ABD'nin Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Türkiye’ye Olası Etkileri

Aslıhan P. TURAN
25 Mayıs 2010
A- A A+

Washington Enstitüsü tarafından düzenlenen 2010 Soref Sempozyumu’nda Amerikan Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi (UGS) hakkında Barack Obama’nın güvenlik danışmanı James Jones tarafından bilgi verilmiştir. Sempozyumda ABD’nin güvenlik öncelikleri, temel amaçları ve izlemeyi planladıkları somut dış politika konularında açıklamalarda bulunulmuştur. 22 Mayıs’ta da ABD Başkanı Obama, West Point Akademi’de yaptığı konuşmasında yeni stratejinin temel unsurlarını açıklamıştır. Jones’un ve Obama’nın verdiği bilgiler, son dönemde İran-Türkiye-Brezilya arasında imzalanan nükleer takas antlaşması ve ABD dış politikası ışığında Güvenlik Stratejisi ve Türkiye ile ilişkilere olası etkileri neler olabilir soruları cevap beklemektedir.


Obama’nın Güvenlik Stratejisi
11 Eylül saldırılarından sonra ABD güvenlik stratejileri terörist tehdit algılamasıyla tanımlanmaktadır. Bush yönetimi 2002’de ve 2006’da kabul ettiği UGS’de önleyici saldırı olarak adlandırılan bir savunma yöntemi geliştirmiştir. Bu yönteme göre terörist şiddet ve kaos ortaya çıkmadan önce ABD askeri gücünü kullanarak müdahalede bulunabilecekti. Bu kapsamda Afganistan’a ve Irak’a müdahalede bulunulmuş ve İran nükleer faaliyetlerine son vermediği takdirde bu ülkeye de askeri harekât yapılacağı tehdidi yapılmıştır. Bush Doktrini’ne göre insan onurunun tüm dünyada korunması ABD’nin temel amacıdır. Bağımsızlık Bildirisi temel alınarak insanların özgürlük ve adalet haklarının koruyucusu olduğunu ilan etmiştir. Stratejinin en önemli başlığı ise terörle mücadeledir. Bölgesel çatışmaların ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, küresel ekonomik büyümenin serbest piyasa ve serbest ticaret yoluyla sağlanması, demokratik kurumların artması, işbirliklerinin güçlendirilmesi Bush UGS’nin diğer başlıklarıdır. (1)


Bush doktrini, dış politikada tek taraflılığı savunan ve Amerikan çıkarlarını sadece askeri güçle korumayı öngörmekteydi. Bu hedefi de terörle savaş adı altında meşrulaştırma ve Amerikan hegemonyasını kurma gayretine girmişti. (2) Afganistan’da hala istikrar sağlanamamış olması, mevcut NATO askerleriyle Taliban’la mücadele edilememesi güvenlik stratejisinde değişime gidilmesi gerektiğini göstermiştir. Irak’ta da sosyo-ekonomik sorunlar, güvenlik boşluğunun doldurulamaması, sivil ölümler ve kadınların durumunun kötüleşmesi, Amerikan askeri ve mali gücünün sınırlarını göstermesi ve yeni bir strateji üretilmesi gerekliliğini kanıtlamaktadır. (3)


Obama yönetimi ise Bush doktrinin aksine Afganistan’daki askeri varlığın uluslar arası konsensüs izin verdiği ölçüde devam edebileceğini, Irak’taki askerlerin geri çekileceği ve İran ile diplomatik yollardan dost ilişkiler kurulmaya çalışılacağının açıklamıştır. Askeri müdahale yerine diplomasi ve uzlaşı yöntemiyle sorunları çözme amacında olan Obama, ekonomik ve ticari baskılarla barışçıl çözüm arayışındadır. Obama’nın 4 Temmuz 2009’da Kahire Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada İslam ve terörizmi birbirinden ayırma yönünde verdiği sözü yeni stratejiyle resmileştirmesi beklenmektedir. Konuşmasında ayrıca “İslam inancı hakkındaki önyargılarla mücadeleyi etmeyi ABD başkanı olarak üstlendiğim sorumluluğun bir parçası olarak görüyorum” demiştir. (4)


Obama’nın açıklaması öngörülen UGS’nin dört ana ekseni olacağı danışmanı Jones tarafından aktarılmıştır:


Güvenlik: Hükümetin ABD ve vatandaşlarının güvenliği ile müttefiklerinin ve ortaklarının güvenliğinin sağlanması Obama yönetiminin önceliğidir.


