Kıbrıs Rum Kesiminde Siyasi Dinamikler ve Seçim Sonuçları

Murat ÇALIŞKAN
27 Şubat 2013
A- A A+

1876 yılında İngiliz Dışişleri Bakanı Benjamin Disraeli, Kıbrıs’ın Birleşik Krallık için hayati bir önemi olduğunu vurgulamış, Kıbrıs’ı “Batı Asya’nın anahtarı” olarak tanımlamıştı.(1) Kıbrıs adası geçmişte olduğu gibi bugün de Orta Doğu ve Doğu Akdeniz için önemli bir jeostratejik konuma sahiptir.Kıbrıs’ta meydana gelen siyasi değişikliklerin etkileri ada ile sınırlı kalmamakta bölgesel düzeyde sonuçlar doğurabilmektedir. Bu açıdan Güney Kıbrıs’ta 17 Şubat 2013 tarihinde birinci turu, 24 Şubat 2013 tarihinde ikinci turu gerçekleştirilen başkanlık seçimleri önem arz etmektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde radikal sol çizgideki AKEL destekli Dimitri Hristofyas’ın görev süresinin sona ermesiyle gerçekleştirilen seçimlerde sağ çizgideki DİSİ destekli Nikos Anastasiadis iktidara gelmiştir.

1960 yılında ortaklık cumhuriyeti şeklinde “iki toplumlu olarak kurulan” Kıbrıs Cumhuriyeti içinde, Kıbrıs Rum kesiminin iç siyaseti iki temel eksen etrafında biçimlenmiştir. Bunlardan biri kökleri 1920’li yıllara dayanan AKEL (Halkın İlerici İşçiler Partisi) yani halk arasında bilinen adıyla Komünist Partisidir. Diğer eksen ise 1974 sonrası kurulan çeşitli sağ partilerin çizgisini belirlemiştir. DİSİ (Demokratik Seferberlik Partisi), DİKO (Demokrat Parti) ve KOP (Ekoloji ve Çevreci Hareketi) bu eksene dâhil edilebilir.

Bu analizde, Kıbrıslı Rumların sağ ve sol hareketlerinin temel dinamikleri ve Hristofyas dönemi ile birlikte 2013 Şubat seçimleri incelenmekte, yeni Rum devlet başkanının muhtemel dış politikasına ilişkin öngörüler sunulmaktadır.

Rum Siyasetinde Sağ ve Sol Eğilimler


Çok partili sisteminin 1974’ten sonra geliştiği Kıbrıs Rum Kesimi’nde güçlü bir siyasi sağ ve sol hareket bulunmaktadır. Kıbrıs Rum toplumu tarihsel ve ideolojik sebeplerin etkisiyle bu nedenle kutuplaşmaya açıktır. Kıbrıs Rum Kesimi’nde siyasete yön veren bu kutuplaşmanın kısaca izah edilmesinde fayda vardır. Kıbrıslı Rumlar arasında sol siyasetteki radikalleşmeyi AKEL sağlarken sağdaki çizgi ilk etapta Kilise’nin etkisiyle daha sonra ise büyük ölçüde DİSİ’nin öncülüğünde belirginleşmiştir. Güney Kıbrıs siyasetinde 1967’de başlayan bölünme 1974 yılından itibaren kutuplaşmaya evrilmiştir.

Komünizmi parti programı olarak kullanan aşrı sol akımlar Yunanistan ve Türkiye’de anayasal olarak yasaklanmasına rağmen, Güney Kıbrıs’ta gelişebilecek elverişli şartlar bulmuştur. Bolşevik devrimi, sanayileşme ve şehirleşmenin etkisi ile 1920’li yıllarda Rum kesiminde ilk komünist faaliyetler başlamıştır. Özellikle liman işçilerinin yoğun olduğu Limasol bu faaliyetlerin merkezi olmuştur. 1941 yılında isim değiştirerek AKEL adını alan Komünist Parti 1943 seçimlerinde Limasol ve Magosa belediyelerini alarak etkinliğini göstermiştir. Bu tarihten sonra AKEL, Güney Kıbrıs siyasetinin başat aktörü olmuştur. 

