Kırgızistan ve Tacikistan’da Halk Ayaklanması Olasılığı

Alp Yüce KAVAS
18 Nisan 2011
A- A A+

Orta Doğu ülkelerinde son dönemde yaşanan gelişmeler incelendiğinde, Tunus’taki otoriter rejime yönelik nefretle başlayan halk ayaklanmasının oldukça kısa sayılabilecek bir sürede ‘domino etkisi’ yaratarak bölgedeki diğer ülkelere sıçradığı görülmektedir. Bu halk hareketleri sonucunda Tunus ve Mısır’ı uzun süredir ‘demir yumrukla’ yöneten Zeynel Abidin Bin Ali ve Hüsnü Mübarek koltuklarını bırakmak zorunda kalmıştır.Libya’daki Arap milliyetçisi ve sosyalist karakterli rejimin mutlak önderi konumundaki Muammer Kaddafi ise uyguladığı baskıcı politikalarla NATO çatısı altında ülkesine yönelik olarak gerçekleştirilen askeri operasyonlara zemin hazırlamıştır. Ayrıca pek çok Ortadoğu ülkesi yine bu tarz halk ayaklanmaları ve sokak gösterileriyle çalkalanmaktadır.


Ortadoğu ülkeleri son dönemde önceden kestirilemeyen ve özgün nitelikli halk hareketlerine şahit olurken, ağırlıklı olarak otoriter rejimlerin bulunduğu ve nüfusunun belirgin çoğunluğu müslümanlardan oluşan Orta Asya Cumhuriyetlerinin de mevcut gelişmelerden etkilenip etkilenmeyecekleri konusu dikkat çekici bir nitelik kazanmaktadır. Bu noktada bağımsızlık sonrası iki halk hareketi deneyimi yaşamış olan Kırgızistan ile beş yıl süren bir iç savaşa maruz kalmış Tacikistan’ın diğer üç Orta Asyalı Cumhuriyet olan Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’a oranla daha ‘dinamik’ bir iç siyasi yapıya sahip olduğu söylenebilir.

 

Her ikisi de aynı zamanda eski Sovyet cumhuriyetleri olan Kırgızistan ve Tacikistan’ın yönetim yapılarının yakın geçmişlerindeki evrimsel süreç dikkate alınarak incelenmesi bu çalışmanın ana konusunu teşkil etmektedir. Ayrıca iki ülkenin sosyoekonomik ve sosyokültürel niteliklerine kısaca değinmek gelecekte halk ayaklanmalarının ortaya çıkma olasılığını tartışmak yönünden yararlı gözükmektedir. ABD gibi küresel bir oyuncu ile bölgesel büyük güçler konumundaki Rusya Federasyonu (RF) ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) bölgedeki gelişmeleri yakından takip edecekleri açıktır. Bununla birlikte bu çalışmada, Ortadoğu’da ortaya çıkan halk ayaklanmalarının özgün niteliği dikkate alınarak, olası dış etkenler bütünüyle göz ardı edilmemekle beraber, iç dinamiklerin bu iki ülkede meydana gelebilecek halk hareketlerinde daha çok önem teşkil edeceği dikkate alınmaktadır.

 

Kırgızistan ve Tacikistan’daki Siyasi Panorama

Her iki ülkedeki yönetim yapıları incelendiğinde bazı benzerliklerden söz edilebilirse de özellikle son dönemde belirgin bir farklılaşma göze çarpmaktadır. Sovyet sonrası dönemin başlangıcında liberal demokrasiye geçiş hususunda istekli gözüken Kırgız ve Tacik karar alıcılar diğer Orta Asyalı mevkidaşları gibi ülkelerindeki yoksulluk, radikal terör unsurları, uyuşturucu ticareti ve organize suç örgütleri gibi sorunları bahane göstererek süreç içerisinde otoriter bir eğilime yönelmişlerdir. (1) Bununla birlikte Kırgızistan 2010’da gerçekleşen son halk hareketi sonucunda parlamenter sisteme geçerek söz konusu otoriter yapıyı kırma gayretindedir. 2010 yılı İnsani Gelişmişlik Endeksi (2) incelendiğinde iki ülkenin verilerinin birbirlerine yakın olması dikkat çekicidir. Bu durum, son dönemde Kırgızistan ve Tacikistan arasında meydana gelen yönetsel anlamdaki farklılaşmanın henüz sosyoekonomik temele yansımadığını göstermektedir. Her iki ülkede oluşabilecek halk ayaklanması olasılığını incelemek ve tartışmak açısından bu çalışmada buraların iç siyasi yapısının incelenmesi uygun görülmektedir.

