Mısır’da Askeri Darbe ve Orta Doğu’ya Etkileri

Ali SEMİN
19 Temmuz 2013
A- A A+

Arap dünyasının merkezi konumunda olan Mısır’da yaşanan olayların tüm Arap ülkelerinde etkisinin hissedilmeye başlandığı bir döneme girmiş bulunmaktayız. Mısır, sadece bir bölge ülkesi olarak görülmemelidir. Mısır; siyasi, askeri, kültürel ve sosyal yapısı bakımından diğer Arap ülkelerinden farklı özellikler göstermektedir.Özellikle Arap-İsrail sorunu gibi pek çok meselede önemli role sahiptir. 11 Şubat 2011 tarihinde Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in istifa etmesiyle baş gösteren siyasi istikrarsızlık, ekonomik bunalım ve toplumsal ayrışmalar, Mısır’ı adeta çıkmaz bir sokağa doğru itmeye başlamıştır. 2010 yılının Aralık ayında Tunus’ta başlayan Arap uyanışının ikinci durağı olan Mısır’da yaşanan olaylar Mübarek yönetimini devirse de, Kahire’nin Tahrir Meydanı’ndaki eylemler hızını kaybetmemiştir. Çünkü Mübarek sonrası Mısır’da iş başına gelen yönetimin geçiş sürecinde halkın beklentilerine karşı tatmin edici bir strateji ortaya koyamadığını ifade etmek mümkündür. Bu çalışmada, Mübarek’in ardından halkın tepkisinin neden arttığı, Müslüman Kardeşler ve devrilen Cumhurbaşkanı Mursi’nin izlediği politikalar analiz edilmeye çalışılacaktır. Ayrıca Mısır’daki askeri darbenin bölgeye olan etkileri de tartışılacaktır.

 

İhvan Dönemi Mısır’daki Siyasi Dengeler ve Halkın Tepkisi

 

Mübarek’in devrilmesinin ardından geçici olarak Yüksek Askeri Konsey Başkanı sıfatı ile Muhammed Hüseyin Tantavi Mısır Cumhurbaşkanı görevini devralmıştır. Tantavi, Mısır siyaseti içinde etkin bir isimdir. 18 Kasım 2011 tarihinde Tahrir Meydanı’nda gösterilere güvenlik güçlerinin kullandığı şiddet sonucunda 40'a yakın sivilin hayatını kaybetmesinin ardından İsam Şerif hükümeti istifa etmiştir. Tantavi bu olayın ardından, İsam Şerif hükümetinin istifasını kabul ederek, yerine Kemal Ganzuri’yi başbakan olarak atadığını açıklamıştır. 28 Kasım 2011 tarihinde yapılan Halk Meclisi seçimlerinde Müslüman Kardeşler’in siyasi kanadı olan Hürriyet ve Adalet Partisi oyların %47'sini almış, böylece 508 sandalyeli Mısır Halk Meclisi’nde Müslüman Kardeşler 235 milletvekili kazanmıştır.(1)

 

Diğer yandan Müslüman Kardeşler’in siyasi kanadı olan Hürriyet ve Adalet Partisi'nin adayı Muhammed Mursi, 16-17 Haziran 2012’de yapılan Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerinde toplam oyların %51,73’ünü alarak seçimleri kazanmıştır. Böylece 30 Haziran 2012 tarihinde Tantavi’den görevi devralan Mursi, Mısır'ın beşinci cumhurbaşkanı olmuştur. Seçim sonrası Mısır’da başlayan halk gösterileriyle birlikte Mübarek yönetiminin sona ermesinin ardından 19 Mart 2011 tarihinde anayasa referandumu yapılmıştır. Halkın %77’si parlamento seçimlerinin yapılması ve yeni bir anayasanın yazılması için evet oyu kullanmıştır. Bununla beraber Halk Meclisi, cumhurbaşkanlığı seçimi ve ardından da anayasa referandumu için çalışmalara başlamıştır. 22 Kasım 2012 tarihinde Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi,  234 maddeden oluşan yeni anayasa taslağını tüm tepkilere rağmen 15 Aralık 2012 tarihinde halk oylamasına sunarak ülkedeki siyasi tansiyonu yükseltmiştir. Anayasa referandumuna katılım oranı %32 olmuş ve referandumdan %63,8 evet oyu çıkmıştır.(2) Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Mursi, hükümeti kurmak için Hişam Kandil'i görevlendirmiş ve 2 Ağustos 2012 tarihinde yemin ederek göreve başlamıştır. 11 Ağustos 2012 tarihinde Mursi aldığı bir kararla başta Tantavi olmak üzere yetmişe yakın generali emekliye sevk ettiğini açıklamıştır.

