Türkiye-Irak İlişkilerinde Normalleşme Arayışları ve Enerji Faktörü

Ali SEMİN
07 Aralık 2013
A- A A+

Bölgesel ve küresel aktörlerin Orta Doğu’ya yönelik takip ettiği politikalar, bölge siyasetinin sürekli değişim haline olmasından doğrudan etkilenmektedir. Arap ülkelerinde halk kitlelerinin protesto gösterileriyle başlayan sürecin bu bağlamda bölgesel ve küresel aktörlerin Orta Doğu’daki hesaplarını karıştırdığı gözlemlenmektedir.İlk etapta Arap ülkelerindeki değişim süreçlerinin demokratikleşme, eşitlikçi bir ekonomik kalkınma ve toplumsal refah getireceği yönünde beklentiler ortaya çıkmıştır. Ancak süreç geliştikçe bölgedeki hareketliliğin demokratikleşme ve refah değil, istikrarsızlık meydana getirmeye başladığı görülmüştür. Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de iktidar değişikliklerine rağmen  iç karışıklık, şiddet olayları ve siyasi krizler devam etmektedir. Mısır’da Mursi hükümetinin darbe ile devrilmesinden sonra oluşturulan cunta yönetimi ülkeyi baskı ile idare etmektedir. Suriye’de sürdürülen iç savaş bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirmektedir. Orta Doğu genelindeki bu karmaşık tablo karşısında Türkiye’nin ise bölge ülkeleriyle ilişkilerinin derinden etkilendiği gözlenmektedir. Yeni şartlar dâhilinde Türkiye-Irak ilişkilerinde son dönemde yaşanan gelişmelerin değerlendirilmesi bu nedenle önem arz etmektedir.

 

Bu analizde, son gelişmeler ışığında Türkiye-Irak münasebetlerindeki değişim süreci incelenmekte, ikili ilişkilerin bundan sonraki seyrinin nasıl olabileceği değerlendirilmekte ve Türkiye’deki karar mercilerinin Irak politikasını oluştururken hangi faktörlere dikkat etmesi gerektiği üzerinde durulmaktadır.

 

Ankara-Bağdat İlişkilerinde Yaşanan Krizler

 

Orta Doğu ülkeleri, deyim yerindeyse bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Bölge ülkeleri arasındaki ikili ilişkiler çoğu zaman üçüncü tarafı ilgilendiren dinamikler ihtiva etmekte, iki ülkenin ilişkileri üçüncü ülkeleri doğrudan etkileyebilmektedir. Bölgesel güç mücadeleleri ve bitmeyen hesaplaşmalar, bir ülkenin Orta Doğu ülkelerinin tamamıyla aynı anda iyi ilişkiler kurmasını engellemektedir. Türkiye’nin de, bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirirken bu durumu dikkate almasında fayda vardır. 

 

Türkiye’nin 2010 yılından beri Arap ülkelerindeki gelişmelere karşı izlediği politikalar, bölgedeki bazı devletlerin aynı gelişmeler karşısında takip ettiği politikalarla örtüşmemektedir. Politikaların örtüşmemesi ise bölgede Türkiye’nin taraf olduğu güç mücadelesi süreçlerine, çekişmelere ve gerilimlere yol açabilmektedir. Türkiye-Irak münasebetlerindeki olumsuz gidişat bu açıdan değerlendirilebilir. Ankara-Bağdat ilişkilerinin, hem Irak içerisindeki siyasi unsurlar arasında meydana gelen krizler hem de Suriye iç savaşı sürecinde İran’ın tutumundan dolayı ciddi biçimde zarar gördüğünü ifade etmek mümkündür.

 

İkili ilişkilerde gerginliğe neden olan gelişmeler şu şekilde sıralanabilir:

 

• Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi hadisesi

• Ankara-Erbil yönetimi arasında yapılan enerji ve petrol-doğal gaz boru hattı anlaşmaları

• 2 Ağustos 2012 tarihinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Erbil üzerinden Kerkük’ü ziyaret etmesi

• Ankara’nın, 2010 seçimlerinde Maliki’nin lideri olduğu Kanun Devleti Koalisyonuna karşı Eski Başbakan laik Şii Eyad Allavi’nin lideri olduğu Sünni çoğunluklu El-Irakiye listesini desteklemesi (Türkiye’nin bu tavrı, Iraklı Şiiler arasında Ankara’nın dini Şii akımlarına karşı laik Şii siyasi oluşumları güçlendirmeye çalıştığı yönünde bir algıya neden olmuştur.)

• Suriye krizinde Maliki’nin Tahran yönetiminin etkisi altında kalarak Esed rejimini desteklemesine karşılık Ankara’nın muhalif güçlere yardım etmesi

• ABD’nin askeri olarak çekilmesinden sonra Ankara ve Tahran’ın Irak’ta oluşan boşluğu doldurmak için rekabete girmesi.