 

1. Yakın Geçmişinde İki Halk Ayaklanması Deneyimi Yaşayan Ülke: Kırgızistan

Kırgızistan’ın iç siyasi yapısı incelendiğinde, bu ülkenin Orta Asya cumhuriyetleri içerisinde ilk bakışta liberal demokrasiye “en yaklaşmış” ülke olduğu söylenebilir. Bununla birlikte 1991’de bağımsızlık ilanından itibaren önce Askar Akayev ardından Kurmanbek Bakıyev iktidarları başlangıçta demokratik reformlar gerçekleştirme sözü vermelerine karşın ülkedeki rejimi gittikçe otoriter bir niteliğe büründürmüşlerdir. Akayev, 1989 yılında SSCB Yüksek Sovyet’ine milletvekili seçilerek girmiş olmasına karşın siyasi arenada akademik kimliğiyle ön plana çıkmayı tercih etmiş ve bu yönüyle o dönem diğer Orta Asya cumhuriyetlerinde bağımsızlık sonrası iktidara gelen eski Sovyet apparatchiklerinden (3) ayrılmıştır.

 

Batılı ülkeler tarafından serbest piyasa ekonomisine geçiş kadar demokratikleşme ve insan haklarının gözetilmesi hususlarında da büyük umutlar beslenen Akayev iktidarı süreç içerisinde beklenen gelişmeleri kaydedememiştir. Akayev, serbest piyasa ekonomisine geçişte olumlu sayılabilecek bazı reformlar yapmasına karşın ülke kaynaklarının dar bir zümre tarafından adeta ‘sömürülmesine’ engel olamamak ve ülkenin hem etnokültürel hem de sosyoekonomik yapısı açısından önem taşıyan kuzey-güney eksenli bölgesel farklılaşmayı derinleştirmekle suçlanmıştır. Gittikçe artan yoksulluk ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışları da eklendiğinde, bu ciddi suçlamalar Mart 2005’te o dönemki muhalif hareketlerin desteğinde “Lale Devrimi” olarak adlandırılan bir halk ayaklanmasına zemin hazırlamıştır. Akayev, ortaya çıkan halk ayaklanmasına karşı başlangıçta direnmeye çalışsa da kan dökülmesinden çekinerek iktidarı bırakıp önce Kazakistan’a oradan da RF’na kaçmak zorunda kalmıştır.

 

Mart 2005 halk ayaklanması sonucunda iktidara gelen Kurmanbek Bakıyev aynı yılın Temmuz ayında yapılan başkanlık seçimlerinde % 89 oy alarak kesin zaferini ilan etmiş ve Mart ayaklanmasında öne çıkan isimlerden Feliks Kulov’u başbakanlığa getirmiştir. Halktan aldığı destekten yola çıkan Bakıyev, başlangıçta selefi gibi ülkenin liberal demokrasiye geçişi ve insan haklarının gözetilmesi konularında umut vaat eden açıklamalar yapsa da çok geçmeden eski otoriter rejimi sürdürmek niyetinde olduğu anlaşılmıştır. İktidar değişikliğinin ülkenin genel sosyoekonomik ve etnokültürel sorunlarına ciddi çözümler sunamaması, yolsuzluk, yoksulluk ve ülke kaynaklarının dar bir zümreye tesisi gibi kronikleşmiş sorunların artarak devam etmesi nedeniyle halk yeniden karamsarlığa kapılmıştır.

