Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve Türkiye

M. Süheyb AYAZ
02 Ocak 2013
A- A A+

19. yüzyılın sonlarından II. Dünya Savaşı’na kadar kullanılmış olan altın standartlı uluslararası para sistemi, savaş sonrasında tamamen sona ermiş ve yeni bir sistemin tesisi zorunlu hale gelmiştir. Uluslararası para düzenindeki bu sistem değişimi ise ABD hegemonyasının küresel ölçekte etki kazanmasına zemin hazırlamıştır.

Savaş neticesinde Avrupa ekonomisi tahrip olurken Amerikan ekonomisi savaştan güçlü bir ekonomiyle çıkmıştır. II. Dünya Savaşı sonunda güçlü ve büyümüş bir ekonomiye sahip olması ABD’ye kendi menfaatleri doğrultusunda yeni uluslararası para sistemini tasarlama imkânı sağlamıştır. Uluslararası ekonomik düzeni yeniden yapılandırmak üzere böylece 1945 yılında ABD’de Bretton Woods Konferansı yapılmış ve yeni düzeni koordine edecek teşkilatlar olarak Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Grubu kurulmuştur.(1)


Savaş sonrası uluslararası para ve ekonomik düzenin işlerliğini ve devamını sağlamak amacıyla ABD öncülüğünde tesis edilen IMF ve Dünya Bankası, faaliyete geçtikleri yıllardan itibaren dünyada meydana gelen finansal ve ekonomik krizlere ve sıkıntılara bizzat müdahale etmektedir. IMF ve Dünya Bankası’nın kuruluşunda hedefler uluslararası ekonomik işbirliğinin ve uluslararası ticaretin geliştirilmesi, istihdamın artırılması, üye ülkelere finansal destek sağlanması, yoksulluğun giderilmesi, sermaye yatırımlarının artırılması ve yabancı yatırımın teşviki olarak beyan edilmiştir. Ancak bu kuruluşların standartları ve bazı uygulamaları üye ülkelerde rahatsızlık doğurmakta ve yoğun biçimde eleştirilmektedir.

Türkiye ise II. Dünya Savaşı sonrası Batı bloğuna yakınlaşmış, ABD’nin tasarladığı yeni ekonomik sistemle bütünleşme sürecine girmiş, 1947 yılında IMF ve Dünya Bankası’na üye olmuştur. ABD ile ilişkilerini ittifak düzeyine taşıyan Türkiye, bu kuruluşlardan aldığı kredilerle ve danışmanlık destekleriyle yeni uluslararası ekonomik düzene ve para sistemine dâhil olmuştur. Türkiye ilk defa 1950’de Dünya Bankası’ndan ve 1961’de IMF’den kredi,  takip eden dönemlerde danışmanlık yardımı almış, böylece bu teşkilatlarla kredi ve borçlanma ilişkileri içine girmiştir. Özellikle 1980 sonrasında ekonomik yapılanma ve reform maksadıyla IMF ve Dünya Bankası’ndan danışmanlık desteği ve yüksek meblağlarda kredi temin eden Türkiye, 2008 küresel krizi öncesinde dünyada bu kuruluşlardan en yüksek miktarda kredi sağlamış olan ülkeler arasına girmiştir.

Türkiye, 2001 krizi sonrası sıkı reform ve düzenlemelere giderek ekonomik performansını artırmış, Türk ekonomisinin makroekonomik göstergeleri iyileşmiştir. Uyguladığı ve uygulamaya çalıştığı nispeten daha titiz ve yapıcı ekonomik politikalarla Türkiye’nin IMF ve Dünya Bankası’na bağımlılığı azalmış, bu teşkilatlara kredi borçlarını bitirme noktasına gelmiştir. Mali disiplinde ve ekonomik kalkınmada alınan mesafe neticesinde Türkiye’nin bu kuruluşlardaki statüsü daha sık gündeme gelmiş, Türk karar mercileri bu iki teşkilatta daha fazla söz sahibi olmayı hedeflemiştir. Diğer taraftan IMF ve Dünya Bankası’nın uygulama ve standartlarına yönelik geliştirilen eleştiriler bağlamında, Türkiye’nin de bu kuruluşlardan ne derece yararlandığı ve bu kuruluşlarda ne ölçüde etkili olduğu tartışmalara sebep olmuştur.