 

Mısır’da 25 Ocak 2011 tarihinde halkın Tahrir Meydanı’nda Mübarek yönetimine karşı ayaklanmasının temel amacı aslında sandıklara gidip oy kullanmak değildi. Asıl amaç, başta Mısır olmak üzere Arap uyanışı yaşayan bütün ülkelerde siyasi, ekonomik ve sistemsel bir değişimin meydana gelmesidir. Mısır’da Mübarek sonrası devlet yapısındaki sistem değişmiş olsaydı, Tahrir Meydanı’nın kontrol edilmesi mümkün olabilirdi. Fakat bu durum gerçekleşmemiş ve Mübarek’in istifası da halkın taleplerini karşılamaya yetmemiştir. Bunun yanı sıra Mısır halkı, ülkede yapılan seçimlerden ve referandumdan sonra ideolojik olarak bölünme noktasına gelmiştir. Özellikle geçiş ve normalleşme sürecinde siviller ve askerler arasındaki gizli çekişme neticesinde ülkede siyasi ve ekonomik sorunlar artmaya başlamıştır.

 

Mısır’da halk ideolojik olarak, ulusalcılar (Arap milliyetçisi), liberaller, ılımlı siyasi İslamcılar, Selefiler ve laikler olarak bölünme noktasına gelmiştir. Bu ayrışma olgusunun sadece Mısır için geçerli bir durum olmadığını ve orta vadede tüm Arap dünyasını olumsuz etkileyeceğini belirtmekte fayda vardır. Söz edilen ideolojik ayrışmadan en çok Tunus, Fas, Filistin ve Ürdün’ün etkilenme riski yüksektir. Ayrıca Mısır’da yapılan meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra sağlıklı bir siyasi denklem oluşturulamamıştır.

 

Ordu ve Müslüman Kardeşler’in Olaylardaki Rolü

 

Mübarek’in devrilmesiyle beraber Mısır’da Müslüman Kardeşler’in (veya Mursi’nin) yönetime gelmesi sonucunda, ülkedeki temel sorunlar yeterince dikkate alınmamıştır. Müslüman Kardeşler, sivil-asker ilişkilerinin normalleşme sürecinde,  orduyu tamamen devre dışı bırakmak istemiştir. Altmış yıllık iktidarın bir yıl içerisinde yıkılacağı fikri yanlış hesapların yapılmasına yol açmıştır. Müslüman Kardeşler’in, ülkede mutlak hâkimiyet kurma çabası beklenmedik sonuçlar doğurmuştur. Aslında Mübarek yönetimini sadece Tahrir Meydanı’ndaki göstericiler, 6 Nisan Hareketi ve diğer devrim aktivistleri devirmemiştir. Bunun yanı sıra Mısır ordusunun Mübarek’i istifaya zorlaması bu durumu doğrudan etkilemiştir. Eğer 25 Ocak 2011 tarihinde Mısır’da başlayan halk gösterilerine karşı Mısır ordusu Mübarek’i perde arkasında istifaya zorlamasaydı, Mısır güvenlik güçleri şiddete başvurarak, ülkeyi Suriyeleştirebilirdi. Bu sebeple Mübarek’in devrilmesinde devlet yapısındaki gücünü korumaya çalışan ordu, Mursi’ye karşı da aynı pozisyonu almıştır. Bu bağlamda Mısır’da Müslüman Kardeşler’in seçimlerden sonra farklı kesimlerden kişilere de hükümette yer vermesine rağmen birçok farklı kesim hükümette temsil edilmemiştir. Bu sebeple Müslüman Kardeşler, kendisine yönelik siyasi muhalefeti yeni süreçten uzaklaştırmış, bu muhalif unsurlar Mursi’ye karşı alternatif arayışına girmiştir. Bu da Mısır’da demokrasiye geçiş sürecinde sivil-asker ilişkilerinin normalleşememesini beraberinde getirmiştir.