 

Nisan 2007’de başkent Bişkek sokaklarında başlayan gösteriler Bakıyev’i bazı reformlar gerçekleştirmeye zorlamıştır. Eylül 2007’de Kırgızistan Anayasa Mahkemesi tarafından bazı anayasa değişikliği tasarılarının iptali kararı üzerine ertesi ay yeni bir anayasanın hazırlanması ve seçim sisteminde değişikliğe gidilmesi için referanduma gidilmiş, söz konusu referandum % 76’lık oranla kabul edilmiştir. (4) Yeni Anayasa’da hükümet üyelerinin parlamento tarafından belirlenmesi, devlet başkanının parlamentoyu feshetme şartlarının zorlaştırılması ve tek meclisli Kırgız parlamentosunun sandalye sayısının arttırılması gibi demokratikleşme açısından olumlu maddelere yer verilmiştir. Bununla birlikte muhalefetin ve bazı Batılı siyasi yorumcuların Bakıyev’in bu değişikliğe aslında kendi siyasi konumunu güçlendirmek için başvurduğu yönündeki derin şüpheleri ortadan kaldırmamıştır. (5) Aralık 2007 parlamento seçimlerinde o dönemki siyasi iktidarla doğrudan bağlantılı konumdaki Ak-Yol partisi açık ara zaferini ilan etmiş, ardından Temmuz 2009’da yapılan başkanlık seçimi sonucunda Bakıyev’in en yakın rakibi Kırgızistan Sosyal Demokrat Partisi’nden (KSDP) Almazbeg Atambayev’i hayli farkla yenilgiye uğratmıştır. Söz konusu siyasi başarılar Bakıyev rejiminin gittikçe kendine güven kazanarak otoriterleşmesine yol açmıştır. Sorunlarını özgürce dile getiremeyen geniş kitlelerde ortaya çıkan derin hoşnutsuzluklar sonunda Nisan 2010 halk ayaklanmasına zemin hazırlamış, Bakıyev’in kaderi selefiyle benzer olmuş ve Belarus’a sığınmıştır.

 

Akayev ve Bakıyev’in bağımsızlık sonrası ülkenin Batı tarzı liberal demokrasiye geçişinde başarısız olmaları akla ister istemez Nisan 2010 halk ayaklanmasıyla ortaya çıkan yeni siyasi oluşumun da akıbetinin pek farklı olmayacağı düşüncesini getirmektedir. Bununla birlikte halk ayaklanması sonucunda geçici olarak devlet başkanlığı makamına geçen Roza Otunbayeva geçmişteki iki otoriter rejimin yarattığı sıkıntıların temelinde başkanlık sisteminin yattığı değerlendirmesini yaparak parlamenter sisteme geçme yönünde anayasa değişikliğine gitmiştir. 27 Haziran 2010’da yapılan referandum % 91 gibi ezici bir üstünlükle yeni anayasanın kabulünü sağlamış böylece Kırgızistan, Orta Asya cumhuriyetleri içerisinde parlamenter demokrasi rejimini ilk uygulayan ülke olmuştur. (6)  Ancak ülkenin kronikleşmiş sorunlarının anayasal temelli bir rejim değişikliğiyle hemen çözümlenmesini beklemek gerçekçi gözükmemektedir. Nitekim parlamenter sisteme geçiş ülkeyi koalisyon hükümetleri dönemiyle tanıştırmış, bu durum ülkede özellikle orta ve uzun vadelerde istikrarsızlık oluşması riskini ortaya çıkarmıştır. Ekim 2010’da gerçekleştirilen parlamento seçimleri sonucu beş siyasi parti Kırgızistan parlamentosunda temsil edilme hakkını kazanmış bu siyasi partiler arasında ortaya çıkan derin görüş ayrılıkları bir koalisyon hükümetinin kurulmasını zorlaştırmıştır.

 

Söz konusu siyasi partiler içerisinde Başkan Otunbayeva’ya en yakın siyasi görüşlere sahip olanı, yeni parlamenter rejimi en kararlılıkla savunan KSDP’dir. Partinin lideri Atambayev 2009 başkanlık seçimlerinde Bakıyev’in karşısına çıkmış ancak ağır yenilgiye uğramıştır. Bunun yanında; Bakıyev yanlısı, başkanlık sistemine geri dönüşü savunan, özellikle ülkenin güneyindeki kırsal ve etnik Kırgız kökenli seçmenler arasında popüler olan Ata-Yurt partisinin seçimlerde az farkla da olsa birinci olarak çıkması kırsal temelli aşiret yapılanmalarının ve bölgeselciliğin hala Kırgız siyasetinde önemli rol üstlendiğini göstermektedir. (7) Otunbayeva’nın “bir koalisyon hükümeti kurulamaması durumunda ülkede yeniden seçimlere gidilmesi gerekeceği” yönündeki ‘gizli tehdidinin’ ardından Respublika Partisi (RP), Ata-Yurt ve KSDP bir koalisyon hükümeti kurmuş, bu yolla ülkeye istikrar kazandırmayı amaçlamışlardır. (8)

