Yerel Seçim Sonuçları, Önemi ve Irak’ın İç Dengelerine Etkisi

Ali SEMİN
13 Mayıs 2013
A- A A+

ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesinin ardından Irak’ın iç dinamikleri önemli ölçüde değişmiştir. Bunun yanı sıra taraflar arasında siyasi rekabet, hesaplaşma ve güç mücadelesi her geçen gün artmaktadır. Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerle birlikte Irak’ın da yeni bir dönemece girdiğini söylemek mümkündür.

Özellikle Suriye’deki olaylar ve bölge genelindeki halk isyanları, Irak’ın iç dinamiklerini yakından ilgilendirmektedir. Yaşanan gelişmeler siyasi kriz ve güvenlik sorunlarının gün geçtikçe artmasını ve ülkenin geleceğine dönük belirsizliği de beraberinde getirmiştir.Başbakan Maliki’nin, Sünni siyasetçilere uyguladığı baskıcı ve dışlayıcı politikasının Irak’ın kuzey ve kuzeybatısındaki Sünnilerin isyanına yol açması bu duruma bir örnektir. Bu çalışmada Irak’taki gelişmeler ışığında, yerel seçimlerin sonuçlarının iç dengelere etkisi, Bağdat-Erbil arasındaki görüşmeler ve Türkmenlerin durumu analiz edilecektir.

 

Sünni Arapların Maliki Tepkisi

 

ABD’nin çekilmesi sonrasında Bağdat yönetimindeki Sünni politikacılara karşı izlenen politikaların neticesinde Sünni bölgelerinde isyanlar ortaya çıkmıştır. Başbakan Maliki’nin, Irak’ın eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi ile yaşadığı krizin ardından Aralık 2012’de istifa eden Maliye Bakanı Rafi El-İsavi hakkında da benzer kararlar çıkarması Sünnilerin tepkisini çekmiştir. Maliki’nin, Sünni Arap kökenli politikacılara karşı izlediği siyasetten uzaklaştırma ve baskı altında tutma politikalarının sonucunda Bağdat yönetimindeki Şii hegemonyasının belirginleştiğini söylemek mümkündür. İşgal sonrası Irak’ın siyasi denklemi üzerinde kurgulanan Şiiler, Sünniler ve Kürtler arasındaki dengeyi oluşturmanın kolay olmadığını da bu noktada ifade etmek gerekir. Irak’ın mezhebi açıdan çoğunluğunu Şiiler oluştursa da, Bağdat yönetimindeki siyasi sürecin işleyişi ve sürekliliği için ülkedeki tüm kesimlerin temsil edileceği bir hükümetin kurulması şarttır. Çünkü Irak’ın siyasal, toplumsal ve sosyo-kültürel yapısı artık otokrat bir yönetimi kabul etmemektedir. Bu nedenle Başbakan Maliki’nin Sünnileri dışlayarak siyasi süreci tek başına sağlıklı olarak devam ettirmesi zor gözükmektedir.

 

Bu çerçeveden değerlendirildiğinde, Aralık 2012’den beri Irak’ta Sünni vilayetlerinde yaşanan eylemlerin ülkeyi etnik/mezhepsel anlamda kontrolsüz iç savaşa sürüklemesi ve kaotik bir durumun ortaya çıkması muhtemeldir. Bu durum Irak’ta Maliki’ye tepki gösteren Sünnilerin federal bir yapıdan yana tavır almasına kadar gidebilir. Aslında Irak’taki siyasi tabloya bakıldığında, 2003 yılından bu yana federalizme karşı çıkan Sünni Araplar, bugün federatif bir Sünni bölgesinden bahsetmeye başlamış durumdadır. Bu söylem Irak’taki Sünni Arapları milliyetçiler ve federalizm yanlıları olarak ikiye bölmektedir. Bu bölünme de Sünnilerin elini zayıflatmaktadır. Aralık ayından beri Maliki’ye karşı tepkilerini yükselten Sünni Araplar henüz hükümetten taleplerini karşılayacak bir cevap alamamıştır. Bu noktada Sünni Arapların Saddam sonrası Irak’ta zayıf kalmasının temel nedenlerini şu şekilde sıralanabilir:

1. Sünni Araplar, Şii ağırlıklı Bağdat’taki siyasi sürece katılma, destek verme ve aktif olma konusunda kararsız kalmıştır. Sünni Arapların bir bölümü Bağdat yönetimine karşı direniş gösterirken, diğer bölümü aktif siyaset yapmayı tercih etmektedir. Özellikle Irak Diyalog Cephesi Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Salih El-Mutlak gibi aktörler siyasetten yanadır. Fakat Sünni Arapların bu karasız tavırları da Maliki’nin elini güçlendirmektedir.