Uluslararası Para Düzeninin Dönüşümünde IMF ve Türkiye

1945’de Amerika’nın New Hampshire eyaletinde yapılmış olan Bretton Woods Konferansı’yla yeni bir uluslararası para sistemi kurulmuş ve tüm para birimleri ayarlanabilir sabit kurla ABD dolarına endekslenmiştir. Tüm Batı bloğu ülkeleri ABD’nin kurucusu ve hâkimi olduğu yeni parasal ve ekonomik düzene katılarak sistemin yaygınlaşıp meşrulaştırılmasında rol oynamıştır. Teknolojinin gelişmesi, iletişim ve ulaşımın ilerlemesi sayesinde finans başta olmak üzere ülkelerin ekonomik faaliyetleri artmış, para, hisse senedi ve türev ürünler gibi ekonomik ve piyasa araçlarının devri, alım-satımı ve yer değiştirmesi kolaylaşmıştır. Böylece uluslararası düzeyde ekonomik entegrasyon başlamış, yeni uluslararası para düzenindeki bütün ekonomiler birbirine bağlı ve birbirinden etkilenir hale gelmiştir.

2008 finansal krizinin tüm dünyayı etkilemesi, uluslararası para düzeninin ne derece küresel bir olgu haline geldiğini ve dünya ekonomilerinin ne ölçüde entegre olduklarının bir göstergesidir. Birbiriyle entegre ekonomilerden müteşekkil böyle bir uluslararası ortam, IMF gibi ekonomik sistemlerin istikrarının sağlanmasını ve sürdürülebilirliğinin denetlenip korunmasını sağlayacak kurumların varlığını gerektirmektedir. Bretton Woods Konferansı’nın sonuçlarının biri olan IMF, yeni kurulan uluslararası para sisteminin işlemesi, sürdürülebilir kılınması ve ekonomik sıkıntıdaki ülkelere yardım etme gibi amaçlarla kuruldu ise de zaman içinde kuruluşun görev kapsamı ve amaçları kısmen değiştirilmiş ve genişletilmiş, tüm dünyada etki sahibi olması sağlanmıştır. İlk etapta sadece küresel ekonomik düzenin muhafazası amaçlanmışken daha sonra ise IMF’nin kredi sağladığı ülkelere danışmanlık ve reform öncülüğü yapması hedeflenmiştir. 

1945’te tesis edilen ve tüm para birimlerinin sabit ABD dolarına endekslenmesi ilkesiyle çalışan “Bretton Woods Sistemi” 1950’li yılların sonuna kadar sorunsuz bir şekilde işlemiştir. 1960’lı yıllarda ise ABD dolarında oluşan bolluk doların altın ons karşılığının tartışılmasına yol açmıştır. Bu süreçte artan dolar stokları yüzünden ABD ödemeler dengesinin sürekli açık vermesi, ABD dolarının altın ons karşılığının azalması yönünde baskı oluşturmuştur. Bretton Woods sistemiyle uluslararası döviz rezerv varlığı haline gelen ABD doları, dünya mali ve ticari hacminin artmasıyla “yetersiz rezerv büyümesi” sorunuyla karşı karşıya gelmiştir. Bütün bu sorunlar ise II. Dünya Savaşı sonrası ABD hegemonyası altında kurulan uluslararası para sistemini sarsmış ve yeni alternatifler geliştirilmesine sebep olmuştur.(2)

