ABD’nin 21.Yüzyıl Deniz Stratejisi Belgesi

Bahadır YÜCEKAYA
01 Temmuz 2015
A- A A+

Soğuk Savaş döneminden sonra ABD ilk defa 2007 yılında “21. Yüzyıl Deniz Gücü için İşbirliğini Esas Alan Bir Strateji” (A Cooperative Strategy For 21st Century Seapower) başlığı altında bir deniz strateji belgesi yayımlamıştır. Ancak bu belgenin yayımlanmasından bu yana giderek daha fazla karmaşıklaşan güvenlik ortamı ve küresel finans sistemindeki değişiklikler, ABD ulusal çıkarları bağlamında bu deniz stratejisinin güncelleştirilmesini zorunlu kılmıştır. Söz konusu güncelleme "2012 Stratejik Savunma Rehberi” ve dört yılda bir hazırlanan “2014 İç Güvenlik Belgesi” rehberliğinde icra edilmiştir.

Yeni belge; küresel güvelik ortamı, ileri bölgelerde varlık gösterme ve ortaklık, deniz gücünün ulusal güvenliğin desteğindeki rolü, kuvvet dizaynı: geleceğin kuvvetini oluşturma başlıkları altında toplam dört bölümden oluşmaktadır.

Genel Anlamda Yeni Strateji Belgesi

Belgeye göre ortak stratejik çıkarlara dayalı olarak ABD, Hint-Asya-Pasifik bölgesindeki Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda, Filipinler, Kore Cumhuriyeti ve Tayland gibi uzun süreli müttefikleriyle işbirliğini güçlendirmek istemektedir. Bununla birlikte Bangladeş, Brunei, Hindistan, Endonezya, Malezya, Mikronezya, Pakistan, Singapur ve Vietnam gibi devletler ile ortaklıklar geliştirmeye devam etmektedir.

Çin Deniz Kuvvetleri nüfuzunun Pasifik ve Hint Okyanuslarına genişlemesinin ABD, müttefik ve ortakları için hem fırsat hem de rekabet yarattığı belirtilmektedir. Örneğin Çin, Aden Körfezi'nde deniz haydutluğu ile mücadele harekâtını desteklemekte, hastane gemisi ile insani yardım görevleri icra etmekte ve büyük ölçekli, çok uluslu tatbikatlara iştirak etmekte iken, kimi zaman da başka egemen ulusların yetki alanlarında kuvvet bulundurmakta veya bu alanları tehdit etmektedir.

Orta Doğu ve Afrika'da istikrarsızlık ve kontrolsüzlükle yönetilen alanlar, aşırı şiddet yanlısı örgütler ve diğer terörist kuruluşların bu bölgelerde faaliyet göstermesine izin vermektedir.
El Kaide ve iştiraklerinin yanı sıra; IŞİD, Hizbullah, Hamas, El Şebab ve Boko Haram dokümanda adı geçen örgütler arasındadır. Bununla birlikte ABD ile küresel müttefik ve ortaklarının çabaları sayesinde, deniz haydutluğunun Afrika Boynuzu'nda düşüş göstermekte olduğu, Batı Afrika civarında ise endişe yaratmaya devam ettiği dile getirilmektedir.

ABD Avrupa’da NATO görevlerine aktif olarak iştirak etmektedir. Belgeye göre Rusya’nın askeri modernizasyonu, Kırım’ı yasadışı ilhakı ve Ukrayna'da devam eden saldırganlığı, Avrupa güvenlik ve istikrarı için ABD taahhütlerinin önemini ortaya koymaktadır.

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan icra edilen ticaretin akışını tehdit edebilecek yetenekler geliştirmeye devam ettiği ve enerji arzında gerçekleşebilecek olası sorunların, küresel ekonomiyi çok kısa sürede ve önemli ölçüde etkileyebileceği belirtilmektedir. Ayrıca Kuzey Kore’nin nükleer silah yetenekleri geliştirmekte olduğu ve uzun menzilli balistik füzeler konuşlandırdığı ve aynı şekilde İran’ın nükleer silah ve balistik füze teknolojilerini sürdürdüğü vurgulanmaktadır.

