Bağdat - Erbil Yakınlaşması ve Suriye Krizi

Ali SEMİN
26 Ağustos 2013
A- A A+

Arap uyanışı ile beraber Orta Doğu’da yaşanan değişim süreci ve gelişmeler tüm bölge ülkelerini meşgul etmektedir. Bir yandan Suriye krizinin devam etmesi ve diğer yandan da Mısır’daki askeri darbe sonucunda Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrilmesi bölgedeki şiddet ve kaosun tırmanacağını göstermektedir. Bu çerçevede Arap dünyasında meydana gelen değişim sürecinin sadece Suriye-Mısır-Tunus ve Libya gibi ülkelerle sınırlı kalmayacağını ve bölgenin siyasi dengelerini değiştireceğini ifade etmek mümkündür. Dolayısıyla Suriye ve Mısır'daki siyasi krizlerin, şiddet ve güvenlik sorunlarının Irak'taki iç dengelere de yansıdığını veya yansıyacağını kestirmek zor olmasa gerek. Ayrıca Bağdat merkezi hükümeti ile Kuzey Irak Kürt Yönetimi arasında yaşanan siyasi krizlerin giderilmesi için başlatılan girişimler ve karşılıklı ziyaretler Irak'ın iç dinamiklerinin değişken bir zemine sahip olduğunun göstergesidir. Bu bağlamda Orta Doğu’da hızlı dönüşen siyasi denklemin yeni boyutları ile ele alınması gerektiği gibi, Bağdat-Erbil ilişkileri de değişken ve pragmatik bir istikamette seyretmektedir. Bu yazıda Erbil-Bağdat ilişkileri, kuzey Irak’taki siyasi dengeler, PYD ve Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler ana hatlarıyla analiz edilmeye çalışılacaktır.

 

Bağdat-Erbil Arasındaki Görüşmelerin Anlamı

 

ABD askerlerinin çekilmesiyle birlikte Irak'ta yaşanan siyasi krizlerin ve güvenlik sorunlarının arttığı ve ülkedeki politik denklemin akamete uğradığı görülmektedir. Irak Başbakanı Nuri El-Maliki ve Barzani yönetimi arasındaki siyasi krizin temel sebebleri kuzey Irak'taki enerji kaynaklarının çıkarılması, dünya pazarına ulaştırılması ve Kerkük'ün statü sorunudur. Başka bir ifadeyle Bağdat-Erbil ilişkilerindeki en önemli problem petrol ve doğalgaz sorunu olduğu söylenebilir. Aslında iki taraf arasında beş temel kriz vardır. Bunlar, Irak anayasasının 140. maddesinin uygulanması, Kürt yönetimine bağlı Peşmerge gücüne Irak İçişleri Bakanlığı tarafından bütçe tahsis edilmesi, petrol ve doğalgaz yasasının parlamentodan geçirilmesi, ihtilaflı bölgelerin güvenliğinin ortak sağlanması ve vilayetlerin idari sınırlarının yeniden düzenlenmesi gibi siyasi, ekonomik ve askeri sorunlardır. Öte yandan Bağdat-Erbil arasında artan sorunların 2003 yılından beri Irak’ta kurulan Şii-Kürt ittifakına da zarar vereceği kaygısı bulunmaktadır. Çünkü ABD tarafından Bağdat yönetiminde Şiiler ile Kürtler arasında oluşturulan siyasi anlaşmaların, her iki tarafa da ciddi siyasi, ekonomik ve askeri rant kazandırdığı ifade edilebilir. Aslında Bağdat-Erbil ilişkilerinde yaşanan krizin sonuçları Şii-Kürt ittifakının sadece Başbakan Maliki ve Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’den oluşmadığını ve ciddi bir siyasi bağın olduğunu su yüzüne çıkardı. Bu sebeple Maliki dışındaki diğer Şii grupların (Şii dini lider Mukteda Es-Sadr, Ammer Hakim ve Adil Abdulmehdi gibi) ve Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin, Şii-Kürt ittifakının muhafaza edilmesi için yoğun çaba harcadıklarını görmek mümkündür.