Sistemde oluşan yetersiz rezerv büyümesi sorununa çözüm olarak resmi rezervlerdeki ABD dolarını ve altını destekleyecek uluslararası bir rezerv varlığı yaratılması fikri ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşım doğrultusunda altın ve döviz rezervlerini gerekli miktarlarda desteklemek amacıyla yeni bir uluslararası rezerv varlık olarak “Özel Çekme Hakları” (Special Drawing Rights-SDR) oluşturulmuştur. Böylece SDR, IMF Yönetim Kurulu’nun 1967 yılındaki Rio de Janeiro toplantısında kabul edilmiştir. İlk defa 1970 yılında IMF üyesi ülkelere SDR tahsisatı yapılmıştır. SDR tahsisatının ardından; dünyada ödemeler dengesi sorunlarının artması, ABD dolarına karşı duyulan güvenin azalması, az gelişmiş ülkelerin kalkınma sorunları ve bütün bu sorunların mevcut sistem içinde çözülememesi, Bretton Woods Sisteminin 1973 yılında çökmesine neden olmuştur.(3)

Süreç için dönüşerek varlığını sürdüren uluslararası ekonomik düzen dâhilinde Türkiye’nin IMF’deki konumunun anlaşılması için, Fon bünyesindeki kurullara bakmakta fayda vardır. IMF resmi organlarından Guvernörler Kurulu, en yetkili organ olup her ülke tarafından atanmış bir Guvernör tarafından oluşur. Guvernörler Kurulu’nun Fon’a üye kabulü, kotaların belirlenmesi, SDR dağılımları gibi önemli ve devredilemeyen yetkileri bulunmaktadır. IMF’nin diğer resmi organı olan İcra Direktörler Kurulu ise ülke kotalarına göre belirlenmiştir; Fon’da en yüksek kotaya sahip olan 5 ülkenin (ABD, Almanya, Japonya, İngiltere ve Fransa) atadıkları birer İcra Direktörü vardır. Ayrıca Suudi Arabistan, Çin ve Rusya’nın seçtikleri toplam 3 ve diğer ülkelerin meydana getirdikleri 16 ülke grubunun seçtiği 16 İcra Direktörü kurulun üyelerini oluşturmaktadır.

“Özel Çekme Hakları” olarak belirtilen SDR’nin uluslararası rezerv varlığı olması yanında IMF’ye üye olan ülkeler için önemi oldukça fazladır. SDR, IMF’nin resmi organlarının faaliyetleri ve yetkilerine temel teşkil etmektedir. Üye ülkelere tahsil edilmiş olan SDR kotaları, ülkelerin IMF yönetimi içindeki temsil oranını ve oy gücünün belirlenmesinde dikkate alınmaktadır. SDR kotaları ayrıca üyelerin kullanabilecekleri ve IMF’nin en önemli destek aracı olan kredilerin sınır miktarlarını belirlemekte de kullanılmaktadır. 1960’lı yılların başlarına kadar kotaların belirlenmesinde, “Bretton Woods Formülü” denilen ve üyelerin ortalama ihracat ve ithalat hacimlerini, altın ve döviz rezervlerini ve milli gelirlerini dikkate alan bir formül benimsenmiştir.(4)

Şu anda ise İndirgenmiş Bretton Woods Formülü diye adlandırılan ve milli gelir, rezerv miktarı, cari dış ödemelerle ilgili bazı veriler kullanılarak hesaplanan formül kullanılarak ülkelerin kotaları belirlenmektedir. Bu formüllün belirlediği kotalar IMF tarafından her beş yılda bir gözden geçirilip yenilenmektedir. ABD’nin IMF’deki kotası 42.122,4 milyar SDR’dir. ABD bu kotanın getirdiği toplam 421.961 oy ve yüzde 16.75 oy oranı ile kota artırımı gibi %85 oy oranı gerektiren kararları tek başına engelleyebilmektedir. Buna karşılık Türkiye’nin SDR kotası 1.455,8 milyar düzeyindedir ve IMF’in kotalarının yüzde 0.61’ini oluşturmaktadır. Bu kotanın Türkiye’ye sağladığı oy sayısı 15,295 olup, oy gücü binde 61’dir. Türkiye’nin içinde bulunduğu, Belçika ve Avusturya’nın başını çektiği grubun oy gücü ise yüzde 4,97’dir.(5) Kuruluşun ABD ağırlıklı bu yapısının yanında bazı uygulamaları da dikkat çekmektedir.

