Kuzey Irak Seçimleri, Türkmenler ve Kerkük Sorunu

Ali SEMİN
21 Eylül 2013
A- A A+

Orta Doğu bölgesinde yaşanan gelişmelerle birlikte Irak'ın da siyasi dengelerinde bir takım gelişmeler meydana gelmektedir. Bir yandan Bağdat-Erbil ilişkilerindeki yakınlık ve siyasi taraflar arasındaki siyasi anlaşmazlığa karşın kısmi de olsa bir mutabakat sağlanmasına çalışılmaktadır.Öbür yandan Kuzey Irak'ta 21 Eylül 2013 tarihinde yapılacak parlamento seçimleri hem Kürt siyasetindeki denklem bakımından hem de Bağdat-Erbil arasındaki sorunların çözüm sürecinin sürekliliği açısından önem arz etmektedir. Bununla beraber kuzey Irak seçimlerinin Kürt-Türkmen ilişkilerinin aldığı yönün sürekliliği açısından büyük ehemmiyeti bulunmaktadır. Ayrıca Bağdat-Erbil yakınlaşmasının Türkmen siyasetine ve Kerkük sorununa etkisi beklenebilir bir gelişmedir. Bu durum ülkedeki siyasi denklemin ve iç dengelerin değişeceğine dair bazı sinyaller vermektedir. Böylece Kuzey Irak seçimlerinin önemi, ülkedeki Türkmenlerin temel sorununun ve Kerkük’ün statüsünün nereye doğru gideceğini, analizin temel amacını kısaca değerlendirilmeye çalışılacaktır.


Bağdat-Erbil Ekseninde Türkmen Faktörü


ABD’nin askerlerini çekmesiyle beraber Irak’ın siyasi haritasında ve iç dinamiklerinde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bağdat’taki siyasi denklemlerde, güç dengeleri, siyasi çekişme, hesaplaşma ve güç mücadelesinin kızıştığını görmek mümkündür. Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin iç politikaya yönelik izlediği siyasi ortaklarını dışlama stratejisi, Sünni Araplar ve Kürtleri son derece rahatsız etmiştir. Bilhassa Bağdat-Erbil arasında siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarındaki krizler ülkede muhtemel bir Arap-Kürt çatışmasının meydana gelmesine neden olacak nitelikteydi. Bu doğrultuda Türkmen bölgeleri de Bağdat-Erbil arasındaki gerilimden büyük zarar görmektedir. Irak anayasasının 140. maddesinde belirtilen ihtilaflı bölgeler kavramının tamamı Türkmenlerin yoğun bir şekilde yaşadığı bölgeleri kapsamaktadır. Bu sebeple Türkmenler, Bağdat-Erbil ekseninin önemli bir fay hattı olduğu ifade edilebilir. Dahası Bağdat-Erbil ilişkilerinde yaşanan siyasi gerilim ve uzlaşının sağlanması da Türkmenleri yakından etkilemekte ve ilgilendirmektedir.  29 Nisan 2013 tarihinde Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani başkanlığında üst düzey bir Kürt heyetinin Bağdat’ı ziyaret etmesi ve Maliki ile görüşmesi her iki taraf arasında yeni bir uzlaşı sürecini başlatmış oldu. Bununla birlikte 9 Haziran’da Maliki Erbil’i ziyaret etmiş ve 7 Temmuz’da da Mesud Barzani Bağdat’a iade-i ziyaret gerçekleştirmiştir. Söz konusu ziyaretler esnasında bir takım açık ve gizli anlaşma yapıldığı öne sürülmektedir. Ayrıca her iki taraf arasında yaşanan sorunların giderilmesi için ortak komisyonlar kurulmuştur.


