Meksika Körfezi Petrol Sızıntısında Amerika’nın Rolü

A- A A+

Meksika Körfezi’nde BP’nin anlaşmalı olduğu petrol platformunun 20 Nisan’da infilak etmesinin ardından güçlükle durdurulabilen petrol sızıntısı ve çevre kirliliği, sadece bu şirketin sebep olduğu bir felaket değildir. Barack Obama Yönetimi, Amerikan Kongresi, İçişleri Bakanlığı ve federal yetkililer sorumluluğu büyük ölçüde BP’ye yüklese de, gerek yetersiz denetim mekanizmalarını iyileştirmemekle gerekse sorundan birebir etkilenen yerel yönetimler, uzmanlar ve vatandaşların çözüm ve yardım önerilerine kulak tıkamakla aslında sorunun derinleşmesinde rol almışlardır.

 

Başkan Obama’nın BP’ye 1998’den beri kullanılmayan İngiliz Petrolleri ifadesiyle (British Petroleum) hitap etmesi ve bu şirketin düşüncesizliğinin cezasını çekmesi gerektiği şeklindeki beyanları soruna çözüm bulmaktan uzaktır. Petrol sızıntısı felaketini Soğuk Savaş döneminde komünizmi tanımlamak için kullanılan “bulaşıcı hastalık” veya 11 Eylül saldırıları kadar büyük bir dram olarak yorumlayarak güvenlik meselesi haline getirmesi de, özellikle bu saldırılarda yakınlarını kaybedenler nezdinde tepki toplamıştır. Başkan Obama ilk hamlede deniz altında yeni araştırmalara altı aylık moratoryum koyup, mevcut 33 operasyonu durdurma kararı aldıysa da, sızıntı meselesinde Amerika’nın sorumluluğunun ortaya konması ve gerekli önlemlerin alınması aynı şekilde önemlidir.

 

 

Kıyı-ötesi (offshore) petrol operasyonlarının geliştirilmesinde Amerikan Kongresi’nin payı  yadsınamaz. Kongre üyeleri, on yıldan fazla bir süredir enerji faaliyetlerinin tehlike arz etmediği şeklindeki şirket raporları ve taahhütlerine kanmayı tercih etmişlerdir. Kongre 1990’lardan beri Körfez’deki kuyularda güvenlik sorunsalını sürekli ihmal ederek, petrolden elde edilen gelirle beslenecek federal projeler ve istihdama odaklanmıştır. Kongre petrol kuyusu açma girişimlerine daima olumlu yaklaşmış, ancak gerekli denetim ve gözetim esaslarını tartışmaktan kaçınmıştır. Üstelik, 2002-2008 arasında ilgili konuya ait denetçi kadrolarının azaltılması şeklinde çeşitli bütçe kararları onaylanmıştır. Tüm bunlar, kıyı-ötesi petrol arama ve çıkarma operasyonlarının zamanla daha geniş ve karmaşık bir boyut alması ve İçişleri Bakanlığı’nın bile 2000’den itibaren dile getirdiği ve sektörün bu operasyonlarlarda çalıştırdığı işçilerin deneyimsizliği hakkındaki uyarılarına rağmen gerçekleşmiştir. Aslında Amerikan Kongresi risklerden tamamiyle habersiz değildir. Kendi araştırma birimlerinin yaptıkları değerlendirmelere göre, sızıntı halinde görevlendirilecek personel gerek sızıntı temizliği gerekse yayılmayı önlemekle ilgili ekipmanı kullanma konusunda en temel bilgilerden yoksundur. George W. Bush Yönetimi’nin 2001’de yayınladığı Ulusal Enerji Politikası uyarınca petrol kaynaklarının artırılması çabası ve bu uğurda “fazla ve gereksiz” kontrol mekanizmalarının kaldırılması da bugünkü sıkıntıya katkıda bulunmuştur.