2. Mevcut durumda Sünni Arapları gerçek anlamda kontrol edebilecek bir lider bulunmamaktadır. Hatta Maliki hükümetine karşı gösterilen tepkilerden sonra Sünniler kendi aralarında ciddi bir bölünme yaşamaktadır. İstifa eden Maliye Bakanı Rafi El-İsavi, Irak El-Sahve Kongresi Lideri Ahmet Abu Rişa ve Parlamento Başkanı Usame El-Nuceyfi bir kanadı oluştururken, Salih Mutlak ve grubu Sünnilerin bir diğer kanadı olarak ortaya çıkmaktadır.

3. Sünni Arap aşiretleri arasındaki birlikte hareket etme ve tek çatı olma sorunu, Anbar, Musul, Kerkük, Selahaddin ve Diyale bölgelerindeki gösterilere olumsuz yönde yansımaktadır. Aşiret yapısı, Sünni Arapların birlikte hareket etmesindeki en önemli engellerden birisidir.

4. ABD işgalinin ardından Bağdat yönetiminin Şii ağırlıklı olması ve ülkedeki siyasi dengelerin topyekûn değişmesi Sünni Araplar tarafından kabul edilemeyen bir durum olmuştur. Şiiler dini/mezhebi değerlere odaklanırken, Sünni Araplar, etnisite, mezhep ve ideoloji (Arap milliyetçiliği) arasında sıkışarak bir siyaset izlemeye çalışmaktadır.


Bütün bu değerlendirmeler ışığında Sünni bölgelerinde yaşanan protesto eylemleriyle birlikte Sünni Arapların söylem ve eylem birliğine yönelmesinde fayda vardır. Bununla beraber Başbakan Yardımcısı Sünni Arap kökenli Salih El-Mutlak gibi politikacıların Bağdat yönetimindeki görevinde devam etmemesi gerekmektedir. Diğer yandan 23 Nisan 2013 tarihinde Kerkük’ün güneybatısındaki Havice ilçesinde göstericilerle Irak ordusu arasında meydana gelen silahlı çatışmada 60 kişi hayatını kaybetmiş ve 100’den fazla kişi de yaralanmıştır. Aslında Irak’ta bu tür olayların yaşanması tesadüfi olarak görülmemelidir. Sözü edilen olayın iki temel amacı olduğu söylenebilir. Bunlardan birincisi, Irak’ta yeniden bir Şii-Sünni (mezhepsel) çatışmasını körüklemek ve ülkeyi Suriyeleştirmektir. Böylece dikkatleri Suriye’deki olayların üzerinden dağıtmak ve Esed yönetimine zaman kazandırmak mümkün olacaktır. Diğeri ise, Irak’ta Baas Partisi’nin varlığını Sünni Araplar aracılığıyla göstermeye çalışmaktır. Başka bir ifadeyle Irak işgalinden beri Sünni Araplarla Baas ideolojisi özdeşleştirilerek etnik ve mezhepsel bir çatışma canlı tutulmak istenmektedir. Bu nedenle Bağdat yönetimi Sünni Arap göstericilerin, Baas Partisi’nin ve El-Kaide’nin eylem planlarını hayata geçirmeye çalıştıklarını iddia etmektedir.