Diğer yandan belgede ulusötesi suç örgütlerinin, özellikle Orta Amerika ve ABD anakarasında tehlike yaratabilecek şekilde Afrika ve Batı Yarımküre’de istikrarı tehdit etmeye devam ettiği vurgulanmaktadır.
    
ABD Deniz Kuvvetleri 2015 yılı itibarı ile ileri bölgelerde 97 gemi ile konuşlanmaktadır. Strateji belgesine göre Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın halihazırdaki bütçesi, 2020 yılına kadar 300’den fazla gemiye sahip olmak ve ileri bölgelerde toplam 120 gemi ile konuşlandırmak için yeterlidir. Dokümanda, ileri bölgede daha verimli ve etkin varlık gösterebilmek için; pahalı rotasyon ve konuşlanmaları azaltmak maksadıyla kuvvetlerin ileri üslenmesinin yoğunlaştırılacağı, küresel deniz kuvvetleri ağının oluşturulacağı, bir gemiyi değiştirmek yerine görev modülleri ve yükünü değiştirmeye müsaade eden, maliyet ve zaman tasarrufu sağlayan modüler platformlar konuşlandırılacağı (Littoral Combat Ship (LCS) bunlara örnektir) ve ortamlara uyumları dikkate alınarak unsurların en çok ihtiyaç duyulan yerlerde görevlendirileceği ifade edilmektedir.

Dikkatlerin Hint-Asya-Pasifik bölgesine kayması ile birlikte ABD hiç şüphesiz bu bölgede konuşlu gemi, uçak ve deniz piyadelerinin sayılarını artıracaktır. Belgede ABD’nin 2020 yılına kadar gemi ve uçaklarının yaklaşık %60’ını bu bölgede konuşlandıracağı açıklanmıştır. Bu kapsamda ABD Deniz Kuvvetleri; Japonya’da Uçak Gemisi Görev Grubu ve Amfibi Görev Grubu bulunduracak, Guam’daki denizaltılara bir yenisini daha ekleyerek toplam sayıyı 4’e çıkaracak, kalıcı bölgesel varlık sağlamak için Singapur’da konuşlu LCS’lerin sayısını 4’e çıkaracak ve teknolojik açıdan en gelişmiş suüstü unsuru olan Zumwalt sınıfı destroyeri,
F-35C Lightning II beşinci nesil savaş uçağını ve yüksek dayanıklılığa sahip insansız hava aracı MQ-4C Triton'u bölgede konuşlandıracaktır.

Dokümana göre Deniz Piyadeleri; konvansiyonel caydırıcılık sağlamak, güvenlik işbirliği icra etmek, kriz ve çatışmalara müdahale etmek ve aynı zamanda harekât planlarına destek sağlamak maksadıyla Hint-Asya-Pasifik bölgesinde bir Seferi Deniz Piyade Kuvveti bulunduracak ve Avustralya'ya Rotasyonel Deniz Piyade Kuvveti konuşlandıracaktır. Ayrıca MV-22 Osprey Uçağı, CH-53K King Stallion Helikopteri, F-35B Lightning II savaş uçağı ve Amfibi Muharebe Aracı gibi yeni unsurlar, bu kuvvetlere anılan geniş bölgede uzun menzil ve gelişmiş yetenekler sağlayacaktır.

Orta Doğu, ABD ve müttefikleri için hayati önemini devam ettirmektedir. ABD; çatışmayı caydırmak, ittifak ve ortaklıkları sürdürmek ve krizlere müdahale edebilmek adına bu bölgede güvenilir bir muharebe gücü bulundurmak istemektedir. Strateji belgesinde ABD’nin Orta Doğu’da 30 gemi olan bugünkü varlığını 2020 yılına kadar 40 gemiye çıkaracağı vurgulanmaktadır.

