Türkiye-AB İlişkilerinde 17. Faslın Müzakerelere Açılması

Sibel KARABEL
21 Aralık 2015
A- A A+

Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB)’ne katılım süreci kapsamında, 14 Aralık 2015’te Brüksel’de gerçekleştirilen Hükümetlerarası Konferans ile AB müktesebatının 17. başlığı olan ‘Ekonomi ve Parasal Politika’ faslının müzakereye açılması resmen ilan edildi. Böylelikle, 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren, AB müktesebatının toplam 35 faslından 15 başlık müzakerelere açılmış bulunmaktadır. Türkiye, tarama süreci Ekim 2006’da biten 17.fasılla ilgili Müzakere Pozisyon Belgesi’ni 9 Mart 2007 tarihinde AB Komisyonu’na sunmuştur. Ancak, Fransa’nın bu başlığı Türkiye’nin doğrudan üyeliğiyle ilişkilendirmesi nedeniyle AB tarafından Ortak Tutum Belgesi hazırlanmamıştır. Fransa’nın söz konusu başlığın blokajıyla ilgili tutum değiştirmesinden sonra 13 Mart 2015’te faslın içerdiği mevzuat gözden geçirilmiştir.

 

Müzakere sürecinin sürdürülebilirliği göz önünde bulundurulduğunda 17.faslın açılması, iki yıldır fasıl açılmayan adaylık sürecinin canlandırılması bakımından önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin ekonomik ve parasal politikalarının AB ile uyumlaştırılmasının ekonomiyi güçlendirmesi ve genel refah seviyesini arttıracağı öngörüsüyle başlığın önemi  daha da dikkat çekmektedir. 

 

Müzakere Sürecinde Kaydedilen Gelişmeler

 

Esasen Türkiye-AB müzakere süreci 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye tam üyelik statüsü verilmesiyle başlayan bir süreç olarak nitelendirilebilir. 10-11 Aralık 1999 Helsinki AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sonrası AB Komisyonu’nun yayımladığı raporda Türkiye’nin tam adaylık statüsü tescil edilmiştir. Raporda, Türkiye’nin diğer adaylara uygulanan kriterler dâhilinde değerlendirileceği; Topluluğu’nun program ve ajanslarına katılabileceği ve Katılım Ortaklığı Belgesi gibi üyelik sürecindeki reformları destekleyecek katılım öncesi stratejilerden faydalanabileceği gibi Türkiye-AB ilişkilerine katılım süreci açısından ivme kazandıran noktalar dikkat çekmektedir. Bu gelişmelerden sonra, 16-17 Aralık 2004 Brüksel Zirvesi’nde Türkiye’nin Kopenhag Siyasi Kriterleri’ni (1) yeterli ölçüde yerine getirdiğine karar verilmiş ve 3 Ekim 2005 tarihinde AB’ye katılım müzakerelerinin resmen başlatılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla, müzakere sürecinin  sembolik olarak 3 Ekim 2005’te başladığı söylenebilir. Fiili süreç ise, Avusturya dönem başkanlığında diğer başlıklarla kıyaslandığında nispeten daha kolay olan ‘Bilim ve Araştırma’ faslının 13 Haziran 2006’da açılmasıyla başlamıştır. Söz konusu başlık aynı tarihte geçici olarak kapatılmıştır. Nitekim bu başlık, Türkiye-AB müzakere süreci boyunca geçici olarak açılıp kapatılabilen tek fasıl olma özelliğini günümüze kadar sürdürmektedir. 

