Burundi: Etnik Kimliklerin Değil Siyasi Elitlerin Çıkar Savaşı

Hasan ÖZTÜRK
19 Mayıs 2015
A- A A+

Doğu Afrika ülkesi Burundi’de 13 Mayıs 2015 günü başarısız bir askeri darbe girişimi olmuştur. Ülkede birkaç haftadır süren ve ondan fazla insanın yaşamını yitirdiği halk gösterileri sebebiyle doğan siyasi krizi aşma adına Doğu Afrika Topluluğu bir toplantı düzenlemiştir. Darbe girişimi, Burundi devlet başkanının bu küçük çaptaki zirveye katılmak için toplantının düzenlendiği Tanzanya’nın Arusha şehrine gittiği zaman gerçekleşmiştir. Yaşanan bu siyasi kriz Burundi’de yapısal sorunların hala devam ettiğini göstermektedir. Ancak, bu krizi geçmişte yaşanan Hutu ve Tutsi etnik grupları arasındaki rekabet olarak okumamak gerekir. Yaşananları Burundi siyasetindeki bölgecilik ve elitlerin çıkar çatışması olarak görmek daha doğru olacaktır.

 

Sorunun başlangıcı olarak, 25 Nisan 2015’te mevcut Devlet Başkanı Pierre Nkurunziza’nın 26 Haziran’da yapılacak seçimlerde üçüncü dönem devlet başkanlığı için yeniden aday olacağını duyurması gösterilebilir. Burundi halkı bu karara tepki göstererek sokaklarda gösteriler düzenlemiştir. Göstericileri dağıtmak ve olayları bastırmak isteyen polis güçleri ile eylemciler arasında yaşanan olaylarda yirmiye yakın kişi yaşamını yitirmiştir. Halkı gösteri düzenlemeye iten sebep ise Nkurunziza’nın üçüncü dönem için adaylık başvurusunun anayasaya aykırı olmasıdır. Çünkü Burundi anayasasına göre devlet başkanları halkoyuyla iki dönemliğine seçilmektedir. 2005’te göreve başlayan Nkurunziza iki dönem devlet başkanlığı yaptığı için yeniden aday olması anayasaya aykırıdır. Ancak Nkurunziza ise kendisinin 2005’te Burundi Parlamentosu tarafından seçildiğini ve dolayısıyla ilk döneminin sayılmaması gerektiğini savunmaktadır. Daha sonra yapılan değişiklikle anayasaya devlet başkanının halkoyuyla seçilmesi eklendikten sonra sadece bir dönem başkanlık yaptığı için Nkurunziza’nın bir dönem daha başkanlık hakkı olduğu belirtilmektedir.

 

Anayasa Mahkemesi’ne taşınan konuda mahkemeden Nkurunziza’nın lehine karar çıkması ve üçüncü dönem adaylığa yeşil ışık yakılması göstericileri tatmin etmemiştir. Bunun sebebi mahkemenin bağımsızlığının tartışılır olması ve halk nezdinde meşruiyetinin sorgulanmasıdır. 7 üyeden oluşan Burundi Anayasa Mahkemesi’nin tüm üyeleri devlet başkanı tarafından atanmaktadır. Dolayısıyla göstericiler mahkeme üyelerinin baskı altında olduğunu savunmaktadır. Mayıs ayı başında yaşanan gelişmeler de göstericileri haklı çıkarmıştır. Mahkeme’nin Başkan Yardımcısı Sylvere Nimpagaritse, karar açıklanmadan bir gün önce ölüm tehditleri aldığını ve yaşamından endişe duyduğunu belirterek Ruanda’ya kaçmıştır. Nimpagaritse mahkemenin diğer hakimlerinin de baskı altında olduğu açıklamıştır. Kararın açıklanmasının ardından diğer üye hakimlerin de yurtdışına kaçtığı ve 15 Mayıs itibariyle mahkeme üyelerinden sadece birinin Burundi’de olduğu iddia edilmektedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin kararı da tartışmalıdır.

 

Burundi bağımsızlık sonrası dönemin büyük kısmını iç savaş acılarıyla yaşamıştır. Ülkedeki en büyük etnik grupların (Hutu ve Tutsi) komşu ülkelerde de akrabalarının bulunması yaşanan gerilimin bölgeye yayılması endişesini doğurmuştur. Olası bir bölgesel sorunu önleme adına Doğu Afrika Topluluğu üyesi devletlerin liderleri Tanzanya’nın Arusha şehrinde bir toplantı düzenlemiştir. Bu toplantıya katılmak üzere Nkurunziza’nın Burundi’den ayrıldığı bir günde Tümgeneral Godefroid Niyombare darbe girişimiyle yönetimi ele geçirmeye çalışmıştır. Ancak devlet başkanlığına ait güçlerin karşılık vermesi sonucu darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Tümgeneral Niyombare ve ekibi gözaltına alınmış ve mahkemede yargılanmayı beklemektedir.

