İleri Teknolojiler Stratejisi

Prof. Dr. Atilla SANDIKLI
10 Haziran 2010
A- A A+

Bilim ve teknikteki ilerlemeler tarihte olduğu gibi gelecekte de toplumların sosyo-ekonomik yapılarını ve uluslararası siyasi düzeni belirlemeye devam edecektir. Ekonomik faydaya dönüştürülebilen teknolojilerde alınan mesafeler ülkeler arası rekabetin sabit temel unsurunu oluşturmaktadır. Geçmişte, teknolojinin üretim sürecindeki kritik rolünü kavrayan ülkeler bugün gelişmiş ülke konumundadır.

Sanayi devriminde gerekli teknik atılımları gerçekleştiremeyen devletlerse hala ekonomik problemlerle mücadele etmekte, ileri teknolojilere odaklanan gelişmiş ülkelerin terk ettiği üretim sistemleriyle zaman kaybetmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun rekabet yeteneğini nasıl kaybettiğinin anlaşılması ve gerekli dersin çıkarılması bu açıdan son derece önemlidir.


19. yüzyıldan itibaren, buhar teknolojilerinin ve elektrik enerjisinin kullanımı mal ve hizmet üretiminde muazzam gelişmeleri beraberinde getirmiş,  milletlerarası güç dengelerinde önemli rol oynamıştı. 20. yüzyılın özellikle ikinci yarısında etkisi hissedilen enformasyon devrimiyle de, teknolojideki sıçramaların uluslararası ilişkiler üzerindeki tesirinin artık çok daha hızlı geliştiği görülmüştür. Mikroelektronik sistemler, bilgisayar ve telekomünikasyon teknolojileri ile nükleer enerji teknolojilerindeki gelişmelerden elde edilen siyasi ve ekonomik faydalar ülkelerin uluslararası arenadaki yerini belirlemiştir. Bilgi çağında provası yaşanan “teknolojinin aktörleri geliştirme ve dönüştürme sürecinin” yakın gelecekte daha hızlı ve çarpıcı bir şekilde gerçekleşeceği beklenmektedir.


Bu nedenle, stratejik önemi ve katma değeri yüksek ileri teknolojili ürünler ülkeler arası rekabette temel bağımsız değişken olmaya devam edecektir. Nanoteknoloji, biyoteknoloji, hidrojen ve nükleer enerji teknolojileri Türkiye’nin odaklanması gereken ileri teknolojiler olarak öne çıkmaktadır. Son yıllarda pek çok ülkede bu teknolojiler alanında dev yatırımlar yapılmaktadır. Türkiye de bu dört kritik alanda (nanoteknoloji, biyoteknoloji, hidrojen ve nükleer enerji teknolojileri) dünya ölçeğinde söz sahibi olabilmek için sıra dışı bir çaba sarf etmelidir. Başlatılan çalışmalar genişletilerek ve çeşitlendirilerek sürdürülmeli, gelecek perspektifiyle oluşturulan projeler devlet politikası niteliğine kavuşturulmalıdır. 


Nanoteknolojinin, bilişim teknolojilerini takip eden yeni bir teknolojik devrim sürecine yol açtığı gözlemlenmektedir. Nanoteknolojinin üretim teknolojilerinde sağladığı katma değer, mikroelektronik ve bilgisayar teknolojileri gibi miktroteknolojilerin sağladığı katma değerin yaklaşık 100 katıdır. Yüksek katma değere sahip oluşundan dolayı, nanoteknoloji yakın gelecekte pazar yarışına dönüşecek ve uluslararası ticari dengeler üzerinde belirleyici olmaya başlayacaktır. 2015’e kadar nanoteknoloji ürünlerinin pazar payının küresel üretimin %18’ini oluşturacağı hesaplanmaktadır. Türkiye, nanomalzemelerin olağanüstü özelliklerinin kullanılmasına imkân tanıyan bu teknolojiye sahip olmalıdır. Uluslararası piyasalarda ve iç pazardaki yüksek katma değerli ürün taleplerini karşılamayı hedeflemeli ve özellikle güvenlik alanında nanoteknolojinin yol açacağı tehditleri yönetebilecek kabiliyeti edinmelidir.