 

Öte yandan 30 Haziran 2013 tarihi hem Mursi’nin cumhurbaşkanlığı görevinin yıl dönümü hem de Mübarek devriminden bu yana yaşanan olayların doruk noktasıdır. Mursi’ye karşı 30 Haziran’da Kahire’nin Tahrir Meydanı başta olmak üzere ülkenin çoğu kentlerinde gösterilerin düzenlenmesi, Mısır’ın yeni bir döneme girdiğinin ipuçlarını oluşturmuştur. Ayrıca gösterilerin başını çeken Temerrud (isyancı) Hareketi, Mursi’nin istifa etmesi için başlattığı imza kampanyasında 22 milyon imza topladığını açıklamıştır. 30 Haziran’da başlayan gösteriler sonucunda Mısır’ın iki kutba ayrıldığını ve iç çatışmaya doğru gideceğini tahmin etmek zor olmamıştır. Çünkü bir tarafta Müslüman Kardeşler ve Mursi yandaşları Kahire’nin Rabi el-Adeviyye meydanında toplanırken, diğer tarafta da Mursi karşıtları Tahrir Meydanı’nda protesto gösterileri yapmaktadır. 2 Temmuz’da Mursi karşıtı göstericilerle yandaşları arasında çıkan çatışmalarda 16 kişi ölmüş ve 900’e yakın kişi yaralanmıştır. Mısır’da Mursi karşıtı oluşturulan “30 Haziran Cephesi” yaptığı açıklamada, Mursi’nin 48 saat içerisinde görevi bırakmasını istemiş, Mursi ise yaptığı açıklamada, görevi bırakmayacağını, erken seçim olmayacağını ve Mısır’ın ikinci bir devrim yaşamayacağını ifade etmiştir. 3 Temmuz 2013 tarihinde ordu Mursi’yi devirdiğini açıklayarak darbe yapmıştır.

 

Sözü edilen bütün gelişmeler ışığında Mursi’nin görev süresi boyunca izlediği politikalar şu şekilde izah edilebilir;

 

- Mursi, 30 Haziran 2012 tarihinde Cumhurbaşkanlığı görevine başlamasının hemen ardından ülkede sivil-asker ilişkilerindeki dengeyi kurmakta zorlandı. Bu nedenle devlet organları üzerinde Müslüman Kardeşler’in hâkimiyet kurma çabası gibi bir izlenim verildi.

- Mursi’nin (Müslüman Kardeşler) Mısır’daki seçimleri kazandıktan sonra ülkedeki yeni siyasal, ekonomik, toplumsal ve askeri süreci net bir şekilde algılayamadığı söylenebilir. Çünkü hem Mursi’nin hem de Müslüman Kardeşler Hareketi’nin, ülkenin siyasi istikrarı ve ekonomik kalkınmasıyla ilgili bir yol haritasının olmamasından ötürü Tahrir Meydanı’ndaki göstericileri tatmin edemediğini ifade etmek mümkündür. Başka bir deyişle, Mursi cumhurbaşkanı seçildikten sonra iç politikayı ihmal ederek, bölgesel liderliğe soyunmayı seçmiştir. Özellikle de Tahran ve Ankara ile ilişki kurması ve Suriye olaylarına el atması Mursi’yi ülke meselelerine zaman ayırmamasına yol açmıştır.