Yerel Seçimlerin İç Dinamiklere Etkisi


Irak’ta, 20 Nisan 2013 tarihinde yapılan yerel seçimler, Bağdat’taki siyasi denklem açısından önemli bir aşama olarak kabul edilebilir. On sekiz vilayeti olan Irak’ın yalnızca on iki vilayetinde yerel seçimler gerçekleşebilmiştir. Bunun sebebi, Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin kontrolündeki üç vilayette (Erbil, Süleymaniye ve Duhok) seçimlerin kendi seçim sistemine göre yapılmasıdır. Kerkük’ün statüsünden dolayı kentteki taraflar arasında (Türkmenler, Kürtler ve Araplar) seçim yasası üzerindeki tartışmaların çözümsüzlüğü devam etmektedir. El-Anbar ve Neynave’de ise (Musul) Maliki hükümetine karşı düzenlenen gösterilerin sonucunda ortaya çıkan güvenlik sorunları ileri sürülerek, 2 Nisan’daki Bakanlar Kurulu toplantısında alınan kararla 4 Temmuz 2013 tarihinde yapılacağı belirtilmiştir. Yerel seçimlerin gerçekleştiği 12 vilayette seçmen sayısı 13 milyon 571 bin 192’dir. Yaklaşık 139 siyasi parti ve oluşumla (bunları 50’ye yakını koalisyon olarak seçimlere katılmıştır) birlikte 8 bin 100 adayın yerel seçimlerde yarıştığı açıklanmıştır. 4 Mayıs’ta açıklanan seçim sonuçlarına göre, seçime katılan seçmen sayısı 6 milyon 116 bin 897’dir. 12 vilayette yapılan seçimlere göre ise katılım oranı %50 civarındadır. Adaylar 12 vilayette toplam 378 sandalye için yarışmıştır. Bütün bu koalisyonlara bakıldığında beş tane önemli liste yarışmıştır. Bunlar;

 

1. Başbakan Maliki’nin lideri olduğu Kanun Devleti listesi.(Şii)

2. Irak Yüksek İslami Konseyi Başkanı Ammar El-Hekim’in El-Muwatın (Vatandaş) kitlesi.(Şii)

3. Parlamento Başkanı Usame El-Nuceyfi’nin lideri olduğu El-Muttahidun (Birleşikler) Kitlesi.(Sünni)

4. Mukteda El-Sadr’ın liderliğindeki El-Ahrar kitlesi.(Şii)

5. Kürtlerin kurduğu Tahaluf El-Teaği ve El-Taayyuş (Kardeşlik ve Yaşam İttifakı) listesi.
Irak’ta on iki vilayette yapılan yerel seçimlerin nihai sonuçlarında ilk üç sırada yer alan listeler şöyledir; (1)

 

Yukarıda sıralanan seçim sonuçları dikkate alındığında seçimin gerçekleştiği 12 vilayetten yedisinde Maliki’nin Devlet Kanunu listesinin birinci sırada yer alması, 2014 yılında Irak’ta yapılacak parlamento seçimlerinin bir ön çalışması olarak değerlendirilebilir. Şu hususa değinmek gerekir ki 20 Nisan’da yapılan yerel seçimler Irak’ın etnik ve dinsel (Şii-Sünni) olarak üçe bölündüğünün bir göstergesi olarak görülebilir. Bu durum Maliki’nin son bir yıldır izlediği iç politika çerçevesinde şu şekilde izah edilebilir:

 

- Yerel seçimlerde Sünni bölgeleri olan Anbar ve Musul’da seçimlerin ertelenmesi Sünni Arapların da özerklik talep etmesine yol açabilir. Böylece yerel seçimlerin Irak’ta Kürt-Şii ve Sünni olarak üçe bölünme senaryolarının hayata geçirilmesi için bir araç olduğu ifade edilebilir. Bu tablonun önümüzdeki süreçlerde Irak’ın iç siyasi gündeminde sıkça tartışılmaya başlaması da söz konusu olabilir. Başka bir ifadeyle ülkenin istikrarsız ve tehlikeli bir dönemece girdiği görünmektedir. Söz konusu seçimlerde âdeta Sünni bölgelerin Bağdat’ın siyasi denkleminden dışlandığı bariz bir şekilde göze çarpmaktadır. Eğer Maliki veya Bağdat yönetimindeki Şii ittifak Sünni bölgelerindeki gelişmeleri dikkate almazsa, Irak’ın siyasi, güvenlik, ekonomik ve toplumsal yapısındaki denklemin ciddi derecede zarar göreceği rahatlıkla ifade edilebilir.