Avrupa'da faaliyet gösteren ABD Deniz Kuvvetleri unsurlarının NATO kapsamında teşkil edilen daimi deniz grupları SNMG (Standing NATO Maritime Group) ve SNMCMG’yi (Standing NATO Mine Countermeasures Group) desteklemeye ve müttefik ile ortaklarını balistik füze tehdidinden koruyan karada ve denizde konuşlu AEGIS balistik füze savunma sistemi (BMDS) gibi ittifaka önemli katkıda bulunacak kuvvetleri Avrupa’da bulundurmaya devam etmekte olduğu vurgulanmaktadır.

Ayrıca Gine Körfezi'ndeki ortak devletlerle; bilgi paylaşarak, tatbikat icra ederek ve birlikte karakol yaparak deniz güvenliğine uzun soluklu çözüm bulma adına çalışmaya devam edeceği, Batı Yarımküre bölgesinde ise; Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın vatanı korumak ve yasadışı ticaret ile ulus ötesi suç örgütlerine karşı durmak için filosunu geliştireceği ve denizcilik faaliyetlerindeki tahmin edilen büyüme ile tutarlı olarak Arktik'e erişim ve bölgede varlık gösterebilme ihtiyaçlarını gözden geçireceği dile getirilmektedir.

ABD, deniz kuvvetlerini beş temel fonksiyon çerçevesinde düzenlemekte, eğitmekte ve donatmaktadır. Bunlar; her çeşit harekât ortamına serbestçe giriş, caydırıcılık, deniz kontrolü, güç nakli ve deniz güvenliğidir.    İlk defa bu güncelleme ile ele alınan her çeşit harekât ortamına serbestçe giriş fonksiyonu, etkin bir şekilde harekât icra edebilmek için yeterli hareket serbestisine sahip olarak ihtilaflı bölgelerde kuvvet intikal ettirebilme yeteneği şeklinde tanımlanmaktadır.

ABD’de mali sıkıntıların yaşandığı içinde bulunduğumuz dönemde deniz kuvveti yapısının; bir bölgede düşmanı büyük ve çok aşamalı bir muharebede yenebilmeyi ve aynı anda farklı bir bölgede başka bir saldırganın amaçlarına engel olabilmeyi veya ona kabul edilemez maliyetler yükleyebilmeyi başarabilecek boyutta olduğu dile getirilmektedir. Strateji belgesine göre, bunu gelecekte de başarabilmek için ABD Deniz Kuvvetleri ve Deniz Piyadeleri; 11 uçak gemisi, 14 balistik füze atabilen nükleer denizaltı (12 Ohio Değiştirme Programı denizaltısı SSBN (X)) ve 33 amfibi gemisini içeren, 300’den fazla gemiden oluşan bir filo oluşturmalıdır. Sahil Güvenlik ise; Milli Güvenlik, Açık Deniz Karakol ve Hızlı Müdahale Botlarından oluşan 91 gemilik bir filoya sahip olmalıdır.

Geleceğin kuvvetini dizayn ederken ABD’nin; esnek, çevik ve hazır kuvvetlere sahip olması gerektiği belirtilmektedir. Personelinin ABD için en önemli asimetrik avantaj olduğu vurgulanmakta ve bu kapsamda ABD’nin; personel görevine başlamadan önce, gerçekçi simülasyon ile jenerik, canlı ve yapıcı senaryolara imkân veren bir öğrenme ortamı yaratacağı ve daha uyumlu muharip personel yetiştirebilmek için farklılaşmış yetenekler ışığında seçilmiş kaynakları stratejik olarak istihdam ederek toplam kuvvet yapısını optimize edeceği, ayrıca müttefik ve ortaklarla güvenlik işbirliğini derinleştirerek küresel deniz kuvvetleri ağı konseptini geliştireceği ve deniz alanlarına erişimin engellenmesine (A2/AD) karşı kıyıya yakın ortamlarda daha dağınık bir şekilde deniz kontrolü ve güç nakli icra edeceği vurgulanmaktadır.