- Mursi, Orta Doğu bölgesindeki konjonktürün değiştiğinin farkına varamadığını göstermiştir. Özellikle cumhurbaşkanlığı koltuğunu Yüksek Askeri Konsey’den devralmasıyla birlikte Mısır askeri bürokrasisinin dış bağlantılarını dikkatli okuyamadığı değerlendirilmektedir. Bu durum aynı zamanda Mursi’nin, Mısır ordusunun ABD ve İsrail ile olan askeri ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde incelemediğini de göstermektedir.

- Bir diğer önemli nokta ise Mursi’nin Cumhurbaşkanlığı görevine gelir gelmez devlet organları üzerinde otoriter bir güç oluşturma girişiminde bulunmasıdır. Bu durum Mısır kamuoyunda endişeye sebep olmuştur. Dolayısıyla Mısır’ın başına kim geçerse geçsin halkın korku ve kaygısını gideremediği müddetçe Tahrir Meydanı’nı boşaltamayacağı söylenebilir. Bu nedenle Mısır’da yönetime talip olanların ilk önce halkın güvenini kazanarak, kaygılarını gidermesi gerekmektedir.

Mursi, bir yıllık cumhurbaşkanlığı süresince ülkedeki sosyal, ekonomik ve işsizlik sorunları gibi pek çok problemin üstesinden gelebilmek için verdiği vaatleri yerine getirememiştir. Ayrıca Mursi’nin toplumsal dayanışmayı ve ülkeyi yönetme konusundaki toplumsal uzlaşmayı sağlayamaması, Mısır’daki şiddet olaylarını tırmandırmıştır. Bilhassa 22 Kasım 2012 tarihinde Mursi’nin yürürlüğe koyduğu 234 maddeden oluşan yeni anayasanın 15 Aralık 2012 tarihinde halk oylamasına sunarak onaylanması Mısır’da bir kırılma noktası olmuştur. Mursi anayasayı, toplumsal refleksi dikkate almadan sadece ve sadece Müslüman Kardeşler’in yıllarca tasarladığı bir proje olarak referanduma sunmuştur. Bütün bu gelişmelere bakıldığında Mursi’nin görev süresince gerçekleştirdiği icraatların neticesinde başlangıçta orduya karşı olan Mısır’daki muhalif göstericiler askeri, darbeye çağırmıştır.

Diğer taraftan, Mısır’da darbeye giden süreçte ordunun etkili olduğu bürokrasinin Mursi iktidarına karşı gösterdiği sistemik direnç de dikkate alınmalıdır. Anayasa mahkemesi 3 Haziran 2013 tarihinde parlamentonun üst kanadı olan Şura Meclisi’ni ve yeni anayasayı hazırlayan Anayasa Komisyonu’nun feshetmiş, yasama mekanizması tıkanmıştır. Dolayısıyla Mursi yönetiminin darbeye giden süreçte Mısır’da sistemi dönüştürmek için gerekli yasaları çıkaracak mekanizmadan yoksun bırakıldığı görülmektedir. İktidarının ilk yılında otoriterleşme eğilimi göstermeye başlasa da Mursi yönetimi, salt Müslüman Kardeşler kadrolarından seçilen isimlerle hareket etmemiş, bakanlar kuruluna diğer siyasi çizgilerde faaliyet gösteren siyasileri atamıştır. Nitekim Mursi iktidarına karşı başlayan gösteriler sırasında istifa eden 6 bakanın İhvan mensubu olmayan bakanlar olduğu görülmektedir. Mursi ayrıca Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığına Kıpti asılı Semir Morkos’u atamıştır. Mursi, gösteriler başladığında muhalefetteki aktörlere ulusal birlik hükümeti kurma teklifinde bulunmuş, krizi uzlaşma sağlayarak çözme girişiminde bulunmuştur. Ancak muhalefetteki aktörlerin sistemi tıkamak maksadıyla uzlaşmaya yanaşmaması ve yegâne çözümü Mursi’nin devrilmesinde görmesi Mısır’da darbeye giden sürece hizmet etmiştir.