Güney Kıbrıs’ta sağ siyaset ise büyük oranda Kilisenin tekelinde kalmıştır. Laik çizgideki Kraliyet yönetimi, Kıbrıs Rum Kilisesini “ortaçağdan kalma arkaik bir kalıntı” olarak görmüştür. Genel kanaatin aksine Kıbrıs’ta sömürge yönetimi ile sorunlu ilişkiler içinde olan Kilise, komünist unsurların güçlenmesine ve Kraliyet yönetiminin Kilise karşıtı tutumuna bir tepki olarak siyasallaşmıştır.(2) 1955 yılında Kıbrıs’ta başlayan çatışmanın temelinde ise bu siyasallaşma yatmaktadır. Kilise, Yunanistan ile birleşme (enosis) konusunun öncüsü olmuştur.

AKEL, Yunanistan ile birleşme konusunda, en az Kilise kadar istekli hareket etmiş, 1949 yılında Birleşmiş Milletler’e yolladığı memorandumda “ulusal restorasyon” talep etmiştir.(3) AKEL, Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesi amacıyla 1950 yılında düzenlenen gayri resmi referandumu desteklemiştir. Türk toplumunun kitle halinde boykot ettiği referandumda Kıbrıslı Rumlar %98 oranında Yunanistan ile birleşme fikrini desteklemiştir.

AKEL ve Kıbrıs sağı Kıbrıs’ın bölünmez bir Helen adası olduğu konusunda hem fikirdir. AKEL’e göre, Kıbrıs’ta sadece Türkçe konuşan insanlar vardır ve bunlar “şovenizmin ve tekelci baronların” etkisi altındadır. AKEL’e göre Türkiye hem Hellenizm’in azılı düşmanıdır hem de emperyalist çarkın önde gelen üyesidir. Rum sağına göre ise Türkler azınlıktır ve azınlık hakları ile yetinmek zorundadır. 1955-1959 yılları ve 1963-1974 yılları arasında Kıbrıslı Rumların sömürge yönetimi ve Kıbrıslı Türkler ile olan çatışmalarında, Rum siyasetinin bu görüşleri önemli yer teşkil etmiştir. Bugün de Türk toplumuna bakışta, bu görüşlerin pek değişmediği değerlendirilmektedir.

Kıbrıs Rum siyasetinde asıl bölünme 1967 yılından sonra yaşanmıştır. Bu tarihten sonra, AKEL ve Makarios, Kıbrıs’ın bir Helen adası olarak bağımsız kalması konusunda görüş birliğine varırken, Kıbrıs Rum sağı Yunanistan ile hemen birleşme konusunda ısrar etmiştir. Makarios’a göre, Türkler bastırılmıştır ve Türkiye tahrik edilmediği sürece adaya müdahale etme niyetinde değildir.  Makarios, dışarda Sovyetler Birliği’nin ve üçüncü dünya ülkelerinin desteği, içerde AKEL’in oyları ile iktidarda kalmıştır. Buna rağmen, yükselen muhalefet Makarios’a karşı bir darbe girişiminde bulunmuştur. 1974 yılında, Türkiye’nin adaya müdahale etmesi ile son bulan kargaşa ortamı Kıbrıs Rum siyasetinin bölünmesini hızlandırmış, AKEL Rum sağını “Kıbrıs kapılarını Attila’ya açmakla” suçlamaya başlamıştır.(4)

1977 yılında Makarios’un ölmesi ile Kıbrıs Rum siyasetinde tek adam-kilise egemenliği son bulmuştur. 1976 yılında, Glafkos Kleridis’in DİSİ partisini kurması ile Rum sağı yeni bir sürece girmiştir. Klerides döneminde Yunanistan ile birleşme mesele olmaktan çıkmıştır. “Yeni sağ” artık Hristiyan demokrat, liberal muhafazakâr ve Avrupa birliği yanlısı görüşleri savunmaya başlamıştır. Buna rağmen AKEL, Rum siyasetinde her zaman etkinliğini sürdürmüştür. Sağ, Türkiye’ye karşı daha dikkatli bir tutum takınırken, AKEL Türkiye karşıtlığını artırmıştır.

