Türkiye - Rusya Federasyonu (RF) İlişkileri

A- A A+

Tespitler    : 

Soğuk Savaş ortamında Türkiye ve SSCB birbirlerine karşı dikkatli ve dengeli bir tutum izlemişler, karşılıklı ziyaretler gerçekleşmiş, SSCB Türkiye’de metalürji ve kimya sektörlerinde bazı tesislerin kuruluşuna katkıda bulunmuştur.

           

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve SSCB’nin 1991’de dağılması Türkiye’ye RF ile ilişkilerini geliştirme, Ukrayna, Kafkasya ve Orta Asya’ya açılma fırsatını vermiştir.

 

Bu bağlamda ekonomik ve ticari ilişkiler ile enerji işbirliği öne çıkmış, siyasi temaslar 2010’da tesis edilen Üst Düzeyli İşbirliği Konseyi (ÜDİK) ile kurumsal bir nitelik kazanmış, 2011’de karşılıklı olarak vize muafiyeti tanınmasıyla turizm ve seyahatler artmıştır. ÜDİK’in 5. toplantısı RF Devlet Başkanı Putin’in ziyaretiyle 1 Aralık 2014 tarihinde Ankara’da yapılmıştır.

 

Türk inşaat sektörünün RF’de üstlendiği 1.500’ü aşkın projenin değeri yaklaşık 54 milyar Dolar olarak hesaplanmaktadır. RF’deki yaklaşık 3.000 Türk firmasının yatırımlarının tutarı 10 milyar Dolar’ı aşmıştır. Bu yatırımlar alışveriş merkezleri, şişe-cam, gıda, içecek, içki ve beyaz eşya sektörlerinde yoğunlaşmıştır. Şişe-Cam’ın yatırım tutarı 1 milyar Dolar civarındadır. Arçelik’in dünyadaki 14 tesisinden biri RF’dedir. Anadolu Efes’in RF piyasasındaki payı % 14’ü bulmaktadır.

 

Türkiye’deki RF yatırımları da hızla artmaktadır. Rus devlet bankası Sberbank’ın Denizbank’ı almasıyla Rus yatırımlarının toplamı 15 milyar Dolar’ı aşmıştır.  RF’nin otel ve tatil köyleri yatırımları da mevcuttur. Rus petrol şirketi Lukoil de Türkiye’deki dağıtım şebekesini güçlendirmektedir.
 

Türkiye ile RF arasındaki ortaklık ilişkileri Türkler’in RF’ye, Ruslar’ın Türkiye’ye yerleşmesini teşvik etmiştir. RF’deki vatandaşlarımızın sayısı 50.000’i bulmuştur. Buna da bağlı olarak RF’deki Türk temsilciliklerinin sayısı artmış, uçak sefer ve destinasyonlarının sayısı hızla yükselmiştir. Sadece THY’nin RF’ye sefer sayısı haftada 90’a çıkmıştır.

 

2013’de ticaret hacmi 32 milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’nin ihracatı 7, RF’nin ihracatı 25 milyar Dolar’dır. RF’ye ihracatımızın temel kalemleri tekstil, gıda ve otomotiv ürünleridir. İthalatımızın temel kalemleri doğalgaz, petrol ve petrol ürünleri ile demir-çeliktir. Doğalgaz ve petrol RF’den ithalatımızın yaklaşık % 63’ünü oluşturmaktadır. Bu da Türkiye’nin enerjide RF’ye bağımlılığının göstergelerindendir.
 

Ticaret hacmi için son olarak 100 milyar Dolar’lık bir hedef ilan edilmiştir.  RF halen Almanya’dan sonra 2. ticaret ortağımız, Türkiye ise RF’nin 8. ticaret ortağıdır.

 

2013’de RF’den Mavi Akım ve Batı Hatları’ndan toplam 26 milyar metreküp doğalgaz ithal edilmiştir. Başkan Putin’in son ziyaretinde Mavi Akım hattından 3 milyar metreküp ilave doğalgaz ithalinde mutabık kalınmıştır. Türkiye  RF’den ithal ettiği doğalgaza diğer Avrupa ülkelerine göre daha yüksek fiyat ödemektedir. Fiyatın düşürülmesi Türkiye’nin önemli taleplerindendir. Batı Hattı’nın Ukrayna’dan geçmesi ise bu ülkedeki kriz nedeniyle sıkıntı yaratabilecektir.
 

Rus doğalgazını Karadeniz’in altından Bulgaristan’a ve bilahare İtalya ve Avusturya’ya nakletmesi öngörülen dört ayrı boru hattından oluşacak Güney Akım Projesi Bulgaristan’ın itirazı ve RF Devlet Başkanı Putin’in son açıklamaları ışığında şüpheli hale gelmiştir. Hükümetimizin bu açıklamalar ve projenin Türkiye’ye yönlendirilmesi ihtimali karşısında ihtiyatlı bir tutum izlemeyi tercih ettiği anlaşılmaktadır.

 

Öte yandan, Türkiye’nin enerji alanında RF’ye bağımlılığı sürerken, ilk Türk nükleer santral projesi (Akkuyu/Mersin) RF tarafından üstlenilmiştir. Bu projeye ilişkin Hükümetlerarası Anlaşma 12 Mayıs 2010’da imzalanmış, onay işlemleri de sonuçlanmıştır. Değeri 20 milyar Dolar olarak hesaplanan santralin yapımına 2016’da başlanması öngörülmektedir. RF’deki ekonomik krizin projenin finansmanına ilişkin sıkıntıları gündeme getireceği yolunda iddialar mevcuttur.

