ABD-İran Yakınlaşmasının Orta Doğu’daki Dengelere Etkileri ve Türkiye

Bekir ÜNAL
24 Kasım 2015
A- A A+

Viyana’da Temmuz 2015’te imzalanan nükleer anlaşma ABD-İran ilişkilerindeki yumuşamanın devam ettiğini ve iki ülke arasında şaşırtıcı bir yakınlaşmanın başladığını göstermiştir. Nükleer anlaşma 1979 İran Devrimi’nden sonra giderek daha problemli hale gelen ABD-İran ilişkilerine yeni bir boyut kazandırmış, ikili ilişkilerin normalleşmesine imkân tanıyabilecek bir konjonktüre girilmiştir. Anlaşmanın ardından tartışmalı nükleer programından dolayı İran’a uygulanan yaptırımların aşamalı olarak kaldırıldığı görülmektedir. Yaptırımların kaldırılması, İran’ın siyasi, ekonomik ve askeri anlamda güçlenmesine zemin hazırlamakta, Tahran yönetiminin Orta Doğu’daki etki alanını genişletmesine hizmet etmektedir. ABD, Çin odaklı yeni küresel stratejisi kapsamında Doğu Asya ve Pasifik’e yönelirken Orta Doğu’da İran’la istemediği bir çatışmaya sürüklenmek yerine bu ülke ile ortak menfaatler temelinde işbirliği kurmakta, bu işbirliğini bölgedeki stratejik hedefleri doğrultusunda kullanmaya çalışmaktadır. Nitekim anlaşma sonrasında ABD-İran arasındaki yakınlaşma Afganistan ve Irak’ta örtüşen menfaatlerle, Suriye krizinin çözümü ve IŞİD’le mücadele alanlarında devam etmektedir. ABD-İran yakınlaşması Türkiye açısından ise kısa vadede ticari çıkarlar sunmakla birlikte uzun vadede siyasi ve stratejik riskleri beraberinde getirmektedir.

 

Bu analizde nükleer anlaşma sonrası daha belirgin hale gelen ABD-İran yakınlaşmasını hazırlayan etkenler sıralanmakta, yakınlaşmanın Orta Doğu’daki dengelere etkileri kapsamında Washington ve Tahran’ın Afganistan, Irak ve Suriye’de örtüşen menfaatleri üzerinde durulmakta, İsrail ve Suudi Arabistan’ın konumu ele alınmaktadır. Analizde ABD-İran yakınlaşmasının Türkiye açısından muhtemel sonuçları incelenmekte, Tahran yönetiminin daha etkili olduğu bir Orta Doğu’da Ankara’nın bölgesel konumu ile ilgili öngörüler paylaşılmaktadır.

Back to Top