Mursi’nin Ekonomik Çıkmazı

Mübarek yönetiminin devrilmesinden beri siyasi ve toplumsal tansiyonun yükselmesindeki temel etkenlerden birisi de ülkedeki ekonomik yapının kötüye gitmesidir. Mısır ekonomisinin temel taşlarından birini turizm sektörü oluşturmaktadır. Fakat 25 Ocak 2011 tarihinden bu yana ülkede meydana gelen siyasi istikrarsızlık ve şiddet olaylarının artması sebebiyle turizm faaliyetlerinin aksaması, ülke ekonomisine büyük zarar vermiştir. Mısır’da ekonomi zaten Mübarek’in son dönemlerinden beri kötü gitmekteydi. İktidara geldiğinde Mübarek döneminden kalan ekonomik enkaz devralan Mursi, kendi iktidarı döneminde de ekonomideki kötü gidişatı yavaşlatamamıştır.

Mısır’ın ekonomisine bakıldığında, turizm sektörü milli gelirin %12’sini oluşturmaktadır. Bu sektörde 2 milyon 800 bin kişi çalışmaktadır. Mısır aynı zamanda dolar rezervlerinde de büyük sıkıntılarla karşı karşıyadır. Örneğin 2011 yılında Mısır 36 milyar dolar rezervine sahipti. 2013 yılının Haziran ayına gelindiğinde bu rakam 13 milyar dolara kadar düşmüştür. Katar ve Libya’dan gelen dış yardımlarla birlikte Mısır’ın rezervi yalnızca 16 milyar dolara yükselebilmişti. Ayrıca büyüyen cari açık, enflasyonun da yükselmesine yol açmıştır. Ülkedeki enflasyon Aralık 2012’de %5’e kadar düşerken,  2013 yılında Mayıs ayında %8’e kadar yükselmiştir. Bununla birlikte Mısır’da yükselen enflasyon oranından dolayı gıda ve diğer hizmetleri bulmakta zorluk çeken Mısır halkı ister istemez Mursi’ye karşı tepkisini artırmıştır. Mısır nüfusunun yoksulluk oranına dikkat edildiğinde, ülkede 2009 yılında nüfusun %21’i yoksulluk sınırının altındayken, Mursi’nin döneminde bu oran %25’e kadar artmıştı. Yani 83 milyonluk nüfusa sahip Mısır’da her dört kişiden biri yoksulluk sınırının altındadır.(3)

Öte yandan Mursi, ülkedeki ekonomik sıkıntıları gidermek için IMF’den de borç alamadığı için cari açık artmıştır. Dahası Mısır borsası, 2013 yılının Haziran ayına kadar %14,2 değer kaybetmiştir. Mısır’da ekonomik sıkıntılar devam ederken, elektrik ve su kesintileri de ülkedeki sanayi sektörüne ciddi zararlar vermiştir. Ayrıca, Mısır’da darbeye giden süreçte ekonomideki gelişmeler oldukça dikkat çekicidir. Sermayedarların ülkedeki kaos ortamını gerekçe göstererek paralarını yurtdışına çıkarması ve bu para çıkışının oldukça hızlı gerçekleşmesi manidardır. Nitekim hızlı para çıkışıyla Mısır ekonomisinde likidite sıkıntısı baş göstermiş, borsa düşmüş ve ekonomi yönetilemez hale gelmiştir. Mısır’da akaryakıt arzında yaşanan sıkıntıların darbenin hemen ertesinde de son bulması oldukça ilginçtir. Darbeye giden süreçte Mısır’da sıradanlaşan uzun petrol kuyrukları darbenin ardından aniden son bulmuş, akaryakıt arzındaki probleme kısa süreli olsa süratle çözüm bulunmuştur.