 

Bu çerçevede Bağdat-Erbil ilişkilerinin normalleşmesi için gerek ABD, gerek İran bir takım girişimlerde bulunmuştu. Söz konusu girişimlerin sonucunda 29 Nisan 2013 tarihinde Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani başkanlığında üst düzey bir Kürt heyeti Bağdat’ı ziyaret ederek, Maliki ile görüşmüştü. Sözü edilen ziyaretin ardından 9 Haziran’da Maliki Erbil’i ve 7 Temmuz’da da Mesud Barzani Bağdat'ı ziyaret etmişti. Her iki taraf arasında yaşanan sorunların giderilmesi için ortak komisyonlar kurulmuştur. Maliki-Barzani yakınlaşmasının ardında birkaç sebep vardır.

 

Her şeyden önce Barzani'nin Bağdat Merkezi Hükümeti ile her geçen gün tansiyonu yükseltmesi kuzey Iraklı Kürtlerin tepkisine neden olmaya başlamıştır. Bu durum özellikle bölgede yükselen Arap uyanışının kuzey Irak versiyonu olarak 22 yıllık Barzani yönetimine karşı bir Kürt uyanışının başlamasına yol açabilir. Böylece Maliki başta olmak üzere Bağdat yönetimindeki Şiilerin böylesi bir Kürt uyanışına destek vermesi kuzey Irak için riskli bir tabloyu ortaya çıkarabilirdi. Bu açıdan bakıldığında Barzani'nin Bağdat hükümetiyle iyi geçinerek bazı temel sorunları gidermesi daha cazip bir yaklaşımdır.

 

İkinci sebep olarak Maliki ve Barzani'nin iç politikada birbirleriyle anlaşma gereksinimlerinin arttığı söylenebilir. Çünkü Maliki'nin 2014 yılında yapılacak olan seçimlerde üçüncü kez başbakan olarak seçilmesi için Kürtlerin desteğine ihtiyaç duymaktadır. Keza 30 Haziran’da iki yıl görev süresi uzatılan Barzani de, üçüncü kez Kürt Yönetimi başkanı seçilmesi için Maliki ile görev süresini paralel götürmesi gerektiği ifade edilebilir. Özellikle Cumhurbaşkanı Talabani’nin 17 Aralık 2012 tarihinden beri Almanya’da bir hastanede yatması Maliki-Barzani'nin birbirlerine karşı verdikleri güç mücadelesi denklemini değiştirmiş gözükmektedir. Çünkü her iki liderin arasındaki dengesizliği Cumhurbaşkanı Talabani dengelemekteydi.

 

Üçüncü neden ise Barzani’nin lideri olduğu Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Cumhurbaşkanı Talabani'nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)  arasındaki stratejik ortaklığın bozulma ihtimalidir. Talabani'nin hastalanmasının ardından KYB-KDP ilişkilerinin gitgide kötüye gittiği görülmektedir. Özellikle Irak'ta 20 Nisan’da yapılan yerel seçimlerden sonra her iki partinin birbiriyle güç mücadelesine girmesi stratejik ortaklığın tehlikeye girdiğini çağrıştırmaktadır. Dolayısıyla Barzani’nin hem merkezi hükümet hem de KYB ile aynı anda sorun yaşaması kuzey Irak'taki Kürt kamuoyunda siyasi anlamda kan kaybetmelerine yol açabilirdi. Bu bağlamda Barzani, Maliki ile görüşmelere başlayarak hem KYB hem de Bağdat cephesini kapatmaya yönelmektedir. Şu hususu ifade etmekte yarar vardır; Bağdat-Erbil/Maliki-Barzani görüşmelerinin başlaması konusu kimin kaybedip kimin kazançlı çıktığından ziyade iki tarafın da karşılıklı olarak kazan-kazan politikasına dayalı adım attığı bir süreç olarak görülmelidir.

 

Bütün bu gelişmeler ışığında Bağdat-Erbil ilişkileri değerlendirildiğinde Maliki-Barzani ittifakındaki sorunların büsbütün çözülmesi pek mümkün görülmemektedir. Örneğin Kerkük sorunu gibi meselelerin çözümü sadece Maliki-Barzani boyutundan ibaret değildir. Bu sorunun giderilmesi için ulusal ve bölgesel uzlaşıya ihtiyaç vardır. Ayrıca Kürt yönetimine bağlı peşmerge gücüne Irak İçişleri Bakanlığından bütçe tahsis edilmesine karşılık Bağdat’ın güvenliğini sağlayamayan Irak güvenlik güçlerine destek vermesi halinde sorunun çözümü mümkün görülmektedir. Öbür yandan Maliki'nin kuzey Irak’a karşı yumuşak tutumuna bakıldığında Erbil yönetimine yönelik petrol ve doğalgaz konusunda ılımlı bir siyaset izleyeceği beklenebilir.