Öte yandan ABD’nin Irak’ı işgal etmesinden bu yana Türkmenlerin, Irak’ta kurulan siyasi denklemin neresinde olduğu konusunda ciddi belirsizlikler bulunmaktadır. Çünkü Irak’ın siyasi tarihinde Türkmen meselesi sadece politik, kültürel ve temel haklar gibi problemlerden öte bir statü sorunu olarak görülmektedir. Başka bir ifadeyle Irak’ta Türkmenlere tanınan hakların yasallaşması ve Türkmenlerin Irak’taki konumuna karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Türkmen sorununun Irak’ın siyasi denkleminde uyum ve uzlaşı çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Aslında Irak’ın siyasi tarafları arasında meydana gelen siyasi tutumdaki istikrarsızlık, çekişme ve hesaplaşmaların neticesinde devlet bağlamında Türkmen sorununa çözüm bulmak da kolay değildir. Özellikle de taraflar arasında yaşanan siyasi pazarlıklarda Türkmen yetkililerinin de ülkede üçüncü bir unsur olarak dikkate alınması elzemdir. ABD’nin işgali sonrası süreçte Irak’taki siyasi tabloya bakıldığında Türkmenlere yönelik şiddet, bombalı saldırı, fidye karşılığında adam kaçırmalar vs.. gibi eylemlerin arttığı izlenmektedir. Bilhassa ABD’nin Irak’tan askerlerini çekmesiyle birlikte Türkmen bölgelerinde her geçen gün şiddetin ve kaos ortamının artması Türkmenlerin adeta ülkenin siyasi, toplumsal, sosyal ve ekonomik yapısından tecrit edilmesine yol açmaktadır. Türkmenlerin son iki yıllık zaman diliminde Bağdat yönetiminde siyasi profilleri yükselse de, hâlihazırda yukarıda sözü edilen statü sorunu devam etmektedir.

 

Bütün bu gelişmeler doğrultusunda Türkmen sorunu özelde iç ve dış sorunların toplamı olarak tanımlanabilir. 


1. İç Sorunlar: Türkmenlerin siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlarıdır. Özellikle Türkmenlerin siyasi alanda orta ve uzun vadeli bir stratejisinin/vizyonunun olmayışı ister istemez Irak’ın politik sahnesinde elde edebileceği pek çok kazanımları geciktirmektedir. Bu durum Irak’taki Türkmen siyasetinin benimsenmesine engel teşkil etmektedir. Dahası Türkmenlerin siyasi yapısındaki düzensizlik ve hiyerarşik yapının eksikliğinin Irak’taki siyasi denklemin içerisinde aktif olmalarını engellediği söylenebilir. Ayrıca ülkede sürekli değişen güç dengesine ayak uydurmakta zorlanan Türkmen siyasetinin, birleşik ve hiyerarşik bir politik düzene ihtiyaç duyduğu belirtilebilir.


Bu tablo Türkmenlerin Irak’ta, ülke içerisindeki diğer etnik ve dini gruplarla etkileşim içerisine girmesini de zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte Türkmen siyasi parti ve oluşumları arasındaki kopukluk ve iletişim eksikliği Irak’ta Türkmenleri kendi içine hapsetmekte ve dışa açılmasını engellemektedir. Bu nedenle Türkmenler, kendi içerisinde bir düzen ve vizyona sahip olarak dışa bağımlılığı yok etmeli ve kendine özgü pragmatik bir strateji izlemelidir.


2. Dış Sorunlar: Türkmen vizyonunun bölgesel ve uluslararası toplumlara aktarılamaması sorunudur. Başka bir tabirle Orta Doğu ve Batılı ülkelerde Türkmen diasporasının zayıf olması veya yeterli ölçekte bulunmamasından kaynaklandığını ifade etmek mümkündür. Türkmen sorununun bölgesel ve uluslararası arenada sıkça tartışma konusu olmaması, Irak’ta Türkmenlere yönelik baskı ve şiddet eylemlerinin dünya gündeminde ele alınmasını zorlaştırmaktadır.


Bu doğrultuda sözü edilen sorunlar değerlendirildiğinde, Irak’ın siyasi denkleminde Türkmen faktörünün ehemmiyet kazanması için iç ve dış sorunların giderilmesi gerektiği söylenebilir. Şu hususa dikkat çekmekte yarar vardır; Türkmenler Irak’ın siyasi arenasında genellikle kendi kamuoyuna dönük bir iç politika izlemektedir. Hal bu iken, Türkmen siyaseti, hem Irak’ta yaşanan iç politikadaki değişiklikleri tahmin etmekte zorlanmakta hem de bölgesel konjonktürdeki değişim sürecine angaje olamamaktadır. Özellikle son iki yıldır Irak’ta terör eylemlerinde en çok Türkmen bölgeleri hedef konumundadır. Bu bölgeler adeta Türkmenlerden arındırılmaya çalışılmaktadır. Bu sebeple Türkmenler, Irak’ın etnik anlamda satranç tahtasının temel taşını oluşturmasına rağmen Bağdat ve Erbil yönetiminde etkin bir role sahip olamamaktadırlar. Dolayısıyla Türkmenler iç ve dış problemlerinin üstesinden gelerek Irak’ın etnik yapısı bünyesindeki meşru statüsünü kazanmaya çalışmalıdırlar.