2004 referandumu sırasında, AKEL “emperyalist çözümü” reddettiğini ilan ederek plana karşı çıkmıştır. Türkiye’yi “işgalci, kibirli ve sömürgeci” olarak niteleyen Komünist Parti, Kıbrıs’ın “tek bir vatan ve tek bir halk” olduğu konusunda ısrarını sürdürmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni “işgal rejimi” olarak niteleyen AKEL, Kıbrıs’ı taksim etmek isteyen emperyalist hamlelere “madden ve manen” karşı duracağını ilan etmiştir.(5)

Hristofyas Dönemi (2008-2013)

Kıbrıs Rum siyaseti, AKEL destekli Başkan Hristofyas döneminde en sıkıntılı dönemini yaşamıştır. Avrupa Birliği tarihinde ilk defa devlet başkanlığı koltuğuna oturan Komünist lider iyi bir sınav verememiştir. Kıbrıs müzakereleri konusunda Türk tarafını suçlayan Rum lider süreç içinde eleştiri dozu gittikçe artan bir söylem geliştirmiş, dört yıllık iktidarı döneminde Türk tarafının çözüm müzakereleri çerçevesinde sunduğu tüm önerileri reddetmiştir. Hristofyas, başkanlığı döneminde uluslararası kamuoyunda uzlaşmaz tarafın Türkiye olduğu yönünde bir kanaat oluşturmayı hedeflemiştir. Hristofyas iktidarı, KKTC-AB ilişkilerinin gelişmesini ve Kıbrıs Türklerinin Birlik ülkeleri ile doğrudan ticaret yapmasını engellemek maksadıyla tüm imkânlarını seferber etmiştir.

Hristofyas döneminin en büyük olayı, 11 Temmuz 2011 günü Evangelos Florakis Deniz üssünde meydana gelen patlama olmuştur. Donanma komutanı da dâhil 13 kişinin öldüğü patlama Kıbrıs Rum siyasetini şiddetli bir şekilde sarsmıştır. Basında, patlamaya sebep olan askeri malzemenin İran’dan Suriye’ye giden Rus yapımı mühimmat olduğu yönündeki haberler yer almıştır. Deniz üssünde meydana gelen hadise, Rum Kesimi’nin Soğuk Savaş döneminden beri Sovyet-Rus silahlarının Orta Doğu’ya sevkiyatında önemli bir üs işlevi görmeye devam ettiğini göstermiştir.(7)

Hristofyas döneminde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,  Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarını kullanmaya yönelik girişimlerini artırmıştır. 2003 yılından itibaren çeşitli ülkelerle münhasır ekonomik bölge antlaşmaları yapan Rumlar, “Sevilla Haritası” adı verilen bir haritayı Avrupa kulislerinde tanıtmaya çalışmaktadır. Bu haritaya göre, Doğu Akdeniz’in büyük kısmı Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin münhasır alanı olarak parsellenmektedir. Sevilla Haritası’na göre, Doğu Akdeniz’de en uzun sahil şeridine sahip ülke olan Türkiye’ye sadece Antalya ve Mersin körfezi önlerinde küçük bir alan bırakılmaktadır.

Geleneksel olarak İsrail karşıtı siyasetin hâkim olduğu Kıbrıs Rum Kesimi, Hristofyas döneminde Tel Aviv’le ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır. İsrail ve Rum Yönetimi 2010 yılında Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgelerin sınırlarını ve bu bölgelerdeki haklarını belirleyen bir anlaşma imzalamış, Doğu Akdeniz’de keşfedilen doğal gaz ve petrolün çıkarılması ve tüketici pazarlara ulaştırılması alanında işbirliğine girmiştir. Netanyahu Kıbrıs Rum Kesimi’ni ziyaret eden ilk İsrail Başbakanı olmuş, 2012 yılı içinde taraflar arasında muhtevası tam olarak açıklanmayan iki adet savunma işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Netanyahu’nun 16 Şubat 2012’deki ziyareti sırasında Hristofyas’ın İsrail Başbakanı’ndan İsrailli işadamlarının KKTC’deki yatırımlarını durdurmalarını talep ettiği basına yansımıştır.