IMF’nin kredi verirken sağladığı danışmanlık hizmetlerinin bir kısmını ekonomik ve yapısal reformlar oluşturmaktadır. IMF tarafından zorunlu olarak uygulatılan bu reformlar her kredinin bir sonraki taksitini almak için ön şart olarak belirlenmiştir. IMF’nin uygulamalarına ilişkin tartışmalar da bu noktada yoğunlaşmaktadır. IMF’nin benzer ekonomik sıkıntılar karşısında devalüasyon, kamu sektörlerinde bütçenin daraltılması ve yapısal reform gibi talep ve şartları ülkeden ülkeye değişebilmekte, “çifte standart” uygulanabilmektedir. Mesela Türkiye’den eğitim ve sağlık gibi öncelikli sektörlerin bütçesinin küçültülmesini talep eden IMF’nin askeri harcamalardan kesinti istememesi dikkat çekicidir. IMF’nin bu nitelikteki bir uygulamayı Avrupa’da krizde olan Polonya gibi ülkelerden talep etmemesi de izaha muhtaçtır. 

Genel olarak değerlendirilirse, Türkiye IMF’ye 1961 yılında ilk kez aldığı “Stand-by” adıyla verilen kredi ile borçlanmış ve en son 2005’te 19. “Stand-by” düzenlemesine gitmiştir. Türkiye, 1961-2005 yıllarında alınan krediler dâhilinde şu ana kadar 50 milyar ABD dolarına tekabül eden 45 milyar SDR (Özel Çekme Hakları) tutarından yararlanmıştır. Türkiye, 1961-1994 yılları arasında IMF’nin mali destek sağladığı 64 ülke içinde en çok kredi çeken ülke olmuştur. Aynı veriler 2008 yılına kadarki dönem içinde değerlendirildiğinde ise Türkiye, Güney Kore’den sonra IMF’den en çok kredi kullanan ikinci ülke durumundadır.

Türkiye’nin IMF İle Yaptığı Anlaşmalar ve IMF'den Aldığı Kredi Miktarları



Kaynak: IMF, Aralık 2005

 

En son 2005’te kriz halinde değilken kredi alan Türkiye’nin yakın gelecekte IMF’ye olan borcunu bitirmesi ve IMF içindeki üst kurullarda daha fazla rol alacak olması ile ilişkilerin boyutunun değişeceği öngörülmektedir.

Türkiye’nin IMF’ye olan borcunu 2013 baharında bitirecek olması ve en son yapılan G-20 zirvesinde IMF’nin açtığı yeni yardım fonuna 5 milyar ABD dolarında yardımı yapacağını belirtmesi de kayda değer gelişmelerdir.(6) Bu gelişmelerle Türkiye IMF’den “yardım alan ülke” konumundan çıkıp, “dünyayı krizden koruyacak ülkeler” arasına girmiş olacaktır.(7) Üstelik yapılacak olan 5 milyar dolarlık yardımın kullanımı için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın IMF’yi aralıklı olarak denetleyecek olmasıyla Türkiye “denetlenen” konumdan “denetleyen” konuma terfi etmekte, bu konum Türkiye’ye “itibar” sağlamaktadır. Türkiye’nin IMF’nin yürütme organı sayılan İcra Direktörleri Kurulu’nda ilk kez yer alacak olması da dünyadaki ekonomik kriz yönetimlerinde daha etkin rol almasına imkân tanıyacaktır.

Türkiye’nin IMF’ye Olan Borcunun Yıllara Göre Değişimi (8)

 

 

Türkiye’nin IMF nezdindeki konumuna ilişkin ortaya çıkan bu tablo iyimser olmakla birlikte yeterli değildir. Türkiye’nin IMF içindeki oy oranı ve kota miktarına bakıldığında, bu kuruluş içindeki etkisinin oldukça zayıf olduğu görülebilmektedir. IMF’deki gücü bu denli etkisiz olan Türkiye’nin, dünya ekonomisi üzerindeki etkisinin artması zordur. 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek isteyen bir ülkenin yapısal ekonomik sorunlarının bulunmaması, cari açık ve enflasyon gibi problemlerinin olmaması gerekmektedir. Türk ekonomisi yapısal anlamda bu nedenle hala güçsüz durumdadır.

