlerini doğrudan ülkenin demokratikleşmesine yönelik gelişmeler olarak nitelendirmek oldukça zordur. Ülkede yaşanan bu hareketliliklerin etkisiyle sosyo-ekonomik durum oldukça kötü bir durumdadır. Kırgız halkı son yıllardaki gelişmelerin tekrar etmesini istememektedir. Ancak gerek devlet yapısının henüz kurumsallaşmamış olması gerek kuzey-güney arasındaki milliyetçi eğilimlerin zaman zaman nüksetmesi benzer gelişmelere olan ihtimali güçlendirmektedir. Kırgızistan’daki mevcut iktidar bu ihtimali ortadan kaldırmaya yönelik irade göstermekte, gerekli kurumsallaşmanın gerçekleşmesi hedefiyle siyasi reformlar tasarlamaktadır. Bişkek, bu açıdan Türkiye’nin deneyimlerinden faydalanmak amacıyla Ankara ile sıkı bir diyalog içerisine girmiş bulunmaktadır.


Tacikistan: Bölge ülkeleri arasında halk hareketlenmelerinin en acı tecrübesini hiç şüphesiz Tacikistan yaşamıştır. 18 yıl önce iç savaşa dönüşen ve 150 bin insanın ölümüne sebep olan hadiselerin bıraktığı acı ve korku hala halkın hafızasındadır. Ülkedeki sosyo-ekonomik ve politik yapı oldukça geri olmasına rağmen, İmamali Rahman rejimi bugüne kadar gerekli reformların gerçekleştirilmesi yönünde herhangi bir adım atmamıştır. Fakirliğin had safhada olduğu ülkede rüşvet ve hukuksuzluk oldukça yaygındır. Bu nedenle, Tacik halkının hafızasındaki iç savaştan kalan korkuya rağmen ülkede halk hareketliliği ihtimali yüksektir. Tacikistan’da muhalif liderlerden arındırılmış mevcut politik sistem her an yeni bir liderin çıkışına sahne olabilir. Ülkede böyle bir hareketliliğin yaşanması neticesinde ise kararsız süreç iç savaşa dönüşebilir ve sonuç Afganistan örneğine benzeyebilir.


Türkmenistan: Saparmurat Türkmenbaşı’nın dikta rejimi döneminde Asya’nın İsviçre’si olarak takdim edilen Türkmenistan, alternatif siyasi partiler ve basın özgürlüğünün olmayışından ötürü kapalı bir ülke görünümündedir. Hâlihazırda Türkmen halkının ücretsiz elektrik, gaz, eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanıyor olması; ucuz ekmek ve benzin gibi bir kısım asgari ihtiyaçların temin edilmesi dolayısıyla yönetime karşı ciddi şikâyetler söz konusu değildir. Saparmurat Niyazov, iktidarı döneminde ülkeyi muhtemel muhalif liderlerden tamamen arındırmıştır. Niyazov’un ardından iktidara gelen Gurbangulı Berdimuhamedov’un başkanlık dönemi yeni başlamıştır ve Berdimuhamedov bir kısım demokratik reform denemelerinde bulunmuştur. Dolayısıyla ülkede halk hareketlenmesi ihtimali sıfıra yakın görünmektedir.


Özbekistan: 12-13 Mayıs 2005 Andican’da yaşanan trajedi, Özbekistan’daki halk hareketi dinamiğini göstermesi açısından önemlidir. Andican’daki hareketlilik 23 yerel işadamının terör suçu ile yargılanmasını protesto etmek amacıyla yapılan gösterilerle başlamış, güvenlik güçlerinin sivil halka ateş açması sonucu yüzlerce kişinin ölümü ile sonuçlanmıştı. Andican hadisesi İslam Kerimov’un ülke içindeki baskıcı yönetimini artırmasıyla sonuçlanırken dış politikada değişiklik yapmasına sebep olmuştu. Andican trajedisinden sonra Kerimov, ABD ve Batı ile ilişkilerini kısmen askıya alarak Çin ve Rusya ile stratejik ilişki arayışına girmiştir.


İ. Kerimov, son yıllarda Batı’ya rağmen iktidarda uzun süreli kalamayacağını anlamış, bazı anayasal ve siyasi reformlar gerçekleştirmeye dönük denemelerde bulunmuştur. Ancak bu adımların Kerimov iktidarına karşı başkaldırı dinamiğini ortadan kaldıramayacağı tahmin edilmektedir. Halk üzerindeki baskılarla önü alınmış olan hareketlenmenin tekerrür etmesi durumunda Andican’da yaşananlardan daha sert ve daha kanlı bir şekilde bastırılacağı düşünüldüğünden şimdilik ülkede bir hareketlenme ihtimali düşük görünmektedir.


Orta Asya ülkelerinde halk hareketlenmelerine karşı başta ABD olmak üzere Batı’nın Libya örneğinde olduğu gibi askeri açıdan müdahil olması söz konusu değildir. Bu yönü Orta Asya bölgesini Kuzey Afrika’dan farklı kılmaktadır. Zira bu bölgede Doğunun NATO’su olarak isim yapmış Kolektif Güvenlik Anlaşması Teşkilatı’nın (KGAT) etkili olabileceği zannedilmektedir. Teşkilat’ın Ağustos ayında Astana’da yapılan son toplantısında Kuzey Afrika’daki gelişmeler değerlendirilmiş, üye ülkeler ortak iç ve dış güvenliğin korunması amacıyla yılsonuna kadar 160 bin kişilik bir ordunun tesisini kararlaştırmıştır. Bu karar bölgede benzer halk hareketlerinin yaşanabileceği ihtimaline işaret etmektedir. Bölge ülkelerini genelleme yaparak aynı şekilde değerlendirmek mümkün değildir. Her bir cumhuriyetin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik ve politik durum farklılıklar arz etmektedir. Bu nedenle bölge genelinde uzun vadede halk hareketleri ihtimal dâhilinde olsa da, yakın gelecekte sadece Kırgızistan ve Tacikistan’da hareketlilik beklenmektedir.

Back to Top