 

Bu gelişmelerin işgal sonrası dönemde Türkiye-Irak ilişkilerinde olumsuz anlamda bir dönüm noktasına yol açtığı ifade edilebilir. Haşimi meselesinde Ankara’nın tavrı, gerek Irak’ta gerekse bölgede Türkiye’nin Sünni eksenli bir dış politika takip ettiği yönünde bir algı meydana getirmiştir. Haşimi hadisesinin Orta Doğu’nun Sünni-Şii ekseninde bir kutuplaşmaya doğru gittiği bir süreçte gerçekleşmesinin de bu algının oluşmasında etkili olduğu ifade edilebilir. Türkiye’nin, Bağdat merkezi hükümetini devre dışı bırakarak Kuzey Irak Kürt yönetimi ile doğrudan anlaşma yapması ise ekonomik bir girişimden ziyade siyasi anlam taşımıştır. Ankara’nın Erbil yönetimi ile enerji alanında yaptığı anlaşma, İran ekseninde hareket eden Bağdat hükümeti üzerinde baskı oluşturma çabası olarak algılanmıştır. Bu krizler, Irak’ta 2003 sonrası dönemde etnisite ve mezhep temelinde kurulan siyasi yapıdaki hassasiyetleri göstermiş, Türkiye’nin Irak söz konusu olduğunda oldukça dengeli bir politika izlemesi gerektiğini ortaya koymuştur.

 

Ankara-Tahran rekabeti de Türkiye-Irak ilişkilerindeki gerilimin sebepleri arasındadır. Ankara-Tahran rekabeti, Türkiye’nin ülkenin Kuzey Irak Kürt yönetiminin dışında kalan bölgelerindeki siyasi hareket alanlarını daraltmıştır. Böylece Türkiye’nin Şii ağırlıklı Bağdat yönetimi ile irtibatı zayıflamış, Irak’ın büyük bir kısmı doğrudan İran’ın etki alanına girmiştir. Türkiye’nin mevcut şartlar dâhilinde Irak’ta Tahran’a rağmen Şii ağırlıklı Bağdat hükümeti üzerinde siyasi nüfuz tesis etmesi oldukça zordur. Bu nedenle Türkiye’nin Irak’ta İran ile siyasi değil ekonomik alanda rekabete girmesi daha doğru bir tercih olacaktır. Çünkü İran ve başta Irak olmak üzere birçok Arap ülkesi, Türkiye’nin ekonomik gücünü dengeleyebilecek bir kapasiteye sahip değildir. Türkiye, Irak’ta ekonomik alanda tüm yabancı ülkelerle rekabete girebilecek bir konumdadır ve bu avantajını azami derecede kullanabilmelidir. Nitekim Irak’taki altyapı çalışmalarında ve diğer alanlarda Türk şirketlerine ciddi bir rağbet vardır. ABD işgaliyle birlikte Irak’ın tüm altyapısı, ekonomisi ve toplumsal dokusu yok olmuş durumdadır ve dış politika ile ekonomi paralel yürütülememektedir. Türkiye-Irak ilişkilerinin gergin olmasına rağmen iki ülke arasındaki ticaret hacminin 12 milyar doları aşmış olması bunun göstergesidir.

 

Ankara-Bağdat ilişkilerini zedeleyen gelişmelerin genelde Irak’taki iç siyasi unsurlar arasındaki anlaşmazlıklar ve çekişmeler üzerinden gerilime dönüştüğü, Türkiye’nin Irak’taki bu anlaşmazlık ve çekişmelerin içerisine çekilmeye çalışıldığı gözlemlenmektedir. Nitekim Türkiye’nin Irak’ın iç meselelerine taraf olması ve bu nedenle ikili ilişkilerin gerginleşmesi, ülke içindeki bazı unsurlarla birlikte, bölgedeki ve bölge dışındaki bazı devletlerin menfaatlerine hizmet etmektedir. Kuzey Irak Kürt yönetiminin Ankara-Bağdat ilişkilerindeki gerilimlerden istifade ederek Ankara ile gerek siyasi gerekse ekonomik anlamda yakınlaşmaya, böylece Bağdat yönetimi karşısındaki konumunu güçlendirmeye çalıştığı müşahede edilmektedir. Uluslararası düzeyde ise Ankara-Bağdat arasındaki gerilimlerin özellikle ABD, Rusya, İran ve Suudi Arabistan’ın Irak üzerindeki nüfuzunu artırmasını kolaylaştırdığı görülmektedir.  

 

İkili İlişkilerde Krizleri Aşma Çabaları

 

Türkiye ve Irak, gerek Orta Doğu’daki istikrarsızlıkların doğurduğu endişelerden dolayı gerekse iç siyasi kaygılar ve milli menfaatleri göz önünde bulundurarak ikili ilişkilerdeki krizleri aşmak için çaba göstermeye başlamıştır. Bu çabalar neticesinde 2011’de ABD’nin çekilmesinden sonra gerginleşen ilişkilerin 2013 ortalarında yumuşamaya başladığı, iki ülkenin de ilişkilerin normalleşmesi için istekli olduğu müşahede edilmiştir. 

