Başkanlık Sistemi Tartışmaları Son Buldu Mu?

A- A A+

Türkiye’de zaman zaman gündeme gelen başkanlık sistemi tartışmaları 7 Haziran 2015 genel seçimleri öncesinde Türkiye’de seçim kampanyalarının ağırlıklı gündemi haline gelmiştir. Başkanlık sistemine geçişin veya sisteme karşı duruşun güçlü birer seçim vaadi olarak gündemde yer tutması da sistemin Türkiye’ye uygulanabilirliğinin tartışılmasından ziyade konunun siyasi polarizasyon çerçevesinde değerlendirilmesine sebep olmuştur. Seçim sonrasında siyasi partilerin meclisteki dağılımı ve koalisyon olasılıkları, başkanlık sistemi tartışmalarının gündemdeki hegemonyasını yitirmesine yol açmış gibi görünmektedir; ancak hükümet sistemi tartışmasının yeni kurulacak hükümetin göreve başlamasıyla yeniden alevlenmesi kuvvetli bir ihtimaldir. Bu bağlamda başkanlık sistemi tartışmaları iki şekilde gündeme gelebilir: 1)Yeni anayasa tartışmaları çerçevesinde oluşturulacak de jure (yasal) bir başkanlık sistemi 2) Anayasayı değiştirmeksizin mevcut yasadaki boşlukların değerlendirilip anayasanın sınırlarının zorlanmasıyla uygulanabilecek de facto (fiili) bir başkanlık sistemi.

 

Bu yazıda başkanlık sisteminin teorik ve ampirik bir analizi yapılarak sistemin Türkiye’ye uygulanabilirliği irdelenecektir.

 

Başkanlık Sistemi

 

Siyaset bilimciler başkanlık sistemine dair farklı tanımlamalar kullanmışlardır. Örneğin Giovanni Sartori, Arend Lijphart, Juan Linz, M. Shugart ve M. Carey gibi siyaset bilimciler farklı yaklaşımlarla başkanlık sistemini ele almaktadırlar. Başkanlık sisteminin dayandığı belli temel unsurlar olmakla birlikte ampirik örneklerin çeşitliliği tanımlamada farklılıklara yol açmaktadır. Haliyle, başkanlık sistemine dair yapılan tanımlamaların tamamen birbirleri ile örtüşmediğini söylemek mümkündür.

 

Başkanlık sisteminin dayandığı temel unsurları sıralayacak olursak;

  1. Yürütme gücünü kontrol eden ve halkın oyuyla seçilen başkanın varlığı (sistemin, halkın başkanı doğrudan veya seçim kurulları aracılığıyla dolaylı olarak seçtiği farklı örnekleri mevcuttur)
  2. Yürütme gücünü kullanacak olan başkanın ve yasama organının sabit bir görev süresi için seçilmiş olmaları
  3. Yasama ve yürütme organlarının birbirlerinden bağımsız olmaları ve birbirlerini feshedebilecek hukuki yetkilerden yoksun olmaları

 

Sartori’ye göre başkanın halk oyu ile seçilmesi başkanlık sisteminin olmazsa olmaz kuralı olmasına rağmen bir sistemin başkanlık sistemi olarak tanımlanabilmesi adına bu kriter tek başına yeterli olmayacaktır. Sartori, başkanın halk oylaması ile seçildiği ancak yetkilerinin sembolik olmaktan öteye geçmediği Avusturya, İzlanda ve İrlanda gibi ülkelerin başkanlık sistemi adı altında kategorize edilemeyeceğini savunmaktadır. Ancak, Arendt Lijphart bu ülkelerin başkanlık sistemine dâhil olduğunu ifade etmektedir, zira Lijphart’a göre bir sistemin parlamenter veya başkanlık sistemi olarak adlandırılmasının ilk koşulu başkanın doğrudan veya dolaylı olarak halkoyu ile seçilmesidir. Bununla birlikte başkanlık sistemini tanımlamak için ek kriterlere ihtiyaç duyulmaktadır.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top