Kürt-Türkmen İlişkisinde Kerkük’ün Statüsü


ABD’nin 9 Nisan 2003 tarihinde Saddam Hüseyin yönetimini devirmesiyle beraber Kerkük’ün demografik yapısına ilişkin Araplaştırma politikasının yerini Kürtleştirme politikasının aldığı söylenebilir. Bu sorun kısa bir zaman zarfında hem bölgesel hem de uluslararası mahfilde gündeme alınmıştır. Çünkü Kerkük’ün statüsü Irak’ın toprak bütünlüğü, etnik ve dini yapısındaki dayanışmanın bir parçası olarak nitelendirilebilir. Keza Kerkük’ün statü sorununun aynı zamanda Türkmen-Kürt ilişkisinin de temelini oluşturduğu ifade edilebilir. 15 Ekim 2005 tarihinde referanduma sunulan Irak’ın kalıcı anayasasının 140. maddesi Kerkük’ün konumuyla ilgilidir. Bu maddeye göre 31 Aralık 2007’ye kadar normalleşme, sayım ve referandum yapılarak Kuzey Irak bölgesine bağlanması ön görülmekteydi. Fakat kentin statüsü hususunda gerek Irak içerisindeki siyasi gruplar arasında gerekse bölgesel ve uluslararası arenada Kerkük’ün geleceğini belirleyen referandumuna ilişkin bir uzlaşı sağlanamadı.


Böylece Kerkük’ün statü sorununu çözüme kavuşturmak amacıyla Türkmen-Kürt ve Araplar arasında  “özel statü/ortak idari paylaşım” gibi bir takım öneriler tartışıldı. Ancak Kerkük sorununun çözümü için en makul öneri kentin idari yapısının ortak paylaşımı olarak görüldü. Bu formüle göre Kerkük'ün idari paylaşımı kapsamında; kentin idari yapısı her biri %32'lik oranla Türkmen, Kürt ve Araplar arasında paylaştırılması ve geri kalan %4'lük dilimde de diğer etnik ve dini unsurlara (Kildaniler-Asuriler gibi) yer verilmesi taraflar arasında uygun görülmüştür.


Bunun için Temmuz 2008’de İller, İlçeler ve Nahiyelerle ilgili 36 no’lu kararla birlikte yerel seçimler yasasının 23. maddesi Türkmen-Kürt ve Arap parlamento üyelerinin uzlaşması sonucunda onaylanmıştır. Söz konusu maddenin 1. Fıkrası gereğince, Kerkük ilinin idaresi, güvenliği ve genel kamu görevlerinin Türkmenler, Kürtler ve Araplar arasında ortak paylaşımının gerçekleşmesinin ardından seçimlerin yapılması öngörülmektedir.  Aynı fıkraya göre, vali, meclis başkanı ve yardımcılarının Kerkük’ün asıl unsurları tarafından (Türkmen-Kürt ve Araplar) seçilip paylaştırılması kararlaştırılmaktadır. Söz konusu 23. maddenin 2. fıkrası ise, Kerkük’ün temel etnik unsurlarının (Türkmen-Kürt ve Arap) her birinden ikişer kişi seçerek bir komisyon teşkil edilmesini vurgulamaktadır. Sözü edilen komisyonun kentteki taraflar arasında Kerkük’ün statüsü konusundaki tüm sorunların araştırılması ve çözüme kavuşturulması için adım atması gerekmektedir. Mahalli seçimler yasasının 23. maddesinin 1. ve 2. Fıkrası gereği Kerkük’te 2005 yılından beri yerel seçimler yapılmamaktadır.(1)  


Bu bağlamda Mart 2013’te Kürdistan listesinden seçilen Kerkük Milletvekili Halid Şivani, yerel seçimler yasasının 23. maddesinin 1. ve 2. fıkrasının iptal edilmesi için Irak Federal Mahkemesi’ne başvurmuştur. Federal Mahkeme 26 Ağustos 2013 tarihinde yerel seçimler yasasının 23. Maddesinin ilgili fıkralarını iptal ettiğini açıklamıştır.(2) Mahkemenin iptal kararıyla beraber Kerkük sorunu ve kentteki yerel seçimlerin yapılmasına ilişkin ülkedeki siyasi taraflar arasında tartışmalar hız kazanmıştır. Mahkemenin iptal kararına Türkmenler ve Araplar tepkili ancak Kürtler ise, bu durumdan oldukça hoşnut görünmektedirler. Şu hususu belirtmek gerekir ki, 23. maddenin ilgili fıkraları Irak Federal Mahkemesi tarafından iptal edilirken, aynı zamanda 26 Ocak 2013 tarihinde Irak Parlamentosu, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakanlık görev süresini iki dönemle sınırlamasına ilişkin yasa tasarısı kararını da reddetti. Bu iki gelişmenin zamanlaması dikkate alındığında mahkeme kararları Bağdat-Erbil arasındaki siyasi pazarlıkların bir sonucu olarak nitelendirilebilir.