 

İki ülkenin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarları arasında nisan ve temmuzdaki görüşmelerin ardından Irak Meclis Başkanı Usame El-Nuceyfi başkanlığında oluşturulan ve Iraklı tüm kesimlerin temsilcilerinin yer aldığı heyet, 10 Eylül 2013 tarihinde Türkiye’yi ziyaret etmiştir.(1) Nuceyfi, Başbakan Maliki’nin Türkiye-Irak ilişkilerindeki krizlerin aşılması yönündeki mesajını Türk hükümetine sunmuş, Başbakan Erdoğan ve Meclis Başkanı Cemil Çiçek’le görüşmeler gerçekleştirmiş, görüşmelerde ikili ilişkilerin geliştirilmesi üzerinde durulmuştur. 24 Eylül’de Birleşmiş Milletler’in 68. Genel Kurul görüşmeleri için New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hudeyr El-Huzai arasında bir görüşme yapılmıştır. Cumhurbaşkanı Gül Türkiye’nin, Irak halkının tüm kesimlerini kucakladığını ve bu ülkenin istikrar, güvenlik ve refahının Türkiye için önemli ve değerli olduğunu ifade etmiştir.(2)

 

12 Ekim 2013 tarihinde Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Gümrükçü, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Iraklı mevkidaşı Hoşyar Zebari ile yaptığı telefon görüşmesinde iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için karşılıklı ziyaretlerin gerçekleşmesi konusunun ele alındığını bildirmiştir. 22 Ekim’de ise Irak Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Humam Hammudi’nin daveti üzerine TBMM Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır, beraberindeki heyetle  Irak’ı ziyaret etmiştir. Bozkır başkanlığındaki heyet Bağdat’ta Başbakan Maliki ile bir görüşme gerçekleştirmiş, görüşme sırasında Başbakan Erdoğan’ın Irak Başbakanı’nı Ankara’ya davet ettiğini iletmiştir. Bozkır’ın Bağdat ziyaretinin ardından da Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari Ankara’yı ziyaret etmiş, bu ziyaretle birlikte yaklaşık iki yıldır kesintiye uğrayan üst düzey diplomatik görüşmeler başlamıştır.(3) Zebari’nin Ankara ziyaretinin ardından Dışişleri Bakanı Davutoğlu, 10-11 Kasım’da Bağdat, Necef ve Kerbala’yı ziyaret etmiş, ziyaretin Ankara-Bağdat arasındaki ilişkilerinin tekrar geliştirilmesi açısından verimli geçtiğini belirtmiştir. 25 Kasım’da ise TBMM Başkanı Cemil Çiçek Bağdat’a bir ziyaret gerçekleştirmiş, ziyaret programında Başbakan Maliki ile görüşmüştür. Çiçek, ziyaret kapsamında yaptığı açıklamada Türkiye’nin Irak’ın siyasi birliğinden, egemenliğinden ve toprak bütünlüğünden yana olduğunu, Türkiye ve Irak’ın iki komşu ülke olarak ilişkilerini her alanda geliştirmek istediğini beyan etmiştir.

 

İlişkileri normalleştirme çabalarının sağlıklı bir şekilde analiz edilebilmesi ve bu çabaların muhtemel neticelerine ilişkin isabetli öngörüler geliştirilebilmesi için Türkiye ve Irak’ı bu çabaları göstermeye sevk eden dinamikler ve anlaşmazlık konusu olmaya devam eden meseleler göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Türkiye’yi ilişkileri normalleştirmeye sevk eden iki temel saik olduğu ifade edilebilir. Birinci saik, Türkiye’nin Suriye krizindeki tutumunun ve Kuzey Irak’la münasebetlerinin Bağdat merkezi yönetimiyle ilişkilerine zarar verdiğini fark etmesi ve bu zararı telafi etmeye yönelmesidir. Suriye’de devam eden iç savaşta muhalefeti destekleyen Türkiye, ülkenin kuzeyinde ortaya çıkan PYD tehdidine karşı Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetimiyle işbirliği yapmaktadır. Bağdat ise Suriye krizinde İran çizgisinde hareket etmekte, Ankara’dan farklı bir politika izlemektedir. Türkiye’nin Bağdat’a karşı Kuzey Irak Kürt yönetimi ile ilişkilerini geliştirmesi ise Maliki hükümetinin büyük ölçüde Tahran’ın kontrolüne girmesine yol açmıştır. Türkiye’nin Irak politikasını başkent Bağdat dışındaki bölgelere genişletmesi aynı zamanda Ankara’nın Şii-Sünni ayrımı yaparak mezhepsel bir yaklaşım benimsediği yönünde bir algı doğurmuştur. Hatta daha da ileri gidilerek Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğünü önemsemediği yorumları yapılmaya başlanmıştır.