Obama yönetiminin güvenlik önceliklerini gerçekleştirebilmesi amacıyla geliştirilecek politik ve askeri manevraların başında Irak ve Afganistan Savaşları ile İran’ın nükleer faaliyetlerinin sona erdirilmesi gelmektedir. Bush döneminden farklı olarak yeni UGS’de İslami cihad gibi terimlerin kaldırılacağı ve Müslüman unsurları terörle eş tutmayan bir üslupla yeniden oluşturulacağı açıklanmıştır.


Ağustos 2010’da Amerikan askerlerinin Irak’tan çekilmesi planlanmaktadır ve ABD-Irak Güvenlik Antlaşması’na göre 2011 sonunda çekilme tamamlanacaktır. Afganistan’da ise El Kaide’ye karşı verilen mücadelede ittifaklarla radikal eylemlerin engellemeye çalışıldığı, yozlaşmayla mücadele edildiği, kalkınmaya yardım edildiği ve böylece halkın günlük yaşantısının iyileştirildiği vurgulanmıştır. (5)


Terör örgütlerinin nükleer silahlara sahip olmalarının engellenmesi güvenlik başlığının çok önemli bir öğesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda Nisan 2010’da Barack Obama Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne ev sahipliği yapmıştır. Zirve sonucunda plütonyum ve zenginleştirilmiş uranyumun teröristlerin eline geçmesinin engellenmesi konusunda ortak amaç belirlenmiştir. Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı’nın küresel nükleer güvenlik açısından temel aktör olduğu vurgulanmış ve korunmasız nükleer materyallerin dört yıl içerisinde güvenliklerinin sağlanması kararına varılmıştır. Ayrıca Rusya ile 8 Nisan 2010’da START Antlaşması imzalanmış ve taraflar yedi yıl içinde ellerinde bulunan nükleer silah kapasitelerinde %30’luk indirime gitme yükümlülüğünü almışlardır. Nükleer silahların yayılmasını engellemenin üç sütunu mevcuttur:


- Nükleer silaha sahip olan uluslar silahlarını azaltacaklar.
- Nükleer silaha sahip olmayan uluslar böyle bir girişimde bulunmayacaklar.
- Uluslar barışçıl amaçlı nükleer enerjiye sahip olma hakkına sahiptir.


Refah: Yeni fırsatlar ve refah sağlayacak olan açık uluslar arası ekonomi sistemi içerisinde güçlü, yenilikçi ve büyüyen bir Amerikan ekonomisine sahip olunması bir diğer önemli unsurdur.
Küresel ekonominin yeniden canlanması için Obama yönetimi müttefikleriyle birlikte çalışmalar yürüterek dengeli ve sürdürülebilir büyümenin gerçekleştirilmesini hedeflemektedir ve Amerikan ihracatını ikiye katlamayı amaçlamaktadır.


Değerler: ABD içerisinde ve dışında uluslar arası değerlerin desteklenmesi de Güvenlik Stratejisi’nde yer bulacaktır.


Özellikle halkların nasıl yönetildiklerine dair söz söyleme hakkına sahip olmalarına önem verilmektedir. Kahire’de Obama’nın söylediği gibi halkın isteklerini yerine getiren hükümetlerin destekleneceği vurgulanmıştır.


Uluslar Arası Düzen: Küresel tehditlerle mücadele etmek için ABD liderliğinde güçlü işbirlikleriyle barış ve güvenliğe dayalı bir uluslar arası düzen inşa edilmesi, ABD stratejisinin dayanacağı önceliklerdir.