 

Koalisyon hükümetinin birbirlerinden hayli farklı görüşlerdeki siyasi partilerden oluşması etkinliğini ve sürekliliğini olumsuz yönde etkileyebilecek bir etkendir. Bununla birlikte farklı kesimler arasında uzlaşma ortamı sağlanabilmesi potansiyelini de taşımaktadır. Mayıs-Haziran 2010’da ülkenin güneyindeki Celalabad ve Oş kentlerinde etnik Kırgızlar ve Özbekler arasındaki çatışmalarda çoğu Özbek yaklaşık 2.000 kişinin öldüğü yine 100.000 kadar Özbek’in “ana yurtları” Özbekistan’a sığındıkları dikkate alındığında koalisyon hükümetinin başarısının önemi ve gerekliliği daha fazla ortaya çıkmaktadır. (9)

 

RF ve ABD ülkedeki gelişmeleri yakından takip etmekte ve son tahlilde Kırgızistan’da istikrar umudunun yeniden doğmasından memnun gözükmektedirler. Başkent Bişkek’in yakınında bulunan Manas Hava Üssü’nden ABD, Afganistan’da “Teröre Karşı Savaş” adını verdiği askeri operasyonlar kapsamında faydalanmaktadır. Bu bağlamda ülkede çıkabilecek istikrarsızlığın ve iç karışıklıkların üssü kullanılamaz hale getirme ya da Bakıyev döneminde kısa süreli yaşandığı gibi kapattırma riski taşıdığı ve bu yolla Amerikan çıkarlarını da olumsuz etkileyeceği açıktır. RF ise Kırgızistan’da dış politika tercihi olarak kendisine en yakın gözüken eski Başbakan Kulov’un önderliğindeki Ata-Meken partisinin koalisyona girmemesine karşın gerek Otunbayeva’nın gerekse koalisyon hükümetinin uluslararası konjonktürdeki son gelişmeleri dikkate alarak dengeli ve ‘çok eksenli’ bir dış siyaset takip edeceklerinin farkındadır.

 

Her iki büyük oyuncunun asla istemeyeceği senaryo ise ülkede meydana gelebilecek yeni bir halk ayaklanması sonucunda radikal eğilimlere sahip bir siyasi oluşumun ülkede iktidarı ele geçirmesidir. Böyle bir tehdit henüz var olmasa da Ocak 2011’de “El-Mehdi Milisleri” adındaki bir gruba üye olduğu iddia edilen, çoğunluğu etnik Kırgızlardan oluşan ve Manas Askeri Hava Üssüyle ülkedeki bazı ABD ve İsrail hedeflerine saldırı düzenlemekle suçlanan radikal eylemciler Kırgız güvenlik güçlerince tutuklanmıştır. (10)   ÇHC ise özellikle Sincan Bölgesi’nde etnik Uygurlara yönelik ayrımcı ve sistematik asimilasyona dayalı politikalarını onaylamayan Kırgız hükümeti ile ‘mesafelidir’ ve bu nedenle diğer iki büyük oyuncu kadar iç siyasete yönelik manipülatif hamleler yapma olasılığı düşük gözükmektedir. (11)

 

2. İç Savaş ve Sonrasında Tacikistan’ın Durumu

Eski bir Sovyet cumhuriyeti olan Tacikistan gerek siyasi gerekse sosyoekonomik ve sosyokültürel yapısıyla bölgede kendine özgü bir karaktere sahiptir. Bölgedeki diğer dört Orta Asya cumhuriyetinin aksine etnik anlamda Türk halklarından olmayan ve Fars kökenli dille konuşan Taciklerin ‘anavatanı’ konumundaki ülke, aynı zamanda Sovyet sonrası yaşanan siyasi, ekonomik ve hatta sosyokültürel buhranı belki de en yakından yaşamış olanıdır. Öyle ki Tacikistan bağımsızlık sonrası iktidarın “kanlı bir süreçten geçerek” elde edilebildiği 1992-1997 yılları arasında yaşanan bir iç savaşa tanık olmuştur.