 

İkinci saik ise, Türkiye’nin Erbil yönetimi ile yaptığı/yapmak istediği enerji (petrol ve doğalgaz) ve boru hattı anlaşmalarının yasal nitelik kazanabilmesi için Bağdat’ın onayını alması gerektiğini fark etmesidir. Türk karar mercileri, Bağdat’ın onayı olmaksızın kuzeydeki Kürt yönetimiyle imzalanan anlaşmaların orta ve uzun vadede geçerli olmayacağını, bu anlaşmaların merkezi hükümete rağmen uygulanmasının mümkün olmadığını teşhis etmiştir. Nitekim gerek Irak genelinin gerekse Kuzey Irak siyasetinin değişken yapısı, sadece bir bölge veya parti ile işbirliğine dayalı politikaların başarılı olma ihtimalinin düşük olduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin Irak politikasını gözden geçirmesinin isabetli bir hareket tarzı olduğu ifade edilebilir. Sürdürülebilir bir Irak politikası için Ankara’nın bu ülkedeki tüm kesimlerle aynı mesafede olması gerekmektedir. Tersi bir durumda Türkiye’nin Irak’taki hareket alanı daralmaya devam edebilir. Dolayısıyla Ankara; Bağdat, Erbil, Necef ve Basra dörtgeninde bir Irak politikası geliştirmeli ve bütün taraflarla eşit mesafeyi koruma kaygısıyla hareket etmelidir.

 

Maliki yönetiminin ikili ilişkilerin normalleşmesi için çaba sarf etmesi ise üç temel saikle açıklanabilir. 

 

1. Maliki hükümetinin, ABD’nin çekilmesinden sonraki dış politikasını Tahran’ın izlediği dış politikaya paralel bir eksende tayin ettiği görülmektedir. İran çizgisini tercih etmesinin Maliki’yi, hem Irak’ın içinde (Kürtler ve Sünni Araplarla sorunlara yol açması gibi) hem de bölgesel düzeyde yalnızlaştırdığı ifade edilebilir. Bu nedenle Ankara ile sorun yaşayan Maliki’nin dış politikasını gözden geçirme ihtiyacı duyduğu değerlendirilmektedir. Çünkü ülkedeki şiddetin tırmanmasını ve saldırıların artmasını engellemek için başta Türkiye olmak üzere tüm komşu ülkelerin desteği önemlidir. Türkiye, Irak ile münasebetlerinin kötüye gitmesine rağmen ülkedeki patlamalarda yaralanan Iraklıları tedavi edilmeleri için Ankara’ya getirtmeye devam etmektedir. Türkiye ayrıca Irak’taki terör eylemlerine adı hiç karışmamış bir ülkedir ve bu açıdan Irak’a güven vaat etmektedir. 

 

2. Irak’taki iç dengelerin önümüzdeki süreçte değişme olasılığı oldukça yüksektir. Türkiye’nin Mart 2010’da desteklediği El-Irakiye ittifakı içinde bölünmüşlük vardır ve bu ittifak oldukça zayıflamış durumdadır. El-Irakiye ittifakı Türkiye’nin Maliki’ye karşı destekleyebileceği bir aktör olma özelliğini kaybetmektedir. Bu şartlar altında Maliki, ülke içindeki ve bölgesel düzeydeki ilişkilerini gözden geçirmek ve yeni ittifaklar geliştirmek isteyebilir. Nitekim Kürtlerle ve Sünni Araplarla yaşanan anlaşmazlıklardan ötürü ABD yönetiminden aldığı olumsuz tepkiler Maliki’yi, ülkedeki diğer aktörlerle ve Türkiye ile ilişkilerini geliştirmeye teşvik etmektedir. 

 

3. Maliki, 30 Nisan 2014 tarihinde yapılacak Irak genel seçimlerinde üçüncü kez başbakan olmayı amaçlamaktadır. Maliki’nin, önümüzdeki dönem başbakan olması için Kürtlerle ilişkilerini geliştirmesi önem arz etmektedir. Maliki, önümüzdeki süreçte projelerini hayata geçirebilmek için Irak içinde ve dışında yaşadığı sorunları gidermek istemektedir. Bu süreç içerisinde özellikle Maliki ve Barzani, Bağdat ve Erbil üzerindeki etkilerini artırmak için birbirlerine ihtiyaç duyacaklardır. Maliki, bu açıdan Türkiye ile ilişkilerin düzelmesinin faydalı olduğunu hesap etmektedir.

 

Türkiye-Irak ilişkilerinde yeni bir dönemin başlaması için sürdürülen karşılıklı ziyaretler ve olumlu mesajlar aşılması gereken engellerle birlikte değerlendirilmelidir. Hâlihazırda ve gelecekte ikili ilişkileri olumsuz etkilemeye devam edebilecek üç temel problem vardır. Bu problemler; su sorunu, Ankara’nın Kuzey Irak Kürt yönetimi ile enerji ve boru hattı anlaşmaları ve Irak eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi’nin İstanbul’da bulunmasıdır. Bu üç problem çözülmediği müddetçe iki ülkenin ilişkileri normalleştirme çabalarının sonuç vermesi ve ilişkilerin sağlıklı bir zeminde yürütülmesi zor görünmektedir. Bu üç sorunun çözüme kavuşturulması zor görünse de imkânsız değildir. Su meselesinde Türkiye, Irak’a verdiği suyun miktarını artırarak bu sorunun büyük ölçüde üstesinden gelebilir. Kürt yönetimi ile yapılan enerji ve boru hattı anlaşmalarının yarattığı kriz ise Ankara’nın Bağdat’ın onayını almasıyla çözülebilecektir.