 

Esed-PYD ve Suriye'li Kürtler

 

Suriye krizinin Orta Doğu ülkelerine olumsuz yansımaları olduğu gibi Kuzey Irak'taki siyasi Kürt partilerin ilişkilerini de etkilemektedir. Özellikle 16 Temmuz 2013 tarihinde Suriye'nin kuzeyinde PKK'nın Suriye uzantısı olan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) askeri kanadı Halkçı Koruma Birlikleri (YPG) ile El-Kaide bağlantılı El-Nusra Cephesi arasında Haseki kentine bağlı Rasul-ayn’da (Kürtçesi Serikani) çatışmalar yaşanmıştır. 18 Temmuz’dan beri PYD Suriye'nin kuzeyindeki çoğunluğu oluşturan Kürt bölgelerinin kontrolünü ele geçirerek özerk bir yönetim kuracağını duyurmuştur. PYD çatışmalar sırasında Irak ve Şam İslam Devleti (ISIS) adlı El-Kaide bağlantılı örgütün lideri olan Çeçenistan kökenli Abu Musab'ı esir almıştır. 22 Temmuz’da PYD ve El-Nusra Cephesi arasında karşılıklı esir mübadelesi sonucunda Ebu Musab'a karşı kaçırdığı dört yüz Kürdü serbest bırakmıştır.

 

Bütün bu gelişmeler ışığında Suriye'nin kuzeyinde meydana gelen çatışmalarda genelde Kürt siyasetinde özeldeyse Suriye’deki muhalif gruplar arasındaki ilişkilerin dengesi değiştirmiştir. Esed rejimi Suriye’nin kuzeyini PYD’nin kontrolüne çatışmasız bırakma stratejisine Suriye muhalefeti içerisindeki dengeler açısından bakılması gerekmektedir. Aslında Esed’in bu tür girişiminin iki temel nedeni olduğu söylenebilir. Bunlardan birincisi, Suriye’nin kuzeyini PYD’ye ve Kürt gruplarına çatışmaya girmeden bırakarak rejimine karşı mücadele veren Suriye muhalefetinin Kürt cephesini kapanmasını sağlamaya çalıştı. Başka bir ifadeyle Esed rejimi Suriye’nin tamamını kaybetmek yerine kuzeyini Kürtlere vererek, yönetimdeki ömrünü uzatmayı amaçlamaktadır. Bu strateji Saddam döneminde Irak’ta da uygulanmıştır. Saddam Hüseyin, 1991 yılında Irak’ın kuzeyini Kürtlere bırakarak 12 sene yönetimde kalmıştır. İkinci sebep ise, Esed Suriye’nin kuzeyini PYD güçlerine bırakarak Kürtlerin Suriye Ulusal Konseyi’ne entegre olmalarının önüne geçmeye çalışmıştır. Çünkü bugüne kadar Suriyeli Kürtler tam manasıyla Suriye muhalefetinde ciddi bir rol almakta zorlanmıştır. Dolayısıyla Esed’in böylesi bir girişimi Suriye muhalefeti içerisindeki bölünmelere neden olacak şekilde planlanmıştır. Özellikle El-Nusra Cephesi ile Özgür Suriye Ordusu komutasının düzenli ve hiyerarşik bir yapı üzerinde kurulmadığını belirginleştirdiği söylenebilir.

 