 

- Anbar ve Musul’da güvenlik sorunu gerekçesiyle yerel seçimlerin ertelenme kararı mezhepsel güdümlü bir politika izlendiğini belirginleştirmiştir. Bir hükümetin 12 vilayette güvenliği sağlayabilirken sadece 2 vilayette sorun çıkarması bu tespiti destekler niteliktedir. Maliki’nin Bakanlar Kurulu kararıyla böylesi bir erteleme kararı çıkarması, kurduğu hükümetin Irak’ın bütünlüğünü savunması üzerindeki söylemleriyle çelişkili bir yaklaşımdır. Bu kararı Sünni bölgelerindeki göstericilerle müzakere sürecindeyken gerçekleştirmesi dikkat çekicidir.

 

- Sünni bölgelerine karşı izlediği politikaların sonucunda Maliki’nin Şii bölgelerindeki profilini yükselttiği söylenebilir. Ayrıca Irak Yüksek İslami Konseyi Başkanı Ammar El-Hekim ve Mukteda El-Sadr gibi Şii liderlerin Sünni bölgelerindeki protestocularla ilgili Maliki hükümetine yönelik sert eleştirilerde bulunmalarının güneydeki vilayet seçimlerini Kanun Devleti İttifakı’nın lehine dönüştürdüğü de düşünülebilir. Maliki, ABD askerlerinin çekilmesinden sonra iç politikaya dönük izlediği yöntem/eylem tarzının fazlasıyla zikzaklı olduğu görüntüsünü vermektedir. Bu bağlamda Maliki, Irak’taki siyasi krizi kendi lehine dönüştürerek, Kürtlere ve Sünnilere karşı birtakım farklı taktikler izlemektedir. Bunun bir sonucu olarak da Sünnilere karşı Kürtlerle kriz yaratmaya çalışmaktadır. Fakat 4 Temmuz 2013 tarihinde Anbar ve Musul’da yapılacak seçimler de oldukça önemlidir. Seçimleri kazanabilmek için ise bugün izlediği stratejinin tam tersini yaparak Kürtlerle ve Sünnilerle yaşadığı krizleri giderebilirve bu sayede hem seçimlerde bir başarı kazanmış olur hem de ülkedeki tansiyonun düşmesini sağlayabilir.

 

Maliki’nin oluşturduğu Kanun Devleti İttifakı 12 vilayette 378 sandalye için yarıştığı seçimlerde 97 üye kazanmıştır. Kanun Devleti İttifakı’nı takip eden, Ammar El-Hekim’in başkanlığındaki El-Muwatın (Vatandaş) kitlesi 78, Parlamento Başkanı Usame El-Nuceyfi’nin lideri olduğu El-Muttahidun (Birleşikler) Kitlesi 46 ve Mukteda El-Sadr’ın liderliğindeki El-Ahrar kitlesi 46 sandalye kazandığı açıklanmıştır. Bu durumun Maliki’nin 2014 yılında yapılacak genel seçimlere kadar elini güçlendirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

 

20 Nisan’da yapılan yerel seçimlerin iki önemli özelliğinden bahsedilebilir. Bunlardan birincisi, işgalden sonra Irak’ta ilk kez ABD’siz bir seçim yapılmasıdır. Diğeri ise, ülkede yaşanan siyasi krize, güvenlik sorunlarına ve kötü hizmet şartlarına rağmen Maliki’nin seçimlerden galip çıkmasıdır. Bu durum Irak’taki iç dengelerin önümüzdeki süreçte değişebileceği sinyallerini vermektedir. Bunun en önemli göstergelerinden bir 29 Nisan 2013 tarihindeki Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Bağdat ziyaretiyle Bağdat’ın siyasi denkleminde yeniden onarılan Şii-Kürt ittifakının gündemdeki yeridir.(2)

 