 

1 Mayıs 2004’te AB tarihinde yaşanan en kapsamlı genişlemeyle dahil olan 10 ülke, Türkiye ile AB arasındaki hukuki dayanak olan Ankara Anlaşması’na taraf olmaktaydı. Diğer yandan AB Komisyonu, Kıbrıs’ın bu genişlemeyle AB üyesi olması nedeniyle Türkiye’nin Ek Protokol ile Ortaklık Anlaşması’nın kapsamının Kıbrıs’ın da dahil edilecek şekilde genişletilmesini şart koşmuştu. Bu zorunluluk doğrultusunda Türkiye’nin Ek Protokol’e yönelik yükümlülüklerini tam uygulamadığı gerekçesiyle, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi 11 Aralık 2006 tarihinde Gümrük Birliği’yle ilgili 8 faslın (2) müzakeresinin dondurulmasına ve hiçbir faslın geçici olarak kapanmamasına karar vermiştir.  

 

Takip eden süreçte Fransa, Sarkozy döneminde tek taraflı olarak beş faslı tam üyelikle bağlantılı olduğunu ileri sürerek bloke etmiştir. Engellenen fasıllar, Ekonomik ve Parasal Politika (23.fasıl); Tarım ve Kırsal Kalkınma (11.fasıl); Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu (22.fasıl); Mali ve Bütçesel Hükümler (33.fasıl) ve Kurumlar (34.fasıl)’dır. Sarkozy döneminde Almanya’nın da inisiyatifiyle Türkiye için ‘İmtiyazlı Ortaklık’ öngörülmüştür.  

 

Bu blokajlara ek olarak, 2009 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) de altı faslı daha engelleme kararı verdiğini tek taraflı deklarasyonla açıklamıştır. 2006’daki Ek Protokolle ilgili Türkiye’ye ek yaptırımlar uygulanmasını istemiş fakat diğer üye devletler tarafından kabul edilmeyince tek taraflı olarak İşçilerin Serbest Dolaşımı (2.fasıl), Enerji (15.fasıl), Yargı ve temel haklar (23.fasıl), Adalet Özgürlük ve Güvenlik (24.fasıl), Eğitim ve Kültür (26.fasıl), Dış, Güvenlik ve Savunma Politikası (31.fasıl) adlı başlıkları bloke etmiştir. 

 

1 Ocak 2007 itibariyle 27 üye devletli bir birlik haline gelen AB’de, Almanya dönem başkanlığına denk gelen altı ay içinde İşletme ve Sanayi (20.fasıl), Mali Kontrol (32.fasıl) ve İstatistik (18.fasıl) başlıkları müzakereye açılmıştır. Aynı yılın ikinci altı ayında Portekiz dönem başkanlığında Tüketicinin ve Sağlığının Korunması (28.fasıl) ve Trans-Avrupa Ağları (21.fasıl) fasıllarının müzakerelerine başlanmıştır. 

 

Slovenya dönem başkanlığına denk gelen 2008 Haziran'da Şirketler Hukuku (6.fasıl) ve Fikri Mülkiyet Hukuku (7.fasıl) başlıkları açılmış ve yine aynı yılın Fransa dönemi başkanlığındaki Hükümetler arası Katılım Konferansı’nda Sermayenin Serbest Dolaşımı (4.fasıl) ve Bilgi Toplumu ve Medya (10.fasıl) başlıkları müzakereye açılmıştır. 30 Haziran 2009’da Çek Cumhuriyeti’nin dönem başkanlığında Vergilendirme (16.fasıl) ve aynı yılın Aralık ayında İsveç’in dönem başkanlığı esnasında Çevre (27.fasıl) başlıkları açıldı. 30 Haziran 2010’da İspanya Dönem Başkanlığı’nda 22 numaralı ‘Gıda Güvenliği ve Veterinerlik’ başlığı müzakereye açılmıştır. 2010 yılından 2013 yılına kadar yaklaşık üç dönem başkanlığı boyunca hiçbir fasıl açılmamıştır. Son başlık Litvanya dönem başkanlığında 5 Kasım 2013’te 22 numaralı fasıl olan Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu’dur.  