Dokümana göre ABD, artmakta olan uluslararası deniz alanlarına erişimi tehdit eden yeteneklere (A2/AD) karşı; bilgi temini mümkün olmayan bir ortamda verimli ve otonom harekât icra edebilme yeteneğine sahip bir kuvvet geliştirecek, siber ortam ve elektromanyetik spektrumdaki kinetik ve kinetik olmayan harp yeteneklerini entegre ederek platform yükü hacmini optimize edecek, ayrıca saldırganlığı önleme, krizlere müdahale ve ortaklıkları kuvvetlendirme yeteneklerini devam ettirebilmek için insan dayanıklılık limitlerinin ötesinde, ihtilaflı ve yüksek riskli ortamlarda harekât icra etme yeteneğini artıran insansız sistemleri geliştirecek ve radara yakalanmama (stealth) kabiliyetini tamamlayıcı olarak uzun menzilli stand-off silahları üretecektir.

Belgenin Değerlendirilmesi ve Düşündürdükleri

Bugünün küresel güvenlik ortamı; Hint Okyanusu-Asya-Pasifik bölgesinin artan önemi, uluslararası deniz alanlarına erişimi tehdit eden yeteneklerin gelişimi (A2/AD) ve yayılması, terörist ve suç şebekelerinin genişleyen ve evrim geçiren tehditleri, deniz yetki alanları anlaşmazlıklarının artması ve deniz ticaretine tehditler (özellikle enerji akışı) ile karakterize edilmektedir.

Dokümanda iki temel prensip göze çarpmaktadır. Birincisi, ileri bölgede varlık göstermenin; vatanı savunmak, çatışmayı caydırmak, krizle mücadele etmek, saldırganlığı önlemek, uluslararası deniz alanlarını korumak, ortaklıkları güçlendirmek ve insani yardım görevlerini gerçekleştirmek için esas olduğudur. İkincisi ise, müttefikleri ve ortakları ile birlikte faaliyet icra ettiğinde ABD deniz kuvvetlerinin daha güçlü olduğu vurgusudur.

Deniz Kuvvetleri, Deniz Piyade ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları eskiden beri caydırıcılık, deniz kontrolü, güç nakli ve deniz güvenliği fonksiyonlarını yerine getirmek için organize edilmiş, eğitilmiş ve donatılmıştır. Uluslararası deniz alanlarına erişimin önemine istinaden bu strateji; harekât ortamlarının deniz, hava, kara, uzay, siber ve elektromanyetik (EM) spektrum olduğunu dikkate alarak, beşinci bir fonksiyonu literatüre dahil etmektedir: “Her çeşit harekât ortamına serbestçe giriş”.

Strateji belgesi aynı zamanda, ABD’nin maruz kaldığı ve gelecekte maruz kalabileceği mali zorluklar ile harekâta hazırlık derecesini dengeleyen modern deniz kuvveti yapısını açıklamaktadır.

Doküman, 2007 yılında ilk kez bütünleşik deniz stratejisi teşkil etmek maksadıyla bir araya gelen ABD Deniz Kuvvetleri, Deniz Piyade ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları’nın; şekillendirebilmesi veya üstesinden gelebilmesi için jeopolitik, askeri ve mali zorluklar ile fırsatları tanımlamaktadır.

Belge; Deniz Kuvvetleri, Deniz Piyade ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları’nın; 200 yıldan uzun süredir yaptığı gibi, ABD vatandaşlarını korumaya ve ABD çıkarlarını geliştirmeye devam edeceğini vurgulamaktadır. Ayrıca ABD'nin; istikrarı sağlama, müttefik ve ortakları ile ilişkileri geliştirme, savaşları önleme ve kriz zamanlarında liderlerine alternatifler sunma adına, dünya çapında varlık göstermeye verdiği önemi teyit etmektedir.

