Türk Dış Politikasının Analizi I

A- A A+

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 64. Cumhuriyet hükümetini kurma görevini Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu’na verdi. İki bölüm halinde yayınlanacak bu yazıda, yeni hükümet programının hazırlanmasına katkı sağlamak maksadıyla, geçmişe yönelik dış politika uygulamaları gözden geçirilmekte, başarılı uygulamalar ve problem yaratan yaklaşımlar vurgulanmaktadır.

Türkiye’nin dış politikasında 2002 seçimlerinden sonra önemli değişimler yaşandı ve dinamizm arttı. Hem yurt içinde birlik ve beraberlik duygusu kuvvetlendi, hem de yurtdışında Türkiye’nin yumuşak gücü hızla gelişti.

Bir yandan AB ile entegrasyon geliştiriliyor, diğer yandan komşularımızla siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel ilişkiler hızla ilerliyor, dünyanın değişik bölgelerine açılımlar gerçekleştiriliyordu.

Bütün dünya, Doğu ve Batı ile etkin ilişkiler geliştiren, özgürlük ve refah seviyesini hızla yükselten Türkiye’yi hayranlıkla izliyordu. Yurt dışına çıkan vatandaşlarımız büyük bir saygınlıkla karşılanıyordu.

Ancak son yıllarda farklı bir durum yaşanmakta. Kazanımlarımız hızla kaybedilmekte. Yumuşak gücümüz ve saygınlığımız hızla düşmektedir. Herkesin kafasında yankılanan sorular; “Nasıl bu kadar hızlı yükseldik? Neden bu kadar hızla düşüyoruz? Ne yapılmalı?

Nasıl bu kadar hızlı yükseldik?

Prof.Dr. Ahmet Davutoğlu’nun belirlediği dış politikanın temel esasları; özgürlük ve güvenlik dengesi, diplomaside yeni bir dil ve tarz, komşularla sıfır sorun, çok boyutlu dış politika, ritmik diplomasi ve proaktif uygulamalar, 2011 yılına kadar çok başarılı bir şekilde uygulandı.

Davutoğlu’nun akademik vizyonu ile Dışişleri Bakanlığı personelinin engin tecrübelerinden ortaya çıkan sentez ve Türkiye optimalini yansıtan dış politika uygulamaları başarın itici gücü oldu.

AB ile katılım müzakereleri doğrultusunda çağdaş bir dönüşüm yaşayan devlet, Büyük Orta Doğu projesi kapsamında model ülke rolünü etkin olarak uyguladı. ABD, Batı ve Orta Doğu ülkeleri ile ilişkilerini hızla geliştirdi. Medeniyetler arası işbirliği yaratılarak Doğu ve Batı arasında köprü oluşturuldu.

Güvensizlik ve düşmanlık senaryoları üzerine oturan eski dış politika uygulamaları terk edildi. Uygulamaya konan yeni diplomatik dil ve tarz ılımlı bir atmosfer oluşturdu.

Sıfır sorun, ritmik diplomasi ve proaktif dış politika esasları doğrultusunda komşularla iyi ilişkiler geliştirildi. Stratejik İşbirliği Konseyleri vasıtasıyla bölge ülkeleri ile Orta Doğu’ya özgü bir entegrasyon süreci başlatıldı.

Hem küresel, hem bölgesel, hem de komşu ülkeler ile siyasi, ekonomik, kültürel ilişkilerin hızla gelişmesine paralel olarak; ülke içinde özgürlük, insan hakları, demokrasi ve refahın hızla artması çarpan etkisi yaptı.

Cazibe Merkezi Türkiye

Yükselen güç olarak tanımlanan ve yumuşak gücü hızla artan Türkiye, Cazibe merkezi bir ülke konumuna geldi. Bölgesel barış ve istikrara önemli katkılar yaptı. Büyük bir bölgesel güç ve küresel aktör olarak algılanmaya başladı.

Bu durum Türkiye’nin özgüvenini yükseltti. Bölgesel güç ve küresel aktör söylemleri küresel bir güç söylemlerine dönüştü. Arap baharı ile birlikte Müslüman Kardeşler ve Hamas ile ilişkiler geliştirildi. Küresel ve bölgesel güçlere karşı meydan okumalar yapıldı.

Ülkenin gücü artarken realist teori çerçevesinde diğer güçlerin bu değişimi kendi çıkarları için tehdit olarak algılayabilecekleri dikkate alınmalıydı. Onları fazla rahatsız etmemeye özen gösterilmeliydi. Tam tersine uygulamalar gerçekleştirildi.

Türkiye’nin yükselişi küresel ve bölgesel güçler tarafından tehdit olarak algılanmaya başlandı. Eski dostlar düşman oldu. Türk dış politika uygulamaları önündeki engeller ve ülke içinde sorunlar arttı.

Not: Yazının devamı Salı günü yayınlanacaktır.

 

Bu yazı 20.11.2015 tarihinde Yeni Yüzyıl Gazetesinde yayımlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top