Diğer yandan Sünniler açısından yerel seçimler değerlendirildiğinde, Sünni Araplar kendi bölgelerinde seçimi kazanmak için çalışmaktan ziyade Maliki hükümetine karşı gösteriler yapmakla fazlasıyla meşguldür. Bu sebeple Sünnilerin yerel seçimlere fazla odaklanamadıkları ifade edilebilir. Dahası Sünni Araplar arasında yaşanan pek çok ayrışma, çekişme ve güç mücadelesinden ötürü tek bir Sünni gücü oluşamamaktadır. Böylesi bir tablo Sünnileri Irak’ın siyasi denklemin fazlasıyla dışına itmektedir.Bu durum Maliki’nin elini güçlendirmekte ve bazı Sünni aşiret ve siyasi şahsiyetlerle işbirliği yapmasını kolaylaştırmaktadır. Sünni Arapların, işgal sonrasında Irak’ta başlayan siyasi sürecin içerisinde yer alması ve süreci kendi lehine işlemesini sağlaması gerekmektedir. Aksi takdirde Sünnilerin, Irak’taki siyasi gelişmelerden uzak kalacağı ve kendilerini ülkedeki denklemin dışında bulacağı beklenebilir.

 

Türkmenler açısından yerel seçim sonuçları dikkate alındığında, Türkmenler, seçimlere Irak Türkmen Cephesi (ITC) çatısı altında farklı vilayetlerde değişik ittifaklarla girmişlerdir. ITC yerel seçimlere, Diyale’de Parlamento Başkanı Usame El-Nuceyfi’nin kurduğu Diyale El-Irakiye listesinde, Musul’da El-Muttahidun listesinde ve Selahaddin vilayetinde ise Türkmen Selahaddin listesinde katılmıştır. Ancak Bağdat’ta (kota sistemiyle) ve Selahaddin’de toplam iki sandalye kazanabilmiştir. Bu çerçevede Türkmenlerin yerel seçimlerde pek de başarılı olamadıklarını söylemek mümkündür. Bunun dört temel sebebi vardır. Bu sebepleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

 

a. Irak’ta seçim kampanyalarının yürütülmesi için Türkmenlerin güçlü ve tarafsız bir medya gücü bulunmamaktadır. Örneğin Türkmenlerin uydudan yayın yapan tek televizyon kanalı olan Türkmeneli TV, yerel meclis seçimlerine katılan on altı adayın yalnızca dördünün veya beşinin seçim faaliyetlerini ekranlara getirmiştir. Bunun yanında aynı listede bulunan diğer adaylara fazlasıyla adaletsiz davranılmıştır.

 

b. Türkmenlerin siyasi mekanizmasında bulunan ITC Başkanı ve yürütme kurulu üyeleri kendi adaylarını Türkmen kamuoyuna yeterince tanıtamamıştır. Seçim propagandası sırasında ITC yürütme kurulu üyelerinin kendi adaylarıyla birlikte kamuoyunun karşısına çıkmaları beklenirken, adayların kendi başlarına tüm süreci yürüttüğü görülmektedir. Bunun yanında Türkmen siyasi partileri yerel seçimlerde Türkmen adaylarına yeterince destek olmamış ve hiçbir siyasi parti lideri herhangi bir Türkmen adayı ile seçim öncesi faaliyette bulunmamıştır. Bundan dolayı merkez yönetim ile Türkmen adayları arasındaki iletişimsizlik, çekişme ve güç mücadelesi çok açık bir şekilde su yüzüne çıkmıştır.

 

c. ITC’nin gösterdiği adayların seçim faaliyetlerini sürdürürken diğer listelerle seçim rekabeti içerisinden olmasından öteye kendi listesiyle rekabet ettiği görüntüsü verilmiştir. Başka bir ifadeyle yerel seçimlerde aynı ittifakta ve aynı siyasi partinin adayı olan Türkmen adaylarının birbirleriyle yarışmaktan başka bir seçim faaliyeti olmadığı söylenebilir.

 

d. ITC’nin Irak’taki yerel seçim sistemine hâkim olmamasından kaynaklanan doğru strateji uygulayamaması belki de bu noktada en önemli nedenlerden birisidir. ITC eğer kendi potansiyelini göz önünde bulundurarak bir yol izleseydi belki iki üye kazanmak yerine altı üye kazanabilirdi. 16 aday yerine 8 veya 10 aday gösterseydi durum daha farklı olabilirdi. Seçimlerde genel olarak kaç sandalye kazanabilirim mantığıyla hareket edilmektedir. Ancak Türkmenler yerel seçimlerde deyim yerindeyse kaç aday gösterebilirim mantığıyla davranarak beklenen sonuçları elde edememişlerdir. İşte bu yüzden 378 sandalyeden yalnızca birisi kota, diğeri ise kadın olarak iki sandalye elde edilebilmiştir.