 

Fakat üçüncü problem olarak öne çıkan Haşimi olayı pek kolay çözülecek gibi durmamaktadır. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi, Türkiye’nin Haşimi’yi Bağdat yönetimine iade etmesi durumunda Arap camiasında Ankara’nın güvenilirliğinin zedelenme ihtimali vardır. Bu ihtimal, Türkiye’nin tutumunu etkilemektedir. İkincisi ise, Irak yargısı tarafından idam cezasına mahkûm edilen Haşimi’nin Türkiye’de bulundurulmasının Irak’ın içişlerine müdahale olarak yorumlanmasıdır. Bu sorunun çözümü Türkiye’nin, Maliki hükümeti ile ilişkiler rayına oturduktan sonra Haşimi’nin Irak’ta tekrar yargılanmasını sağlamasından geçmektedir. Irak’ta önümüzdeki 30 Nisan’da yapılacak genel seçimlerden sonra ülkede yeni dengelerin ortaya çıkması beklenmektedir ve bu süreçte Haşimi meselesinin çözüme kavuşturulması muhtemeldir. Dolayısıyla, Türkiye Haşimi meselesinin çözümünde yaklaşan genel seçimlerin ardından bu seçeneği değerlendirebilir. 

 

Bağdat-Erbil-Ankara Hattında Enerji ve Petrol Boru Hattı Krizi

 

ABD işgaliyle birlikte Irak’taki dengelerin etnik ve mezhepsel bir yapı üzerinde kurulmasının ardından yazılan kalıcı anayasada merkezi hükümet ile yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımı maddelerinin ucu açık bırakıldığı görülmektedir. Enerji zengini olan Irak’ın anayasasında petrol ve doğal gaza ilişkin yer alan iki madde Bağdat-Erbil arasında anlaşmazlık doğurmaktadır. Petrol ve doğal gazın paylaşımı ile ilgili Irak anayasasının 111’nci maddesine göre Irak’ta bulunan petrol ve doğal gaz, tüm bölge ve illerde yaşayan bütün Irak halkının mülküdür. Yine ülkedeki petrol ve doğal gaz paylaşımlarıyla ilgili olan 112’nci maddenin 1. fıkrasına göre Federal Hükümet, mevcut yataklardan çıkarılan petrol ve doğal gazın yönetimini Bölge Hükümetleri ve illerle beraber yapar. Petrol ve doğal gazdan elde edilen gelir, ülkenin tamamında nüfus dağılımına göre adaletli bir şekilde paylaşılır. Aynı maddenin 2. fıkrası ise, “Federal Hükümet ile petrol ve gaz üreten bölge ve vilayet yönetimleri bir araya gelerek, Irak milletine en fazla menfaati sağlayacak şekilde, mevcut en ileri pazarlama ve yatırım ilkelerini ve teknolojisini kullanarak petrol ve doğal gaz yataklarını geliştirmek için gerekli strateji ve siyaseti tayin ederler.” ibaresini içermektedir.(4)

 

Bahse konu iki madde de Bağdat merkezi hükümeti ile diğer yerel yönetimlerin petrol ve doğal gaz konusunda yabancı şirketlerle anlaşmalar imzalaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu açıdan bakıldığında 111. maddede vurgulanan ülkenin istisnasız tüm bölgelerinde çıkarılan petrol ve doğal gazın tüm Irak halkının mülkü olduğu hükmü ifadesi aslında bir bütünlükten söz etmektedir. Kuzey Irak Kürt yönetiminin yabancı petrol şirketleriyle imzaladığı anlaşmaların yasal olup olmadığı hususunda ise; Anayasanın 112. maddesine göre, Erbil yönetiminin Bağdat merkezi hükümetinin onayını alarak anlaşma yapma ve imzalama hakkı olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda Kürt yönetiminin enerji alanında Bağdat merkezi hükümetinden bağımsız hareket etme yetkisinin bulunmadığı, dolayısıyla diğer devletlerle anlaşmalar imzalamasının anayasa hükümlerine aykırı olduğu görülmektedir. Ancak Kürt yönetimi ülke içinde yaşanan kargaşa ve yönetim zafiyetlerinden faydalanarak enerji alanında bağımsız hareket etmektedir. Orta veya uzun vadede ülkede güçlü bir merkezi hükümet kurulduğunda ise Kürt yönetimi, bu özgürlüğü kaybetme noktasına gelebilir ve diğer ülkelerle imzalayacağı anlaşmalar için Bağdat’ın onayını beklemek zorunda kalabilir.

