Amerika’nın Yeni Güvenlik Stratejisi

A- A A+

5 yıl aradan sonra Obama yönetimi 6 Şubat 2015’te yeni ulusal güvenlik strateji belgesini yayımlamıştır.(1) Mayıs 2010’da Başkan Barack Obama ilk güvenlik strateji belgesini yayımladığında henüz Arap baharı Orta Doğu’nun önemli ülkelerini tam anlamıyla sarsmamış, Rusya Kırım’ı ilhak etmemiş, ABD’nin Bingazi Büyükelçiliği’ne saldırı düzenlenmemiş, IŞİD bugünkü gücüne kavuşmamış ve ABD askeri Afganistan’dan çekilmemiş idi. Dolayısıyla geçen 5 yıl süresince uluslararası ilişkilerde yaşanan değişimler bu strateji belgesinin güncelliğini yitirmesine neden olmuştur. Yeni strateji belgesi ABD’nin, Amerikan vatandaşlarının, müttefiklerin ve partner ülkelerin güvenliği; güçlü ekonomi; evrensel değerlere saygı ve hukuk temelli bir uluslararası düzen olarak ifade ettiği ulusal çıkarlarını günümüz şartlarında nasıl gerçekleştireceğine ilişkin bir çerçeve çizmektedir.

 

ABD çıkarlarına yönelik başlıca stratejik tehditler olarak ABD’nin altyapısı ve topraklarında yıkıma neden olabilecek saldırılar; yurtdışındaki Amerikan vatandaşlarına ve müttefik ülkelere karşı saldırılar; küresel ekonomik kriz ve geniş çaplı ekonomik yavaşlama; kitle imha silahlarının yayılması ve/veya kullanılması; bulaşıcı hastalıklar; iklim değişikliği; enerji piyasalarında yaşanacak ciddi sorunlar; zayıf veya başarısız devlet yapılarının neden olduğu ciddi güvenlik sorunları (toplu katliamlar, bölgesel çatışmalar ve sınıraşan organize suçlar) sayılmıştır.

 

ABD’nin değerleri, ekonomik ve askeri gücü ile kuvvetli bir lider olduğu; demokratik yönetimi, benimsediği norm ve değerler sebebiyle örnek bir lider olduğu; küresel sorunlarla mücadelede liderliğe ehil partnerlerle birlikte devam edileceği; eldeki tüm güç unsurları kullanılarak liderliğin sürdürüleceği ve uzun vadeli bir perspektifle liderlik edileceği belirtilmektedir. Gücün devletler arasındaki dağılımının dinamik bir yapıya sahip olması; gücün ulus devletlerin kontrolünden çıkması; küresel ekonominin yarattığı karşılıklı bağımlılık ve teknoloji alanındaki hızlı gelişme; Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri arasındaki güç mücadelesi ve küresel enerji piyasasındaki büyük değişimler ABD’yi önceliklerini planlarken uzun vadeli bir strateji geliştirmeye itmektedir.

 

Güvenlik başlıklı bölümde 6 yıl önce Afganistan ve Irak’ta 180.000 Amerikan askeri olduğu, ancak bugün bu sayının 15.000’in altına düştüğü vurgulanmış ve bu değişimin hem ABD’nin kayıplarını azaltacağı hem de ABD askerlerinin ve kaynaklarının diğer tehditlerle mücadelede kullanılacağı ifade edilmiştir. Bu bağlamda başta El Kaide ve IŞİD olmak üzere terörist grupların neden olduğu tehditle kollektif şekilde mücadele edileceğinin altı çizilmiştir. Uluslararası güvenliğin sağlanması çabalarında müttefiklerin büyük ehemmiyet taşıdığı belirtilmiş ve bu açıdan NATO üyesi ülkeler ile Asya-Pasifik’teki müttefik ülkelerin (Japonya, Güney Kore, Avustralya) önemi dile getirilmiştir.

 

Bu başlık altında ulusal savunma gücünün geliştirilmesi, iç güvenliğin güçlendirilmesi; terörle mücadele; çatışmaların önlenmesi; kitle imha silahlarının yayılmasının ve kullanılmasının engellenmesi; iklim değişikliğiyle mücadele; siber güvenlik; uzay güvenliği, hava ve deniz güvenliğinin sağlanması; küresel sağlık güvenliğinin artırılması konularına değinilmiştir.