Bununla birlikte; belge bir güncelleme olmasına rağmen, küresel ortamda yaşanan hızlı değişimler neticesinde, adeta yeni oluşturulmuş bir doküman niteliğindedir. Sekiz yıl aradan sonra 21.yy. Deniz Gücü Stratejisinin güncellenmesi; değişen küresel güvenlik ortamı, ekonomik problemler ve kısıtlı kaynakların ABD’yi tekrar düşünmeye sevk ettiğini göstermektedir.

Mali sıkıntılar nedeniyle müteakip yıllarda yüksek oranda büyüme kaydetmesi ihtimal dışı olan bir kuvvet yapısından, ileri bölgelerde daha fazla varlık göstermesi beklentisi pek makul görülmemektedir. Belgede üzeri kapalı bir şekilde Çin, İran ve Rusya hedef alınarak kabiliyet ve konseptler detaylandırılmakta, fakat aralarında bir önceliklendirme yapılmamaktadır. Aynı zamanda bu tehditlere karşı izlenecek yol ve yöntemler de belirtilmemektedir. Bu durum karar vericileri zorda bırakabilecek ve ABD müttefik ile ortaklarının güvenini sarsabilecektir.

Soğuk Savaş döneminden sonra 2007 yılında yayımlanan ilk strateji belgesi, çıkarların en iyi ticari, finans, bilişim ve hukuki ilişkilerin geliştirilmesiyle sağlanabileceğini belirtmekte ve kolektif güvenlik vurgusu yapmaktaydı. Yeni yayımlanan güncelleme ise bu liberal yaklaşımdan birçok yönüyle ayrılmaktadır.

2007 yılında yayınlan strateji belgesinden farklı olarak bu güncelleme somut bir şekilde, dönemin zorluklarıyla başa çıkabilmek adına platform ihtiyaçlarını bölge bölge sayı olarak gözler önüne sermiştir. Ayrıca siber ortam ve elektromanyetik spektruma vurgu yaparak her türlü harekât ortamına serbestçe giriş fonksyonunu belgeye dahil etmiştir. Bununla birlikte 2007 yılında yayımlanan ilk belgede spesifik bir devlet adı belirtilmemesine rağmen, bu güncellemede bizzat tehdit devlet ve devlet dışı örgütlerin isimlerinin yer alması dikkat çekicidir. Tüm bu gelişmeler ABD’nin denizlerde daha kararlı ve caydırıcı olma niyetinde olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca bu belgede deniz harekat alanı realist bir ifadeyle jeopolitik ve askeri çatışma alanı olarak tanımlanmaktadır. Denizlerde çatışma ve rekabet dönemine girildiğini işaret etmektedir.

ABD on yıllardır ilk kez ithal ettiğinden daha fazla enerji ihracatı yapmasına rağmen, hâlen Orta Doğu ve Orta Asya'dan kesintisiz petrol ve doğal gaz arzına dayanan küresel ekonomiye bağlı bulunmaktadır. Bu kesintisiz enerji arzı ise, artan siyasi istikrarsızlık ve bölgesel çatışmalar nedeniyle riske girebilecektir. ABD’nin bu belgede kartlarını açık oynamasının bir sebebi budur. Bir diğeri ise Çin’in Doğu ve Güney Çin Denizi’nde gerginlik ve istikrarsızlığın artmasına neden olabilecek, askeri niyetlerinde şeffaf olmayan davranışlar sergilemesidir.

Belgenin önsözünde ABD Denizcilik Bakanı Ray Mabus tarafından kaleme alınan bir ifade, belgeyle verilmek istenen mesajı net bir şekilde gözler önüne sermektedir. "Kimseden müsaade almak zorunda olmadan, denizleri kullanarak daha kısa zamanda intikal eder, bölgede daha uzun süre varlık gösterir ve ihtiyacımız olan her şeyi yanımızda götürürüz."

Kısa zaman içerisinde belgeye, tehditlere karşı izlenecek yol ve yöntemleri içeren, gizlilik dereceli eklerin yapılabileceği öngörülmektedir.
 

Back to Top