Bütün bu gelişmeler değerlendirildiğinde PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde etkinliğinin arttığı görünmektedir. Bu durum PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD’nin bölgesel bir meşruiyet kazandığını ve bölgede karşıtlarına karşı elini güçlendirdiğini göstermektedir. Şu hususa dikkat çekmekte fayda vardır; PYD’nin diğer Suriyeli Kürt siyasi oluşumlarından en önemli avantajı toplumsal zeminin olması değil, siyasi ve askeri olarak örgütlü ve Özgür Suriye Ordusundan daha nizami olmasıdır. Buna ek olarak PYD, Suriye’nin kuzeyindeki gücünü artırmaktadır. Bu nedenle PYD Suriye’nin kuzeyini kontrol altına almasıyla birlikte özerklik söylemiyle gündemi işgal etmektedir. Suriye’nin kuzeyinde çoğunlukta olan Kürt bölgelerini kontrolünde tutan PYD’den rahatsız olan Kürtler de mevcuttur. Ancak Suriyeli Kürtler, PYD dışında siyasi ve askeri anlamda örgütlenmiş güçlü bir Kürt oluşumu bulamamaktadır. Suriyeli Kürtlerin siyasal anlamda iki seçenekleri bulunmaktadır. Bunlardan birincisi PYD’yi kabullenerek kendi bölgelerindeki yapıya ayak uydurmaları gerekmektedir. Bir diğer seçeneğin ise, Kuzey Irak Kürt Yönetimine sığınmak olduğunu ifade etmek mümkündür. Bu sebeple Suriyeli Kürtlerin PYD ve Barzani’nin kurdurttuğu Suriye Kürt Ulusal Konseyi arasında adeta sıkışmış vaziyette olduğu görülmektedir.

 

Suriye’deki Gelişmelerin KDP-KYB İlişkilerine Etkisi

 

ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin ardından Kuzey Irak bölgesinde etkili iki Kürt partisi olan KDP-KYB arasındaki çatışma stratejik ortaklığa dönüşmüştür. İki idareli Kuzey Irak Kürt yönetimi 2005 yılında birleştirilmiştir. Ancak Suriye’nin kuzeyindeki ve Erbil-Bağdat arasındaki gelişmelerinden dolayı stratejik ortaklığın sarsıntıda olduğu görünmektedir.  Bilhassa Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgelerinin PYD’nin eline geçmesi ile birlikte KDP-KYB arasında yeni bir güç mücadelesi başladığı ifade edilebilir. Bu bağlamda Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin (Özellik Kürt Yönetimi Başkanı Barzani) Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerden hem memnun hem de tedirgin olduğu izlenmektedir. Kürt Yönetimi Başkanı Barzani Suriye’nin kuzeyinde kurulacak herhangi bir Kürt siyasi yapısının kontrolünde olmasını istemektedir. Suriye’nin kuzeyinde aksi bir durum oluşursa, bu durum Kürt Yönetimi Başkanı Barzani’yi kaygılandırabilir. Çünkü Suriye’deki Kürtlerle ilgili her gelişme Kuzey Irak’ın iç dengelerine yansımaktadır. Hatta söz konusu durumun KDP-KYB ve kuzey Irak’taki diğer siyasi partiler arasındaki ilişkileri yakından etkilediğini ifade etmek mümkündür. Dahası Irak’ta 20 Nisan ve 4 Temmuz tarihlerinde yapılan yerel seçimlere KDP-KYB liderliğindeki Tahaluf El-Teaği ve El-Taayyuş (Kardeşlik ve Yaşam İttifakı) listesi adı altında katılmıştır. 19 Ağustos’ta KYB grubu Nineva (Musul) vilayetindeki önemli görevlere KDP’li üyelerin atanmasının ardından kendilerine haksızlık edildiğini gerekçe göstererek, Tahaluf El-Teaği ve El-Taayyuş listesinden ayrılma kararı aldılar.(1)  Aslında Barzani ve Talabani partisinin (KDP-KYB) Musul’da güç mücadelesine girmesinde Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin etkili olduğu düşünülmektedir. Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin lideri olduğu KDP’nin Musul’daki önemli görevleri elde etmesinin önemi şunlardır:

 

1)Barzani, Musul vilayetinde etkinliğini sağlayarak Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri yakından takip edebilmesini sağlamaktadır. Böylece Barzani, KYB-PYD arasında ilişkiler konusunda önemli bir koridor kurmuş olmaktadır. Çünkü PYD’nin Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin lideri olduğu KYB’ye, KDP’den daha yakın ilişkiler içerisindedir. Hatta PYD’li üst düzey yetkililer sık sık KYB’lilerle görüşmektedir.

 

2)Barzani, KYB ile ortak hareket etmesinden dolayı hem KDP içindeki partililerinden hem de destekçileri tarafından eleştirilmektedir. Özellikle Cumhurbaşkanı Talabani’nin hastalanmasından bu yana KYB’nin zayıfladığını ve KDP ile ittifak kurarak güç kazandığı kanaati de oluşmaktadır.