Obama 22 Mayıs 2010’da West Point Akademisi’nde yaptığı konuşmada güvenlik stratejisiyle ilgili genel başlıkları vermiştir. Radikalleşen şiddetle mücadele, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve nükleer maddelerin güvenliğinin sağlanması, iklim değişikliği ve sürdürülebilir küresel büyüme, ülkelerin kendi kendilerine yetmeleri için destek verilmesi, çatışmaların önlenmesi ve yaraların sarılmasına yardım edilmesi Obama tarafından öncelikli politikalar olarak sıralanmıştır. Bush döneminden farklı olarak yeni ittifaklara yönelme amacında olan Obama yönetimi, eski ittifaklarını da güçlendirmek istemektedir. Bu sayede ABD’nin yurt dışındaki kötü imajından kurtulması hedeflenmektedir. Afganistan’daki savaşın oldukça zor olduğunu ancak Amerikan askerlerinin zaferiyle sonuçlanacağını uman Obama, Irak’tan çekildikten sonra terörizmden uzak, demokratik ve egemen bir devlet yapısıyla istikrarlı ve kendine güvenen bir devlet bırakmak istediklerini vurgulamıştır. (6)


UGS’de Küresel Tehdit Algısı ve Nükleer İran
Son yıllarda İran uranyum zenginleştirme çalışmaları yüzünden uluslar arası alanda eleştirilere ve yaptırımlara maruz kalmaktadır. BM Güvenlik Konseyi kararlarına karşı çıkarak müzakerelerde çalışmaların sivil amaçlı yürütüldüğünü savunan İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini giderek arttırmaktadır. Amerikalı ve İranlı diplomatların, Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı şemsiyesi altında yürüttükleri müzakerelerde ABD, Fransa, Rusya ve UAEA İran’ın az zenginleştirilmiş uranyumunu kullanarak nükleer yakıt elde etmeyi teklif etmişlerdir. Ancak İranlı yetkililer bu teklife sıcak bakmamışlar ve nükleer programlarının tartışma konusu edilmesini reddetmişlerdir. Ayrıca İran’ın NPT (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması) yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve uranyumunu %20 oranında zenginleştirmiş olması İran’ın barışçıl amaçlı nükleer faaliyetlerde bulunduğu iddiasına karşılık kuşku yaratmaktadır.


ABD’li yetkililere göre İran’ın nükleer silaha sahip olması ve teröre destek vermesi, bölgedeki istikrara da etki edecektir. Orta Doğu’da nükleer silahlanma yarışının ortaya çıkması halinde bölge devletleri arasında ihtilaflara sebep olacağı gibi küresel tehdide de dönüşecektir.  James Jones, Filistin- İsrail Savaşı’nın İran tarafından kullanıldığını ve iki devletli bir çözümle, Filistin’in Hamas, Hizbullah ve İran’dan uzaklaşacağı ve savaşın bitişiyle bölge devletlerinin istikrarlı bir düzene kavuşacağını savunmaktadır.(7)


Takas Antlaşması ve Türkiye
17 Mayıs 2010’da Türkiye-İran-Brezilya arasında imzalanan Nükleer Takas Antlaşması bazı araştırmacılar tarafından İran’ın nükleer faaliyetlerini barışçıl yollardan engelleme girişimi olduğu için başarılı olarak değerlendirilmektedir. Kimi araştırmacılar tarafından ise bu antlaşmanın İran’ın şu an sahip olduğu nükleer güce hiçbir şekilde etki etmeyeceği ve nükleer silah elde etmesinin önünde bir engel olmadığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. İran’ın yeni yaptırımlarla karşı karşıya kalacak olması bazı araştırmacılar tarafından ABD’nin dışında bir antlaşmaya varılmış olmasına bağlanmaktadır. 2009 Ekim’inde aynı antlaşma Rusya ve Fransa ile imzalanmış olsaydı ABD’nin yeni yaptırımların söz konusu olmayacağını söylediği hatırlatılmaktadır. 17 Mayıs’ta imzalanan antlaşma UAEA’nın öngördüğü şartları yerine getirmektedir. Ancak takas antlaşmasının imzalanmasından sonra ABD yaptırım paketini BM Güvenlik Konseyi’ne sunmuştur. (8)


ABD’nin Rusya’nın ve Çin’in desteğini alarak BM Güvenlik Konseyi’ne İran’a uygulanması için yaptırımlar paketini sunması, ekonomik baskı altına alınan İran’ın nükleer faaliyetlerini denetim altına alma amacını taşımaktadır. Ancak 2006 yılından beri uygulanan yaptırımlara karşılık İran’ın geri adım atmamış olması, yeni yaptırımların ne kadar etkili olacağı sorularını da beraberinde getirmektedir. Amerika’nın uranyumun zenginleştirilmesi hakkındaki asıl endişesi bölge devletleri arasında nükleer silahların yayılmasıdır. Türkiye’nin, Mısır’ın veya Suudi Arabistan’ın nükleer yarışa girmeleri Amerika’nın Orta Doğu bölgesine yönelik dış politikaları öncelikleriyle uyuşmayacaktır.