Hristofyas döneminde Güney Kıbrıs’ı etkisi altına alan ekonomik kriz Rum siyasetini etkileyen bir önemli dinamiğe dönüşmüştür. Güney Kıbrıs ekonomisi 2008’de ABD ve Avrupa piyasalarını etkilemeye başlayan küresel finansal krizden ciddi biçimde etkilenmiştir. 1990’lı yıllarda ortalama %6-7 oranında, 2000’li yıllarda ortalama %4-5 oranında büyüme kaydeden Rum ekonomisi 2008’deki krizin etkisiyle 2009 yılında %2 oranında küçülmüştür. 2009’dan itibaren toparlanma eğilimi gösteren Rum ekonomisi, Avro bölgesindeki bankacılık piyasasını sarsan finansal krizden de etkilenerek 2012 yılında tekrar küçülmeye başlamıştır. Güney Kıbrıs’ta Hristofyas’ın iktidara geldiği 2008’de %4’ün altında seyreden işsizlik oranları ise 2012 yılında %15 düzeyine tırmanmıştır. Krize karşı gereken önlemleri almayan Hristofyas neticede Rum yönetiminin iflas ettiğini ilan etmiş, Troyka’nın (AB Komisyonu, AB Merkez Bankası ve IMF) sunduğu önerileri kabul etmek zorunda kalmıştır.

 


2013 Başkanlık Seçimleri Süreci

2013 Şubat seçimleri büyük ölçüde AKEL destekli Stavros Malas ile DİSİ destekli ve merkez sağın lideri konumundaki Nikos Anastasiadis arasında geçmiştir. Başpiskopos II. Hrisostomos tercihini DİSİ liderinden yana yaptığını açıklamıştır. Seçimin ana gündemini Avrupa ve Güney Kıbrıs’taki ekonomik kriz oluşturmuş, seçim söylemleri büyük oranda ekonomi politikaları üzerinde yoğunlaşmıştır. Anastasiadis, önceliğinin ekonomik sorunlar olduğunu açıkça ilan etmiştir.

AKEL 2013 başkanlık seçimlerinde Nikos Anastasiadis’in babası Hrisantos Anastasiadis’in 1974 darbesi sırasında darbecileri desteklediğini iddia ederek tuhaf bir karşı seçim kampanyası yürütmüştür. Keza, AKEL Anastasiadis’in Türklerle gevşek bir federasyona ve taksime meyilli olduğunu iddia etmektedir. Yeni seçilen Rum lidere karşı oluşacak ret cephesine AKEL’in katılması beklenmektedir. AKEL daha şimdiden “Türklerin Anastasiadis’in seçimi kazanmasını istediklerini” vurgulamaktadır.(7) AKEL’in bu söylemlerine karşılık DİSİ seçimlerde ekonomik krizin Güney Kıbrıs’taki sonuçlarını ön plana çıkarmıştır. Böylece Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ndeki seçimlerde ilk defa Kıbrıs meselesi ikinci plana düşmüştür.

17 Şubat 2013 tarihinde gerçekleştirilen ilk turda toplam % 45’ini Nikos Anastasiadis, 24 Şubat’taki ikinci turda oyların %57’sini alarak başkan seçilmiştir. 16 yıldır DİSİ’nin genel başkanlığı koltuğunda oturan Anastasiadis, Hristofyas’tan sonra Kıbrıslı Rumların 7. başkanı olmuştur. Seçim sonrası ilk konuşmasında daha önceki solcu başkanların iç ve dış siyasetini ağır bir dille eleştiren ve ekonomik sorunlara vurgu yapan Rum lider,  bütün zorluklara rağmen krizin üstesinden geleceğini belirtmiştir. Anastasiadis ayrıca Kıbrıslı Türklerle “duran müzakereleri sürdürmek niyetinde” olduğunu belirtmiş, “bazı kritik kararlar” alabileceğini ve Türkiye ile ilişkileri “normalleştireceğini” ifade etmiştir.(8)