 

 

Kongre’nin sızıntıdan sonraki tutumu, eski politikaların terkedileceğine dair bir umut taşımaktadır. Endüstriyel sektör son iki yıldır yaklaşık 340 milyar dolarlık lobi faaliyetinde bulunarak özellikle Amerikan Yönetimi’nin kendilerini hedef alan politikalarına karşı Kongre’yi etkilemeye çalışmaktadır. Kongre üyeleri bugüne dek bu çabalara olumlu yaklaştıysa da, artık eskisi kadar toleranslı olmadıklarına dair söylem ve eylemler gözlenmektedir. Başkan Obama’nın sızıntıdan önce beyan ettiği 2011 bütçesi de bu tür şirketlere yapılacak yıllık vergi indirimlerinde 4 milyar dolarlık bir kısıntıyı öngörmekteydi. Son bulgular ışığında sızıntı miktarının günde 35-60 bin varil olduğunu ifade ederek ucuz petrol günlerinin sayılı olduğunu vurgulayan Obama, yaşanan çevresel kaosun petrol ve diğer fosil yakıtlara olan bağımlılıktan kurtulmak için Kongre tarafından iyi değerlendirilmesi gerektiğini de belirtmiştir. Bu ifade, Ocak ayında Başkan’ın yenilenebilir enerjinin ulusal ekonomiye olası katkılarını özetlediği Birliğin Durumu konuşmasıyla da paralellik göstermektedir. Kongre’nin felaket sonrasında bu çabaların yanında olması kuvvetle muhtemeldir. Yine de yeni düzenlemeler konusunda Temsilciler Meclisi’nin daha hevesli olduğu söylenebilir. Temsilciler Meclisi, enerji şirketlerinin operasyonlarının daha sıkı denetimi ile sızıntıya müdahale ve restorasyon başlıklarını içeren yasa tasarısının kendi versiyonunu Temmuz sonunda tamamlayıp onaylarken, Senato kendi tasarısını Kongre’nin yaz tatili sonrası Eylül ortasında başlayacak olan döneminde ortaya koyacağına dair görüş bildirmiştir.

 

 

Cumhuriyetçilerin petrol şirketleri ile geçmişten süregelen yakın ilişkileri Demokratların ekmeğine yağ sürer gibi görünse de, Massachusetts’den Florida’ya tüm Orta Batı eyaletlerinde her iki partinin de üyeleri, petrol şirketlerini kınayan sloganlar benimsemiştir. Deliği kapamak ve petrolü temizlemek konularında özellikle eyalet valileri tarafından hummalı bir çözüm üretme yarışı gözlenmektedir. Ancak tüm çabalar organizasyon eksikliği, yavaşlık ve federal-yerel görevliler ile BP arasındaki yetki dağılımı karmaşasından kaynaklanan sebeplerden ötürü gereken sonucu vermemektedir. Sıkıntıyı en yakından hisseden ve gelişmeler hakkında en doğru bilgiyi verebilecek aktörler olan yerel yetkililere göre, kendilerinin sağladığı ilk elden bilgi ve pek çok tavsiye ciddiye alınmamaktadır. Yerel halk ve yetkililer işin uzmanı olmayabilir, ancak bölgeyi, ihtiyaçlarını ve sorunlarını daha kısa sürede tespit edebildikleri için önem taşımaktadır.

 

 

Obama Yönetimi tarafından 4 Ağustos’ta yapılan açıklamaya göre Körfez’e akan petrolün dörtte üçü temizlenmiş olup, kalan miktar oldukça seyreltik bir yapıdadır ve büyük risk teşkil etmemektedir. Bu beyan, bölgede sekteye uğrayan turizm ve balıkçılık sektörlerinin kaldıkları yerden devam edeceğine şüpheyle bakan yerel halk ve bazı bilim adamları tarafından olumsuz karşılanmıştır. George W. Bush Yönetimi’nin Katrina Kasırgası felaketinde yaptığı gibi, Obama Yönetimi’nin de felaket başedilebilir duruma gelir gelmez kendilerini kaderleriyle başbaşa bırakacağına inanan bölge halkı hala huzursuzdur. Deniz büyük ölçüde temizlenmiş olsa da, petrole bulanmış kumsal ve sazlıklar ile ölü kuşlara işaret eden bölge sakinleri, mevcut hasarın etkilerinin daha uzun süre hissedileceğini düşünmektedir. Tarihe geçen en büyük deniz sızıntısı olan Körfez felaketinin ardından, Obama Yönetimi’nin bölgedeki ekonomik ve sosyal hayatı yeniden canlandırmak için etkin bir kampanya başlatması gerekmektedir. Bölgenin gerek Amerikan vatandaşları gerekse yabancılar nezdinde kaybedilmiş bir coğrafya olarak tanımlanmaması için restorasyon ve istihdam çabaları desteklenmelidir. Yakın zamanda çıkması beklenen yeni yasalarla yakın takibe alınacak olan enerji faaliyetlerinin, bundan böyle federal ve   yerel görevlilerin eşgüdümlü çalışmalarıyla denetlenmesi, benzer felaketlerin önlenmesinde büyük fayda sağlayacaktır.

Back to Top