Dünya Bankası ve Türkiye

Dünya Bankası Grubu 1945’te IMF ile birlikte kurulduğu için bu iki kuruluşa “Bretton Woods İkizleri” de denmektedir. IMF ve Dünya Bankası yönetim şekli ve organizasyon yapısı bakımından birebir aynıdır. Dünya Bankası’nın temel amacı, gelişmiş ülkelerin mali olanaklarının gelişmekte olan ülkelere (GOÜ) aktarılarak dünya genelinde insanların yaşam kalitelerini artırıp fakirliği azaltmaktır. Dünya Bankası, bu amacını GOÜ’ye sağlamakta olduğu proje ve programlara kredi sağlamak suretiyle gerçekleştirmektedir.

Dünya Bankası Grubu bünyesinde 5 ayrı kurumu ihtiva etmektedir: Dünya Bankası (IBRD), Uluslararası Finansman Kurumu (IFC), Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA), Uluslararası Yatırımları Garanti Kurumu (MIGA) ve Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi (ICSID). Türkiye ağırlıklı olarak iki kurumla, Dünya Bankası (IBRD) ve Uluslararası Finansman Kurumu (IFC) ile temas halindedir ve bu kurumların kredilerini kullanmaktadır.(9) Bütün Dünya Bankası Grubu’nun başkanlığını IBRD Başkanının üstlenmesi dolayısıyla Dünya Bankası ile kastedilen kurum esas olarak IBRD olmaktadır.

Dünya Bankası üyeliği IMF’e üye olan tüm ülkelere açık bulunmaktadır. Ancak IMF üyesi ülkelerin Dünya Bankası’na üyelik zorunluluğu yoktur. Hâlihazırda 188 üyesi bulunan Dünya Bankası’na Türkiye 1947 yılında üye olmuş ve 1950 yılında Banka’dan ilk defa kredi almıştır. Türkiye 1950-2003 yılları arasında proje, sektörel, yapısal destek ve uyum nitelikli 160’tan fazla kredi anlaşmasıyla Dünya Bankası’ndan yaklaşık 21 milyar ABD doları miktarında kredi almıştır. Türkiye 1950-2003 yılları arasındaki süre içinde aynı zamanda Dünya Bankası’ndan en çok kredi sağlayan ülke konumuna gelmiştir. Buna rağmen Türkiye’nin Dünya Bankası’na olan borcunun toplam dış borcuna oranı %4’ten daha azdır ve bu oran da azalma eğilimindedir.(10)

Dünya Bankası sadece az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere kredi desteği sağlamakta ise de Banka’nın hâlihazırda 188 adet üyesi bulunmaktadır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler kredi kullanma ve finansman ihtiyaçlarını gidermek amacıyla üye iken, gelişmiş ülkeler ise Dünya Bankası içindeki oy oranının getirdiği güçle Banka politikalarında etkili olmayı hedeflemektedir. Gelişmiş ülkelerin üye olmak istemesi, Dünya Bankası’nın sağladığı yatırım projelerine sadece Banka’ya üye olan ülkelerin şirketlerinin katılabilmesi kuralı ile de ilgilidir.

Dünya Bankası’nın teşkilat yapısı IMF’nin yapısı ile büyük ölçüde aynıdır. İki kuruluş bünyesindeki kurulların adları, yapıları, görevleri ve çalışma şekilleri de hemen hemen aynıdır. Her sene IMF ve Dünya Bankası Guvernörler Kurulları birlikte toplantı yapmaktadır. İki teşkilat içindeki kurullarda yer alan ülke grupları aynıdır ve oy oranları benzerdir. Dünya Bankası’nda Türkiye’nin içinde bulunduğu oy grubunun 88,924 oyu ve %4.90 oy oranı bulunmaktadır ve temsil başkanı Avusturya ile başkan yardımcısı Belçika’dandır.(11) İki teşkilat arasındaki belirgin farklılık ise IMF Başkanı’nın Avrupalı olması şartına karşılık Dünya Bankası Başkanı’nın ABD’den seçilmesi şartıdır.  