Mısır'daki Askeri Darbenin Bölgesel Etkileri

Aralık 2010'dan bu yana yaşanan halk ayaklanmalarıyla beraber Orta Doğu'da bölgesel ve küresel aktörlerin bölge üzerindeki dış politikalarının değişime uğradığını ifade etmek mümkündür. Arap dünyasının merkezi olan Mısır'da Mübarek rejiminin devrilmesi ve bölgedeki halk ayaklanmaların hemen hemen tüm Arap ülkelerine yayılması, bölgesel rekabeti de beraberinde getirmiştir. Özellikle Türkiye ve İran'ın Orta Doğu'ya yönelik izlediği politikaların çakışması iki ülke arasındaki bölgesel rekabeti doğrudan belirginleştirmiştir. Bu rekabet aynı zamanda Körfez ülkeleri (Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri) arasında bir güç mücadelesinin başlamasına sebep olmuştur. Körfez İşbirliği Konseyi toplantılarında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Katar'ın Müslüman Kardeşler'e verdiği desteği sert bir dille eleştirmiştir. Çünkü Müslüman Kardeşler’in bölgede güçlenmesinin, Körfez ülkeleri içerisindeki ilişkili grupları da harekete geçireceği endişesini doğurmuştur. Bu nedenle Müslüman Kardeşler'in (özellikle Cumhurbaşkanı Mursi'nin) Katar ve İran ile ilişkilerini geliştirmesinin hem Körfez ülkelerini hem de ABD'yi, Batı'yı ve İsrail'i rahatsız ettiği söylenebilir. Bu çerçevede 3 Temmuz 2013 tarihinde Mursi'ye karşı düzenlenen askeri darbenin ardından ordu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Adli Mansur’u geçici cumhurbaşkanı olarak atamıştır. Mansur, 6 ay içerisinde Mısır’da seçimlerin yapılmasıyla ilgili 33 maddelik bir yol haritası yayımlamıştır. Mansur’un bu girişimi Müslüman Kardeşler tarafından reddedilmiştir.

Diğer yandan olayların sadece Mısır'daki iç kargaşanın bir sonucu olduğundan ziyade bölgesel ve küresel etkilerini dikkatli okumakta fayda vardır.  Mursi'ye yönelik askeri darbenin bölgesel ve küresel güçler açısından bakıldığında bölgeye muhtemel yansımaları şu şekilde sıralanabilir;

1. Darbe sonrası kurulan yeni yönetime karşı tepkili duruşu Türkiye'nin başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleriyle Mısır'da rekabete girmesine yol açabilir. Bu durumun Türkiye'nin bölgesel çıkarları ve hareket alanı açısından tehlike arz ettiği değerlendirilmektedir.

2. Mısır'daki askeri darbe, Arap camiasında meydana gelen halk ayaklanmalarında etkin bir role sahip olan Katar'ın bölgedeki etkisinin zayıflamasına yol açabilir. Bununla birlikte Mısır'daki yeni yönetimle beraber Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır arasında üçlü bir bölgesel ittifak mekanizması kurulabilir. Başka bir ifadeyle, Mısır'da Mursi yönetiminin devrilmesinin ardından Katar’ın yerini Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri alabilir. Eğer Ankara, Mursi sonrasındaki yeni yönetimi tanımamaya devam ederse, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan'ın Suriye krizi konusundaki ilişkileri zarar görebilir. 

3. Katar'ın desteğiyle Müslüman Kardeşler Hareketi’nin bölgede siyasal bir güç haline gelmesi, ABD, Rusya ve İsrail'i rahatsız etmiştir. Bu durum, Mursi yönetimine karşı düzenlenen darbenin nedenleri arasında değerlendirilebilir.

4. Arap ülkelerindeki değişim sürecinde İran'ın Şii Hilali projesine karşı Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün'den oluşan Sünni Hilali'nin rotasının Mısır'daki darbenin ardından değiştiği ifade edilebilir. Bu gelişme İran'ın bölgedeki yayılmacı politikalarını artırabilir. Başka bir deyişle Türkiye'nin Mısır'daki askeri darbe sonrası kurulan yeni yönetimi tanımaması Sünni üçgenindeki kopukluğun bir göstergesi olarak görülebilir. Çünkü Mursi devrildikten sonra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt'in yeni yönetimini tanıyan ilk ülke olmaları ve 12 milyar dolar yardımda bulunması, Türkiye'yle Körfez ülkelerinin Mısır konusunda karşı karşıya gelmelerine sebep olabilir. Hatta Mursi'nin devrilmesi Ankara-Washington ilişkilerinin seyrindeki istikameti etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye’nin, Mısır’daki gelişmelerle beraber bölgedeki güç dengesini koruyarak yeni bir dış siyaset izlemesi gerekmektedir.