 

Burundi’de yaşanan siyasi gerilim Hutular ve Tutsiler arasında 1993’te başlayıp 2005’te sona eren iç savaşın yeniden başlama ihtimalini akıllara getirmektedir. Burundi nüfusunun büyük çoğunluğunu Hutu (yaklaşık %85) ve Tutsi (yaklaşık %14) etnik grupları oluşturmaktadır. Ülkede başta Twa olmak üzere ülke siyasetinde etkin olmayan etnik gruplar da vardır. Yaşanan siyasi krizi ve başarısız darbe girişimini Burundi’deki etnik rekabet ile açıklamak yerine bölgecilik ve elitlerin çıkar çatışması şeklinde açıklamak daha doğru olacaktır.

 

Bağımsızlık sonrasında ülkenin yönetiminde etkin olan Tutsi elitleri genellikle Bururi eyaletindendir. Bururili Tutsi elitlerin ülkenin yönetiminde diğer bölgelerden gelen eğitimli kesimleri dışlamaları yıllar içinde bölgesel kutuplaşmayı artırmıştır. Burundi’nin yarım yüzyılı aşkın siyasi tarihinde darbeyle başa geçen yöneticilerin büyük çoğunluğu sadece Tutsi değil aynı zamanda Bururi eyaletindendir. Bururili elitler kontrol ettikleri devlet kaynaklarını kullanırken kendi bölgelerine öncelik vermiştir. Bunun bir sonucu olarak Bururi’de üretime değil ranta dayalı bir ekonomi oluşmuştur. Örneğin, 2001 yılı verilerine göre kişi başına düşen gıda üretimi bakımından 15 eyalet arasında 14’üncü olan Bururi, kişi başına düşen gelir bakımından 2’nci sıradadır. Burundi genelinde sınıf başına düşen öğretmen sayısı ortalama 1,05 iken Bururi’de bu oran 2’dir.[1] Görüldüğü gibi hem ekonomik olarak hem de hizmetler bakımından Bururi ülkenin geri kalanına göre oldukça ayrıcalıklı bir durumdadır.

 

Tüm bu gerçekler ülkede Hutu-Tutsi rekabetinin göz ardı edilmesi gerektiği anlamını taşımamaktadır. Belçikalıların sömürgecilik döneminde Hutu kabile şeflerini görevden alarak yerlerine Tutsi liderleri yerleştirmesinden beri iki grup arasında gerilim sürmektedir. Belçikalı idareciler, iki grup arasında var olan birlikte yaşama mekanizmalarını ortadan kaldırırken yerlerine alternatif mekanizmalar tesis edememiştir. Aynı dönemde yine Belçika sömürgesi olan Burundi’nin komşusu Ruanda’da benzer olaylar yaşanmıştır. 1959’da Hutular ayaklanarak Tutsileri yönetimden uzaklaştırmak istemişlerdir. Yaşanan bu savaşta Ruanda’da birçok Hutu ve Tutsi yaşamını yitirirken Ruanda’daki birçok Tutsi komşu ülke Burundi’ye kaçmıştır. Bu sebeple, günümüzdeki Burundi Tutsilerinin önemli bir kısmı Ruanda asıllıdır.

 