Bütün bu gelişmeler değerlendirildiğinde; Nisan 2013’te Kerkük il meclisi seçimleriyle ilgili bir yasa tasarısının hazırlanması için Irak Parlamentosu Başkanı Usame el-Nuceyfi başkanlığında bir komisyon kurulmuştur. Komisyona Kerkük’te seçimlerin yapılması için Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve Kerkük Milletvekili Erşet Salihi, Türkmenler adına bir öneri sunmuştur. Salihi önerisinde, Kerkük’te il meclisi seçimleri tarihinin belirlenmesi, kentteki seçmen sicillerinin incelenmesi ve seçim gerçekleştiğinde kentteki güvenlik birimlerinin ve önemli görevlerin ortak bir şekilde paylaşılmasını vurgulamıştır.


Ayrıca Salihi, 23. madde doğrultusunda Kerkük’ün durumunun normalleşmesi, kentteki idari görevlerin ortak biçimde paylaşılması ve 2005 seçmen kütüklerinin dikkate alınması şartlarını ileri sürmüştür. Türkmenlere göre, Kerkük’te yapılacak yerel seçimlerde 2005 yılının seçmen kütüğünün dikkate alınması, 2013 yılına kadar Irak’ın kuzeyinden kente yerleştirilen Kürt nüfusundaki artışın önüne geçilecektir. Türkmenlerin bu önerisine Araplar destek verirken, Kürtler kendi aleyhlerine olmasından dolayı şiddetle karşı çıkmaktadır. Çünkü Kerkük’e kuzeyden gelen Kürtlerin nüfusu her geçen gün artmakta ve kentin hem demografik hem de siyasi dengesini değiştirmektedir. Bu sebeple Kürtlerin ortak paylaşım/2005 yılının seçmen kütüğünün baz alınması önerileri Kerkük’ün geleceğine dönük stratejileriyle (kuzeye bağlanması gibi) ters düştüğü ifade edilebilir.


Öte yandan Türkmenlerin Kerkük’ün konumu ve 23. maddeyle ilgili izlediği politikalarında ortaya çıkan çelişkiler şu şekilde sıralanabilir:


1.  Mart 2010’da Irak parlamento seçimlerinde Kerkük’te 2010 yılı seçmen sicilinin dikkate alınmasını kabulünün Türkmenler açısından stratejik bir hata olduğu değerlendirilebilir. Çünkü Kerkük’te 2010 yılı seçmen kütüğüne göre yapılan genel seçimlerde uygulanan sicilin yerel seçimlerde de baz alınması gerekmektedir. Burada Türkmenlerin söz konusu seçim sürecindeki 2010 yılı seçmen kütüğüyle ilgili sergilediği tutumun kentin geleceğini demografik değişim anlamında tehlikeye attığını ifade etmek mümkündür. Başka bir tabirle genel seçimlerde 2010 yılı seçmen kütüğünü kabul eden Türkmenlerin yerel seçimlerde 2005 yılı seçmen sicili üzerinde ısrar etmesi çelişkili politikalara düşürüldüklerini göstermektedir.


2.  Yerel seçim yasasının 23. maddesinin içeriği Türkmenler açısından bir avantaj olarak görülebilir. Fakat Kerkük sorunu bakımından kalıcı bir çözüm olduğu söylenemez. Çünkü Kerkük’ün idari paylaşım haritasına bakıldığında, Türkmenler İl Meclis Başkanlığı ve Milli Eğitim Müdürlüğü dışında (ki Milli Eğitim Müdürü Şen Ömer Mübarek’in emekliye ayrılmasından sonra şimdiye kadar Türkmen müdürünün ataması çıkmadı) kentin herhangi bir kilit görevinde bulunmamaktadır. Dahası Kerkük idaresinin yüzde 65’inden fazlası Kürtlerin kontrolündedir. Bu sebeple Kerkük konusunda Türkmenlerin ortak idari paylaşımı anlayışına orta ve uzun vadeli bakılmalıdır. 