 

Kuzey Irak Kürt yönetiminin, kontrol ettiği yataklardaki petrolü dünya piyasalarına ihraç etmesi bölgenin dünya enerji sektöründeki önemini artıracaktır. Hâlihazırda, Kuzey Irak’ta üç önemli petrol ve gaz yatağı bulunmaktadır. Bunlar Tak Tak, Tavki ve Hormal petrol yataklarıdır. Bu yataklardan günlük 300 bin varil petrol üretilmektedir. Kuzey Irak’ın 2016 yılında 1 milyon varil ve 2019 yılında da 2 milyon varil ham petrol üreteceği tahmin edilmektedir.(5) 2 Aralık 2013 tarihinde Erbil’de düzenlenen 3. Irak Petrol ve Gaz Konferansı’nda yaptığı bir konuşmada Kürt yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Kuzey Irak bölgesindeki petrol rezervlerinin 45 milyar varil, doğal gaz rezervlerinin ise 3-6 trilyon metreküp olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca Barzani, bölgenin altyapısı için 30 milyar dolara ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır.(6)

 

16 Kasım 2013 tarihinde Kuzey Irak Kürt yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin Diyarbakır ziyaretinin ardından Kuzey Irak bölgesindeki 6 petrol blok sahasında EXXON ile ortaklık kuran Türkiye’nin yeni kurduğu kamu şirketi olan Turkish Energy Company (TEC), Beşika, Pirmam, Betvata, Erbat Doğu, Kara ve Kuştepe bölgelerinde %33 paya sahiptir.(7) Kuzey Irak’tan Türkiye’ye uzanan boru hattının Genel Enerji’nin kontrolündeki Tak Tak ve Tavke petrol sahasından çıkarak Zaho-Fishabur üzerinden Türkiye sınırına kadar getirilerek Silopi yakınlarından Kerkük-Yumurtalık boru hattına bağlanması planlanmaktadır. Bahsi geçen boru hattının inşasına 2012 yılında başlanmıştır ve yapımına 400 milyon dolar harcandığı ifade edilmektedir. Bu hattın temel özelliği Kuzey Irak ve Türkiye arasında ilk transit boru hattı olmasıdır. Irak petrol gelirlerinden Kürt yönetimine tahsis edilen yıllık 11 milyar dolarlık pay, böylece Türkiye ile anlaşılan boru hattıyla beraber 16 milyar dolara yükselecektir.(8)

 

Diğer yandan Kürt yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin 27 Kasım’da Ankara’yı ziyareti sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede, Ankara’nın Erbil yönetimi ile enerji anlaşmasını imzaladığına dair haberler çıkması, Türkiye-Irak ilişkilerinde yeniden gerginliğe yol açmıştır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın 1 Aralık’ta Bağdat’ı ziyareti sırasında görüştüğü Irak enerji işlerinden sorumlu Başbakan Yardımcısı Hüseyin Şehristani, “Irak'tan yapılacak herhangi bir petrol ihracatının Bağdat hükümetinin onayını alması gerektiği konusunda anlaştıklarını” söylemiştir. Yıldız ise, Türkiye’nin Irak için dünya pazarlarına açılan en güvenli kapılardan biri olduğuna vurgu yaparak, Kerkük-Yumurtalık ham petrol boru hattının 1.5 milyon varillik günlük kapasitesinin dolmasını beklediklerini belirtmiştir. Ayrıca Bakan Yıldız, Bağdat-Erbil arasındaki enerji kaynaklarının paylaşımı konusundaki krizin giderilmesi için elde edilen gelirlerin %83’ünün Irak merkezi hükümetine, %17’sinin ise Kuzey Irak yönetimine aktarılması önerisinde bulunmuştur. Bunun Türkiye’de bir kamu bankası olan Halkbank’ta toplanacağı ve Bağdat hükümetinden görevlendirecek bir gözlemcinin de ölçüm noktalarında bulunacağı ifade edilmiştir. Türkiye ayrıca petrol krizini çözmek için Bağdat-Erbil-Ankara arasında üçlü bir mekanizma kurulması önerisinde bulunmuştur. Ankara’nın Bağdat’a önerdiği üçlü mekanizmaya ilişkin 3 Aralık’ta enerji işlerinden sorumlu Başbakan Yardımcısı Hüseyin Şehristani’nin ofisinden yapılan açıklamada bu uygulamanın reddedildiği bildirilmiş, Kuzey Irak yönetiminin sözü geçen mekanizmada sadece temsilcisi olması talep edilmiştir.(9)

 

Türkiye’nin Kürt yönetimi ile yaptığı/yapmak istediği enerji ve petrol-doğal gaz boru hattı anlaşması değerlendirildiğinde, Irak’ın iç dinamiklerinin ve siyasi denkleminin dikkatli bir şekilde okunmasının önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Bağdat yönetimi ile Kürt yönetimi arasında petrol ve doğal gaz krizi dışında; Kerkük’ün statüsü sorunu, Kuzey Irak’ın silahlı kuvvetleri statüsündeki Peşmerge Gücü’ne Irak İçişleri Bakanlığı tarafından bütçe tahsis edilmesi sorunu, tartışmalı bölgelerin ortak güvenlik güçleriyle kontrol altına alınması ve Irak kaynaklarından elde edilen gelirin %17’sinin Kürtlere verilmesi konusundaki tartışmaların artması sorunu gibi iki taraf için de kısa vadede aşılması zor olan anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Bu nedenle Ankara’nın, enerji konusunda anlaşma yaparken Kürt yönetimi ile Bağdat merkezi hükümeti arasındaki krizlere taraf olma gibi bir pozisyondan uzak durması gerekmektedir.