Burundi 1962’de bağımsızlığına kavuştuğunda anayasal monarşi altında Hutu ve Tutsi yöneticilerden oluşan ortak bir hükümet kurulmuştur. Etnik kimliği bakımından tarafsız görülen Kral Mwambutsa’nın (Burundi kralı Ganwa etnik grubuna mensuptu) kurduğu hükümet nispeten meşru görülmüştür. Ancak sonrasında kralın parlamentodaki Hutu çoğunluğuna rağmen Tutsi bir başbakan ataması Hutuları rahatsız etmiştir. O dönemde Hutu çoğunluğunun hakim olduğu polis bir darbe yaparak yönetimi ele geçirmek istediyse de Tutsilerin kontrolünde olan ordu tarafından darbe girişimi bastırılmıştır. Yarım yüzyılı aşkın Burundi siyasi tarihinde, yönetime gelen etnik grup diğeri tarafından kabul görmemiş ve iç savaşlar yaşanmıştır. Bu yüzden Burundi’de yaşanan iç savaşlar farklı birer olay gibi ele alınmaktansa aynı savaşın farklı safhaları şeklinde değerlendirilmelidir. Haziran 1993’te yapılan seçimlerde demokratik yollarla ilk defa bir Hutu, Melchior Ndadaye, Burundi devlet başkanı oldu. Bu demokratik ve barışçıl yollarla kazanılan siyasi zafer Burundi’deki 25 yıllık Tutsi hakimiyetini sona erdirmiştir. Fakat Ndadaye’nin seçimlerden birkaç ay sonra Ekim 1993’te radikal Tutsi gruplarca öldürülmesi 2005 Ağustos’una kadar sürecek iç savaşı başlamıştır. Ndadaye’nin öldürülmesinin ardından Hutu gruplar da saldırıların hedefi olmuştur. Geçmişte Hutu veya Bururili olmayan Tutsi siyasetçiler veya askerler yönetimi ele geçirmek istediklerinde Hutu siviller bir şekilde saldırıların hedefi olmuştur. Ndadaye’nin öldürülmesi Burundi toplumu için iki önemli mesaj içermekte idi. Birincisi, Hutu elitleri arasında demokratik yollarla yönetimi asla ele geçiremeyecekleri inancını pekiştirmiştir. Bir seneden kısa bir süre sonra Ruanda’daki Hutuların Tutsilere saldırarak gerçekleştirdikleri soykırımda bu siyasi cinayetin de etkisi dikkate alınmalıdır. İkinci mesaj ise, Bururili Tutsi elitler, iktidarlarını ellerinden almak isteyenleri acımasız şekilde bastıracaklarını göstermiştir. Burundi siyasetinde bu tarihten sonra etnik kimliklerden bağımsız siyasi ittifakların kurulduğu görülmektedir.

 

Siyasi Elitlerin İttifakları ve Çıkar Mücadeleleri

 

Burundi’de iktidarı ele geçirmek aynı zamanda kıt kaynaklardan istifade etmenin tek yolu olarak görülmektedir. Ndadaye’nin öldürülmesi sonrasında siyaset yoluyla devlet kaynaklarına erişemeyeceklerini gören Hutu elitleri Bururili olmayan Tutsi siyasi elitleri ile ittifaklar kurmuştur. Bu yüzden Burundi siyasetinde yaşananlar sadece Hutu-Tutsi rekabeti olarak görülmemelidir.

 

Ülke tarihinde Tutsi gruplar arasında da iktidar savaşları ortaya çıkmıştır. Ülkenin kuzey kesimindeki Muramvya eyaletindeki Tutsiler ile Bururi eyaletindeki Tutsiler arasında birçok kez gerilim yaşanmıştır. Bu gerilim medyaya etnik çatışma olarak yansıtılsa da sorun bölgesel grupların iktidarı ele geçirme mücadelesidir. Siyasi elitlerin iktidar mücadelelerinde etnik kimlikleri kullanmaları ve rakiplerini yerine göre Hutu veya Tutsi olarak nitelemeleri kendi tabanlarını seferber etme amaçlıdır. Tarihe “1972 Hutu katliamı” olarak geçen olay aslında Tutsi elitlerinin iktidar mücadelesidir. Dünya basınına yansıyan haberlerin aksine Bururili Tutsi elitleri 1971 yılında Muramvyalı Tutsi elitlerin Hutu elitleriyle işbirliği yaparak Bururili elitlerin iktidarına son vermek istemişlerdir. Ancak gelişmeleri kamuoyuna “Hutular iktidarı ele geçiriyor” şeklinde yansıtan Bururili Tutsi elitler eylemlerini meşrulaştırmıştır. Zaten Ngaruko ve Nkurunziza da tarihe “1972 Hutu katliamı” olarak geçen olaylarda önce Muramvyalı Tutsilerin öldürüldüğünü, Hutuların aylar sonra öldürülmeye başlandığını savunmaktadır.[2]

 

Ayrıca geçmişte farklı etnik gruplardan elitlerin maddi çıkar karşılığı etnik rekabeti bir kenara bırakarak anlaştıkları görülmektedir. Bunun en çarpıcı örneği belki de 1993’te başlayan iç savaşı sona erdirmek için Tanzanya’nın Daresselam şehrinde yapılan barış görüşmeleridir. Şubat 2001’de yine Daresselam’da barış görüşmeleri için buluşulduğunda, dönemin Burundi Devlet Başkanı Pierre Buyoya dönemin Meclis Sözcüsü Augustin Nzojibwami aracılığıyla radikal Hutu grubu olan Ulusal Özgürlük Güçleri’nin (Fransızca kısaltması FNL) lideri Cossan Kabura’ya 100 milyon Burundi frankı (yaklaşık 1 milyon ABD doları) “hediye” etmiş ve FNL’yi pasifize etmeyi amaçlamıştır.[3] Burundi tarihine bu olay “Bururi Anlaşması” olarak geçmiştir. Çünkü Devlet Başkanı Buyoya Tutsi iken hem Nzojibwami hem de Kabura Hutu’dur ve üçü de Bururi eyaletindendir. Bu olayın açığa çıkması Burundi’de özellikle isyancılar arasında infiale sebep olmuştur ve Kabura FNL’nin liderliğini kaybetmiştir. “Bururi Anlaşması” siyasi elitlerin çıkarları ve bölgecilik söz konusu olduğunda etnik farklılıkların bir kenara bırakıldığını göstermektedir.