Dünya Bankası’nın asıl hedefi yeniden yapılanma ve kalkınmadır. Yapılanma ve kalkınma hedefi ise sınırsız ve kapsayıcıdır. Bunun anlamı ise, kalkınma sürecinin ilgilendirdiği bütün aktörlerin -hükümetler, banka benzeri kurumlar, sivil toplum ve özel sektör- ihtiyaçlarının tespitinde ve programların uygulanmasında yakın işbirliği içinde çalışması gerektiğidir.(12) Dünya Bankası’nın kredi verme amaçlarını açıklayan bu ifade ayrıca Banka’nın işlevini herhangi bir yatırım projesini finanse etme görevinin ötesine taşımakta, ekonomik, sosyal ve toplumsal yapının dönüştürülmesini esas alan programlara da işaret etmektedir. Dünya Bankası, başlangıçta sadece gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hedeflerine ulaşması için yatırım projelerine kredi sağlamayı amaçlamışken, süreç içinde toplumsal yapıları öngörülen kalkınma modeli çerçevesinde topyekûn değiştirebilecek programlara ilgi duymaya başlamıştır.(13)

Bu bağlamda Dünya Bankası geleneksel proje kredilerinin yanında özellikle 1980 sonrasında “Yapısal ve Sektörel Uyarlanma Kredileri” vererek kalkındırma amacını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Ancak diğer gelişmekte olan ülkeler gibi Türkiye’nin de Banka’dan aldığı kredi ve kaynakların etkin ve ülke yararına uygun şekilde kullanamaması söz konusudur. Bu durumun sebebi kamu yönetiminin eksik değerlendirme ve uygulamalarının yanında kredi anlaşmaları koşulları arasında projelerin yürütülmesi ve proje ile ilgili alınan mal ve hizmetlerin “uluslararası ihale” usulüyle ile tedarik şartının yer almasıdır. Rekabet gücü düşük olan ülkeler için çoğu kez proje ile ilgili mal ve hizmetlerin yurt içinden temini engellenmiş olmakta, bu uygulama temin edilen mal ve hizmetlerin ithal edilmesine yol açmaktadır. Neticede yurt dışından elde edilen finansman yine yurt dışına gitmekte ve sağlanan desteğin ülke ekonomisine faydası oldukça azalmaktadır. 

Bu gibi sorunlar ve yeni finansman kaynaklarının bulunması ya da kullanılabilir olması Türkiye’nin son yıllarda Dünya Bankası kredilerinin toplam borç stoku içindeki oranının azalmasına sebep olmuştur. Ayrıca Dünya Bankası’nın verdiği kredilerin sektörel dağılımına bakılırsa en çok finans sektörü üzerine kredi verdiği görülmektedir. Tüm ülkelerde görülen bu trend Dünya Bankası’nın belirli bir amaca ve sektöre göre kredi verdiğine işaret etmektedir.

Sonuç

Türkiye’nin sahip olduğu iç ve dış borç stoku son yıllarda katlanarak artmış olmasına rağmen Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla içindeki payı %40’ların altında ve birçok Avrupa ülkesine göre iyi durumdadır. Lakin bu borcun büyük oranla yurt dışından temin edilmiş olması döviz kur riskini beraberinde getirmekle birlikte sağlam olmayan ekonomik alt yapı da bu oranları tehdit edebilecek düzeydedir. Türkiye’nin IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlara olan borcunun azalması veya bitiyor olması iyi bir gelişme olarak kaydedilse bile borcun azaltılması veya hiç alınmaması durumu devam ettirilebilmelidir. Yurt içinden ucuza uzun vadeli borçlanabilen, ekonomik ve mali yapısı daha güncel kanunlarla belirlenen ve kısa vadeliden ziyade uzun zamanlı projeler gerçekleştiren bir Türkiye ancak IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlardan kredi almayan bir konuma gelebilir. Bu kuruluşlara fon ve destek sağlanması ve yönetimlerinde daha etkin ve önemli rol oynanması için de daha sağlam bir ekonomik ve mali yapıya sahip bir Türkiye gerekmektedir. Ancak bu şekilde Türkiye, ABD’nin egemen olduğu uluslararası ekonomik ve para düzeninde söz sahibi olmaya başlayabilir.