1946 yılında Limasol’da doğan Anastasiadis, döneminin pek çok genci gibi EOKA’nın destekçisi olmuştur. Nitekim Güney Kıbrıs’ta AKEL yanlısı olmayan herkesin bir şekilde EOKA hareketiyle temas kurması doğal sayılmaktadır. Yükseköğrenimini Atina’da tamamlayan Anastasiadis, burada Albaylar cuntasının ateşli savunucularından biri olmuştur. Cuntanın gençlik kollarından olan Papadapulos Gençlik Derneği’ne üye olan Anastasiadis, pek çok Rum gibi 1974 sonrası zihinsel bir değişim içine girmiştir. Anastasiadis, Klerides ile birlikte dağılan Rum sağının toparlanmasında kritik bir rol oynamıştır. Nikos Anastasiadis eleştirilere rağmen 2004 Annan Planı’nı desteklemiştir. Anastasiadis’in genel başkanı olduğu DİSİ, Annan Planı’nın referanduma sunulduğu dönemde planın kabul edilmesi yönünde faaliyet göstermiş, bu planın uzun vadede Rumların menfaatlerine hizmet edeceğini savunmuştur.

Anastasiadis, ülkedeki ekonomik krizin üstesinden gelmek ve reform programlarını yürütebilmek amacıyla geniş tabanlı bir kurtuluş hükümeti kurmayı hedeflemektedir. Anastasiadis döneminde Rum Kesimi’nin dış politikasına ilişkin ise şunlar beklenmektedir:

-NATO’ya üyelik konusunda çok istekli olan Rum lider bunun, Türkiye ile iyi ilişkilere bağlı olduğunu çok iyi bilmektedir. Rum solu NATO üyeliğine şiddetli eleştiriler yöneltirken Anastasiadis, 2013 yılı içerisinde İttifak’a resmen üyelik başvurusunda bulunmak niyetinde olduğunu belirtmiştir.

-Anastasiadis, Türkiye ile yükselen gerilimi en azından söylem düzeyinde düşürebilir. Rum sağı, AKEL’in aksine Türkiye’yi tahrik edici eylemlerden uzak durma eğilimindedir.

-Rum lider, Kıbrıs sorunu konusunda duraklayan müzakereleri yeniden başlatmak istediğini beyan etmiştir. BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon’un Anastasiadis’i KKTC Devlet Başkanı Derviş Eroğlu ile birlikte New York’a davet etmesi beklenmektedir.

-Almanya ve İngiltere ile ilişkilerin olumlu seyretmesi beklenmektedir. Anastasiadis’in, AKEL’in ülkedeki İngiliz üslerinin (Akrotiri ve Dikelya üsleri)  kaldırılması yönündeki tutumunu sürdürmeyeceği değerlendirilmektedir.

-İsrail’le ilişkilerde Hristofyas döneminde kaydedilen ilerlemenin Doğu Akdeniz’deki işbirliği süreci çerçevesinde devam edeceği değerlendirilmektedir.

-Hristofyas’ın destek aldığı Rusya-Avrupa solu bloğu aksine Anastasiadis, Avrupa’nın yanı sıra ABD ile yakın ilişkiler geliştirmeyi hedeflemektedir. Rum lider, BM Güvenlik Konseyi üyeleri ile de yakın ilişkiler içine girmek istemektedir. Anastasiadis, seçimlerden önce Çin’e bir ziyaret gerçekleştirerek Pekin ile ilişkilere önem verdiğini göstermiştir.

-Rum toplumu için milli bir mesele haline gelen Doğu Akdeniz münhasır ekonomik bölge ve enerji kaynakları sorunu konusunda, Rum lider var olan statüyü korumaya çalışacaktır. Anastasiadis’in Türkiye’yi tahrik etmekten uzak durarak yeni parsellerin satışını askıya alabileceği (hâlihazırda 3 parsel işlenmektedir) tahmin edilmektedir.