 

1982-1985 yılları arasında Tacikistan Komünist Partisi Genel Sekreteri makamına getirilen Rahman Nabiyev’in Eylül 1991’de SSCB’den bağımsızlığın ilan edilmesinden üç ay sonra ilk seçilmiş devlet başkanı sıfatını elde etmiş olması, onun siyasi meşruiyetinin sorgulanmasını engelleyememiştir. Gorbaçov’un glasnost ve perestroyka politikaları sonucunda daha sorgulayıcı bireylerin ortaya çıkmaya başladığı eski Sovyet coğrafyasında komünist kökenli ve “eski düzenin adamı” (12) olarak kabul gören bir kişinin uzun süre iktidarda kalması beklenmediğinden RF’nun da desteğiyle bizzat kendi meydana getirdiği paramiliter grup tarafından 1992 sonbaharında iktidardan indirilmiştir. Bu ‘darbeci’ grubun önderi konumundaki İmamali Rahman’ın Tacik Parlamentosu tarafından devlet başkanlığına getirilmesi sonrası günümüze kadar iktidarını devam ettirebilmiş olması başka bir dikkat çekici noktadır.

 

Rahman’ın askeri darbeyle iktidara gelmesi olgusuna parlamenter destekle meşruiyet kazandırılmaya çalışılması girişimi ülkedeki muhafazakâr ve hatta siyasal İslâmcı çevrelerde ciddi muhalefetle karşılaşmıştır. Batılı ülkelerle daha yakın ve sıkı ilişkiler geliştirilmesi gerektiğini düşünen liberal demokrat ve laik eğilimli Tacik seçkinler de Rahman’ın otoriter yönetim anlayışına karşı çıkarak muhafazakâr ve siyasal İslamcı gruplarla temasa geçmişlerdir. Söz konusu temaslar sonucunda, taraflar arasındaki siyasi, sosyokültürel ve ideolojik alanlardaki farklılıklar dikkate alındığında, ‘gevşek koalisyon’ olarak adlandırılabilecek Birleşik Tacik Muhalefeti (BTM) kurulmuştur.

 

BTM’nin kurulması ülkenin iç savaşa sürüklenmesine yol açacak fitili ateşlemiş, o dönem ülke fiilen ikiye bölünmüştür. Kırsal kesimin ve gelenekçi grupların ağırlıkta olduğu Pamir, Garm ve Dağlık Badahşan bölgeleri BTM’yi desteklerken, Sovyet kültürüyle yoğrulmuş ve şehirleşme oranı daha yüksek olan kuzeydeki Kocand ve Rahman’ın doğum yeri olan güneydeki Kulyab bölgeleri ise hükümetin yanında yer almıştır. (13) Hükümet biçimleri ve mezhepsel yapıları farklı iki orta büyüklükte bölgesel oyuncu olan İran ve Pakistan Orta Asya’daki çıkarlarını dikkate alarak BTM’nin silahlı mücadelesine ilgi göstermiştir. Buna karşılık, komşusundaki gelişmeleri yakından takip eden ve buradaki siyasal İslamcı oluşumların güçlenmesinden rahatsızlık duyan Özbekistan ile bölgedeki siyasi, ekonomik ve askeri nüfuzunu kaybetmek istemeyen RF ise hükümet güçlerini desteklemiştir.

 