 

Refah başlıklı bölümde ise ABD ekonomisinin hala dünyanın en büyük, açık ve yenilikçi ekonomisi olduğu vurgulanmış, yeni iş imkanları yaratılmaya devam edileceği ve reel ücretlerde daha yüksek hedeflerin tutturulacağı belirtilmiştir. Rusya-Ukrayna krizi sebebiyle yaşanan enerji güvenliği sorununa dikkat çekilerek bu konuda ABD’nin hedefleri; enerji kaynaklarının çeşitlendirilmek, enerji alanında rekabetçi bir piyasa düzeni kurmak ve Kuzey Kutbu ve Asya bölgelerinde enerji politikaları kapsamında ortaya çıkabilecek çatışmaları çözmek olarak sıralanmıştır. Bunlara ilaveten bilim, teknoloji ve girişimcilik anlamında ABD’nin dünyadaki lider konumunu koruması, Trans-Pasifik Ticaret Ortaklığı ve Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı girişimleriyle küresel ekonomik düzenin şekillendirilmesi ve dünyadaki aşırı fakirliğin sona erdirilmesi diğer hedeflerdendir.

 

Uluslararası düzen başlığı altında Asya-Pasifik bölgesindeki deniz sınır anlaşmazlıkları ve Kuzey Kore’nin yol açtığı tehdide değinilerek bu bölgedeki güvenlik dinamiklerinin çatışma oluşturma riski bulunduğu dile getirilmiştir. Bu çerçevede Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Filipinler ile ittifaklar modernize edilirken ASEAN ve Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi bölgesel örgütlerin etkinliğini artırmasının desteklendiği ifade edilmiştir. Güneydoğu Asya’da ise Vietnam, Endonezya ve Malezya ile ortaklıkların derinleştirilmesinin hedeflendiği belirtilmiştir.

 

Çin’in istikrarlı, barışçıl ve müreffeh yükselişinin memnuniyetle karşılandığı vurgulanmış ve bu ülkeyle yapıcı bir işbirliği geliştirilmek istendiği ifade edilmiştir. Rekabetin olacağı ancak bunun mutlaka çatışmaya dönüşeceği düşüncesinin reddedildiğinin altı çizilmiştir. Çin’in askeri modernizasyonunun ve Asya’daki nüfuzunun dikkatle takip edildiği dile getirilmiştir. Güney Asya’da ise Hindistan ile stratejik ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmeye devam edileceği kaydedilmiştir.

 

ABD’nin Avrupa’ya yönelik taahhütlerine bağlı olduğu, Balkanlar ve Güney Avrupa’daki ülkelerin NATO’ya entegre olma hedeflerinin desteklendiği, Türkiye ile ilişkilerde yaşanan dönüşümün devam edeceği, Kafkas ülkeleriyle bağların kuvvetlendirileceği belirtilmiştir.

 

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırgan tutumunun Avrupa’nın güvenliğine ve saldırmazlığa ilişkin uluslararası norm ve kuralların işlerliğine dair soru işaretlerini beraberinde getirdiğine değinilmiş ve ABD’nin Ukrayna halkına destek için uluslararası bir çabaya liderlik ettiği vurgulanmıştır. Başka bir Rus saldırganlığına karşı Orta ve Doğu Avrupa’da ABD varlığının artırılacağının, enerji güvenliğinin sağlanmasında Avrupa ile birlikte çalışılacağının ve Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile ilişkilerin geliştirileceğinin altı çizilmiştir. Rusya’nın bu tutumundan vazgeçmesi için yaptırımların uygulanmaya devam edileceği, bununla birlikte ortak çıkarlar etrafında geniş kapsamlı işbirliğine kapının açık tutulacağı ifade edilmiştir.

 

Orta Doğu’da terörist ağların yok edileceği, müttefiklere ve partner ülkelere yönelik saldırılarla mücadele edileceği, enerjinin bu bölgeden dünyaya sorunsuz ulaşımının sağlanacağı ve kitle imha silahlarının yayılmasının ve kullanılmasının engelleneceği belirtilmiştir. Beyrut’tan Bağdat’a kadar mezhepsel bir çatışmanın kendini hissettirdiği ve bunun da IŞİD gibi yeni terörist grupların ortaya çıkmasına yol açtığı değerlendirilmiştir. Uzun vadede bölgede istikrarın sağlanmasının kendini savunabilen partnerler gerektirdiği, bu bağlamda İsrail, Ürdün ve Körfez ülkelerinin saldırıları önleme kabiliyetlerinin artırılmasına destek verildiği dile getirilmiştir. Ayrıca Sünni grupların mağduriyetlerinin giderilmesi için Irak hükümetiyle sorunlara çözüm bulabileceğimiz daha kapsayıcı bir yönetişim uygulamak suretiyle birlikte çalışıldığı belirtilmiştir. Gerek bölgedeki gerekse dünya çapındaki partner ülkelerle IŞİD’e karşı birlikte kapsamlı bir terörle mücadele stratejisinin ortaya konduğu vurgulanmıştır. Buna ilaveten Suriye’deki yıkıcı çatışmanın sona erdirilmesi amacıyla kalıcı siyasi bir çözümün peşinde olunacağı belirtilmiştir.