Gelişmekte olan ülkeler uluslararası para düzeninin korunmasına yardımcı olmak için IMF ve Dünya Bankası gibi düzen koruyucu aktörlere destek vermek istemektedir. Bunun gerçekleşebilmesi için ise bu ülkelerin IMF ve Dünya Bankası’nda oy güçlerinin ve kotalarının artmasına bağlıdır. Türkiye’nin de diğer gelişmekte olan ülkeler gibi IMF’den taleplerinden biri SDR kota artışı sayesinde oy gücünü artırarak Fon yönetiminde daha çok yer almaktır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler böylece Fon’a daha çok para aktarıp Fon’un güçlenmesini sağlamak ve ayrıca yönetimde bulunarak bu paranın yönetimde de etkili olmayı amaçlamaktadır. Bu talepler toplamda IMF’deki ağırlık merkezinin Batılı ülkelerden gelişmekte olan ülkelere bir adım daha kayması anlamına gelmekte ve Doğu’ya kayan bir uluslararası para düzenine kapı aralamaktadır.




Dipnotlar:

1) Karluk, S.R., Uluslararası Ekonomik Mali ve Siyasal Kuruluşlar, (Ankara: Turhan, 1998)
2) Seyidoğlu, H., Uluslararası İktisat. (Onikinci Basım), (İstanbul: Güzem Yayınları, 1998), s.544-588
3) Binay, S., Tarihsel Süreçte Uluslararası Para Fonu (IMF), (Ankara: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2004), s.7
4) Ener, M. ve Siverekli Demircan E., Küreselleşen Dünyada IMF Politikaları ve Türkiye , (Ankara : Roma Yayınları, 2004) s.22
5)“Turkey: Financial Positioning the Fund as of October 31, 2012”,
http://www.imf.org/external/np/fin/tad/exfin2.aspx?memberkey1=980&date1Key=2012-10-31, Erişim: 3 Kasım 2012.
6)“Bakan Çağlayan: IMF'ye 5 milyar dolar borç verdik”,
http://ekonomi.milliyet.com.tr/bakan-caglayan-imf-ye-5-milyar-dolar-borc-verdik
/ekonomi/ekonomidetay/05.07.2012/1563334/default.htm, Erişim: 3 Ekim 2012.
7)“IMF'ye verdiğimiz ilk destek ve kredi notumuz”,
http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?
haberno=1307359 , Erişim: 3 Ekim 2012.

8) “Uluslararası Para Fonu’na Olan Borç Stoku (Milyar SDR)”,
http://www.hazine.gov.tr/irj/go/km/docs/documents/Hazine%20Web/
Istatistikler/Borc_Gostergeleri_ Sunumu/borc_gostergeleri.pdf, Erişim: 3 Ekim 2012.

9)“Governing Structure of the World Bank”, http://web.worldbank.org/WBSITE/EXTERNAL/TOPICS/CSO/0,,contentMDK:
20094705~menuPK:220464~pagePK:220503~piPK:220476~theSitePK:228717,00.html, Erişim: 3 Kasım 2012

10) Evgin, Tülay, Dünden Bugüne Dış Borçlarımız, (Ankara: Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Araştırma ve İnceleme Dizisi No:26, 2000), s.97.
11) “Voting Power of Executive Directors”,
http://siteresources.worldbank.org/BODINT/Resources/278027-1215524804501/IBRDEDsVotingTable.pdf, Erişim: 3 Ekim 2012
12) Öztürk İlhan, Sosyal Bilimler Dergisi, 3(1), Haziran 2006, http://mpra.ub.uni-muenchen.de/335/, s.17
13) Kaya, Safiye, Sayıştay Dergisi-46-47, http://dergi.sayistay.gov.tr/Default_4_Yazdir.asp?id=342, s.17.

Back to Top