 

Ankara-Bağdat ilişkilerinin gerilmesi, Kürt yönetimi açısından bir fırsat haline gelmektedir. Ankara-Bağdat ilişkilerinin gerildikçe Kürt yönetiminin Bağdat karşısındaki konumu güçlenmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin, Erbil ile ilişkilerini geliştirirken Bağdat’taki siyasi dengeleri de dikkate almasında fayda vardır. Çünkü Türkiye’nin Irak’taki çıkarı, tüm taraflarla aynı mesafede işbirliğine açık olmasını ve Bağdat yönetimindeki siyasi aktörler arasında dengeleyici bir role sahip olmasını gerektirmektedir. Ayrıca Türkiye’nin Bağdat-Erbil ilişkilerindeki enerji sorununun giderilmesi için yaptığı öneri kısa vadelidir. Bunun temel nedeni, Irak’taki petrol ve doğal gaz paylaşımı konusundaki yasal düzenlemelerdir. Dikkat edilirse, 2007 yılından beri Bağdat-Erbil arasında bir problem haline gelen petrol-doğal gaz yasası Irak parlamentosundan geçmemektedir. Bu sebeple elde edilen gelirlerin %83’ünün Bağdat’a, %17’sinin de Erbil yönetimine verilmesi için bir Türk bankasında hesap açılmasının çözüm için yeterli olmadığı değerlendirilmektedir.

 

Ankara’nın sadece Kürt yönetimiyle anlaşma yapması, buna karşılık Bağdat merkezi hükümeti ile anlaşmazlık yaşaması hem Türkiye’nin hem de Irak’ın çıkarlarına zarar vermektedir. Kuzey Irak, ülkedeki toplam petrol rezervlerinin yüzde 20’sine sahiptir. Geriye kalan %80’lik kısım ise ülkenin orta ve güney bölgelerinde bulunmaktadır. Türkiye, rezerv oranlarını ve bölgelerini dikkate alarak Irak’taki enerji konusundaki politikalarını sadece kuzey bölgesi ile sınırlı tutmamalıdır. Türkiye, Bağdat merkezi yönetimiyle de işbirliği geliştirerek ülkenin orta ve güney bölgelerindeki petrolü kendi toprakları üzerinden uluslararası pazarlaya taşıyabilir. Nitekim Maliki’nin bu bölgelerdeki petrolün ihracat güzergâhlarını çeşitlendirmeyi amaçladığı, bu kapsamda Türkiye topraklarının da seçeneklerden biri olduğu değerlendirilmektedir.

 

21 Eylül 2013 tarihinde yapılan parlamento seçimlerini Kürdistan Demokrat Partisi’nden (KDP) sonra ikinci sırada kazanan Goran Hareketi, 29 Kasım’da yaptığı açıklamada Ankara-Erbil arasındaki petrol anlaşmasının Bağdat’ın onayı olmadan yapılmasına itiraz ettiğini beyan etmiştir. Ayrıca Yekkurtuy İslami Kürdistan’ın (Kürdistan İslami Birliği) Genel Sekreteri Muhammed Faraj, 2 Aralık’ta yaptığı açıklamada bölgeden çıkarılan ve satılan petrolden elde edilen gelirin nasıl harcandığını ve nereye gittiğini bilmeleri gerektiğini belirtmiştir.(10) Bu açıklamalar, Kürt yönetimi içerisinde petrol gelirlerinin adaletli bir şekilde paylaşımı hususunda ciddi tartışmalar olduğunu göstermekte ve Ankara-Erbil anlaşmasının sadece Türk hükümeti ile KDP arasında yapıldığı yönünde bir kanaat bulunduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla Kürt yönetiminin yaptığı petrol anlaşmaları, yalnızca Bağdat-Erbil ilişkilerinde problem teşkil etmemekte, aynı zamanda bölgedeki farklı siyasi unsurlar arasında da krizlere yol açabilmektedir. Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani liderliğindeki KDP’nin, kuzeydeki kaynaklardan elde edilen gelirlerde adaletli bir paylaşım sağlayamazsa, orta ve uzun vadede Kürt kamuoyundan ciddi tepkiler çekmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle Türkiye’nin Kuzey Irak’la ilişkilerinde Kürt yönetiminin iç dengelerini de göz önünde bulundurması elzemdir.

 

Sonuç

 

ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra ülkedeki siyasi ve askeri yapının etnik ve mezhepsel temelde tasarlanmış olması, taraflar arasındaki krizlerin çözüme kavuşturulmasını zorlaştırmaktadır. Bir taraftan Bağdat yönetimi içerisinde siyasilerin kendi nüfuz alanını genişletme çabası ve bu yöndeki mücadelenin giderek artması, diğer taraftan Maliki’nin iç ve dış politikada sergilediği tutum ve eylemleri, Irak’ın önümüzdeki 10 sene içerisinde istikrara kavuşmasının zor olduğunu göstermektedir. Bu sorunlara petrol ve doğal gaz rekabeti de eklenince Irak’ın bütünlüğünün korunması giderek tehlikeye girmektedir. Nitekim ABD işgali sonrasında Irak’ta kurulan etnik ve mezhepsel politik düzenin ürettiği diğer temel problem, yer altı kaynaklarına sahip olma mücadelesi olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Irak’ta etnik ve mezhepsel ayrımdan ziyade enerji alanındaki rekabetin ülkenin bölünmesini hızlandıracağını söylemek mümkündür. Başka bir ifadeyle Irak’ta sıklıkla dile getirilen, Kürt-Sünni ve Şii petrolü olarak adlandırılan kuzey-orta ve güney bölgeleri bu bölünme senaryolarının sınırlarını çizmektedir. Bu hem Iraklı siyasi unsurların hem de başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin dikkat etmesi gereken ciddi bir husustur.