 

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da barış ve istikrarın tesisi için çatışmaların altında yatan nedenlerin hedef alınması gerektiğine işaret edilmiş, dolayısıyla ABD’nin İran ile kapsamlı bir mutabakata varılması ve İran nükleer programı sorununun giderilmesi için çalışmaya devam edeceği belirtilmiştir. İsrail-Filistin anlaşmazlığının ve bölgedeki Şii ve Sünni gruplar arasındaki gerilimin azaltılmasının önemi, daha istikrarlı bir Yemen’in oluşturulması, Tunus’taki reformların geliştirilmesi, Libya’nın istikrarlı hale getirilmesi ve Mısır’a güvenliğine yönelik tehditleri bertaraf edebilmesi için destek sağlanması değinilen diğer konulardır.

 

Ayrıca Sudan, Güney Sudan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde devam eden çatışmaların ve Somali, Nijerya ve Sahel bölgesinde ayrılıkçı grupların neden olduğu şiddetin hem sivilleri hem bölgesel istikrarı hem de ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiği vurgulanmış ve bu tehditlerle ve diğer sorunlarla mücadelede Afrikalı halklara yardıma devam edileceği dile getirilmiştir. Bu bağlamda ticaret ve iş ortaklıklarının artırılacağı, Afrika’ya yatırım yapan Amerikan şirketlerinin destekleneceği, Afrika ülkeleriyle güvenlik ortaklıklarının derinleştirileceği ve yarının liderlerine (genç girişimciler, sivil liderler, yenilikçiler ve kamu görevlileri) destek olunacağı belirtilmiştir. Amerika kıtasındaki en kayda değer gelişme olarak ise Küba ile gerçekleştirilen yeni açılıma vurgu yapılmıştır.

 

Yeni güvenlik stratejisinde dikkat çeken unsurların başında “lider” ve “liderlik etme” kelimelerinin kullanılma sıklığı gelmektedir. Yükselen yeni güçlerin etkisiyle uluslararası arenanın çok kutuplu hale gelmesi ve ekonomik durumunun da etkisiyle uluslararası ilişkilerdeki hegemonyasını kaybettiği yorumlarını çürütmek amacıyla ABD hala uluslararası arenadaki lider devlet olduğunun altını çizmektedir. Belgede en sık kullanılan kelimelerden bir diğeri saldırganlık olup bilhassa Rusya’nın Ukrayna karşısındaki saldırgan tutumuna atıfta bulunulmuştur. Bu da ABD’nin tehdit algısında Rusya’nın yeniden üst sıralara yükseldiğine işaret etmektedir.

 

Ayrıca Trans-Pasifik Ticaret Ortaklığı, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı, Dünya Bankası ve IMF reformlarına atıfta bulunularak ABD’nin potansiyel ekonomik gücüne dikkat çekilmesi; ekonomik kriz sebebiyle yaşanan durgunluk, yüksek dış borç ve bütçe açığı, 2011’de ilk kez kredi notunun düşürülmesi gibi faktörler sonucu yara alan ekonominin toparlandığı mesajını vermektedir.

 

Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinin Avrupa’ya ve NATO’ya entegrasyon isteklerinin desteklendiği ifadesi NATO’nun açık kapı politikasına vurgu yaparken Gürcistan, Moldova ve Ukrayna gibi ortakların güvenliklerini sağlamak adına NATO ve ABD ile birlikte çalışabilmesine destek olunacağı ibaresi ise NATO’nun ortak harekat (interoperability) kabiliyetinin artırılmasının amaçlandığına işaret etmektedir.(2)

 

Yeni belgede Afrika’ya yapılan vurgu Çin’in bu kıtadaki aktif faaliyetlerinden ayrı düşünülmemelidir. Hindistan ile ilişkilerin öneminin altının çizilmesi ve bu ülkeyle stratejik ve ekonomik bağların kuvvetlendirileceği ifadesi de benzer şekilde Çin’in Asya-Pasifik bölgesinde artan nüfuzuyla ilişkilendirilmelidir. Bununla birlikte ABD ile bu denli yakınlaşmanın Hindistan’ın tarihi ilişkilere sahip olduğu Rusya tarafından nasıl algılanacağı ve Çin ile içinde bulunduğu rekabeti nasıl etkileyeceği belirsizdir.