 

Genel tabloya bakıldığında, müzakere sürecinin başlamasından bu yana geçen 10 yıllık zaman zarfında, AB müktesebatının 35 başlığının 15 tanesi müzakereye açıldığı ve bunlardan sadece bir tanesinin geçici olarak kapatıldığı gözlenmektedir. Öte yandan, siyasi nedenlerle Fransa ve GKRY’nin toplamda 10 fasılla ilgili blokajının yanı sıra, Konseyin 8 faslı askıya alması ve mevcut koşullar altında hiçbir faslın geçici olarak kapanmamasına karar vermesi katılım sürecinin işlerliğini etkileyen unsurlardır. Bu durumda, Türkiye’nin müzakere sürecinde ilerleyebileceği yani önlerinde hukuki veya siyasi engeli olmayan Kamu alımları, Rekabet politikası ve Sosyal politika ve istihdam başlıkları bulunmaktadır. 

 

17. Faslın Anatomisi ve Uygulamalar

 

Ekonomik ve Parasal Politika faslının temeli AB’nin Ekonomik ve Parasal Birliği (EPB)’ne dayanmaktadır. EPB, AB’nin 1969’dan 2002 yılına kadar geçen süre zarfında aşamalı olarak hayata geçirdiği ve kapsamında üye devletlerin ekonomik ve parasal politikalarının koordinasyonunun hedeflendiği bir politika alanıdır. Bu bağlamda taraf ülkelerden tek finansal politika, tek finansal otorite, tek para biriminde karar birliğine varmaları ve makroekonomik politikalarını koordine etmeleri beklenmektedir. EPB dahilinde finansal politikalar (para ve döviz kuru politikaları), üye devletler düzeyinde formüle edilmeyip Avrupa Merkez Bankası (AMB) şemsiyesi altında, Avrupa düzeyinde tek bir otorite tarafından düzenlenmektedir. Ekonomik bütünleşmenin bir parçası olarak nitelendirilebilecek EPB alanına dahil olabilmek için üye ülkelerin Maastricht Uyum Kriterleri (3) olarak adlandırılan ekonomik kriterler çerçevesinde değerlendirmesi yapılmaktadır. Bununla beraber, Avrupa Mali Sistemi’ne giren her üye ülkenin ekonomik politikalarının koordinasyonu için ‘İstikrar ve Büyüme Paktı’ adı verilen bir uygulamayla mali gözetimi yapılmaktadır. Burada gözetilen amaç üye ülkeler arası ekonomik farklılıkların kaldırılması ve bütçe ve fiyat istikrarının sağlanmasıdır.  

 

AB müktesebatının ‘Ekonomik ve Parasal Politika’ başlığının ilgili maddeleriyle düzenlenen 17. Fasıl genel itibariyle merkez bankalarının bağımsızlığı, kamu sektörünün merkez bankaları tarafından finansmanının yasaklanması ve kamu kesiminin finansal kurumlara imtiyazlı erişiminin önlenmesini kapsamaktadır. Türkiye fasılla uyum çerçevesinde, 2001 yılında Merkez Bankası’nın tam bağımsızlığının sağlanmasına yönelik 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Kanunu’nda değişiklik yaparak ‘Bankanın fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirleyeceğini’(3) hükme bağlamıştır. Bununla beraber, 2006 yılından itibaren açık enflasyon hedeflenmesi rejimine geçilmiş olup, para politikasının şeffaflığı noktasında adımlar atılmıştır. 

 

AB Komisyonu’nun düzenlediği 2015 Türkiye İlerleme Raporu’nda bu fasıla binaen genel olarak Türkiye’nin ekonomik analiz ve planlama kapasitesinin iyi olduğu ve başlığın açılmasına kısmen hazırlıklı olduğu görüşüne yer verilmiştir. Bununla birlikte, AB tarafından  Merkez Bankası’nın tam bağımsızlığı ile ilgili bazı ek değişiklikler talep edilmektedir. Merkez Bankası meclis üyelerinin görev sürelerinin üç yıldan beş yıla çıkarılması ve Banka’nın enflasyon hedefini tek başına belirlemesi gibi beklentilerin AB’ye tam üyelikten bir yıl önce gerçekleştirilmesi bu düzenlemelerin arasında sayılmaktadır. 