Onlarca Tacik yurttaşının ölümüne, çok daha fazlasının savaşın yıkıcı etkilerinden kaçarak mülteci konumuna düşmesine sebep olan iç savaş, o dönem BM nezdinde taraflar arasında sürdürülen yuvarlak masa görüşmeleri sonunda olumlu sonuç verebilmiştir. Nitekim öncelikle 1994 yılında geçici ateşkes sağlanmış, üç yıl sonra ise Tacikistan Ulusal Mutabakatı ve Barış Üzerine Genel Anlaşma’nın ve Moskova Protokolü’nün savaşan taraflarca imzalanmasıyla iç barışın tesisi yolunda önemli somut adımlar atılmıştır. (15) Hükümet ve BTM arasında söz konusu anlaşma ve protokolün imzalanması iç siyasi barışı hemen tesis edememiş ve tam anlamıyla bir uzlaşı 2002 yılında yine BM’nin kararlı çabaları sonucunda sağlanabilmiştir. (16) İç savaşın sona ermesiyle birlikte, diğer Orta Asya cumhuriyetlerinden farklı olarak, BTM içerisinde ılımlı söylemleriyle dikkat çeken ve çoğulcu demokrasinin gereklerine saygı göstereceğini vurgulayan İslami Yeniden Doğuş Partisi (İYDP) İslamcı çizgideki tek meşru siyasi parti olma niteliğini kazanmıştır. Bu durum aynı zamanda Orta Asya’nın en fakir ülkesi olan Tacikistan’da şiddet yanlısı radikal unsurların temsilî demokrasi yoluyla daha ılımlı bir siyaset sahasına sokulmaları şansını yaratabilmiş olmasından dolayı önem bir gelişmedir.

 

1999 yılında gerçekleştirilen iç savaş sonrası ilk anayasa referandumunda iki meclisli parlamento ve devlet başkanlığı yönetim süresinin 7 yıla çıkarılması ezici bir çoğunlukla kabul edilmiştir. 2000 parlamento seçimleri, 1997’de imzalanan anlaşma ve protokol gereği yönetim organlarında % 30 pay almaya hak kazanan, BTM açısından oldukça önem taşımıştır.  Bununla birlikte, Tacikistan Devlet Başkanı Rahman ile doğrudan bağlantılı konumdaki Tacikistan Demokratik Halk Partisi (TDHP) ve yine Duşanbe yönetimine yakın bir duruş sergileyen Tacikistan Komünist Partisi (TKP) karşısında ciddi bir siyasi başarı elde edememiştir. 2003 yılında yapılan ikinci anayasa referandumunda devlet başkanının sadece bir kez seçilebilmesi geniş halk desteğiyle kabul edilmiş, Rahman bu yolla geniş halk kitleleri nezdinde siyasi meşruiyetini ve sempatisini arttırmayı hedeflemiştir. Söz konusu referandum Rahman’a 2020’ye kadar iktidarda kalma olanağı tanımıştır. (17)

 

BTM’nin iskeletini oluşturan İYDP ve liberal demokratların önderliğindeki Demokrat Parti (DP) 2005 parlamento seçiminde de TDHP ve TKP karşısında açık bir şekilde hüsrana uğramışlardır. AGİT başta olmak üzere seçimleri izleyen bağımsız kaynaklar pek çok seçim usulsüzlüklerine işaret etseler de söz konusu başarısızlık DP ve İYDP’nin, seçim süreci adil ve şeffaf bir ortamda gerçekleşmiş olsa dahi, beklenenden çok daha düşük bir halk desteğine sahip olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır. (18) DP ve İYDP’ye yönelik halk desteğinin oldukça düşük kalmasında; mali kaynakların yetersizliği, iktidardaki TDHP iktidarının uyguladığı seçim ekonomisinin seçmenler üzerinde olumlu etki yaratması, İYDP’nin ülke çapında kitleselleşememesi, liberal demokrat eğilimli ve laik karakterli “potansiyel” DP tabanının önemli bir kısmının ülke dışında olması önemli etkenler olarak sayılabilir. (19) Söz konusu başarısızlık ve hayal kırıklıkları geçen yıl gerçekleşen parlamento seçimlerinde de değişmemiş sonuç olarak benzer usulsüzlük iddialarının bağımsız kaynaklarca tekrarlandığı bir ortamda BTM’nin uzantısı siyasal partiler için iktidar yolu “başka bahara” kalmıştır.