İran nükleer reaktör ağını ve uranyum zenginleştirmesini enerji ve sivil amaçlı kullanılacak tıbbi malzeme üretimi amaçlı sürdürdüğünü savunmaktadır. BM Güvenlik Konseyi’nin tüm çabalarına rağmen de üretimini durdurmamakta ısrar etmektedir. Şubat ayından beri zenginleştirme faaliyetini üst seviyelere çıkarmıştır ve Amerikalı yetkililere göre İran nükleer silah üretebilecek düzeye ulaşmıştır. ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı General James Cartwright Kongre’de yaptığı konuşmada İran’ın ulaştığı imkânlarla bugün nükleer silah üretmeye karar verirse bu amacına 12 ay içerisinde ulaşabileceğini belirtmiştir. (9)


Aralık 2006’da BM Güvenlik Konseyi kararıyla İran’a nükleer faaliyetlerinden dolayı ilk yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştır. Bu kararla tüm üyelere İran’ın nükleer faaliyetlerine yardımcı olacak maddelerin, ekipmanların kara, hava veya deniz yoluyla taşınmasına, satılmasına engel olmaları yükümlülüğü getirilmiştir. 2007 ve 2008 Mart aylarında alınan kararlarda da benzer yaptırımların devam etmesine karar verişmiştir. (10)


BM Güvenlik Konseyi’nde oylamaya sunulacak olan yaptırım paketi askeri, finansal ve nakliye üzerinde sertleştirilmiş önlemler öngörmektedir. Devrim Muhafızlarına bağlı nükleer üretim şirketlerinin kaynaklarının dondurulmasından, BM üyesi devletlerin İran’a yakıt temin etmesine veya limanlarını İran’a taşınacak mallara kapatmalarına kadar varacak olan önlemler öngörülmektedir. Ayrıca yeni yaptırımlar bireyleri ve kurumları da hedef alacaktır.


Yeni yaptırım paketiyle BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin ve Almanya’nın amacı İran’ın nükleer faaliyetlerinin maliyetini arttırmak ve böylece İran’ı barışçıl yollardan ikna etmektir. Konvansiyonel silahlar bakımından da, savunma sistemleri dışında önlemler de öngörülmektedir. Kuzey Kore’ye yapıldığı gibi kargo sistemlerinin denetlenmesi, İran’ın yurt dışında açacağı bankalara yetki verilmemesi, KİS kapasitelerini arttırmaya yönelik yurt dışı yatırımlarına sınırlamalar getirilmesi İran’a uygulanması planlanan diğer yaptırımlardır. (11)


UGS’nin ABD – Türkiye İlişkilerine Olası Yansımaları
Yeni stratejide, İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı ABD hem bölgedeki müttefiki olarak hem de BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olarak Türkiye’ye güvenmek isteyecektir ve destek bekleyecektir. Milletvekili James Steinberg, Türkiye’ye ile ortak taktik belirleyerek İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellemek istediklerini belirtmiştir. (12) Beyaz Saray sözcüsü Robert Gibbs ise Türkiye’nin ve Brezilya’nın girişimlerinin takdire değer olduğunu ancak İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı duyulan kuşkuları yatıştırmaktan uzak olduğunu belirtmiştir. Türkiye BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a uygulanacak yaptırım paketine hayır oyu vermekte kararlı davranırsa ABD ile ilişkilerinde gerilme olabilecektir. Türkiye de İran’ın nükleer silaha sahip olmasına karşı çıkmaktadır. Ancak ABD ve İsrail’in yanında Türkiye’nin algıladığı tehdit daha farklı boyutlardadır. Ankara pek çok kereler nükleer silahlardan arındırılmış, çatışmaların sona erdiği istikrarlı bir Orta Doğu arzu ettiğini dile getirmiştir. Takas antlaşması da bu amaca hizmet etmektedir.