 

Eski Sovyet coğrafyasında, Karadeniz’de ve komşu bölgelerde istikrarın temini iki ülke için de önemlidir. Ancak, Gürcistan, Ukrayna/Kırım ve Moldova’daki açık veya donmuş uyuşmazlıkların kaynağında RF’nin bulunduğu ve bu ülkenin güç kullanmaktan çekinmediği göz ardı edilmemelidir.

 

İki ülkeyi birleştiren Karadeniz’de deniz güvenliğinin temini önemli bir konudur. Türkiye bu alanın esas itibariyle kıyıdaş ülkelerin sorumluluğunda olduğu görüşündedir. RF de bu görüşü paylaşmakta, dış etkilerin müdahalesine kesinlikle karşı çıkmaktadır. RF’nin Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO  üyeliklerine muhalefetinde de bu anlayışın rolü bulunmaktadır.

 

Türkiye’nin fikir öncülüğünü yaptığı “ Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu” (BLACKSEAFOR) 2001 Nisan ayında bir kurucu anlaşmayla teşkil edilmiştir. Arama-kurtarma, insani yardım, mayın temizleme ve çevre koruma gibi işbirliği alanlarına daha sonra terörizm ve kitle imha silahlarıyla mücadele de eklenmiştir.

 

Ukrayna krizi BLACKSEAFOR’u da etkilemiştir. Bu durum Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelerin RF’yi “dışlama” veya “etkisizleştirme” girişimlerini tetiklemiştir. 

 

Öte yandan, 2004’de Türkiye tarafından ulusal zeminde başlatılan “Karadeniz Uyum Harekatı”nın kapsamı RF, Ukrayna ve Romanya ile imzalanan ikili belgelerle genişletilmiştir. Bu girişime Bulgaristan’ın katılması da söz konusudur.
 

Montreux rejimine bağlılık Türkiye ve RF’yi aynı safta tutmaktadır.

 

Sorunlar   :

 

Ekonomik ve ticari alanlardaki işbirliği ve artan yüksek düzeyli temaslarla bir “bahar havası” manzarası arzeden Türkiye – RF ilişkilerinde sıkıntılar da mevcuttur.

 

RF Kıbrıs sorununda Rum – Yunan yanlısı tutumunu ısrarla sürdürmektedir.  Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 2004 referandumlarını takiben KKTC’ye uygulanan yaptırımların sona erdirilmesine ilişkin girişimi de Güvenlik Konseyi’nde esas itibariyle RF tarafından önlenmiştir.

 

AGİT Minsk Grubu üyesi olan RF’nin, Azerbaycan – Ermenistan uyuşmazlığında Ermenistan’ın lehine işleyen statükonun devamından yana tavır aldığı ve uyuşmazlığın kilitlenmesine hizmet ettiği gözlenmektedir.

 

Suriye konusunda özellikle Esad rejimiyle temaslar ve rejimin akıbeti bakımından Türkiye ile RF arasında ciddi fikir ayrılıkları bulunmaktadır.

 

Türkiye Ukrayna’nın Kırım bölgesinin RF tarafından ilhak edilmesini tanımamıştır.

 

RF’nin Karadeniz’deki askeri gücünü artırması, ülkelerin toprak bütünlüğünü ihlal etmesi ve Baltık ülkeleri dışındaki eski Sovyet Cumhuriyetleri’ni çeşitli modeller altında ticari, ekonomik ve askeri yapılarda yeniden biraraya getirmeye yönelik girişimleri ve zorlamaları Türkiye için de sıkıntılar yaratabilmektedir.

 

PKK terör örgütünün  RF’deki yapılanması ve faaliyetleri Türkiye için rahatsızlık konusu olmaya devam etmektedir.
 

RF Türkiye’deki bazı kesimlerin RF’deki radikal İslamcı grupları desteklediği iddiasındadır. Bazı Çeçen muhaliflerin Türkiye’de uğradıkları suikastlar özellikle Kuzey Kafkasya’ya ilişkin hesaplaşmaların Türkiye’ye taşındığı izlenimine yol açmaktadır.

 

Değerlendirme     :  

 

Türkiye’nin ekonomik ve ticari çıkarları ile enerji ihtiyacını ve bağımlılığını dikkate alarak, yukarıda özetlenen konulardaki görüş ayrılıklarını ve beklentilerini arka planda tutmayı tercih ettiği ve bir “realpolitik“ yaklaşımını benimsediği anlaşılmaktadır.

 

Türk – Rus ortak çıkar alanlarının giderek çoğalması ve derinleşmesinin ileride farklı görüşlerin yakınlaşmasına hizmet edeceği umulabilir.

 

RF’deki son ekonomik ve mali kriz bu ülkedeki Türk yatırımlarını ve Türkiye’nin ihracatını şimdiden etkilemeye başlamıştır. Krizin uzun sürmesi ve RF ekonomisinin 2015’te de küçülmesinin beklenmesi Türkiye için ciddi ekonomik ve ticari  kayıplara yol açabilecektir.

 

RF’nin dünya sahnesinde Soğuk Savaş dönemindeki gibi tekrar başat bir güç olması Türkiye için temenni edilecek bir seçenek olmayacaktır.

 

Türkiye’nin RF’ye yönelik politikalarda mensubu olduğu Batı camiasından keskin çizgilerle ayrışması bu camia ile ilişkilerini zedeleme riskini taşıyabilecektir.

 

 

* Dış Politika ve Savunma Araştırmaları Grubu:

Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi (E)-Dışişleri Eski Bakanı, Bşk. Yrd: Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral, M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral (E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Necdet Timur Orgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top