 

İYDP’nin parlamento seçimlerinde başarısız sonuçlar almasına karşın, başta Devlet Başkanı Rahman olmak üzere TDHP iktidarının bu partinin hareketlerini yakından takip ettiği ve onun ‘muhafazakâr’ karakterinden yola çıkarak ülkede faaliyet gösteren radikal gruplarla bağlantılı göstermeye çalıştığı görülmektedir. Geçen yılın Ağustos ayında başkent radikal Duşanbe’de 25 mahkûmun terör de dâhil önemli suçlardan hüküm giydikleri bir hapishaneden kaçmaları ve sonrasında gerek İYDP’nin gerekse radikal militanların güçlü olduğu Raşt Vadisi’ne kaçmalarıyla terör olgusu ülkede yeniden gündeme gelmiştir. (20) Eylül ayında yine Raşt bölgesinde devriye gezen bir askeri konvoya radikal militanlar tarafından saldırı düzenlenmiş, Özbekistan İslami Hareketi (ÖİH) onlarca askerin hayatını kaybettiği terörist saldırıyı üstlenmiştir. (21) Son dönemde saldırıların gerçekleşmesi hükümet yetkililerini yeni bir iç savaşa neden olabileceği endişesine itmekte, söz konusu endişe özellikle Orta Asya’daki tek meşru siyasal İslamcı eğilimli parti olan İYDP üzerindeki baskıları arttırmaktadır. Bu baskılar temelinde TDHP iktidarının İYDP’ni “radikal” bir çizgide konumlandırarak kitleler arasında marjinalleştirme gayretini içermektedir. İYDP Genel Başkanı Muhittin Kabiri ise partiye yönelik mevcut baskıları kırma yolunun “olabildiğince ılımlı” bir yol takip etmekten geçtiğini vurgulamakta, bu bağlamda Ortadoğu’da yaşanan halk hareketlerinin meydana gelmemesi için hükümetin bazı reformları yürürlüğe koymasını yeterli olacağını savunmaktadır. (22)

 

Sonuç

Kırgızistan ve Tacikistan’ın iç siyasi yapıları değerlendirildiğinde, hükümet politikalarını eleştiren muhalif unsurlar söz konusu olmakla birlikte, bu ülkelerde Ortadoğu benzeri halk ayaklanmalarının yaşanacağına dair somut bir gösterge bulunmamaktadır. Kırgızistan’ın 2010 halk ayak ayaklanması sonucunda başkanlık sisteminden vazgeçip liberal demokrasinin içselleştirilmesi açısından daha olumlu bir gelişme olarak kaydedilebilecek parlamenter sisteme geçiş hamlesi kuşkusuz bölgede önemli bir gelişmedir. Tacikistan ise özellikle son dönemde yeniden baş gösteren terör saldırıları sonucunda yeni bir iç savaşa sürüklenmenin endişesini yaşamaktadır.

 

Bu noktada belirtmek gerekir ki, Kırgız halkı Tacik halkıyla karşılaştırıldığında demokratik değerlerin daha fazla içselleştirildiği bir toplumdur ve geçen yıl ortaya çıkan etnik çatışmalar ülkedeki ulusal bütünlüğün sağlanmasının ne kadar elzem olduğunu ortaya koymuştur. Her iki ülkenin doğal kaynakları fazla zengin değildir; bu nedenle buradaki hükümetlerin diğer üç Orta Asya cumhuriyetindeki (23) yönetimlerce ‘petro-dolarlar’ yoluyla halktaki hoşnutsuzluğunu giderici ek tedbirler alma yöntemini uygulama şansı oldukça zayıftır. Kırgızistan’da yeni kurulan üç partili koalisyon hükümetinin iç siyasi istikrarı sağlama konusunda bazı şüpheler uyandırsa da, söz konusu hükümetin Ortadoğu’da yaşanan son gelişmelere benzer bir halk ayaklanmasının oluşmasını engelleyici bir rol üstlenebileceği açıktır. Tacikistan’ı 1992’den beri otoriter rejimde yöneten İmam Ali Rahman, ülkede yeniden baş göstermeye başlayan “terör tehdidi” karşısında ülkede siyasi istikrarın devamının ne kadar gerekli ve vazgeçilmez olduğunu vurgulamaya devam edecektir. Bu vurgu, Tacik halkının geleneksel olarak güçlü ve istikrarlı hükümetlerden yana tavrı ve yeni bir kanlı iç savaşa sürüklenme korkusu dikkate alındığında, özellikle BTM’nin devamı olan muhalif unsurların Ortadoğu’daki halk ayaklanmalarını yakın vadede takip etmeleri olasılığını düşürecek bir etken olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Tüm bu değerlendirmelerin yanında, küreselleşme sürecine paralel olarak, modern kitlesel iletişim araçlarının otoriter hükümetlerin zaman zaman kısıtlayıcı önlemlere başvurmalarına karşın kitleleri oldukça kısa bir sürede örgütlenip sokağa dökmekteki etkin rolünü yadsımak olanaksızdır. O halde her iki ülkedeki yönetimler de her ne kadar yakın vadede Ortadoğu’dakine benzer halk hareketleri tehdidi algılamasalar da yakın geçmişe göre muhalif hareketlerin izleyeceği tavrı ve halkın bu hareketlere yönelik tepkisini daha fazla ciddiye alacak olmaları yüksek olasılıktır.