 

Bu çerçeveden bakıldığında Suriye’nin kuzeyinde meydana gelen olayların KDP-KYB-Bağdat-Erbil ilişkilerine yansımaktadır. Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani, Bağdat merkezi hükümeti ile sorunlarını gidererek, Suriye’deki Kürtlere yönelik daha aktif bir rol oynamaya çalışmaktadır. Başka bir deyişle Barzani’nin, bölgesel Kürt liderliği konusunda Suriyeli Kürtlere ilişkin olgu ve gelişmelere karşı ciddi bir sınavdan geçtiği değerlendirilmektedir. Eğer Barzani (veya Kürt Yönetimi) Suriye’deki Kürtleri tek çatı altında toplayamazsa genel anlamda bir itibar kaybıyla karşı karşıya kalabilir. Çünkü Barzani’nin Suriye’deki gelişmelerle ilgili tutumuna bakıldığında İran faktörünü göz önünde bulundurarak hareket ettiği görüntüsü vermektedir. Şu noktaya dikkat çekmekte yarar vardır; Barzani, Suriye’nin kuzeyindeki olaylarda Kürt kamuoyu ile Tahran yönetimi arasında sıkışmaktadır. Çünkü Kürt Yönetimi, İran ile ilişkilerinin gerilmesini istememektedir. Bu nedenle Barzani, Tahran yönetimini kızdırmadan bazı adımları atmaya çalışmaktadır. Örneğin, Kürt mültecilere ev sahipliği yapması veya PYD ile Suriyeli diğer Kürt gruplarını bir araya getirme girişimleri gibi.

 

Kürt Yönetimi Suriyeli Kürtlerin Göçünden Neden Tedirgin?

 

Suriye’nin kuzeyinde 16 Temmuz’dan beri PYD ile El-Nusra Cephesi arasında yaşanan çatışmalardan dolayı Suriyeli Kürtler kuzey Irak’a akın etmektedir. Kuzey Irak Kürt yönetimi tarafından yapılan açıklamaya göre, bir hafta içerisinde 37 bin Suriyeli Kürt mülteci kuzey Irak’a gelmiştir. Böylece çoğunluğu kuzey Irak’a yerleşen Suriyeli mülteci sayısı 190 bini aşmıştır. 20 Ağustos’ta Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani Erbil yakınında Erbil Kewirkusk Suriyeli mülteci kampını ziyaret ederek, mültecilere yaptığı konuşmada “Burası sizin evinizdir” ifadesini kullandı. Ayrıca Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nden yapılan açıklamaya göre, Barzani’nin Kuzey Irak’ın bir aylık bütçesinin yüzde 20’sini (25 milyon dolara tekabül ediyor) Suriyeli mültecilere ayrılmasını talep ettiği ifade edildi.(2) Diğer yandan Mesud Barzani, Suriyeli Kürtlere hitaben yaşadıkları bölgeleri terk etmemelerini ve kendi topraklarını müdafaa etmelerini istedi. Barzani'nin Suriye'nin kuzeyinden kaçan Kürtlerin Suriye'deki yerleşim bölgelerini bırakmamaları için yaptığı açıklamanın arkasındaki sebepler şunlardır:

 

1.Barzani'nin Suriyeli Kürtlerin Kuzey Irak'a kaçışlarından oldukça tedirgin olması iki açıdan değerlendirilebilir. Bunlardan birincisi Kuzey Irak Kürt yönetiminin Suriye'den gelen mültecilere karşı genel olarak kapasitesini aşacağından kaygı duymaktadır. Çünkü Kuzey Irak ilk defadır böylesi ciddi rakamda göç almaktadır ve mülteci konusunda hiçbir tecrübeye sahip değildir. Bir diğeri ise, Kuzey Irak'ta Suriyeli Kürtlerin mülteci sayısının artması durumunda bölgede iç huzursuzluğa, ekonomik ve güvenlik sorunlarına yol açması ihtimalidir. Dolayısıyla Kürt yönetimi Suriyeli mültecilerin bölgelerindeki yabancı yatırımcıları olumsuz etkilemesinin önüne geçmek için çalışmak zorunda kalabilir.

 

2.Suriye'nin kuzeyinden kaçan Kürtlerin çoğu Barzani'nin bölgedeki gizli gücü olduğu söylenebilir. Dahası Suriye'den kaçanlar PYD'nin bölgedeki kontrolünden ve El-Nusra Cephesi'nin Kürtlere karşı izlediği adam kaçırma/öldürme yönteminden kurtulmak istemektedir. Böylece Kürtlerin Suriye’nin kuzeyini tamamen terk etmesi durumda Barzani’nin bölgede etkin bir rol oynaması engellenebilir.