5. Mısır’daki askeri darbe Orta Doğu’da “ılımlı İslam siyasetinin” yerine Arap milliyetçiliğini körükleyebilir. Mısır’ın, siyasi tarihine bakıldığında askeri darbelerin ardından genellikle bölgesel bir pan-Arabizm ideolojisinin yükseldiğini unutmamak gerekir.

Mursi Sonrası Mısır’ın İç Dinamikleri

Mursi’nin görevden alınmasından sonra güvenlik güçlerinin ülkedeki gösterileri kontrol edemediği görülmektedir. Darbe yanlısı gruplarla Müslüman Kardeşler destekçilerinin karşı karşıya kaldığı ve Mısır’ın adeta bir iç çatışmanın eşiğine geldiği ifade edilebilir. Mısır’da demokrasi ve geçiş süreci devam ederken, ordunun seçilmiş bir yönetime karşı darbe yapması ülkenin geleceğine siyasi ve ekonomik zarar vermiştir. Çünkü hataları da olsa seçilmiş bir cumhurbaşkanının ülkedeki sorunları gidermesi için görev süresinin beklenmesinde yarar bulunmaktaydı. Başka bir ifadeyle ekonomisi her geçen gün kötüye giden bir ülkede askeri darbenin yapılması hem demokrasiye geçiş sürecini hem de ekonomik yapılanmayı olumsuz etkileyecektir. Buna ek olarak Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in darbe sonrası Mısır’a yaptığı 12 milyar dolar yardımın ülke ekonomisini en fazla 3-4 ay idare edeceği belirtilmektedir. Şu hususu ifade etmekte fayda vardır ki, Mısır ordusunun arkasında Mübarek döneminden kalan zenginler olsa da, darbeden sonra yükselen tepki ve şiddet olaylarından dolayı ülkenin ekonomik olarak kalkınması önümüzdeki 10 yıllık süreyi kapsayabilir.

Bütün bu gelişmeler ışığında Mısır’ın geleceği değerlendirildiğinde, seçimle göreve gelen ilk Cumhurbaşkanı Mursi’nin ordu tarafından devrilmesi, ciddi siyasal ve güvenlik sorunlarını beraberinde getirebilir. Mursi destekçileri Mısır’daki şehir meydanlarında gösterilere devam etmesi durumunda Mısır ordusunun yönetimi kontrol etmesi oldukça zor gözükmektedir. Çünkü ordu, darbeyi yaparken Mısır sokağının (özellikle Müslüman Kardeşler’in) durumu kabullenip yoluna devam edeceğini farz etmiştir. Ancak deyim yerindeyse Mısır ordusunun yaptığı yanlış hesabın Kahire’den döndüğü görünmektedir. Savunma Bakanı Abdulfettah El-Sisi’nin, ülkedeki siyasi krizin çözümü hususunda tarafsız kalması gerekmekteydi. Mursi’yi deviren ordunun, her ne kadar sivil bir yönetim kurmaya çalışsa da darbeyle birlikte Mısır toplumu ve Arap camiası içerisinde olumsuz bir görüntü oluşturduğu söylenebilir. Bu nedenle ordu Mısır’da ne yaparsa yapsın ülkede çoğulcu bir birlik hükümeti kurma konusunda zorlanacaktır. Ayrıca ülkede önemli bir taraftar kitlesi bulunan Müslüman Kardeşler’in darbe sonrası siyasi sürece katılması önemli bir faktördür. Darbenin bir diğer etkisi de Mursi’nin Mısır’da ve Arap dünyasında sembol haline gelmesidir. Darbe, Mursi’ye daha önceden sahip olmadığı bir prestij de kazandırmıştır.