Dipnotlar:

1. Aslıhan Turan, “Orta Asya’da Dönüşüm”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=619:orta-asyada-doenueuemv&catid=83:analizler-ortaasya&Itemid=149

2. http://hdr.undp.org/en/data/profiles/; Söz konusu endekse göre Kırgızistan genel olarak 109. , Tacikistan ise 112. sıradadır.

3. Apparatchik, SSCB döneminde Komünist Parti’de üst düzey görev üstlenen siyasetçi ve memurlara verilen Rusça kökenli bir unvandır.

4. http://www.electoralgeography.com/new/en/countries/k/kyrgyzstan/kyrgyzstan-constitutional-referendum-2007.html

5. http://news.bbc.co.uk/2/hi/asia-pacific/7058557.stm

6. http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=kyrgyz-voters-overwhelmingly-back-new-constitution-2010-07-02

7. Turgut Demirtepe, “Kırgızistan’da Yeni Hükümet: Dengelerin Zorladığı Tercih”, http://www.usak.org.tr/makale.asp?id=1866

8. A.g.e.

9. Turgut Demirtepe, “2010’da Orta Asya’da Öne Çıkan Gelişmeler”, http://www.usak.org.tr/makale.asp?id=1922

10. Dmitry Shlapentokh, “Jihadism Spreads to Kyrgyzstan” http://www.cacianalyst.org/?q=node/5495

11. Gamze Değirmenci, “Kırgızistan’daki Çatışmaların İç ve Dış Dinamikleri”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=739:krgzistandaki-catmalarn-c-ve-d-dinamikleri&catid=83:analizler-ortaasya&Itemid=149

12. “Eski düzen”; Stalin döneminde somutlaşan, “Ortodoks Marksizm” olarak da ifade edilen, ağır sanayileşme ve kolektivizme dayalı, militarizmle desteklenen totaliter bir ideolojik yaklaşımı ifade etmek için kullanılmıştır.

13. Turgut Demirtepe, “İstikarsızlık Tehdidinin Gölgesinde Tacikistan Muhalefeti”, http://www.usakgundem.com/haber/10031/yorum-istikrarsizlik-tehdidinin-g%C3%B6lgesinde-tacikistan-muhalefeti-1-.html

14. A.g.e.

15. http://www.globalsecurity.org/military/world/war/tajikistan.htm

16. Güner Özkan, “Tacikistan Seçimleri Çok Şey Vaat Etmiyor”, http://www.usakgundem.com/yazar/1478/tacikistan-se%C3%A7imleri-%C3%A7ok-%C5%9Fey-vaat-etmiyor-.html

17. Freedom House Tacikistan 2010 Raporu; http://www.freedomhouse.org/template.cfm?page=22&year=2010&country=7930

18. Turgut Demirtepe, “İç Savaş Sonrası Tacikistan Muhalefeti”, http://www.usakgundem.com/yazar/612/i%C3%A7-savas-sonrasi-tacikistan-muhalefeti.html

19. A.g.e.

20. Abbas Karaağaçlı, “Tacikistan’daki Siyasi Gelişmeler”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=886:tacikistandaki-siyasi-gelimeler-&catid=83:analizler-ortaasya&Itemid=149

21. Demirtepe, “2010’da Orta Asya’da…”

22. Eurasia Net, “Tajikistan: Islamic Party Facing Pressure in Dushanbe”, http://www.eurasianet.org/node/62820

23. Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan kastedilmektedir.

Back to Top