 

3.Barzani’nin (KDP’nin), KYB ve PYD ile Suriye’de güç mücadelesine girmesi önümüzdeki süreçte bölgesel anlamda Kürt siyasetindeki dengelerin değişmesine yol açabilir. Bu sebeple Orta Doğu’daki güç denkleminin değişime uğradığı gibi bölgesel Kürt siyasetinin de iç dinamiklerinde önemli değişiklikler yaşanabilir. Barzani’nin bölgesel Kürt liderliğine kapılması kuzey Irak muhalefetinin tepkisine neden olabilir. Önümüzdeki dönemde KDP-KYB ilişkilerindeki stratejik ortalık anlaşması orta vadede dağılabilir. Bununla birlikte kuzey Irak’taki siyasal sistemde yeni oluşumlar veya ittifaklar ortaya çıkabilir. Başka bir tabirle kuzey Irak’ın siyasi yapısında önemli değişiklikler ve yeni denklemler kurulabilir.

 

Sonuç:

 

Orta Doğu bölgesinde halk gösterileri ve değişim süreci devam ederken, genelde Irak’ta, özelde de Kuzey Irak Kürt yönetimi içerisinde yeni dengelerin kurulacağının sinyalleri verilmektedir. Bir taraftan Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin üçüncü kez bölge başkanlığı adaylığı tartışmalar sonucunda 30 Haziran 2013 tarihinde iki yıl görev süresinin uzatılması bölgedeki siyasi denklemin değişeceğini göstermektedir. Çünkü Barzani’nin görev süresini uzatarak tekrardan kendini aday göstermesi süreci zora sokabilir. Bu bağlamda KDP-KYB stratejik ortaklığı devam ederse Kürt Yönetimi başkanlığına KYB’li bir adayın gelmesi beklenebilir. Diğer taraftan da Barzani’nin özellikle Suriye’deki Kürt yerleşim bölgelerinde meydana gelen olaylarla mücadele etmesi gerekmektedir. Dahası Barzani Suriye’de PYD ve Suriyeli Kürt siyasi partileri arasında söylem-eylem birliğini sağlamak için çaba harcamaktadır. Aslında Barzani önümüzdeki zaman zarfında Suriyeli Kürtleri birleştirerek bölgedeki etkinliğini artırabilir.

 

Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında Suriye krizi hem Bağdat-Erbil ilişkilerini hem de kuzey Irak’taki Kürt partilerini ve bölgesel dengeleri etkilemektedir. Böylece PYD’nin, KYB ile hareket etmesi Barzani’nin Suriyeli Kürtler üzerindeki etkisini azaltabilir. Ayrıca Cumhurbaşkanı Talabani’nin yokluğu KYB’li üst düzey kadroların KDP ile olan stratejik ortaklığı tekrar gözden geçirmelerine sebep olduğu söylenebilir. Özellikle son aylarda KYB’li yetkililer tarafından medya üzerinden verilen demeç ve mülakatlarda KDP’nin stratejik ortaklık çerçevesinde siyasi ve ekonomik anlamda aslan payına sahip olduğu söylenmektedir. Bu açıdan bakıldığında 21 Eylül 2013 tarihinde Kuzey Irak’ta yapılan parlamento seçimleri KDP-KYB ve diğer Kürt muhalefetleri (GoranHarekati ve dini akımlar) arasındaki ilişkilerin dengesinin değişmesine yol açabilir.

 

 

 

 

Dipnotlar:

 

(1)إنفصالالاتحادالوطنيعنالكتلةالكردستانيةبمجلسنينوى لـ"إقصائه"

http://www.aliraqnet.net/home/index.php/2012-12-09-14-26-48/2012-12-08-21-38-51/2858-2013-08-19-08-03-28,Erişim,21.08.2013.

(2)سەرۆكیهەرێمیكوردستانپێشنیاردەكات 20%ـی بوودجەییەكمانگیدامودەزگایحكوومەتیهەرێمبۆئاوارەكانیڕۆژئاواتەرخان بكرێتhttp://www.krg.org/a/d.aspx?s=010000&l=13&a=48649,Erişim,23.08.2013.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top