Yukarıda belirtilen hususlar ışığında Kerkük sorunu Bağdat-Erbil arasındaki temel krizlerden birini oluşturmakla birlikte Türkmen-Kürt ilişkilerinde de önemli parametre taşıdır. Kerkük sorununun gündeme gelmesi ve Kürtlerin kentin kuzeye bağlanması için çalışmalar yürütmesi Türkmen-Kürt ilişkilerindeki tarihsel dokuyu oldukça olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda 2005 yılından bu yana özel konumundan dolayı yerel seçimlerin Kerkük’te yapılmaması hakikaten ciddi bir sorundur. Artık Kerkük’ün yerel yönetimindeki değişikliğin yapılması şarttır. Taraflar arasında uzlaşıyla ve kentteki tüm unsurların kabulüyle yeni bir yerel seçim formülü oluşturulmalıdır. Aslında Kerkük’ün idari yapısının herhangi bir parti veya siyasi oluşum üzerinden kurgulanmaması ehemmiyet kazanmalıdır. Kentin siyasi, ekonomik ve güvenlik temelli istikrarının sağlanması için idari yapıdaki etnik temelli bir yapı oluşturulmasından ötürü on yıldır Kerkük’e istikrar gelmemiştir. Özellikle Türkmenlere yönelik Kerkük’te ve diğer Türkmen bölgelerinde her gün bombalı saldırılar, fidye karşılığında adam kaçırmalar ve faili meçhul cinayetler devam etmektedir. Dolayısıyla Bağdat Merkezi hükümetinin zayıflığı ve Kuzey Irak yönetiminin Kerkük’ün kendi bölgesine bağlanması için sarf ettiği çabalar kentin kalıcı bir çözüme kavuşmasını engellemektedir.


Kürtlerin Kerkük Stratejisinde “Batı Şeria Modeli”


Yukarıda da belirtildiği gibi  ABD işgaliyle birlikte Kerkük’ün demografik, sosyal ve ekonomik yapısında büyük değişiklikler meydana geldi. Bilhassa kuzeyden Kerkük’e kaydırılan Kürt nüfusunun kentin toplumsal dokusuna da olumsuz yansımaları olmuştur. Böylece işgal öncesinde Kerkük’ün genel nüfusu 650-700 bin civarındayken günümüzde bu rakamın 1 buçuk milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Dolayısıyla 2003 yılından beri Kürtlerin Kerkük politikalarına bakıldığında üç strateji üzerine kurulan bir yol haritası izledikleri görülmektedir. Birinci strateji, Kerkük’ün tapu ve nüfus dairelerini işgal ederek tüm belgeleri yok etmek ve kenti hızlı bir şekilde Kürtleştirmek. Başka bir deyişle Kürt yönetimi tarafından kuzeyden Kerkük’e Kürt nüfusunu kaydırmak ve yerleştirmektir. Bu politikanın büyük oranda başarılı olduğu görünmektedir. İkinci strateji, Kerkük’ü, ABD’nin de desteğini alarak, milis gücüyle (Peşmerge) kentteki Türkmen ve Araplara baskı uygulama yoluyla kenti “Kürtleştirme” sürecidir. Kürtlerin bu politikası hem ülkesel ve bölgesel hem de uluslararası kamuoyundan ciddi manada uyarı ve tepki çektiği için fazla başarılı olmamıştır. Sonuncusu ise, Kerkük’ü anayasal çerçevede kuzeye bağlamaktır. Bunun için Irak anayasasına 140. maddeyi koyarak Kerkük’te normalleşme, sayım ve referandumun yapılmasını gerçekleştirmek ve böylece kenti kuzeye bağlamak amaçlanmaktadır. Ancak bu maddenin işleyişi hususunda Kerkük’teki taraflar (Türkmen-Kürt ve Arap) arasında herhangi bir uzlaşıya varılamadığı için kentin statüsü konusunda belirsizlikler devam etmektedir. Kerkük’ün kuzeye bağlanmasının zora girdiğini fark eden Kürtler kentin geleceği hususunda taktiksel bir değişikliliğe gitmiştir. Bu da yüzde 32’lik oranla ortak idari paylaşım çerçevesinde Türkmen ve Arapların tepkisi çekilmeden Kerkük’ün on yıl içerisinde değil ama daha uzun bir zaman dilimine yayarak belki yirmi yıl içerisinde kuzeye bağlanmasının gizlice hedeflendiği anlaşılmaktadır. Kürtlerin bu taktiğine “Batı Şeria Modeli” denebilir. 


Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında Kürtlerin Kerkük üzerinde Batı Şeria Modelini uyguladığı söylenebilir. Yani nasıl İsrail Filistin yönetimiyle uzlaşmak için masaya otururken, Batı Şeria’da yerleşim birimleri oluşturuyor ve her geçen gün sınırını genişletiyorsa, bugün Kürtler Kerkük konusunda benzeri bir yol izlediği görüntüsü vermektedir. Kerkük’e bakıldığında Kürtlerin hayata geçirdiği stratejisi şudur: Kerkük’ü kuzeye doğru sınırlarını genişleterek Süleymaniye ve Erbil sınırının yakınlarına kadar uzatmaya çalışmaktadır. Dahası Kerkük’ün kuzeye doğru olan sınırlarını genişleterek Kürtler için yerleşim birimlerinin inşası amaçlanmaktadır. Örneğin en son Kerkük’ün Şorav semtinde 320 ev yapılarak cüzi bir miktar para karşılığında Kürt ailelerine dağıtıldığı ifade edilmektedir. Ayrıca Kerkük Valiliği tarafından kentteki güvenlik sorunun çözümü konusunda kentin kuzeyinde on metrelerce duvar örülmektedir. Bu nedenle Kerkük ile ilgili böylesi gelişmeler değerlendirildiğinde Kürtlerin, kentin sadece demografik yapısını değil aynı zamanda haritasını da değiştirdiğini söylemek mümkündür. Kürtler Kerkük’ten deyim yerindeyse yeni bir Kerkük oluşturarak kentin kuzeye bağlanmasını sağlamaya çalışmaktadır. Dolayısıyla Kürtlerin Kerkük’e uyguladığı Batı Şeria Modeline mukabil Türkmenlerin “Kerkük’ün statüsü” meselesinde dikkatli adımlar atması gerekmektedir. Buna ek olarak bölgesel anlamda Kerkük meselesinde hassas olan Türkiye’nin de böylesi bir planı dikkatlice takip etmesinde yarar vardır.


Kuzey Irak Seçimleri ve Türkmenler


Kuzey Irak bölgesinde 21 Eylül 2013 tarihinde 111 sandalyeli parlamento seçimleri gerçekleştirilecektir. Kuzey Irak Kürt yönetiminin kontrolünde bulunan Erbil, Süleymaniye ve Dohuk vilayetlerinde toplam 31 siyasi parti/oluşum ve 1129 milletvekili adayı yarışacaktır. Kürt yönetimine bağlı üç vilayette 2 milyon 803 bin seçmenin oy kullanma hakkı vardır. Süleymaniye'de 1 milyon 195 bin, Erbil'de 991 bin ve Dohuk'ta 615 bin seçmen bulunmaktadır. Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği'nin Erbil Büro Sorumlusu Hendirin Muhammed yaptığı açıklamada, bölgede 1300 seçim merkezi ve 7 bin oy kullanma yerinin açılacağını ifade etmiştir. (3)


Kuzey Irak'ta gerçekleşecek olan parlamento seçimlerinin bölgedeki siyasete yeni bir boyut kazandıracağını ifade etmek mümkündür. Çünkü 2003 yılından bu yana tüm seçimlere tek listeyle katılan Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Cumhurbaşkanı Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), ilk kez ayrı listelerle seçimlere katılacaktır. Bu nedenle seçimlerden sonra bölgede iç dinamiklerin değişeceği tahmin edilmektedir. Dahası, Barzani'nin KDP'si seçimleri kuvvetle muhtemelen birinci sırada kazanacaktır. Bu durumda “KDP Talabani'siz KYB ile tekrardan ortak bir hükümet kuracak mı?” sorusu akıllarda dolaşmaktadır. KDP, KYB ile yeniden birleşerek bir hükümet kursa bile, iki parti arasındaki ilişkiler stratejik ortaklıktan ziyade pragmatik bir çizgide olacaktır. Bu nedenle 21 Eylül'deki parlamento seçimleri hem bölgenin siyasi dengesi açısından hem de KDP-KYB'nin stratejik ortaklık anlaşmasının geleceği bakımından önem arz etmektedir.


