Türk Dış Politikasının Analizi II

A- A A+

Türk dış politikası 2011 öncesinde hızla yükselmiş ve Türkiye cazibe merkezi bir ülke olmuştu. Ancak son yıllarda Türkiye ile ABD ve Batı ilişkilerde güvensizlik oluştu. Müslüman Kardeşler ile derinleşen ilişkilerden tedirgin olan Orta Doğu ülkeleri, Türkiye’nin bölgedeki artan etkisinden rahatsız olmaya başladı.

Özellikle Sünni İslam anlayışının yükselişini tehdit olarak gören İran, Türkiye’nin bölgedeki artan etkisine karşı geliştirdiği politikaları uygulamaya koydu.

Artık rüzgâr tersine dönmüştü. Libya’da ABD Büyükelçilik mensuplarının öldürülmesinden sonra Arap Baharı sonbahara, daha sonra da kışa dönüştü.

Müslüman Kardeşlerin merkezi Mısır’da, Suudi Arabistan destekli selefi gruplar Mursi yönetiminden desteğini çekti ve halkın tepkisini öne süren Sisi silahlı kuvvetleri arkasını alarak darbe yaptı. “Mursi halk desteğini kaybetti” gerekçesiyle darbe ABD ve Batı tarafından desteklendi.

Kimyasal silahların imhasına yönelik anlaşma sonrasında, Batılı güçler Suriye’de muhalif güçlere yaptığı yardımı kesti. Türkiye Suriye’deki gelişmeler karşısında yalnız bırakıldı ve uygulamaya çalıştığı bütün politikalar bir bir başarısızlığa uğratıldı.

PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantısı PYD ve YPG’ye destek arttı. Irak’ın kuzeyindekine benzer özerk bir Kürt devletinin temelleri atılmaya başladı.

Küresel ve bölgesel güçlerle ilişkiler bozuldu. Bölgedeki dost ülke ve yönetimler azalmaya başladı. Türk dış politikasında kullanılan dil tekrar eskiye döndü ve dost ülkeler düşman olarak tanımlandı.

Eskiden olduğu gibi, hem küresel hem de bölgedeki düşman güçler tarafından kuşatılan bir ülke tanımlaması ön plana geçti.

Bölgede bütün güçler tarafından görmemezlikten gelinen IŞİD hızla gelişti. Irak ve Suriye’de önemli bir bölgeyi işgal etti. Yapmış olduğu insanlık dışı eylemler ve katliamlar sonrasında cazibesi yükselen Sünni İslam anlayışı da büyük bir darbe aldı.

Bölgede yükselen unsurlar; Müslüman kardeşler, Türkiye ve Sünni İslam anlayışının cazibesi hızla düşmeye başladı.

Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını artırması, Esad’ın bölgedeki pozisyonunu kuvvetlendirdi. Türkiye’nin Suriye’deki geliştirmeleri yönlendirebilme kabiliyeti büyük oranda azaldı. Uluslararası ilişkiler ve güvenlik ortamı Türkiye’nin aleyhine döndü. Dış politikada düşüş hızlandı.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak yurt içinde de ötekileşme, kutuplaşma ve düşmanlaşma arttı. Potansiyel gerilimler Gezi Olayları ve 6-8 Ekim Kalkışması ile çatışmaya dönüştü. Çözüm süreci çöktü ve PKK Terör Örgütünün eylemleri arttı.

Türkiye’nin, Suriye’de IŞİD karşıtı koalisyona aktif olarak katılması sonrasında, IŞİD Terör Örgütü iç çatışmayı körüklemek maksadıyla Silvan, Diyarbakır ve Ankara’da büyük terör eylemleri gerçekleştirdi.

Neden bu kadar hızla düşüyoruz?

Açıklamalardan anlaşılacağı üzere dış politika kazanımlarının hızla kaybedilmesinin temel nedenleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

Güç, çıkar ve politika dengesinin kaçırılması ve gücümüzün olduğundan fazla gösterilmesi.

Gücümüzü olduğundan fazla göstererek, gerek küresel gerekse bölgesel güçlere meydan okunması.

2011 öncesi başarıyı getiren dış politika prensiplerinden uzaklaşılması.

Uluslararası ilişkiler ve güvenlik ortamında dostlarımızı azaltan ve düşmanlarımızı artıran politikalar uygulanması.

Ayrıca iç politikada ötekileşme, kutuplaşma ve düşmanlaşmaya neden olan yaklaşımlar sergilenmesi bu düşüşü hızlandırmıştır.

Ne yapılmalı?

Çağcıl devlet yapılanması doğrultusunda özgürlük, insan hakları, demokrasi ve serbest piyasa ekonomisinin yerleşmesine yönelik reformlara tekrar başlanmalıdır.

Daha önce yükselişi sağlayan 2011 öncesi dış politika prensipleri, yeni politikalarla tekrar uygulamaya konmalıdır.

Küresel ve bölgesel güçlere meydan okumalardan kaçınılmalıdır.

ABD ve AB ile ilişkiler geliştirilmeli ve karşılıklı güven ortamı tekrar sağlanmalıdır.

Düşmanlıkları azaltıcı ve dostlukları artırıcı girişimlere öncelik vermelidir.

 

Bu yazı 24.11.2015 tarihinde Yeni Yüzyıl Gazetesinde yayımlanmıştır.
http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/turk-dis-politikasinin-analizi-ii-192

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top