Türk-Yunan İlişkileri ve Sorunlar

A- A A+

Yunanistan Başbakanı Çipras 18 Kasım günü Türkiye’yi ziyaret etti ve ziyaretin sonunda Başbakan Davutoğlu ile bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamaları görünen ve görünmeyen önemli hususları içeriyordu. Ancak bir önceki gün yapılan futbol maçında, Yunanistan Milli Marşı sırasında yapılan ıslıklı protesto, objektif değerlendirmeler yapılmasını engelledi.

Milli maçta Yunanistan Milli Marşı’nın ıslıklı protestosu bize hiç yakışmadı. Milli marşlar o ülkenin vatandaşlarını temsil eder. Onlara saygının bir gereği olarak böyle bir girişim mazur görülemez. Empati yapıp Yunanistan’da böyle bir olay meydana gelseydi bizim duygularımız nasıl etkilenirdi? Diye kendi kendimize sormamız gerekir.

Bu kötü başlangıca rağmen basın toplantısında çok olumlu açıklamalar yapıldı. İki halkın ortak coğrafya, tarih, kültür ve kahve zevkini paylaştığı söylendi. İki ülkenin yöneticilerinin geçmişin önyargılarından kurtularak işbirliği içinde geleceği inşa etmeleri gerektiği vurgulandı. Bu kapsamda Ege Denizi ve Kıbrıs sorunlarının çözümü yolunda ilerleme kaydedilmesinin önemi üzerinde duruldu.

Sorunların çözümü, ticaret, turizm, kültür ve eğitim alanlarında işbirliğinin geliştirilmesi yönündeki girişimler şüphesiz çok faydalıdır. Ancak Ege ve Kıbrıs gibi kronik sorunların çözümünde varılacak uzlaşmanın hangi noktada oluşacağı, bölgede sürdürülebilir barış ve istikrarın tesisi için hayati derecede önemlidir.

Ege Denizi Sorunu

Bu vurgunun yapılmasının nedeni Çipras’ın basın açıklamasında yer alan fakat çok fazla dikkate alınmayan bazı söylemleridir. Bunlardan ilki “Ege’de savaş gemilerinin hareketleri ve Türk gemilerinin ihlalleri”. Bunu ifade ederken hafif gülümseyerek Türkiye’yi suçluyordu. Türk savaş gemileri gerçekten karasuları ihlalleri yapıyor mu? Benzer şekilde Türk savaş uçakları hava sahasını ihlal ediyor mu?

Ege de Türk-Yunan sorunu; Yunanistan’ın anlaşmalarla silahsızlandırılmış adalara tehdit oluşturacak kadar top, tank ve zırhlı araç yerleştirmesi, hava sahasını olması gerekenden 4 mil daha uzun ilan etmesi ve FIR hattını egemenlik alanı olarak kullanmak istemesi, kıta sahanlığını bütün Ege Denizi’ne sahip olacak şekilde belirlemesi, karasularını 6 milden 12 mile çıkarma girişimi ve anlaşmalarla Yunanistan’a verilmemiş adalar üzerinde hak iddia etmesi konularını kapsamaktadır.

Yunanistan Ege Denizi’ni bir Yunan denizi olarak görmekte ve Türkiye’yi adeta karasularına hapsetmek istemektedir. Bunu Türkiye’nin kabul etmesi mümkün değildir. Bu nedenle sorunlu uluslararası sularda savaş gemilerini dolaştırmakta ve havada savaş uçaklarını uçurmaktadır. Yunanistan bu girişimleri ihlal olarak değerlendirmektedir. Sorun ege denizinin hakça paylaşımı veya Türkiye’nin haklarını da dikkate alan uzlaşmalar ve işbirliği ile çözülebilir.

Kıbrıs Sorunu

Çıpras’ın dikkate alınması gereken ikinci açıklaması “Kıbrıs’ta herhangi bir devletin değil AB’nin garantörlüğünde çözümü” vurgulamasıydı. Bu önemsiz bir konu mu? Ne anlam ifade ediyor? Bunun anlamı Türkiye’nin devre dışı bırakılmasıdır. Zürih ve Londra anlaşmaları ile Türkiye’ye verilen garantörlük hakkının ortadan kaldırılmasıdır. AB’ye dâhil olan Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin istediği gibi davranabilme serbestisini elde etmesidir. Türkiye’nin bunu da kabul etmesi mümkün değildir.

Kıbrıs Sorunu sadece Kıbrıslı kardeşlerimizin güvenli bir geleceğinin inşası sorunu değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin güvenliği sorunudur. Türkiye’nin dâhil olmadığı AB içinde Yunanistan ve Kıbrıs’ın bütünleşmesi, Türkiye’nin batıda Ege’de olduğu gibi güneyden de kuşatılmış anlamına gelmektedir. Böyle bir durumda; Türkiye’nin açık denizlere çıkışı sınırlanmakta, bu denizlerden ve deniz altı kaynaklarından istifade olanakları engellenmektedir.

 

Bu yazı 24.11.2015 tarihinde Yeni Yüzyıl Gazetesinde yayımlanmıştır.
http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/turk-yunan-iliskileri-ve-sorunlar-231

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top