 

 

Sonuç ve Değerlendirme

 

Türkiye’nin AB ile 1963 Ankara Anlaşması’na dayanan yaklaşık 52 yıllık inişli çıkışlı ilişkisinin yansımalarının müzakere sürecine de etki ettiğini söylemek mümkündür. Nitekim, 2005 yılından itibaren gelinen noktada açılan başlık sayısından fazla dondurulan başlık bulunmaktadır. Burada, Türkiye önünde engel teşkil eden 10 tek taraflı veto kararı ve Konseyin hiçbir faslın geçici olarak kapatılmaması hükmü yer almaktadır. Hiç şüphesiz, bu noktada belirleyici niteliğe sahip olacak olan karşılıklı siyasi iradenin yürütülmesidir.  

 

Açılan 17. faslı, bir yandan Türkiye’nin ‘Avrupa’ vizyonunu ve üyelik hedeflerine devamlılığını sembolize etmesi ve öte taraftan ise kapsamı noktasındaki kazanımlar düşünüldüğünde umut verici bir gelişme olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Bununla birlikte, AB’ye tam üyelik sürecinde fasılların açılması kadar kapanışları da önem arz etmektedir. Müktesebatın tüm başlıklarında tam olarak ve oybirliğiyle anlaşma sağlanması halinde nihai kapatıldığı düşünüldüğünde, gelinen aşama sürecin ‘ucu açıklığına’ işaret etmektedir. Bu noktada, sürecin sürdürülebilirliği  Kıbrıs konusunda çözüm sağlanması ve siyasi iradenin ağırlığıyla mümkün gözükmektedir. Neticede, Türkiye-AB müzakere sürecinde 'Kıbrıs' sorunu ön şart olmaya devam etmektedir. Bunun yanı sıra, üyelik sürecine ülkeler arası ikili ilişkilerin de payının etki ettiğini söylemek mümkündür. Örneğin, Finlandiya, dönem başkanlığı esnasında Kıbrıs sorunu nedeniyle müzakere sürecinin tamamen durmasına izin vermeyip sürecin devamlılığını sağlamıştır. Aynı şekilde, bir kerede en fazla fasıl Almanya dönem başkanlığında açılmıştır. Buna karşılık, Türkiye'nin müzakere sürecine Fransa ve GKRY siyasi blokajlarının olumsuz etkisi ortadadır. 

 

Son notlar:

 

(1) Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarını güvence altına alan kurumların varlığı. http://eur-lex.europa.eu/summary/glossary/accession_criteria_copenhague.html, (erişim: 17.12.2015). 

 

(2) Malların Serbest Dolaşımı (1.fasıl), İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunumu Serbestisi (3.fasıl), Mali Hizmetler (9.fasıl), Tarım ve Kırsal kalkınma (11.fasıl), Balıkçılık (13.fasıl), Taşımacılık Politikası(), Gümrük Birliği (29.fasıl)ve Dış İlişkiler (30.fasıl). http://www.ab.gov.tr/index.php?l=1&p=65, (erişim: 16.12.2015). 

 

(3) Fiyat istikrarı kriteri (enflasyon), döviz kuru kriteri, faiz kriteri (uzun vadeli faiz oranı) ve devletin mali durumunun sürdürülebilirliği kriteri (bütçe açığı ve kamu borcu).http://ec.europa.eu/economy_finance/euro/adoption/who_can_join/index_en.htm, (erişim: 16.12.2015). 

 

(4) TCMB Kanunu, http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/a7b93c7e-bb25-4fcc-b110-23f2d1dad07d/kanun.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=ROOTWORKSPACEa7b93c7e-bb25-4fcc-b110-23f2d1dad07d, (erişim: 17.12.2015). 

 

 

 

 

 

 

 

Back to Top