Kuzey Irak parlamento seçimleri Türkmenler açısından değerlendirildiğinde, Nisan 1995'te Erbil'de kurulan Irak Türkmen Cephesi (ITC) ilk kez bölgedeki seçimlere beş aday göstererek katılmaktadır. Aslında ITC’nin Türkmenlerin en büyük siyasi partisi olarak Kuzey Irak yönetimine çok önceden katılması Türkmenler için daha isabetli olabilirdi. Ancak genelde Irak'ta ve özelde de kuzey Irak'ta siyasal konjonktürün buna müsaade etmediğini belirtmekte fayda vardır. Burada şu hususu ifade etmek gerekir ki, kuzey Irak'ta Kürt-Türkmen ilişkileri siyasi manada Ankara-Erbil arasındaki münasebetlerle paralel gelişme kaydetmektedir. Bu sebeple Ankara-Erbil ilişkilerindeki iyileşmenin ister istemez Irak'ta Kürt-Türkmen ilişkilerine olumlu yansıdığı görülmektedir. Bu yüzden eğer bugün ITC'nin kuzey Irak seçimlerine katılmasını Ankara-Erbil koridorundaki gelişmeler bağlamında değerlendirmek mümkündür. Kuzey Irak'ta önemli ikinci unsur olduğunu değerlendirerek, Türkmenlerin bölgedeki siyasi süreçten uzak kalması veya Kürtler tarafından uzaklaştırılması doğru bir yaklaşım olamayacağını belirtmek gerekir. Dolayısıyla ITC'nin kuzey Irak seçimlerine katılması Kürt-Türkmen ilişkileri bakımından son bir fırsattan ziyade olumlu bir başlangıç olarak nitelenebilir. Çünkü 400 bin Türkmen bu bölgede yaşamaktadır ve kuşkusuz yönetimde siyasi bir ağırlığı ve söz hakkı olmalıdır. Türkmenlerin Kuzey Irak yönetiminde ciddi bir şekilde yer alması bölgedeki demokratikleşme süreci için de hatırı sayılır bir referanstır. Bu açıdan bakıldığında Kuzey Irak yönetiminin Türkmenlerin bölge siyasetine entegrasyonunu kota sistemi ile değil, ortak yönetim paylaşımıyla yapmalıdır. Kuzey Irak yönetimi de bölgedeki Türkmen sorununu çözmelidir. 


Türkmenler kuzey Irak parlamento seçimlerine farklı listeler halinde girmektedir. Türkmenler seçimlere ITC (5 aday), Erbil Türkmen Listesi (5 aday) ve KDP-KYB’nin kurdurduğu Türkmen partileriyle katılmaktadır. Türkmenler kuzey Irak seçimlerine katılmadan önce Kürt yönetiminden kendilerine tanınan kotanın artırılmasından öte kota sisteminin kaldırılmasını talep etmeliydi. Çünkü kota sistemi bölgede ikinci unsur olan Türkmenleri azınlık olarak göstermektedir. Zaten 111 üyeli kuzey Irak parlamentosunda 5 Türkmen, 5 Hıristiyan ve 1 Ermeni olmak üzere kota belirlenmiştir. Bundan dolayı Türkmenlerin bölgedeki temel hedeflerinden birisi kota sistemini kaldırmak olmalıdır. Eğer Türkmenler bölge parlamentosunda göstermelik kota sistemiyle temsil edilmeye devam ederse, yönetimdeki kilit görevlere gelmeleri zorlaşacaktır. Örneğin Türkmenler, kota sistemi yüzünden bölge başkan yardımcılığı veya meclis başkanı gibi görevlerden mahrum kalabilirler.


Bu nedenle Türkmenler (özellikle ITC) seçimlere katılmadan önce kota sisteminin kaldırılması konusunda Kuzey Irak yönetimindeki taraflarla önemli pazarlıklar yapmalıydı. Aslında ITC’nin bölge seçimlerine katılması Türkmenlerden ziyade Kürt yönetimi için tarihi bir gelişmedir. Dolayısıyla ITC ve kuzey Irak’ta bulunan diğer Türkmen parti ve kuruluşları Türkmenlerin Irak’ın federal gelir kaynağından Kuzey Irak yönetimine tahsis edilen %17’lik bütçenin yüzde 6’sını talep etmelidir. Kuzey Irak’ta yaşayan Türkmenlerin sorunlarının giderilmesi için Türkmen siyasi mercileri temkinli ve tedbirli bir politika izlemelidir. Bölgedeki Kürt sembolünde Türkmenlerin de yeri olmasından ziyade kuzey Irak’a bizzat Türkmen sembolleri yerleştirilmelidir. Bölgedeki Türkmen temsilcilerinin (ITC ve Erbil Türkmen Listesi) Türkmenler için daha realist ve hızlı bir şekilde sonuç alınacak taleplerde bulunmalarında fayda vardır. Aksi bir durumda bölgede normalleşmeye başlayan Kürt-Türkmen siyasi ilişkileri akim kalabilir. 