Yeni stratejiyle Obama yönetimi için terörizmle mücadelenin ana eksenini oluşturan Afganistan ve Pakistan, Türkiye’nin askeri, ekonomik ve sosyal katkılarının önemini arttıracaktır. NATO kuvveti ISAF’ın iki kez komutanlığını üstlenen, polis kuvvetlerinin eğitiminin sorumluluğunu alan, okullar açan ve Afganistan’da yatırımlar yapan Türkiye, askeri kuvvetleriyle birlikte yumuşak gücüyle de bölgedeki varlığını sürdürmektedir. Amerika’nın Pakistan ve Afganistan’ı bir araya getirme politikasında Türkiye önemli bir rol oynayabilecektir. Nitekim 2008’de Karzai ve Zardari’nin Ankara’da güvenlik, ekonomi ve enerji konularında işbirliğini geliştirmek için görüşmelerde bulunmaları, Türkiye’nin Orta Doğu ülkeleri arasında arabulucu rolünü bir kez daha göstermiştir. (13)


Irak konusunda Obama, askerlerin çekilmesinden sonra egemen ve demokratik bir devlet görmek istediklerini açıklamıştır. Bu süreçte Irak ve Türkiye arasındaki ilişkilerin iyileşmesi ABD’nin politik çıkarlarına hizmet edecektir. Diplomatik yollarla sorunların çözülmesini hedefleyen Obama yönetimi, Irak, İran, İsrail-Filistin Savaşı’nın birbiriyle bağlantılı olduğunu ve birinde kavuşulan çözümün diğer sorunları da bitireceğine inanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin bölgede, tarihi ve kültürel ilişkilerinden faydalanarak üstlenebileceği arabulucuk rolü ABD açısından son derece önem kazanmaktadır.


Yeni strateji on yıldan beri sürdürülen stratejiden araç olarak farklılaşsa da amaçlar temelde değişkenlik göstermemektedir. Yeni belgede ön plana çıkarılacak olan diplomatik yöntemlerle ve çok taraflılıkla çözüm arayışı Türkiye açısından da daha yapıcı sonuçlara ulaşmak için önemli bir gelişme olacaktır. AB’nin hukuk ve insan hakları önceliğiyle ABD’nin askeri harekât önceliği arasında kalan Türkiye için yeni oluşum daha tutarlı bir dış politika izleme imkânı tanıyacaktır.

 

 

Kaynaklar:
(1) Enver Bozkurt & Selim Kanat, Bush Dönemi Ulusal Güvenlik Stratejisinin Obama Döneminde Sürdürülebilirliği, http://idc.sdu.edu.tr/tammetinler/teror/teror14.pdf , s 2-9
(2) Ömer Kurtbağ, Amerikan Yeni Sağı ve Dış Politikası, USAK yayınları, Ankara, 2010, s 337
(3) Ömer Kurtbağ, op cit, s 352-355
(4) Barack Obama’nın Kahire Üniversitesi’nde yaptığı konuşmanın resmi metni: http://www.whitehouse.gov/the_press_office/remarks-by-the-president-at-cairo-university-6-04-09/
(5) Remarks by National Security Advisor James L. Jones at the Washington Institute for Near East Policy, 21 Nisan 2010, http://www.whitehouse.gov/the-press-office/remarks-national-security-advisor-james-l-jones-washington-institute-near-east-poli
(6) Washington Post, At West Point Obama Offers New Security Startegy, 23 Mayıs 2010
(7) Remarks by National Security Advisor James L. Jones
(8) Alain Gresh, Iran, vers une communauté internationale “post-occidentale”, Le Monde Diplomatique, 21 Mayıs 2010
(9) Associated Press, 19 Mayıs 2010, UN Sanctions Unlikely To Stop Iran
(10) İbid
(11) Sharon Squassoni, Iran: Carrots and Sticks, 18 Mayıs 2010, CSIS
(12) Yurter Özcan, New US National Security Strategy and Implications for  Turkey,10Mayıs 2010,  
http://www.washingtoninstitute.org/templateC06.php?CID=1456
(13) Ömer Taşpınar, Obama’s Turkey Policy: Bringing Credibility to “Strategic Partnership”, Insight Turkey, vol 11, no1, 2009, pp 13-21, s 18-19

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top