Türkiye’nin, ileri teknolojiler stratejisi kapsamında atılım yapması gereken diğer bir alan biyoteknolojidir. Modern biyoteknolojinin özellikle sağlık, tarım ve gıda sektörlerinde geldiği seviye, Türkiye’nin araştırma-geliştirme faaliyetlerine olan ihtiyacını ortaya koymaktadır. Tıpta, nanoparçacıkların ve nanotüplerin kullanılmaya başlanması nanobiyoteknoloji sahasının geleceğin tedavi yöntemlerine kaynaklık edeceğini göstermektedir. Diğer taraftan konvansiyonel ilaçların yerini almakta olan biyoteknolojik ilaçların pazar payı hızla büyümektedir. Tarımda biyoteknolojinin uygulama alanlarının genişlemesi ise gıda üretiminde verimliliği artırdığı gibi genetiği değiştirilmiş organizmalar gibi yeni tehdit alanları doğurmaktadır. Türkiye,  biyoteknoloji dinamiğinden kaynaklanan fırsatları değerlendirmeli, tehditleri yönetebilmeli ve bu alanda rekabet gücü kazanmalıdır. Avrupa Birliği’ne tam üyelik müzakerelerinde Bilgi Temelli Biyo-Ekonomi’ye geçiş süreci bu yeteneklerin kazanılması için kullanılmalıdır.


Türkiye’nin gelişmiş ülkelerdeki teknolojik sıçramalara paralel hareket etmesi gereken ileri teknolojilerden birisi de hidrojen teknolojileridir. Hidrojen teknolojileri sürdürülebilir, çevre dostu ve verimli bir enerji sistemi oluşturulmasına imkân tanıdığı için, bu alandaki bilimsel ilerlemenin ekonomik faydasının oldukça yüksek olacağı beklenmektedir. Dünyadaki fosil yakıt rezervlerinin azalmasıyla alternatif enerji kaynaklarına olan talebin artacağı ve gelecekte hidrojen enerjisinin yaygın biçimde kullanılacağı öngörülmektedir. Hidrojen teknolojileri enerji üretimi dışında özellikle endüstride pek çok alanda kullanılabilmektedir. Dolayısıyla, TÜBİTAK bünyesinde yürütülen yakıt pili sistemlerinin geliştirilmesi ve hidrojenin üretim ve depolanması gibi mevcut çalışmaların çeşitlendirerek sürdürülmesi hayati öneme sahiptir. Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi’nin İstanbul’da bulunması, bu açıdan Türkiye için fırsat niteliğindedir. BİLGESAM olarak 15–16 Ekim 2009 tarihlerinde yine burada gerçekleşen IV. Ulusal Hidrojen Enerjisi Kongresi’ni (UHK 2009) organize ederek hidrojen teknolojilerinin önemini vurgulamıştık.


İleri teknolojiler içinde uluslararası siyasi düzeni derinden etkileyen en kritik başlık olarak nükleer teknolojiler öne çıkmaktadır. Nükleer teknolojilerde üstünlüğü elinde bulunduran ülkeler bugün aynı zamanda dünyadaki en güçlü ülkeler durumundadır. Türkiye gibi stratejik dengelerin çok hızlı değişebildiği bir bölgede bulunan bir ülke için nükleer teknolojiye sahip olmak zorunludur. Nükleer teknolojinin elde edilmesi ayrıca Türkiye’de üst düzey bir bilim ve teknik kabiliyetinin gelişmesini ve yaygınlaşmasına imkân tanıyacaktır. Türkiye’nin nükleer santrallerle elektrik üretebilme yeteneğine kavuşması enerjide kaynak çeşitliliği sağlayacak, doğalgaza olan bağımlılığını azaltabilecektir. Nükleer enerji, rezerv potansiyeline sahip bir kaynak olmasından dolayı ve üretim sürecinde sera gazı salınmadığı için atıkların güvenli bir şekilde yönetilmesi durumunda çevre dostu bir enerjidir. Nükleer enerji teknolojisinde ilerleme aynı zamanda Türkiye’nin sahip olduğu uranyum ve toryum kaynaklarını değerlendirebilmesini mümkün kılabilecektir.


Özetlemek gerekirse, Türkiye ileri teknolojiler stratejisini nanoteknoloji, biyoteknoloji, hidrojen ve nükleer teknolojilerine odaklanarak yürütmelidir. Bu dört kilit teknolojide ilerleme hedefi devlet politikası olarak sürdürülmelidir. Tarihin tekerrür etmemesi için önümüzdeki bu “İkinci Sanayi Devrimi” olarak adlandırılan süreçte gerekli teknolojik atılımların yakalanması zaruridir. Bu sebepten dolayı, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) olarak biz gerekli teknolojik atılımların yakalanmasının önemine binaen Prof. Dr. M. Oktay ALNIAK direktörlüğünde Teknoloji Araştırmaları Enstitüsü’nü kurduk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top