Sonuç:


Kuzey Irak bölgesinde 21 Eylül’de yapılacak parlamento seçimleri bölgedeki güç dengesi ve mücadelesi açısından oldukça önem arz etmektedir. Bir yandan KDP-KYB arasındaki stratejik ortaklık anlaşmasının taraflarca yeniden gözden geçirilmesi girişimleri dile getirilmektedir. Öbür yandan bölgede Novsirvan Mustafa liderliğindeki Goran Hareketi’nin ve İslami akımların seçimleri kazanarak yönetimde güçlü bir muhalefetin oluşması beklenmektedir. Özellikle de KYB lideri Talabani’nin bölgenin siyasi arenasından sağlık durumundan ötürü uzak kalması siyasi hesapları değiştireceği söylenebilir. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte Kuzey Irak yönetimi içerisindeki siyasi denklemde KDP-KYB-Goran arasında rollerin değişeceği kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle bölgedeki siyasi haritanın değişmesinin ülke bazında Kürt-Türkmen/Kürt-Arap veya Kürt-Sünni ve Şii ilişkilerine nasıl yansıyacağı merak konusudur. Başka bir ifadeyle kuzey Irak’taki siyasi dengelerin değişmesinin Bağdat-Erbil ilişkilerine de muhakkak etkisi olacaktır. Ayrıca bölgesel anlamda Kürt siyasi sahnesinde beklenen gelişmelerin de Ankara-Erbil arasındaki münasebetlerde siyasi-ekonomik ve ticari olarak etkisi olacaktır. Şu noktaya dikkat çekmekte yarar vardır; Ankara’nın KDP (Barzani) üzerinden kuzey Irak bölgesiyle geliştirdiği ilişkileri doğrultusunda bölgede hatırı sayılır muhalefet grubu konumundaki Goran Hareketi ile de ilişkilerinin sağlamlaştırması gerekmektedir. Çünkü önümüzdeki süreçte KDP-KYB ve Goran Hareketi arasında oluşacak ittifak veya ortaklıklar Kuzey Irak yönetiminin Türkiye ile kurduğu ilişkileri yakından ilgilendirmektedir.


Öte yandan Türkmenlerin Kerkük’ün statüsü sorunu konusunda sadece yerel seçimler yasasının 23. maddesine bağlı kalmaması gerekmektedir. Çünkü Irak’ta siyasi zemin değişkendir ve her an iç dengeler değişebilir düşüncesiyle yeni stratejilerin oluşturulması gerekmektedir. Yani Türkmenler, 23. maddeye bağlı kalarak Kerkük’e Batı Şeria Modelini uygulatmamak için çalışılmalıdır. Ayrıca ITC’nin kuzey Irak’taki seçimlere katılması Kürt-Türkmen ilişkilerine ivme kazandırmak açısından olumlu karşılanmalıdır. Bölgenin güvenlik sorununun olmamasından dolayı Türkmenlerin büyük çoğunluğunun seçime gideceği beklenmektedir. Ancak bundan sonraki süreçte Kuzey Irak Kürt yönetiminin Türkmenlere yönelik sorunları çözecek şekilde adımlar atması beklenmelidir. Bu çerçeveden bakıldığında Türkmen-Kürt ilişkileri Ankara-Erbil koridorundaki gelişmeler arasına sıkıştırılmamalıdır.



Dipnotlar:

(1) المحكمة الاتحادية تلغي مادة قانونية تفرض التدقيق بسجل الناخبين كشرط لإجراء انتخابات كركو, http://www.almadapaper.net/ar/news/450099/المحكمة-الاتحادية-تلغي-مادة-قانونية-تفرض,Erişim,28.08.2013.

(2)Mecid İzzet, المحكمة الاتحادية و المادة 23, http://www.bizturkmeniz.com/index.php?page=article&articleid=28569,Erişim,13.09.2013.

(3) المفوضية العليا للانتخابات: ثلاثة ملايين ناخب تقريبا في كردستان, http://www.aawsat.com/details.asp?section=4&article=742903&issueno=12705#.UjxGydK9D38,Erişim,16.09.2013.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top