 

13 Mayıs 2015’te başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminde de yine etnik farklılıklardan ziyade siyasi çıkar ilişkileri ön plana çıkmaktadır. Mevcut Devlet Başkanı Pierre Nkurunziza ve darbeyi gerçekleştiren ekibin lideri Tümgeneral Godefroid Niyombare aynı etnik gruba (Hutu) mensuptur. Niyombare 2009’da Burundi Silahlı Kuvvetleri’nin başına atanması ve atamanın Senato tarafından onaylanması büyük yankı uyandırmıştır çünkü ülke tarihinde ilk defa bir Hutu bu görevi üstlenmektedir. Niyombare 2014 yılı sonlarına doğru ise Burundi’nin istihbarat servisinin başına geçmiştir. Fakat Nkurunziza, güvendiği bu yakın arkadaşını birkaç ay sonra görevden alır. İddialara göre Niyombare istihbarat şefi iken kaleme aldığı 10-15 sayfalık raporda Nkurunziza’nın üçüncü dönem başkanlığına karşı çıkmaktadır.[4] Bu raporun basına sızması sonucu Niyombare pasif bir göreve çekilmiştir. 13 Mayıs günü darbe girişiminde bulunan Niyombare başarısız olunca gözaltına alınmıştır ve yargılanmayı beklemektedir.

 

Özetlemek gerekirse, Burundi’de yaşananları etnik kimlikler üzerinden açıklamak doğru değildir çünkü darbe yapmak isteyen de devrilmek istenen de Hutu’dur. Ayrıca, Nkurunziza’nın adaylığına karşı çıkmak için düzenlenen gösterilere katılanlar tek bir etnik gruptan değildir. Fakat başarısız darbe girişimi sonrasında tabanını güçlendirmek isteyen Nkurunziza darbe girişiminin ve gösterilerin ardında Tutsi elitlerin olduğunu söyleyerek etnik kimlikleri ön plana çıkarmaktadır. 1993 iç savaşı sonrasında yapılan anlaşmalarla devlet kurumlarında Hutu ve Tutsi vatandaşların eşit temsili esas alınarak bir etnik grubun hakimiyet kurması engellenmek istenmiştir. Bu kapsamda Burundi ordusunun %50’sinin Hutu ve diğer %50’sinin ise Tutsi askerlerden oluşması kararlaştırılmıştır. Ayrıca barış anlaşmaları gereğince ülke yönetimine gelecek siyasi partinin etnik entegrasyonu sağlamış olması ve bünyesinde bir etnik grubun çoğunluğa sahip olmaması şart koşulmuştur. Söz konusu düzenlemeler ile hem Hutu hem de Tutsi vatandaşların devleti eşit derecede sahiplenmeleri hedeflense de bu uygulamalar etnik kimlikleri canlı tutarken ortak bir Burunduli kimliğinin oluşumunu geciktirmektedir. Ruanda, 1994 soykırımı sonrasında etnik kimliklerin kullanılmasını yasaklamış ve Ruandalı kimliğini ön plana çıkarmıştır. Ancak Burundi’de gelinen nokta itibariyle siyasi elitlerin iktidar mücadeleleri için kurdukları ittifaklar ve bu ittifaklar arası yaşanan güç savaşlarının etnik kimlikler üzerinden yapılması son derece tehlikelidir. Etnik kimliklerin kullanılması, Burundi için yaralarını sarmaya çalıştığı iç savaşın yeniden başlamasına sebep olabilir. 

 

 

 

Son Notlar:

 

1. Floribert Ngaruko ve Janvier D. Nkurunziza, “Civil War and Its Duration in Burundi” Understanding Civil War: Evidence and Analysis içinde, (Ed.) Paul Collier ve  Nicholas Sambanis, World Bank, 2005, 58

2. A.g.e.

3. International Crisis Gruop, Burundi: Breaking the Deadlock: The Urgent Need For A New Negotiating Framework, 14 May 2001, Africa Report No.29.

4. BBC, “Burundi coup bid: President Nkurunziza's return 'thwarted'”, http://www.bbc.com/news/world-africa-32731554 , Erişim: 18.05.2015

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top