Üçüncü Dünya Savaşı mı?

Prof. Dr. Atilla SANDIKLI
11 Aralık 2015
A- A A+

Savaş kavramı tarihsel bir süreç içinde teknolojik, siyasal, sosyal ve hukuksal gelişmelere bağlı olarak bir evrim geçirmektedir. Dördüncü nesil savaşın özellikleri ile küresel terörizmin günümüzde ulaştığı boyut ve etkileri dikkate alındığında yaşanan çatışmalar “Üçüncü Dünya Savaşı” olarak tanımlanabilir mi?

Savaşın Evrimi

Sanayi devrimi sonrasında modern dönemin topyekûn savaşları, teknolojinin gelişmesine paralel olarak uzun menzilli füzelerin, hava kuvvetlerinin ve tank birliklerinin sisteme dâhil olmasıyla manevra savaşlarına dönüşmüştür.

Uluslararası hukuk kurallarındaki gelişmeler ve savaşların siyasi, ekonomik ve sosyal maliyetlerinin kabul edilemez boyutlara ulaşması, Soğuk Savaş sonrası dönemde post-modern savaş yöntemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Post-modern savaş kavramında savaşan tarafların kim olduğu açıkça belli değildir. Savaş ve barış dönemleri birbiri içine girmiş ve muğlaklaşmıştır. Asimetrik özellikleri olan, sivil ve askerler arasındaki farkların ortadan kalktığı askeri, yarı-askeri ve bazen de sivil gayretlerin ön plana çıktığı mücadelelerdir. Harekât alanı muharebe sahasının dışına taşmış ve sivillerin yaşadığı alanları da içine alan küresel bir hale dönüşmüştür.

Küresel Terörle Savaş

Post-modern savaş yöntemleri içinde yer alan terörizm tarihsel süreç içinde anarşist, etnik, ideolojik, dini ve siber dalga şeklinde gelişim göstermiştir. Bu dalgalar kesin sınırlarla birbirlerinden ayrılmış değildir. Her dönemde yaşanan terör olaylarında, önceki dalgaların yansımaları görülebileceği gibi müteakip dalganın gelişim izleri de görülebilir.

Terörün yeni boyutunun ortaya çıkışı ve etkinliğini artırması Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali ile başlamıştır. Afganlara yardım etmek amacıyla farklı ülkelerden çok sayıda Müslüman gönüllü bu ülkeye akın etmiştir. El- kaide bu dönemde oluşmaya başlamış ve daha sonra ABD’nin önce Afganistan’ı müteakiben Irak’ı işgal etmesiyle hızla gelişmiştir.

2000 yılında Ebu Musab el-Zerkavi tarafından Afganistan’da kurulan “Tevhid ve Cihad Örgütü, ABD’nin Afganistan’ı işgalini müteakip önce İran’a daha sonra Irak’a geçmiştir. ABD’nin Irak’ı da işgal etmesi üzerine, örgüt koalisyon güçlerine yönelik mücadelesini artırmış ve 2004’de “Irak El Kaidesi” adını almıştır.

2006 yılında Zerkavi’nin öldürülmesinden sonra örgütün başına Ebu Eyub el-Mısri geçmiş ve örgüt adı “Irak İslam Devleti” olarak değiştirilmiştir. İç savaş nedeniyle merkezi otoritenin zayıflamasını fırsat bilen örgüt varlığını Suriye topraklarına taşımış, kontrol ettiği bölgeyi genişletmiş ve adını 2013’de “Irak Şam İslam Devleti (IŞİD)” olarak tekrar değiştirmiştir.

Nijerya’daki "Boko Haram", Somali’deki “Eş-Şebab”, Mali’deki “El Murabitun”, Mısır’daki “Sina Vilayeti”, Cezayir’deki “Hilafetin Askerleri” gibi terör örgütleri IŞİD’e biat etmiştir.

El-Kaide ve IŞİD gibi dini motifli terör örgütleri uluslararası sistemi ve bu sitemi büyük ölçüde yönlendiren Batı’yı hedef alan, birçok devletten veya onların halklarının belirli bir bölümünden destek gören, farklı ülkelerde uzantıları ve ağları olan, dünyanın farklı coğrafyalarında eylemler yapan küresel terör örgütleridir.

Küresel terör örgütleri uluslararası sisteme ve onun aktörlerine karşı savaşmaktadır. Bu nedenle post-modern savaş kavramının özellikleri çerçevesinde, küresel terör örgütlerine ve onların farklı ülkelerdeki uzantılarına karşı yürütülen küresel ölçekteki mücadele, “Üçüncü Dünya Savaşı” olarak tanımlanabilir.

 

Bu yazı 11.12.2015 tarihinde Yeni Yüzyıl Gazetesinde yayımlanmıştır.
http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/ucuncu-dunya-savasi-mi-400

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top