 

Artan enerji ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin, Irak’ın genelinde petrol ve doğal gaz arama girişimleri ve bu ülkeden enerji ithal etme konusunda anlaşmalar yapması oldukça doğaldır. Ancak Türkiye, bu girişimlerde bulunurken Irak’ta farklı taraflar arasında yaşanan krizlerin tarafı haline gelmemelidir. Ankara’nın Bağdat-Erbil çekişmesinde rol almasının, Irak’la sağlıklı ilişkiler sürdürmesinin önündeki en büyük engellerden birisi olduğu unutulmamalıdır. Diğer taraftan Türkiye’nin, Bağdat yönetimi ile kuzeydeki petrol anlaşmasından dolayı  sorun yaşamasının, Irak’ta rekabet halinde olduğu Amerikan, İngiliz, Fransız ve Rus enerji şirketlerinin çıkarlarına hizmet ettiği göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle Ankara’nın kuzey Irak’taki bütün petrol-doğal gaz yataklarını kontrol ettiğini ve bölgedeki tek aktör olduğunu düşünmek yanlış olur. Kuzey Irak Kürt yönetimi, Türkiye ile petrol ve enerji boru hattı anlaşması imzalarken, diğer yandan da Chevron Oil, Exxon Mobil, Shell, Total ve Gazprom gibi dev yabancı şirketlerle de anlaşmalar yapmıştır. Dolayısıyla Türkiye’nin, Irak’ta enerji anlaşmaları yaparken Bağdat-Erbil arasında taraf olmamasında yarar vardır. Kuzey Irak bölgesinden çıkarılan petrol ve doğal gazın bir şekilde dünya pazarına ihraç edilmesi gerekmektedir. Şayet Türkiye üzerinden olmazsa Erbil yönetimi, Tahran ile anlaşacak ve yeni bir boru hattı projesi hazırlanacaktır. Ankara ise Bağdat yönetimi ile anlaşma sağladığı müddetçe bu konudaki mevcut avantajlı konumunu koruyabilecektir. Aksi halde Türkiye’nin Irak’taki enerji rekabetinden karlı çıkması zor görünmektedir.  

 

 

 

Dipnotlar:

 

(1)  ??????? ??? ????? ?????? ?????? ????? ??? ??????? ?? ?????? ??????? , http://www.elaph.com/Web/news/2013/9/835394.html?entry=Iraq#sthash.JkmzHkn6.dpuf,Erişim 15.11.2013.

(2) “Irak’ın İstikrar, Güvenlik ve Refahı Türkiye İçin Çok Önemli”, http://www.tccb.gov.tr/haberler/170/87167/irakin-istikrar-guvenlik-ve-refahi-turkiye-icin-cok-onemli.html,Erişim,21.10.2013.

(3) Başbakan Erdoğan’dan Irak Başbakanı Maliki’ye Davet, http://www.dha.com.tr/basbakan-erdogandan-irak-basbakani-malikiye-davet_542154.html,Erişim,23.10.2013.

(4)  İlgili maddelerin detayı için Irak Anayasası’na Bakınız.

(5)  ??????? ?????? ???? "???" ?????? ?????,http://www.aljazeera.net/news/pages/f6055e14-2eb5-4c10-baa6-0a8a21e27ef1,Erişim, 5.12.2013.

(6) ?? ???? ???????? ??????? ?? ??????? ?????? ?????? ????? ?????? ?? ?????, http://www.xendan.org/arabic/drejaA.aspx?=hewal&jmara=22155&Jor=4, Erişim,4.12.2013.

(7) Çetin Çetiner, Barış payı,http://yenisafak.com.tr/ekonomi-haber/baris-payi-22.11.2013-584770,Erişim 21.11.2013.

(8) Kuzey Irak’tan petrol yağacak!, http://ekonomi.milliyet.com.tr/kuzey-irak-tan-petrol-yagacak-/ekonomi/detay/1792300/default.htm,Erişim,4.12.2013.

(9) ????? ???? ??? ????? ???? ????? ??? ???????, http://www.aawsat.com/details.asp?section=1&issueno=12789&article=752420#.UqMoktJdWTI, Erişim,5.12.2013.

(10) ???????? ???????: ?????? ?????? ?????? ????? ?? ?????, http://www.pukmedia.com/KS_Direje.aspx?Jimare=22292,2.12.2013.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top