Sonuç

 

ABD’nin askerlerini çekmesiyle beraber Irak’taki iç dengelerin ve 2003 yılından beri kurulan ittifakların değiştiği söylenebilir. Ayrıca Irak’ın Sünni bölgelerinde protesto gösterileri devam etmektedir ve Maliki hükümetiyle somut bir çözüm konusunda anlaşmaya varılamamaktadır. Diğer yandan da Irak’ın eski Başbakanı Eyad Allavi’nin başkanlığındaki El-Irakiye İttifakı milletvekilleri ve bakanlarını çekerek Maliki hükümetini boykot etmektedir. Bütün bu gelişmeler ışığında değerlendirildiğinde, Irak’ta siyasi ve güvenlik sorunlarının giderilmesi bir hayli zor gözükmektedir. Öte yandan on iki vilayette gerçekleşen seçimlerde Maliki başkanlığındaki Kanun Devleti İttifakı’nın kazanması, Irak’taki siyasi denge açısından önemlidir. Bilhassa 2014 seçimlerindeki ittifakların ve yeni siyasi denklemin ciddi derecede değişmesi beklenebilir. Maliki bundan sonraki süreçte, 2014 yılındaki seçim hazırlığı çerçevesinde Kürtlerle siyasi anlaşmazlık meselelerini bertaraf ederek Şii-Kürt ittifakını canlandırmaya ve güçlendirmeye çalışabilir. Bu tabloya hem Maliki’nin hem de Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin ihtiyacı vardır. Başka bir ifadeyle Maliki ve Barzani, üçüncü dönemde yeniden aday olmaları için birbirlerinin ittifakına gerek duymaktadır. Bu bağlamda önümüzdeki süreçte Sünnilere karşı Şii-Kürt ittifakı güçlenerek Bağdat’ta yeni bir siyasi denklem söz konusu olabilir.


Diğer taraftan Türkmenlerin, Şii-Kürt ittifakı denkleminde yer almaları gerekmektedir. Aksi halde Bağdat’ın siyasi arenası dışında kalabilirler. Şu hususa dikkat çekmek gerekir ki, Bağdat yönetimi üzerinde kurgulanan Şii-Kürt ittifakının oluşmasından en çok Türkmenler zarar görmektedir. Çünkü Bağdat-Erbil arasındaki anlaşmaların en önemli noktalarından biri de Kerkük ve diğer Türkmen bölgeleridir. Dolayısıyla Türkmenlerin, Şii-Kürt ittifakı içerisinde yer alabilmesi için denge politikası izlemesinde yarar vardır. Bunun yanı sıra Türkmenlerin Bağdat’ta tüm taraflarla görüşerek siyasi ve askeri anlaşmalara taraf olması gerekmektedir. Bütün bu gelişmeler ışığında Irak’ın hassas bir döneme girdiğini ve Türkmenlerin siyasi konumu bakımından son derece önemli olduğunu söylememiz gerekir. Türkmenler Irak’ta oluşacak yeni siyasi denklemde mutedil bir şekilde davranarak Bağdat yönetimindeki gelişmeleri kendi lehlerine dönüştürmeleri için çaba harcamalıdırlar. Özellikle Türkmen siyasi karar mercileri tüm siyasi kitle liderleriyle görüşerek, ittifaklardan bazı kazanımlar elde edebilirler. Özetlemek gerekirse, 2014 yılındaki parlamento seçimleri Irak’ın siyasi ve toplumsal yapısı açısından bir dönüm noktası olabilir. Çünkü hem Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı tartışmaları hem de Başbakan Nuri El-Maliki’nin üçüncü dönem başbakan olarak görevine devam etmesi konusundaki soru işaretlerinin netleşmesi beklenmektedir.

 

Sonnotlar:

(1)    اعلانالنتائجالنهائيةلانتخاباتمجالسالمحافظات, http://www.ikhnews.com/index.php?page=article&id=83664.Erişim, 4.05.2013.
(2)    الوفدالكرديبرئاسةنيجيرفانبارزانييصلالىبغدادويجتمعمعالجعفري,http://www.burathanews.com/news_article_192899.html,Erişim ,30.04.2012.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top