Sonuç

Arap dünyasındaki değişim sürecinin Mısır’a farklı yönleriyle yansıdığı görünmektedir. Bir yandan Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesinden bu yana ülkedeki siyasi, ekonomik ve güvenlik sorunları artarken, öbür yandan da Mısır yönetimindeki sistemsel bir sorunun devam ettiği ifade edilebilir. Bu sebeple Mübarek’in devrilmesiyle Mısır’daki geçiş süreci oldukça zor geçmektedir. Dolayısıyla Mısır’daki olayların önümüzdeki süreçte bölgesel etkileri görülebilir. Bu durumun özellikle de Tunus’taki Müslüman Kardeşler’in siyasi yapısına olumsuz yansıyacağı beklenebilir. Ayrıca, Mısır’daki darbenin zamanlamasına da dikkat çekmek gerekir, ABD ve Batı’nın Suriye krizi konusunda herhangi bir müdahalede bulunmaması ve Esed yönetiminin uyguladığı şiddete karşı somut bir adım at(a)maması hususunda dikkatleri dağıttığını ifade etmek mümkündür. Dahası Mısır’daki askeri darbenin en çok Esed üzerindeki baskıları azaltacağı öngörülebilir. Aslında ilginçtir ki, kendi halkını bombalayan ve yüz binden fazla insanın hayatını kaybetmesine sebebiyet veren Beşşar Esed rejimi devrilmemektedir. Mısır’ın başına seçimle gelen Cumhurbaşkanı Mursi’nin askeri bir darbeyle devrilmesi Orta Doğu’nun yeniden yapılandırılması sürecinde yeni bir proje olarak değerlendirilmektedir.

Mısır’daki askeri darbenin zamanlama konusunda dikkat çeken bir diğer husus ise, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze ziyareti öncesi yapılmasıdır. ABD ve İsrail’in rahatsız olduğu bu ziyaretine engel oluşturmak için Mısır’daki askeri darbenin ayrıntılı okunmasında fayda vardır. Çünkü darbe sonrasında Türkiye’nin, Mısır’daki yeni yönetime karşı sergilediği tepkili tutum böyle bir ziyaretin gerçekleşme ihtimalini azaltmaktadır. Bugün Mısır’daki askeri darbe sonrası kurulan yeni hükümetle Ankara’nın ilişki kurmaması İsrail’i memnun edecektir. Dolayısıyla Türkiye’nin Mısır’daki gelişmeleri dikkatlice analiz ederek Kahire’deki yeni yönetimi tanıması ve ilişki kurması önem arz etmektedir. 

Bütün bu gelişmeler ışığında askeri darbeyi gerçekleştiren Mısır ordusunun, ülkedeki şiddeti kontrol etmesi ve dengeleyici bir politika izlemesi gerekmektedir. Aksi takdirde Mısır’ın Arap dünyasından farklı olan toplumsal ve sosyo-kültürel yapısı gereği, ülkedeki şiddeti düşürmek oldukça zor görünmektedir. Ordunun artık birincil görevi geçiş süresi boyunca Mısır sokaklarındaki halkın tepkisini azaltmaktır. Özetlemek gerekirse, Müslüman Kardeşler Hareketi’nin Mısır’ın siyasi denkleminin dışında tutulması ülkenin geleceği bakımından büyük hata olacaktır. Bu nedenle Mısır’daki yeni yönetimde Müslüman Kardeşler’in yer almaması, ülkedeki siyasi, ekonomik ve güvenlik sorunlarını artırabilir.  
 

 

Dipnotlar:

 

(1) Ali Semin, “Mısır’daki Olayların Işığında Anayasa Referandumu”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=2295:msrdaki-olaylarn-inda-anayasa-referandumu&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150, Erişim: 7.07.2013.

(2) ???? ?????????? ???????: 63% ????? "???" ??????? , http://www.alarabiya.net/articles/2012/12/25/256943.html, Erişim: 23.06.2013.

(3) Barış Balcı, Mısır'da Asıl Darbe Ekonomik, http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/23656598.asp, Erişim: 5.07.2013.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top