 

Uluslararası tehditlerle mücadelede “vazgeçilmez” bir lider olunduğu belirtilmekle birlikte ABD’nin yalnız başına yapabileceği şeylerin sınırlı olduğu ve söz konusu tehditlerle mücadelenin ehil partnerler gerektirdiğinin altı çizilmiştir. Ancak bu partnerler sayılırken Avrupa’da NATO ittifakının altı çizilmekle birlikte ABD’nin önceliğinin Asya olduğu, bu bölgeye ve bölge ülkelerine ayrılan bölüm itibariyle hissedilmektedir. Türkiye ile ilgili olarak ise ilişkilerin dönüştürülmesinden (transformation) belirsiz şekilde söz edilmiştir. Türkiye’nin adının raporun başka bir cümlesinde geçmemesi ABD nezdinde Türkiye’ye verilen önem ve destekle ilgili soru işaretlerine neden olmaktadır.

 

ABD dış politikasını yürütürken ve güvenliğine yönelik tehditlerle mücadele ederken temel bir gereklilik olarak “stratejik sabır ve kararlılık” kavramlarını ortaya atmaktadır. Obama ABD’nin ulusal gücünün temelini güçlendirmek için “akıllı yatırımlar” yapılması gerektiğini ve sadece askeri güce dayanmayan akıllı bir ulusal güvenlik stratejinin uygulanmasını savunmaktadır. Bilindiği üzere Obama göreve gelmesinden itibaren George W. Bush’un askeri gücü ön planda tutan politikalarının yarattığı sorunları göz önünde tutarak sert ve yumuşak güç unsurlarının etkin biçimde birleştirilmesi olarak tanımlanan akıllı gücün önemine değinmiştir. Akıllı güç, güçlü bir askeri yapıya olan ihtiyacın önemini vurgulayan, aynı zamanda Amerika'nın nüfuzunu yaymak ve ABD girişimlerine meşruiyet kazandırmak için ittifaklara, ortaklıklara ve kurumlara büyük yatırımlar yapan bir yaklaşımdır.(3) Bu bakımdan yeni güvenlik strateji belgesi Obama’nın izlediği akıllı güç stratejisiyle uyumludur. Ancak stratejik sabır kavramı özellikle Cumhuriyetçiler’in tepkisini çekmekte gecikmemiştir. ABD’nin gücünü yansıtmaktan uzak bu yeni stratejinin kaos içinde bir dünya yaratma ihtimaline dikkat çekilmiştir. Öte yandan bu kavramın dış politikadaki başarısızlıkları gizlemek için yaratıldığı yorumları da mevcuttur.(4)

 

Buna ilaveten ülke güvenliğine yönelik tehditler olarak IŞİD, Çin’in askeri modernizasyonu ve toprak talepleri ile Rusya’nın saldırgan tutumu sayılmaktadır. Ancak belgede bunlarla ne şekilde mücadele edileceğine dair detaylı bir bilgi yer almamaktadır. Sadece aşırı ve tehlikeli ideolojileri ortaya çıkaran sebeplerin önlenmesine odaklanılacağı, Çin’in askeri modernizasyonunun ve Asya’daki nüfuzunun yakından takip edileceği, Rusya’ya yönelik yaptırımların devam edeceği belirtilmiştir. Bu durum yeni stratejinin geleneksel bir stratejide bulunması gereken unsurlara (ulaşılmak istenen hedefler, bu hedeflere ulaşma yöntemleri ve hedeflere ulaşmada kullanılacak araçlar) sahip olmadığı değerlendirmelerini güçlendirmektedir.

 

Son notlar:

 

1.National Security Strategy, February 2015,

http://www.whitehouse.gov/sites/default/files/docs/2015_national_security_strategy_2.pdf (Erişim 12 Şubat 2015)

2. Andrew Korybko, “What is really inside the US national security strategy”, Sputniknews, 11 February 2015, http://sputniknews.com/columnists/20150211/1018094052.html (Erişim 12 Şubat 2015)

3. Joseph NYE, “Get Smart”, Foreign Affairs, July/August 2009

4. Jan Joel Andersson, “Talking Strategy: Washington’s new NSS”, EUISS, February 2015, s.2

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top