Sonuç

Rum Kesimi’nde seçimlerle birlikte Doğu Akdeniz’in yeni bir döneme gireceği değerlendirilmektedir. Zira hem Kuzey hem Güney Kıbrıs’ta sol sırasını savmıştır ve sıra yeniden sağa geçmiştir.(9) Bir taraftan doğal gaz ve petrol arama çalışmaları sonucu Türkiye ile yükselen gerilim diğer taraftan ekonomik kriz ile mücadele eden Rum yönetimi, Ankara ile ilişkileri düzeltme yoluna gitmeyi deneyecektir. Hristofyas döneminde Doğu Akdeniz’de tek taraflı olarak başlatılan arama çalışmaları Türkiye’yi tahrik etmiştir. Buna rağmen, Rumlar elde ettikleri kazanımları kaybetmek istemeyeceklerdir. Zira Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde krizden çıkmanın tek yolu olarak milli mesele haline gelen doğal gaz arama çalışmaları görülmektedir.

Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak Anastasiadis’in Rum Kesimi’nin hedef ve beklentilerini hangi ölçüde esnetebileceği tartışmalıdır. AKEL’in Türkiye karşıtı söylemlerinin aksine daha makul bir tutum içinde gözüken Anastasiadis’in Kıbrıs sorunu hakkındaki temel görüşlerini müzakere süreci gösterecektir. Kıbrıs sorununda temel sorun, Kıbrıs Türk Devleti’nin statüsü, mülkiyet, Türk askerleri ve garantiler olduğu iddia edilse de, aslında sorunun kaynağında 1830 yılında kurulan Yunan Krallığı’nın Türkiye’ye karşı yürüttüğü politikalar yatmaktadır. Sorunun temelinde, etnik ve tarihi sebepler yatmaktadır. Adanın Helenistik karakteri konusunda Rumlar arasında bir tartışma yoktur.

Ankara, Anastasiadis’in başkanlığını fırsata çevirebilir. Müzakerelerin yeniden başlayıp hüsranla bitmesi halinde Türk tarafı artık iki devletli çözümü uluslararası kamuoyunun gündemine taşıyabilir. Türkiye, Kıbrıslı Rumların Doğu Akdeniz’deki hamlelerini engellemek için bölgedeki diğer ülkelerle (Mısır, Lübnan, Libya, Esed sonrası Suriye) hızla ikili anlaşmalar imzalayabilir. Türkiye, donanmasıyla Doğu Akdeniz’de daha fazla varlık göstererek bu bölgede bir oldubittiye izin vermeyeceği noktasındaki kararlılığını gösterebilir.




Sonnotlar:

(1) Andrekos Varnava, British Imperialism in Cyprus 1876-1915, (Manchester: Manchester University Publishing: 2009), 85.
(2) Roudemetof, V. & Michael, M.  “Redéfinition des Frontières Église–État à Chypre Après 1878: Perspective Historique sur l‟Église Orthodoxe Chypriote,” Social Compass, 56 1 (2009): 35-48.
(3) Thomas Adams, AKEL: The Communist Party of Cyprus, (Stanford; Hoover Institution Press, 1971).
(4) “Χαιρετισμός Γενικού Γραμματέα της Κ.Ε. ΑΚΕΛ Α. Κυπριανού στο Δικοινοτικό Φεστιβάλ ΑΚΕΛ Πάφου με τίτλο Μια Πατρίδα, ένας Λαός”.
http://www.akel.org.cy/nqcontent.cfm?a_id=8438&tt=graphic&lang=l1
(5) “Χαιρετισμός Γενικού Γραμματέα της Κ.Ε. ΑΚΕΛ Α. Κυπριανού στο Δικοινοτικό Φεστιβάλ ΑΚΕΛ Πάφου με τίτλο Μια Πατρίδα, ένας Λαός”. http://www.akel.org.cy/nqcontent.cfm?a_id=8438&tt=graphic&lang=l1. 
(6) “Cyprus: Navy Chief Killed By Base Munitions Blast,” 11 Temmuz 2011, BBC News. http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-14115103.
(7) “Βιογραφικό”. http://www.Anastasiadis.com.cy/.
(8) “Δηλώσεις – Συναντήσεις” , “Θεματικές Ενότητες”, 24/02/2013. http://www.Anastasiadis.com.cy/.
(9) Sefa Karahasan, Kıbrıs’ta Yeni Dönem, 25 Şubat 2013, Milliyet, http://bit.ly/YAf1nF

Back to Top